Osman S Börütecene

alemlerin aslı hayaldir

Zannedişler 2 : Yaratıcılık ve kurumsallık üzerine yalanlar

29 Nisan 2008 Salı 23:55, Osman Seyit Börütecene

Serinin ilk yazısı için: Zannedişler 1.

Zannedişlere dair örneklere hızlıca devam etmek istiyorum. Bundan oniki yıl kadar önce çiçeği burnunda bir reklam yazarıyken reklamcılık ve yaratıcılığa dair acı gerçeklerle karşılaşmıştım. Reklamcılık şüphesiz yaratıcılık gerektiren bir meslek ancak bir diğer yanda yaratıcılıktan daha önemli olan ve bunun tam tersi olan bir şey daha var: Bir ürünün, bir hizmetin ya da bir kurumun mutlaka diğerlerine benzemek zorunda olması.

Günlük yaşamlarımızda zannederiz ki büyük şirketler satışlarını ve işleyişlerini yaratıcılık üzerine kurarlar ve bu sayede büyük kârlar lede ederler. Oysa birçok başarılı şirketin en büyük kazancı ortalama olabilmekten, standart algıya uyabilmekten ve herkese en çok benzeyen olabilmekten geçer.

Yeni bir bankanın, yeni bir makarnanın, yeni bir otomobilin insanlara güven verebilmesinin en kestirme yolu kendinden öncekilere benzeyebilmektir. Çok yeni bir şey olmadıklarını anlatabilmelidir.

Bu konuda internet işe 1-0 yenik başlamıştır çünkü herkese çok yeni çok acayip bir şey olarak tanıtılmıştır. Oysa internet böyle değil de bir nevi elektronik gazete ve elektronik posta olarak tanıtılsaydı bugün internet karşısında daha az insan acı çekiyor olacaktı. Burada acıdan bahsederken yabancılık duygusundan, ben bilmiyorum, ben yapamıyorum duygusundan bahsediyorum.

Bir öncekine benzememek konusunda bir örnek de ixir olarak gösterilebilir. İxir bir internet servis sağlayıcısıydı ve diğer servis sağlayıcılarından çok farklı görünüyordu. Muhteşem bir reklam kampanyası vardı. Kendini her yerde tanıtmaktan çekinmiyordu, muazzam bir reklam bütçesine sahipti. Ve iflas ettiğinde onu tanımayan yoktu. Ayrıca ixir’in reklam kampanyalarının başlı başına yaratıcılık denemeleriyle dolu olduğunu bilmem hatırlatmama gerek var mı?

Kendi yaşamlarımıza dair bir yaratıcılıktan bahsetmiyorum burada. Ben bunları anlatırken aman ha siz böyle zannediyor olmayın. Benim bahsettiğim büyük ticari başarıların ardında yaratıcılık yattığını zannetmek.

Buradan hızlıca kurumsallık kavramıyla ilgili zannedişlere geçmek istiyorum. Bir şirketin kurumsallaşması; yapılan işlerin, makamların, ünvanların, pozisyonların kişilere bağımlı olmaması demektir. Yani; kurumsallaşmış bir şirkette bilmemkim bey hastalanır da bir gün işe gelemezse onun işleri yarım kalmaz. Kurumsallaşmanın en üst düzey göstergesi budur. Şirketin en üst düzey yöneticisi aniden ortadan kaybolursa (istifa eder ya da ölürse mesela), işler 24 saat içinde hiçbir şey olmamış gibi devam etmelidir. Yani kurumsallaşma kuramı budur.

Ancak kurumsallaşma da kapitalizm gibi, feminizm gibi, sosyalizm gibi, komünizm gibi bir idealdir ve asla gerçekleşemez. İlginçtir, kurumsallaşma kavramının en iyi anlaşıldığı ve en çok hayata geçirilebildiği yer Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Genelkurmay Başkanı şu anda hayatını kaybetse TSK’nın işleyişinde hiç ama hiç bir şey değişmez. Aynısı generalinden erine kadar tüm rütbelerdeki TSK görevlileri için geçerlidir. Bir de askerlikte mantık yoktur derler ama TSK birçok dev uluslararası şirketten çok daha mantıklı bir organizasyondur. Ayrıca bence süreç yönetiminde dünyada bir numaradır.

Çok kurumsal olması gerektiğini zannettiğimiz Intel’de, reklam kampanyalarına dair ince detaylarda bile son kararı şirketin CEO’ları ve patronları veriyordu. Yaşları yetmiş civarında iki üç amcadan bahsediyoruz. Intel’den bahsediyoruz. Bütün çokuluslu dev şirketleri bugün gelinen nokta bundan farklı değildir. Kurumsallaşma sadece bir zannedişten ibarettir. Günlük yaşamda işler öyle yürümez. Bunu yürütebilmek elbette bir başarıdır. Ancak hayata geçirilememiş olması yine her zaman olmayacağını zannetmek nedeniyledir. Bu zannedişin ardı arkası kesilmeyeceğinden hayata geçirilmez. Çünkü farklı insanların aynı işleri aynı kalitede yapamayacakları zannedilir. Bu elbette bazı işler için doğru olmayabilir ama birçok iş için geçerlidir.

Peki neden bu dev şirketler hala başarıyla ayakta duruyor? Çünkü bir şirketin yaşamını sürdürmesi için kurumsallaşması gerektiği fikri de bir zannedişten ibarettir. Ticarette başarılı olmak kurumsallaşmayı gerektirmez. Patron ya da aile şirketlerinin durumuna bakın. Üç beş istisna dışında hepsi ayaktadır, işler yolunda gitmektedir. Böyle bir durumda farklı bir yapının var olması gerektiğini zannederek bunun üzerine inşa edilmiş zannedişlerle “bu aslında böyle başarılı olmamalıydı çünkü şöyleyken şöyle” gibi konuşulur işletme ve ekonomi dergilerinde. Ama sonuçlar değişmez. Kurumsallaşmanın hem kavram olarak kendisi hem de mutlaka gerekli olduğu inancı bir zannedişten ibarettir.

İlerleyen günlerde zannedişleri incelemeyi sürdüreceğiz.

'Zannedişler 2 : Yaratıcılık ve kurumsallık üzerine yalanlar' başlıklı yazıya 10 yorum yapılmış.

  1. Ahkam Kuşu diyor ki:

    Sanırım nereden başlayacağımı bilemediğim için yorumumum parça parça olacak. Şimdiden özür dilerim.

    ilk söz olarak şunu söyleyeyim, kurumsallaşma bir zannediş değildir. Hele “kurumsallaşmış bir şirkette bilmemkim bey hastalanır da bir gün işe gelemezse onun işleri yarım kalmaz. Kurumsallaşmanın en üst düzey göstergesi budur” şeklinde, ne temel düzeyde ne de en üst düzeyde anlatılacak birşey hiç değildir. Kurumsallaşma bundan çok daha fazlasıdır. Bir kültürdür. Şirketin en tepe yöneticisinden, logosundaki her bir çizgiye, son tüketiciye ulaştığı elemanından, basına gönderdiği bültenin giriş cümlesine kadar bütünlük arz eden ve yazık ki bu yorum kutusuna sığmayacak kadar geniş olgudur.

    Kurumsallaşma bir ideal olarak kalmamıştır ve belki de tüm zamanların en çok uygulanabilir yönetim modellerinden biridir. Bugün dünyanın adını bir çırpıda sayabildiğimiz büyük firmalarının hemen hepsi kurumsaldır. Coca-Cola, Mercedes, McDonalds, Pepsi vs gibi yüzlerce örneği verilecek firmalar kurumsallaşmayı pekala yakalamışlardır.

    “Çünkü bir şirketin yaşamını sürdürmesi için kurumsallaşması gerektiği fikri de bir zannedişten ibarettir. Ticarette başarılı olmak kurumsallaşmayı gerektirmez. Patron ya da aile şirketlerinin durumuna bakın” kısmına gelir isem de, burada da yanıldığınızı düşünüyorum. Kastettiğiniz başarı nedir? Evet, kurumsallaşmadan belli ölçekli bir başarı elbette yakalayabilirsiniz. Ama bir Coca-Cola asla olamazsınız. Ayrıca aile şirketleri kurumsal olmaz diye bir kural yoktur. Ülkemizde Sabancı ve Koç Ailesi örnekleri kurumsallaşma adına optimum düzeyde oldukça başarılı ve parmakla gösterilecek örneklerdir.

    Ekonomi dergilerinin olaya nasıl yaklaştığını bilmiyorum. Ama bildiğim birşey var ki, zaten kurumsallaşma salt ekonomi bağlamında ele alınamayacak kadar multidisipliner bir oluşumdur.

    Söylemek istediğim şu ki, kurumsallaşma bugün dünyada uygulanabilir olan, uygulanan bir şirket kültürü olgusudur. Evet uygulayan sayısı, uygulamayan sayısından azdır. Fakat bu kurumsallaşma gerçeğini gölgelememektedir.

  2. nergis diyor ki:

    tam konunun üstündeydim.sorularım vardı.
    aklımda bu konuyla ilgili bi çok şüpe kalktı.cevap bulldum.
    önemli bir yazı.
    teşekkürler:)

  3. nergis diyor ki:

    bu konuda Mvi Jeans güçlü bir çıkış yapıp, Türkiyeden tüm dünyaya yayılmıştır.
    bu geldi aklıma.dört dörtlük değiller ama başardılar.

  4. Osman Seyit Börütecene diyor ki:

    @ahkam kuşu: kurumsal kimlik gibi reklam ve pazarlama sektörünü ilgilendiren bir kavramın uygulanmasına dair fazla diyeceğim yok. ama kurumsallaşma kavramı bundan ibaret değil ve aslen tanımı tam da benim ifade ettiğim gibidir. kurumun işleyişinin kişilerden bağımsız olması anlamına gelir. ve biz bunun takır takır işleyebilecek analitik ve mekanik bir doktrin olduğunu zannederiz. oysa yaşam bu derece analitik zekayla işlemez. hayatın analitik zekaya çoğu kez uymadığını da ayrı bir yazıda ele alacağım ve orada bu kurumsallaşma konusuna yeniden değineceğim.

  5. Osman Seyit Börütecene diyor ki:

    @nergis: mavi jeans, yani erak giyim a.ş. 80′ler boyunca levi’s başta olmak üzere mustang gibi avrupa ve amerikan markalarına kot pantolon üreten firmanın ta kendisi. konuya analitik yaklaşırsak erak’ın hiçbir zaman kendi markasını oluşturmaması ve var olan markalara hizmet etmeyi sürdürmesi gerekirdi. :)

  6. Ahkam Kuşu diyor ki:

    @Osman Börütecene

    Kurumsal kimlik de kurumsallaşmanın ayrılmaz bir parçasıdır.

    “Kurumsallaşma, kurumun işleyişinin kişilerden bağımsız olması anlamına gelir” tanımı bir ölçüde doğrudur ancak. Bu tanıma firmanın müşteriye ve tüketicisine vaad ettiklerini, değerlerini de eklemek gerekir. Kurumsallaşmayı sadece “onun yerine bu geçse de işler yürür” şeklinde sınırlamak doğru olmaz.

    Benim yazınızla ilgili esas takıldığım nokta, “dünyada kurumsallaşmış bir firma olmadığı ve bunun bir zannediş olduğu” yönündeki saptamanız.

    Dünyada, bu kavramın hayata geçirmiş, kurumsallaşmış yüzlerce firma saymak mümkündür. “Kurumsallaşma başarıyı getirmez” demiş olsanız elbette bu sizin kendi fikriniz olurdu, ama kurumsallaşma aslında bir zannediştir ve uygulanamaz dediğiniz için ben yorum yapma ihtiyacını hissettim. Çünkü siz benim hergün insanlara anlattığım ve hayata geçirilebilmesi için çaba sarfettiğim bir şeye ilüzyon muamelesi yapmışsınız.

    Osman Bey, inanın bana. Kurumsallaşma diye bir kavram vardır, uygulanabilirdir ve bir önceki yorumda sözünü ettiğim şirketler çapında bir başarı hedefleniyorsa zaruridir.

  7. Ahkam Kuşu diyor ki:

    @Osman Börütecene;

    Zamanında başka markalara kot üreten bir firmanın, zamanı geldiğinde kendi markasını yaratmasının analitik düşünceye neden aykırı olduğunu anlamakta da zorluk çektim. Orada neyi kastediyorsunuz?…

  8. Osman Seyit Börütecene diyor ki:

    @ahkam kuşu: mavi jeans’in batıda bu kadar başarılı olmasının altında yatan nedenlerden biri (clinton’ın kızı bile mavi jeans giyiyor şu anda) erak giyim a.ş. ye ürünlerini ürettiren yabancı firmaların bir gün bunun gerçekleşeceğine ihtimal vermemeleridir. ve bu ihtimal vermemek bir zannediş, bir iyimserliktir. ilk yazıda bahsettiğim türde bir iyimserliktir.

  9. Ahkam Kuşu diyor ki:

    @ Osman Börültecene:

    Öyleyse kurumsallaşmış, cesur, gerekli marka ve pazarlama iletişimi yatırımını yapan firmaların başarılı olamayacağı düşüncesinin bir zannedişten ibaret olduğu konusunda hem fikiriz.

  10. Osman Seyit Börütecene diyor ki:

    @ahkam kuşu: zannedişler gibi bir alana girip orada yetkin sözler söyleme iddiasında biri olarak kendi zannedişlerimi de hesaba katıyorum. bu doğrultuda elbette hemfikir olabiliriz. yani zannedişler diye bir başlık açıp bu konuyu irdeleyen yazılar yazıyor olmam benim her şeyi olduğu gibi gördüğüm anlamına gelmiyor. ve işin bu kısmı da doğal olarak çok çok önemli.

    ben yine yorumlarınız için teşekkür edeyim :) umarım yazılarıma ve yorum yapmaya daima zaman ayırırsınız.

Siz de fikrinizi belirtin

Merhaba!

osman

Site İçi Arama

Sayfalar

Arşiv

RSS

Site Map

Sosyal Mevzular

Standartlar