Yaz mevsiminde aşk tavsiyeleri
Günlerdir hem Goddess Artemis‘in hem de benim gözlerimize takılan bir şey var. Özellikle belli bir yaşın altındaki genç blog yazarlarının akılları aşkla biraz karışmış durumda. Ben belli bir yaşın üstündekilerin de aşkla akıllarının karıştığından eminim ama bence onların eli yazmaya gitmiyor, tek fark bu.

Bu konuyu dar bir zamana sığdırmaya çabalamak faydasız olur ama ben yine de bir şok terapi görevi görmesi açısından bazı gerçeklerin altını çizmek isterim.
Şunu unutmamak gerekir ki adına duygu dediğimiz birçok konuda olduğu gibi aşk da duygu zannedilen bir düşüncedir. Yani midenize ağrılar girmesi ya da kelebekler uçuşması aşkı bir duygu yapmaya yetmez.

Dünyanın en özel insanı olduğunu düşündüğünüz kişi hakkındaki tanımınızı düzeltin: O sizin için en özel olan insan, dünya için değil. Böyle bir şeyi neden söylüyorum? İnsanoğlu maalesef duygu ve düşüncelerinde kusursuz değildir. Acıktığımız zaman yemeğe saldırdığımız gibi değerli gördüğümüz, ihtiyaç duyduğumuz herhangi bir şeye de saldırırız. Bu saldırı sırasında yemeğin lezzeti ve görünümü - hele de birkaç kaşık yedikten ve azıcık doyduktan sonra - iyiden iyiye önem kazanmaya başlar. İşte tam bu noktada yemeğimizin dışarıdan nasıl göründüğüne önem veririz. Yiyeceğiniz şeyin dışarıdan nasıl göründüğüne önem verdiğiniz an o artık bir üründür. Aşk konusunda bu tüketim alışkanlığına kanmamalısınız.
Şu en özel olma meselesine bir ek: Birlikte olduğunuz ve ruh ikiziniz olduğunu düşündüğünüz kişi, kendisi hakkında benzer şeyler hissedebileceğiniz onbinlerce kişiden biridir. Onu tek kılan, o sırada yanınızda olması ve kanlı canlı süren birlikteliğinizdir. Bu ilişki, sizin ilişkiniz olduğu için önemlidir. Önemli olması için başka sebepler aramaya gerek yoktur.
Yine aynı nedenden ötürü sevdiğiniz kişiden ayrıldığınızda veya o sizinle birlikte olmak istemediğinde bu, dünyanın sonu gelmiş demek değildir.
Varlığınız sizden başka kimseye bağlı değil. İnsan sevdikleri yanında olmayınca kendini yarım hisseder ama bu bir duygudan ve düşünceden ibarettir. Hala hayatta ve güvende olduğunuzu ve eksik olmadığınızı unutmayın.
Gidenin arkasından üzülmemek bir erdem değildir. Sevdiğiniz biriyle ilişkinizin sona ermesi karşısında göz yaşı dökmek kadar doğal bir şey olmaz. Burada doğru olmayan şey hayatınızı bu üzüntü üzerine kurmaktır.
Aşk hakkında insanoğlunun kafasını karıştıran ve mutluluğu sorun haline getiren yaklaşımlardan biri bu konuya bir kayıp / kazanç gözlüğü ile bakmak, bu konuyu bir başarı / başarısızlık çerçevesinde değerlendirmektir. Oysa aşk, birliktelik ve benzeri konular bir süreklilik, bir süreç halinde tezahür eder. Keskin dönemeçler beklemeyin.
Şimdilik sözlerimi şöyle noktalandırmak virgüllendirmek istiyorum: Savaşmayın sevişin arkadaşlar.

fotoğraflar: Lex in the city, morizia, passion.
Benzer yazılar:
- Blog Furyası: Ne Yazacaksınız?
- Prezentabl olmak
- Buda ve Sartre’ın ortak yönü
- AKP’nin Alevi açılımında neler oluyor?
Rastgele yazılar:
- Mim yeniden
- Devletin tepesindeki eğitim farkları
- Havadaki Elektrik Yükü (İstanbul)
- Teşekkürler Medyanet!