alemlerin aslı hayaldir

Yaz mevsiminde aşk tavsiyeleri

Günlerdir hem Goddess Artemis‘in hem de benim gözlerimize takılan bir şey var. Özellikle belli bir yaşın altındaki genç blog yazarlarının akılları aşkla biraz karışmış durumda. Ben belli bir yaşın üstündekilerin de aşkla akıllarının karıştığından eminim ama bence onların eli yazmaya gitmiyor, tek fark bu.

couple_lex_in_the_city.jpg

Bu konuyu dar bir zamana sığdırmaya çabalamak faydasız olur ama ben yine de bir şok terapi görevi görmesi açısından bazı gerçeklerin altını çizmek isterim.

Şunu unutmamak gerekir ki adına duygu dediğimiz birçok konuda olduğu gibi aşk da duygu zannedilen bir düşüncedir. Yani midenize ağrılar girmesi ya da kelebekler uçuşması aşkı bir duygu yapmaya yetmez.

couple_moriza.jpg

Dünyanın en özel insanı olduğunu düşündüğünüz kişi hakkındaki tanımınızı düzeltin: O sizin için en özel olan insan, dünya için değil. Böyle bir şeyi neden söylüyorum? İnsanoğlu maalesef duygu ve düşüncelerinde kusursuz değildir. Acıktığımız zaman yemeğe saldırdığımız gibi değerli gördüğümüz, ihtiyaç duyduğumuz herhangi bir şeye de saldırırız. Bu saldırı sırasında yemeğin lezzeti ve görünümü – hele de birkaç kaşık yedikten ve azıcık doyduktan sonra – iyiden iyiye önem kazanmaya başlar. İşte tam bu noktada yemeğimizin dışarıdan nasıl göründüğüne önem veririz. Yiyeceğiniz şeyin dışarıdan nasıl göründüğüne önem verdiğiniz an o artık bir üründür. Aşk konusunda bu tüketim alışkanlığına kanmamalısınız.

Şu en özel olma meselesine bir ek: Birlikte olduğunuz ve ruh ikiziniz olduğunu düşündüğünüz kişi, kendisi hakkında benzer şeyler hissedebileceğiniz onbinlerce kişiden biridir. Onu tek kılan, o sırada yanınızda olması ve kanlı canlı süren birlikteliğinizdir. Bu ilişki, sizin ilişkiniz olduğu için önemlidir. Önemli olması için başka sebepler aramaya gerek yoktur.

Yine aynı nedenden ötürü sevdiğiniz kişiden ayrıldığınızda veya o sizinle birlikte olmak istemediğinde bu, dünyanın sonu gelmiş demek değildir.

Varlığınız sizden başka kimseye bağlı değil. İnsan sevdikleri yanında olmayınca kendini yarım hisseder ama bu bir duygudan ve düşünceden ibarettir. Hala hayatta ve güvende olduğunuzu ve eksik olmadığınızı unutmayın.

Gidenin arkasından üzülmemek bir erdem değildir. Sevdiğiniz biriyle ilişkinizin sona ermesi karşısında göz yaşı dökmek kadar doğal bir şey olmaz. Burada doğru olmayan şey hayatınızı bu üzüntü üzerine kurmaktır.

Aşk hakkında insanoğlunun kafasını karıştıran ve mutluluğu sorun haline getiren yaklaşımlardan biri bu konuya bir kayıp / kazanç gözlüğü ile bakmak, bu konuyu bir başarı / başarısızlık çerçevesinde değerlendirmektir. Oysa aşk, birliktelik ve benzeri konular bir süreklilik, bir süreç halinde tezahür eder. Keskin dönemeçler beklemeyin.

Şimdilik sözlerimi şöyle noktalandırmak virgüllendirmek istiyorum: Savaşmayın sevişin arkadaşlar.

couple_passion.jpg

fotoğraflar: Lex in the city, morizia, passion.

Benzer yazılar:


Rastgele yazılar:

23 Comments to Yaz mevsiminde aşk tavsiyeleri

  1. pınar's Gravatar pınar
    30 June 2007 at 13:40 | Permalink

    Merhaba Osman,

    Umarım bu postta bahsi geçen “kafası aşkla karışmış genç bloggırlar” arasında yerim yoktur :) Ben hem artık kocaman oldum. 14 gun sonra 23 bile olacagım :) ))

    Yazıya da bayıldım.

  2. HMF's Gravatar HMF
    30 June 2007 at 13:45 | Permalink

    valla ne diyim..yas olarak gayet gencim:P herhalde kafasi karisiklar arasindayim..ama seviyorum be kardesim karisik kafali olmayi..hihihi..ask guzel sey..duygu dusunce hic farketmez..

  3. 30 June 2007 at 14:01 | Permalink

    ÇOK damardan girmişsin,helal sana!.Hiç bu açıdan yaklaşılmıyor..
    bence bu durum çok az insanın kavrayabildiği bir durum.kişilerin birbirlerinin benlik sınırlarına saygı göstermesi gerek.bi de yarın yokmuş gibi sevmek.
    Octavio Paz(1974) ”aşk arzuyla , gerçekliğin kesişme noktasıdır” der.girilebilir bir bedenin, aynı zamanda girilemez bir bilincin varlığından bahseder.aşk öteki kişinin özgürlüğünün açığa vurulmasıdır.
    Schopenhauer ‘Aşkın metafiziginde’ :”Aşık olan herkes sonunda zevke ulaştıktan sonra, olağandışı bir düş kırıklığı yaşayacaktır; ve bu kadar özlemle arzuladığı şeyin diğer cinsel tatminlerden daha fazla bir şeye neden olmadığını görüp şaşkına dönecek, böylece kendisini bu ilişkiden fazla yararlanmış olarak görmeyecektir.”
    sanırım sevdayla aşkı karıştırıyoruz.sevdalar güzeldir,üleşmektir paylaşmaktır,heyecandır ,beraberken mutlu olmaktır,vs..Bence Schopenhauer(herifçioğluna taparım)burada sevdadan bahsediyor .aşk hayatı beraberce kotarmaktır,zenginleştirmektir.insan 30 lu yaşlardan sonra,hayatının ikinci yarısında, tek eşli yaşama dönemine girmiş oluyor.eğer doğasının sesini dnleyerek yaşadıysa.hasta değilse…aşk insanı yaşama bağlayan varoluş sebebimizdir.lazım.

  4. 30 June 2007 at 15:08 | Permalink

    hata olmuş,üleşmekle paylaşmak aynı manada.seç beğen alınız.

  5. 30 June 2007 at 16:25 | Permalink

    Bu yazı, fazla güzel olmuş.

  6. 30 June 2007 at 16:27 | Permalink

    Canımın ichi,

    Sanırım sorduğun sorunun yanıtı, rahmetli komedyen Rodney Dangerfield‘in şu sözünde saklı:

    “I haven’t spoken to my wife in years. I didn’t want to interrupt her.” :p

  7. 30 June 2007 at 16:44 | Permalink

    Schopenhauer konusu açılmış madem devam edelim, ha birde o genç arkadaşların bloglarındaki bunalım triplerinin artık beni baydığınıda söyleyebilirim :)

    [...........Neden birine karşi ifadesiz gözlerle bakarken digeri için hayatimizi altüst etmeye razi oluyorduk?Bunun da "mantikli" bir nedeni vardi Schopenhauer’a göre."Herkes kendi zayıflıklarını, kusurlarını, türün özellikleriyle farklılık gösteren yanlarını başka bir birey aracılığıyla düzeltmeye, yani dünyaya gelecek çocuğun aynı kusurları taşımasını önlemeye çalışıyordu."Hepimiz, kendi fiziksel ve ruhsal kusurlarımızı dengeleyip düzeltecek birini arıyorduk farkına varmadan, böylece çocuğumuz bizim kusurlarımıza sahip olmayacaktı.

    Korkaksak cesur birine aşık oluyorduk.Kısaysak uzun boylu biri bizi çekiyordu.Dağınıksak disiplinli birini seviyorduk.Aşk, insanoğlunun kusurlarını gidermeye yönelik bir araçtı.Ama doğanın bize oynadığı bir oyun da vardı filozofa göre, en "sağlıklı" çocuğu yapmamıza yarayacak olan "eş" her zaman bizim "mutluluğumuzu" sağlayacak eş olmuyordu.Onunla sağlıklı bir çocuk yapıyorduk ama genellikle ruhumuz öksüz kalıyordu.O yüzden evlilikler çoğunlukla mutsuz birlikteliklere dönüyordu bir zaman sonra."Gelecek kuşak şimdiki kuşak pahasına yaratılır" diyordu....

    Aslında Schopenhauer’ın bu teorisi "kendi içinde" mantıklı bir yapıya sahipti.Belki de bu yüzden de çok taraftar buldu.Bugün bile hálá aşk ilişkilerini "üreme güdüsüyle" açıklamaya yatkın epeyce insan bulunur.ma bu "mantıklı" yaklaşımı yazarken Schopenhauer’ın aklına gelmeyen başka bir konu vardı.Eşcinseller.

    Eğer aşkın tek nedeni "üreme güdüsüyse" nasıl oluyor da asla üreyemeyecek olan aynı cinsten insanlar birbirlerine aşık oluyorlardı?

    Andre Gide, cinselliğin ve aşkın tek amacının üreme olmadığını anlatabilmek için "Corridon" adlı bir kitap yazmıştı.Bir ömürde yaklaşık beş bin defa sevişebilen insanların bunun tümünü "üremek" için yapamayacağını söylüyordu.Başka bir "güdü" daha çıkıyordu ortaya. Haz. Hiçbir sisteme girmeyen, hiçbir mantıkla uyum sağlamayan o müthiş duygu.

    İnsanı her kim yaratmışsa, yarattığı canlının "saf mantıkla" anlaşılamayacak kadar karmaşık olmasını arzulamış.İnsanın yapısına mantığı yerleştirirken onun yanına da mantığı allak bullak eden duyguları eklemiş.

    Biz, doğanın en büyük karmaşasıyız..........................]

  8. 30 June 2007 at 16:53 | Permalink

    gay kedi huuuhhh ammma da yazmis , post gibi de olmus ama guzel olmus..
    osman, erkekler ask konusunda genelde iliskileri bitince yorumda bulunurlar, is isten gectikten sonra..

  9. 1 July 2007 at 10:51 | Permalink

    Kalemine sağlık Osman.

    Bu sıralar feci halde dalgalı bir ruh haline sahip olduğum içindir belki, yazdıkların ilaç gibi geldi.

    Merak etme, büyükler de aşk’tan çekiyor. Tek bir farkla “olgun olmayı”, “yaşama sarılmayı”, “hayatı saçlarından yakalamayı” bilerek.

    Sevgiler.

  10. 2 July 2007 at 20:58 | Permalink

    7 senelik bir ilişkiyi geride birakali 2 aydan (sanirim) fazla oldu. zaten her aklıma estiğinde bununla ilgili de birşeyler yazdım bloguma. tuhaftır ki hic tanımadıgınız insanlar bilsin istiyorsunuz icinizden gecenleri, geride bıraktıgınız adama hic soyleyemediginiz ne varsa, orada bambaska insanlara anlatiyorsunuz. bu iliski icin yillar önce ailemle ciddi bir tartışma yaşamıştım ve o gün abim bana şunu söyledi:”abartma özdencim, kimse tek degildir”, ama 20 yaşında bu cümle çok birşey ifade etmiyor. Sen sanıyorsun ki o dünyanın en özel insanı, oysa ki ne güzel yazmışsın, senin en özelin diye. sonra gün geliyor senin de özelin olmaktan çıkabiliyor, hatta yeni yüzler dikkatini çekiyor, yeni seslere bakıyorsun artık…bugün 7 sene, hoş anılarla yüklü ve dünyanın yuvarlaklığını kanıtlarcasına gözden kaybolan bir gemi…
    yazı için teşekkürler!

  11. 4 July 2007 at 19:19 | Permalink

    Osman abi, mesajın “No war, Yes Sex.” yani. Sevdiğimiz kişi bizden 10 yıl yaşlı, 1000 km uzak ve 1000 kat daha büyük bir server sahibi olunca aşk acısı hiç olmuyor ya. Nasılsa imkansız bir aşk olduğu belli. Aaaah Nicole ah. Bende şimdilik bilgisayarımla aşk yaşıyorum işte. O da arasıra anlamsız anlamsız kafasını sıyırıyo ama “kız değil mi işte o da.

  12. BbuUsSrRaA's Gravatar BbuUsSrRaA
    30 July 2007 at 17:51 | Permalink

    haklısıınnn ama sunuda unutma insna sewmeden anlayamaz kardeşimm anlayamaz ben sewiorum hemde ölümüne:DSEWMEK GİBİ GÜSEL BİŞİ OLAMAZ aşıgım uleynn:D

  13. 11 August 2007 at 10:39 | Permalink

    Hayat herşeye rağmen yaşamalısın.Ayrılalı 6-7 saat oldu ama Şobır abimin sayesinde kendimi toparladım. Kısmet değilmiş dicez.Millett sizde takmayın kafaya. yazı süper olmuş…teşekkürker.

  14. nergis's Gravatar nergis
    8 January 2008 at 14:28 | Permalink

    not fuck!make love!

  15. USLU's Gravatar USLU
    3 March 2008 at 22:32 | Permalink

    seviyorum ulenn aşığım bea hiç bir şey gözüm görmüyor

  16. 30 March 2008 at 11:09 | Permalink

    birde sevme korkusu vardır.
    sevme yeteneği düşük veya alçak olsun….önceki gönül yaraları uzak tutar istemeden bizi.akıl devreye girmeye başlar…özellikle kadınlar için geçerli olduğunu düşünüyorum.ayrırlınca en suçlulukduyan erkek olmasına rağmen.
    hani vardır ya masallarda`ki onlar çok şey anlatır,atasözleri gibi.
    hani vardır ya bir prenses,erkek dağları aşmak suretiyle, canavarları parçaladığında prensese ulaşır.
    işte o dağların,kadının içindeki korku olduğunu düşünüyorum.
    erkekler de korkar tabiki.ama aşkı yaratan onlardır daha çok.biz kadınlar beyaz atlı prensimizi arıyoruz.erkekler hem ana,hem kevaşe,hem kız çocuğu,hem toparlayıcı,faydalı kadın vs… gibi şeyler arıyorlar.
    o da bir prenses.bakire büyük ihtimalle.bu zihniyeti seveyim ben.!

  17. PinoPomo's Gravatar PinoPomo
    17 May 2008 at 1:58 | Permalink

    Schopenhauer bahsi gecmis ve gaykedi yukarda demis ki: Aslında Schopenhauer’ın bu teorisi “kendi içinde” mantıklı bir yapıya sahipti.Belki de bu yüzden de çok taraftar buldu.Bugün bile hálá aşk ilişkilerini “üreme güdüsüyle” açıklamaya yatkın epeyce insan bulunur.ma bu “mantıklı” yaklaşımı yazarken Schopenhauer’ın aklına gelmeyen başka bir konu vardı.Eşcinseller.

    Schopenhauer, Askin metafizigi adli kitabinda escinselligi de ele almistir.. cok fazla detaya girmemistir, lakin kurdugu mantik icerisinde gayet net aciklamistir. Schopenhuer’in aklina gelmeyen bi konu vardi derseniz ben sahsen uzulurum.

    Konuyla ilgili de bir iki yorum eklemek isterim:

    Ask bir yanilgidir ama guzel bir yanilgi. Bunun farkinda olan kisiler durumu buyuk bir keyif duyarak yasarlar. Farkinda olmayanlar icin ise 2. bir yanilgi kapida beklemektedir. Idealize etmek. Asik oldugumuz kisiyi sevmeye basladigimizda ideallerimizi de ondan habersiz ustune giydirmeye baslariz. Bu cogu zaman bunu yapanin da haberi olmadan gerceklesir. Iste bu da yanilginin, aci verecegi kesinlesen seruvenidir. Cogu zaman bunu her iki taraf yapar. O sizi beyaz atli prensi zanneder ve ilk dustugu yanilginin farkinda olmadan kurbagayi defalarca oper. Siz onu kulkedisi zanneder ve inatla 35 numaralik ayakkabiyi denetirsiniz, ayaginin bir gun kuculecegini umarak. Kisiler bitmis idealler kalmistir artik. Askin bareberinde ideallerinizin de uyustugu birini bulmussaniz artik gercek bir birliktelik yakalamissinizdir.”Amor” kelimesi hem “aşk” demektir, hem de “ölümsüz”. Ölümsüz bir aski yakalamanin sirri, ideallerin de bulustugu noktada yatiyor sanirim. Ölümsüz aski yasamak icin dogru yanilmanizi umuyorum.

    Saygilar

  18. 17 May 2008 at 11:01 | Permalink

    *pino pomo
    Süpersin!

  19. 17 May 2008 at 11:52 | Permalink

    şimdi bahar geldi ya.
    yaz aşkları başlar.
    yani cinsel tatminler başlar ve evlilik teklifleri gelmeye başlar.
    aşk?!!omuz omuza verip hayatta varolma,güçlenme ve yol almasıdır 2 kişinin.hayatı beraberce kotarmak.bir elin nesi var iki elin sesi var…
    zamanla oluşur…akıl burada önemli.
    girdiğimiz ilişkinin bir gün bu cinsel hazlardan yoksun kalacağını bilmek.bunu gözardı etmemek lazım.
    o gün tanıştığınız aşkınızın yerinde başka bir kişi olabilrdi.yan masadaki.veya arkadaşın arkadaşı.ya da uçağın yan koltuğundakii…
    bunu unutmamak lazım.
    postmodernlikten midir.telekominikasyondaki genişlemeden mdir nedır bilemem.
    alternatiflerin çok olduğu bir uygarlıkta yaşıyoruz.
    ünsan ömrü boyunca hep aynı yemeyi yemek istemek.
    hep aynı kişiyle müthiş tatminler yaşanamayacağı gibi.
    ancak toplumsal yaşantıda,insanları katagorize ederek yanılsamalar diyarında geziyoruz zaten.
    şekline ve etiketine göre…sosyal sınıfa göre.
    bu yanılgı da işin başka bir yönü.
    entel,dantel,kıro,tipsiz,yakışıklı,takıları uyumlu……. ya kadar gider bu.
    schopenhauer ın aşkın metafiziğinde bahsettiği şey,atalarımızın aşkın gözü kördür lafına denk düşer!!
    yani
    önemli olan o körlük geçtikten sonra iki insanın arasında belli bir denge ve uyum oluşmuş olmasıdır.beraberce bir yaşantı kurulabilir.gözler açıldıkan sonra da..hep yenisi,daha iyisi diye birşey yok..
    yalnız,toplumun bizi itelediği yaşam biçimlerinden biri olan evlilik müessesi en geçerli olan.hele ki çocuk niyeti varsa.başka şans tanımıyorlar…
    tek kadın yaşamak,eşcinsel olmak,yaşamı diğerlerinden farklı algılamak.kendine yer bulamamak.yer verilmemesi.hatta 9 köyden kovulmak…
    sitemin dışına otomatik atılan beğinlerden olmak.topluma uyumsuz bu kişiler ,
    yaşam için gerekli olan kaynaklardan yavaş yavaş mahrum kalmaya başlarlarlar..kaybedenler denir üstüne kitap yazılır..
    yaşamsal seçeneklerimiz başka insanlar tarafından yönlendiriliyor.koşulları oluşturan insan aklı bir bütün.ya hiç düşünmeden bu çılgınlığa kapılacaksın.
    ya da acı çekeceksin.çünkü akıl bölünmesi yaşanıyor.toplumsal bir şizofreni.
    hangi çağda yaşamış olursak olalım insan olarak aynıyız.her halimizle,yüzyıllardır aşşağı yukarı hep benzer yaşantılar sürdürüyoruz.17inci yüzyıldan biri gelse ..elektriğe teknolojiye yabancıdır bir tek..;)bu da önemsiz bir ayrıntı…insan yapısı,akıl yürütme biçimi aynıdır..
    önce tek başına varolmayı becerebilen iki insan ancak beraberce yaşamlarını güzelleştirmeye çalışır..başarı şansı vardır.
    ama iki elma yerine.bir elmanın diğer yarısını tamamlamak,diğerinin yarısı olmaya çalısşanlar tek elma olarak varolamayacaklardır.öyle olsa yanımıza bir sevdalı arayıp durmazdık.
    sevgiler…

  20. 17 May 2008 at 12:16 | Permalink

    bir de şunu unutuyoruz sanki.
    filmlerden dizilerden mi etkileniyoruz.?
    çok aydın bir ülke değilz aslında.
    T.C. İstanbuldan ibaret değil.
    gerçekleri görmek lazım.
    aşmamız gereken çok şey var.açmamız gereken kıt akıllar var..
    düşünmek…..

  21. 17 May 2008 at 12:20 | Permalink

    sevgili Osman yazını tekrar okudum.ve boşuna yazmışım.aynı şeyleri söylemişim.biraz daha öznel bir bakış açısıyla..

  1. By on 1 July 2007 at 13:12
  2. By on 4 July 2007 at 4:47