Yazılar/Haberler

Gizli örgütler ve boş senaryolar

Dünya gizli örgütler tarafından değil, ordusu ve hazinesi güçlü devletler tarafından yönetilmektedir. Devlet cihan kavgasıdır. Ordusu ve hazinesi güçlü olan devletler dünyayı yönetmeye çalışırken bir takım gizli işler çevirebilirler. Bu durum dünyayı gizli ellerin yönettiği anlamına gelmez.

Çok büyük sermayeye sahip olan çok büyük şirketlerin de dünyanın yönetiminde etkili olduğu doğrudur ancak bu da gizli saklı bir konu değildir.

Eğer kafayı gizli örgütlere takar da bunlarla ilgili boş senaryolara sardırırsanız, paranın dünyayı nasıl yönettiğini kaçırırsınız.

Hepsi gözünüzün önünde olup bitiyor.

Freud çürütüldü geyiği :)

Evrim teorisine benzer biçimde, günümüz dünyasında “çürütüldüğü” zannedilen bir başka fikirler dizisi de Freud’un bize anlattıklarıdır. 

Freud’un bize anlattığı anne baba çocuk üçgeni, oedipus kompleksi ve benzeri konular zaman içerisinde başka bilim insanları, psikologlar felsefeciler ve düşünürler tarafından geliştirilmiştir. Bugün de bu fikirler ve teoriler hala işlevini sürdürmekte, ruh sağlığı çalışmalarında kullanılmaktadır. “Freud da zaten çürütüldü” gibi ifadeler bir miktar cahillikten, çok miktar da siyasi manipülasyon amacından kaynaklanmaktadır. 

Türkiye için geçerli olan bu yazdıklarım, bir tür büyük Türkiye olan ABD için de geçerlidir.

Batılılaşma

Bugün bizim adına batılılaşma dediğimiz şey, Avrupa’nın yüzyıllardır kendi toplumlarını daha ileriye taşıma çabalarının bizdeki adıdır. Batılılaşma lafı bir yanıltmacadır. 

Türkiye’de son 200 yılın gündemini oluşturan çabalardan biri olan “batılılaşma”, batı diye tabir edilen Avrupa toplumlarının kendilerine yapmak istedikleri şeydir. 

Yaklaşık 1700 yıldır Avrupa’nın merkezi olarak işlev görmüş olan İstanbul’un ve onun etrafında oluşmuş bir Türkiye’nin bu yolda olması doğal bir sonuçtur. 

Geriye doğru ortalama 150 yıllık bir süreç incelendiği zaman bu hedeften sapılmadığı görüleceği gibi, gelecekte de sapılmayacağı söylenebilir.

Batıl inanç üzerine kısa bir not

Batıl inanç, insanı mıknatıs gibi çeker, yakalanması çok kolaydır. Örneğin bir hastane ziyareti sırasında bir hastaya iğne yapıldığını gören biri eve dönünce hastalara iğne batırma şeklinde bir tedavi yöntemi olduğunu zannederek başı ağrıdığında kendine dikiş iğnesi batırabilir.

Teknik açıdan bakarsak, hastaya iğne yapıldığı sırada ne olup bittiğini anlamayan bu insan için enjeksiyon nesnesi bir kutsallık kazanmıştır. Üstelik de bu görüş bir gözlem sonucu elde edilmiştir. Hayatta bir sürü boş şeye de böyle inanılıyor.

Hastaya iğne yapıldığını gören kişi nasıl ki onu herhangi bir iğne zannedebilirse, kristal küreye bakıp geleceği söyleyen birini görünce de aynı muameleyi yapar. 

O kişi; doktor, iğne, ilaç, ilacın bedene enjekte edilmesi ilişkisini nasıl kuramadıysa aynı şekilde kristal küreyi de gelecekten haber veren bir cihaz zanneder.

Eski Mısır rahiplerine uzaktan bakan halk da onların bir heykel önünde yaptıkları faaliyeti tapınma zannetmişti. Batıl inançların çoğu böyle gelişir.

2017’ye yaklaşırken yepyeni çalışma programları

Öncelikle, geçtiğimiz haftadan itibaren instagram’da gördüğünüz “aşk astrolojisi” ve “iş astrolojisi” tanıtımlarına gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim.

Konudan haberdar olmayan arkadaşlarım doğal olarak bu yeni çalışmaya neden ihtiyaç duyulduğunu sordular. Ben de şimdi bunu izah etmeye çalışacağım.

2007 yılından beri kurumsal eğitim ve bireysel danışmanlık sektöründeyim. On yıldır daima zamana en uygun, en güncel eğitimleri ve danışmanlık hizmetlerini sundum. Bunları güncel ve verimli tutmak için de gereken yenilikleri yapmaktan hiçbir zaman çekinmedim.

2016 yılında geldiğimiz noktada tekrar bir yenilik yapma gereği duydum. Zaten bütün bir yıl boyunca gerek kurumsal gerekse bireysel müşterilerimden bu yönde talepler geldi. Elbette bunları görmezden gelemezdim.

Yıllardır dar bir çevrede yaptığım çalışmalardan bazılarını kamuya açmam gerektiği yönündeki genel isteğin artması sonucu, 2017’ye girerken bu değişikliği hayata geçirmek kaçınılmaz hale geldi. Bu nedenle bu özelleştirilmiş astroloji paketlerini hazırladım. Geçen hafta da uygulaması başladı. Bu çalışmalar aslen 2009’dan beri kapalı kapılar ardında sürmekteydi. Yedi yıldır Türkiye’nin önde gelen isimlerine profesyonel astroloji hizmeti veriyordum. Ancak gerek konunun gerektirdiği gizlilik gerekse çalıştığım isimler nedeniyle bu konuda kamuya açık hiçbir yayın yapmadım.

Gelişen Türkiye’nin değişen ihtiyaçlarını ben de herkes gibi görmek ve topluma götürdüğüm hizmeti buna bağlı olarak yenilemek zorundayım. Her kurum ve her şahıs bunu yapmaya mecburdur. Dolayısıyla talepleri dinledim ve gereken kararı verdim.

Son yıllarda devam eden “kurumsal sosyal medya eğitimi”, “yaşamda kaygıyı azaltmak” ve benzeri eğitimlerle beraber bireysel koçluk çalışmalarım da sürüyor. Elbette bunlara 2017’de yenileri de eklenecek. Hatta “anlatsal sanatlar” adlı internet tasarım ve içerik hizmetleri yapılanması da çalışmasını sürdürüyor (her ne kadar sosyal medyaya yansıtmıyor olsam da). Ancak ülkemizde yaşanan gelişmeler, özellikle de son bir buçuk yılın ortaya çıkardığı yeni tablo, gelişen Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun hizmet değişiklikleri gerektiriyordu. Bu değişiklikleri yapmak da yaşadığı ülkeyi seven herkesin boynunun borcudur.

Herkese şimdiden mutlu ve sağlıklı bir 2017 dilerim.

Bilimsel yöntem kullanılırken yapılan hatalar

Bugün kullandığımız teknolojiyi bilimsel yönteme borçluyuz, bu yüzden de bilimsel yöntemi küçümsemek doğru bir iş değil. Ancak bilimsel yöntem kullanılırken yapılan hatalar yüzünden çok sayıda yanlış anlaşılma sorunu yaşıyoruz. Bazı bilgilere de bu yüzden ulaşamıyoruz.

Örneğin bilimsel araştırmalarda üçüncü değişken kavramı yeteri kadar anlatılıp öğretilmezse ortaya yararsız çalışmalar çıkıyor.

Nedir üçüncü değişken, buna bakalım. Diyelim ki yolda gitmekte olan bir bisikletin nasıl durabildiğine dair bilimsel araştırma yapıyoruz. Bu araştırma sonucu bulacağımız ilk şey “freni olan bisikletler durur, freni olmayan bisikletler durmaz” bilgisi olacaktır. Araştırmamızı biraz daha ilerletirsek, karşımıza “freni olan her bisiklet durmaz” bilgisi çıkar. Eğer biz araştırmamızı bu noktada sonlandırırsak, “bisikletin durması frenle alakalı değildir” sonucuna varırız. Oysa burda freni harekete geçiren faktörleri araştırarak ihtiyacımız olan üçüncü değişkeni bulabiliriz. Örneğin, bisikleti durdurmak amacıyla kullanılan freni bisikleti süren kişinin kullanması gerektiği bilgisi. O zaman anlarız ki, bisikleti durduran şey frendir ama o freni birinin harekete geçirmesi gerekiyor. Bazı bisikletler freni harekete geçirecek kişi bunu yapamadığı için duramıyor. Sonra da doğru olan freni kullanacak kişinin bunu niye yapamadığını araştırmaktır.

İşte bilimsel yöntemi kullanması gereken bilim insanlarının sıklıkla hataya düştüğü yer burasıdır. Çoğu bilim insanı gerek eksik eğitimleri gerekse sabırsızlıkları yüzünden bilimsel yöntemi uygulamayı erken safhalarda durdurlar.

Örneğin, yetiştirdiği bitkilerle konuşarak onların daha sağlıklı büyümelerini sağladığını iddia eden biri olsun. Botanik bilimiyle uğraşan bir bilim insanı da bu konuyu araştırıp anlamaya çalışsın. Eğer bu kişi bu olayı öğrendiğinde “böyle şey olmaz” derse bilimsel yöntem kullanılmamış olur. Eğer bu kişi bu olayı denemek için kendisi bitkilerle konuşmaya çalışıp sonuç alamazsa, bilimsel yöntemi yine erken safhada elden bırakmış olacaktır. Bu durum, yukarıda bisiklet örneğinde bahsettiğim “bisikletlerin durması frene bağlı değildir” sonucunu çıkarmaya benzer. Sonunda ne olur? Bu olay bilimsel değildir diyerek kestirip atılır, bizler de bundan faydalanamayız.

Sorun bilimsel yöntemde değil, bunu kullanmayı beceremeyenlerde. Bilimsel alanda bu ve buna benzer çok hata yapılmaktadır. Çözümü ise bilim insanı eğitimindeki hassasiyeti artırmakta.

Kalıpdışı düşünmek

Yaratıcılık, inovasyon ve liderlik içiçe konulardır. Bunu anlamış olarak doğmuş ya da sonradan öğrenip içselleştirmiş insanlara baktığımızda, yaptıkları iş her ne olursa olsun o işi iyi yaptıklarını hatta diğerlerinden açık arayla daha iyi yaptıklarını görürüz. Bu insanlar bir şey anlamıştır ve o anladıkları şey onları diğerlerinden açık arayla daha iyi yapar.

Onların anladığı şey, yaptıkları işle ilgili değildir. Anlamaları gereken şeyin işle ilgili olmadığını anlamışlardır. Zaten bu yüzden çok iyi bir mühendis kibrit kutusundan tutun da uzay gemisine kadar çok geniş bir yelpazede mühendislik yapabilir.

Kendilerine işin sırrı nerde diye sorsanız ya size cevap veremezler ya da bildik sıradan şeyler söyleyebilirler; çalışkanlık, konsantrasyon gibi. Ancak bunlar esas sebep değildir. Esas sebep kalıplardan kurtulmuş olmalarıdır. Kalıp dışı düşünürler. Bu insanlar gemileri karadan yürütür. En kritik anlardaki o en doğru kararları çoğu kez sıradışı, beklenmediktir.

Yaratıcılık, inovasyon ve liderlik alanında öğrenilmesi gereken şey, kalıpdışı düşüncedir. Kalıpdışı düşünce ise anlatılarak değil, hissettirilerek öğretilir.

Tutumlu Olmak

Tutumlu olmak kavramını para üzerinden düşünüp kabul ya da red etmek kolay. Bu kavramı bir de bir cerrah olarak düşünün. Bedeninizin bir yerini kesip bir şeyler almak ya da değiştirmek zorunda olan bir cerrahın tutumlu davranıp davranmaması, kaç santim kestiği, dikerken ne yaptığı gibi.

Bu arada Türkiye’deyiz diye ekstra yazmak zorundayım: Ben şimdi bu örneği verdim diye cerrahın malzemeden çalmasına gidecek aklınız, kastettiğim o değil. Kastettiğim cerrahın sizi keserken gerektiği kadar kesmesi. Vücudunuza vereceği zarar konusunda tutumlu davranması. Müteahhitin malzemeden çalması gibi değil yani.

(facebook notlarından)

Farkındalık ne demek?

Felsefe Taşı’ndaki yeni yazım: Farkındalık ne demek?

http://www.felsefetasi.org/farkindalik-ne-demek/

Erdoğan’ın danışmanları

(Aynı tarihli facebook notu)

Erdoğan bugün yine bomba açıklamalarla gündeme geldi. Açıklamalarıyla ilgili tepkileri okuduğumda yine bir yanlış anlama durumu gözledim. Bunu kendimce açıklamak isterim.

2013 yılında özel olarak yapılmış haberlerle, Erdoğan’ın danışmanlarını dinlemediği yönünde bir algı operasyonu başarıyla gerçekleştirildi. Bu operasyona ihtiyaç vardı çünkü Erdoğan’ın bilinçli biçimde oluşturulmuş ‘kabadayı’ imajı zedeleniyordu. Bu imajı tamir edecek haberler yapıldı ve çok etkili oldu.

Yani aslen Erdoğan’ın danışmanlarını dinlemediği bilgisi yanlış olduğu gibi, kendisinin danışman sayısı hem tahmin edeceğinizden fazla hem de medyada danışman olarak görünen Yiğit Bulut gibi karakterlerden oluşmuyor. Yiğit Bulut adlı danışman karakterinin medyada ön plana çıkarılmasının nedeni az önce bahsettiğim zedelenmiş kabadayı imajını tamir etmenin bir parçasıydı.

Erdoğan’ın danışman ordusu Yiğit Bulut gibi bilgisiz insanlardan oluşmuyor. Tam tersine ciddi stratejik planlama yapabilen, iletişim stratejisi oluşturabilen, Erdoğan’ın tepki gören bütün sözlerini kelime kelime üreten bir danışman ordusu var.

Erdoğan’ın tepki çekmek için özel olarak sarfettiği sözlere tepki gösterirken bunları hatırda tutmakta fayda var.