İlginç gelişmelere ve tartışmalara tanık olmayı sürdürüyoruz. CHP, alışılmış söylemlerin dışında hareket etmeye başladı.
14 Haziran’da gündemi değerlendirirken şöyle yazmıştım:
Önceki yazımda Fethullah Gülen’in 1980-2010 arası antitez sürecinin bir aktörü olduğunu yazmıştım. Gülen’in yukarıdaki sözlerinden sonra şunu anlıyoruz; 2010 itibariyla sadece aktörler değil, aktörlerin söylemleri de değişiyor ve değişmeye de devam edecek. Bunu Taraf gazetesinin tavrından da anlayabilirsiniz. Sayın Doğu Ergil’in konuşmalarına ve yazılarına bakarsanız bu da bu konuda iyi bir örnek olabilir.
Şimdi de yine aktörlerin söylem değişikliği olarak CHP’nin ordu mensuplarını yargıya taşıdığını görüyoruz. AKP ise önceki dönemin aktörü olduğu için bu konuda ne yapması gerektiğini bilmiyor. Kılıçdaroğlu’nun “Erdoğan ile Büyükanıt işbirliği yaptı” iddiasına AKP’nin tepkisi “buna ölüler bile güler” oldu ancak cevap yok. Ya cevabı verilemiyor ya da şaşkınlıktan ne yapılacağı bilinemiyor.
Ve CHP konuyu yargıya taşıyor. Hem anayasanın 35. maddesinin (TSK’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevi) değiştirilmesini meclis gündemine getiriyor, hem de Büyükanıt’la Erdoğan’ın Dolmabahçe buluşmasını yargıya götürüyor.
Buraya kadar yazdıklarım gündemin takibi ve devamı ile ilgiliydi. Şimdi gelelim başlık konusuna. Anayasa değişiklik paketi için demiştim ki, demokrasilerin amacı iktidarları kısıtlamaktır ancak bu değişiklik paketi iktidarın önünü açıyor o nedenle demokrasi açısından ileriye doğru değil de geriye doğru atılan bir adımdır. O nedenle de hayır. Yetmez ama evet değil, yanlış o nedenle hayır. Eksik değil, yanlış.
Bu konuyu tartıştığımızda değişiklik paketini savunanlar diyor ki, iktidar kim? Halkın iktidara taşıdığı parti yürütmeyi yapamıyor, icraatları hukuk engeline takılıyor diyorlar. Bu argüman zaten kendi içinde yanlış, hukuğa aykırı davranamıyorum, hukuk buna engel oluyor gibi bir şey hukuk devletinde telaffuz edilemez. Ancak ben daha vahim bir anlayış hatasına işaret etmek istiyorum.
AKP’nin icraatlarına engel olduğu söylenen kurum Anayasa Mahkemesi ve HSYK değil mi? Peki bu kurumlar oturdukları yerden bir iktidar partisinin icraatına müdahelede mi bulunuyor? Hayır. Muhalefet partisi bu kurumlara başvuruda bulunduktan sonra bu kurumlar kararlarla ilgili incelemelerde bulunup daha sonra bu icraatların hukuğa uygun olup olmadığına karar veriyorlar.
Peki bu konuları yargıya taşıyan kim? Çoğunlukla CHP. İşte şimdi Türkiye’de yaşanan son dönemin en büyük algı bozukluklarından birine geliyoruz. CHP meclise atanarak mı geldi? Hayır, seçilerek geldi. Meclise seçilerek girmiş bir parti ve onun milletvekillerinden bahsediyoruz. Sonra deniyor ki CHP birçok konuyu yargıya taşıyor yargı da AKP’ye engel oluyor. Olur tabi çünkü parlamenter demokraside yaşıyoruz. İktidar partisi padişah değildir.
AKP son genel seçimlerde geçerli oyların %47’sini alarak gelmedi mi iktidara? Yani halkın %53′ü oyunu AKP’ye vermedi doğru mu? O zaman muhalefet partileri (ki seçim sistemi zaten çarpık, %10 baraj mı olur parlamenter demokraside?) kendilerine verilen oyun gereğini yerine getirebilmek için bir takım çalışmalar yapmaya mecburlar. Diğer türlü bu sistemin adına demokrasi diyemeyiz, parlamenter sistem hiç diyemeyiz.
Parlamenter demokrasilerde iktidar meclislerindir, belli bir siyasi partinin değildir. O nedenle bir meclisten karar olarak ne çıkarsa, o meclis topluca nasıl faaliyetlerde bulunursa bir ülkenin nasıl yönetileceğine bu biçimde karar verilir. CHP meclisten çıkan kararları yargıya götürüyor, yargı da bunları hukuğa uygun bulmayarak engelliyor diyerek bundan şikayetçi olmak, “neden hala parlamenter demokrasiyi sürdürüyoruz ki, tek parti iktidarı ve diktatörlük bize daha uygundur” demekle aynı şeydir. Sen demokrasi taraftarıyım diye geçiniyorsun sonra da halkın yarısından fazlasının görüşlerini temsil eden meclisi beğenmiyorsun.
Bugün Türkiye’de yaşanan algı sorunu budur. CHP’ye atanmış muamelesi yapılıyor oysa CHP halk tarafından seçilerek meclise yollanmıştır. Ben mi bir şeyleri kaçırıyorum?


Son yorumlar