Osman S Börütecene

alemlerin aslı hayaldir

Yaşam koçluğu ve etik sınırlar

23 Eylül 2007 Pazar 15:51, Osman Seyit Börütecene

Bu sefer de halk arasında paçavra hastalığı olarak bilinen, gerçekte ne grip ne de nezle olmayan, ateş yapan, kırıklık yapan, meşhur ve belki de dünyanın en eski hastalığı nedeniyle bloga elimi süremedim. Bilirsiniz; bu hastalık ilaçsız 7 gün, ilaçla bir hafta sürer.

Bu süre içerisinde kendi yaşamımı dönüştürürken öğrendiklerimi ve tecrübe ettiklerimi de zihnimde gezindirip durdum. Daha önce de yazdığım gibi, bu dönüşüm çerçevesinde ilgimi verdiğim alanlardan biri de koçluk.

Koçluk; zorunlu olarak çok sistemli, zorunlu olarak kendini sınırlayan ve bu sayede başarılı hedeflere ulaşan, koçun müşterilerinin hedefe yürüyüşünü izlediği yeni bir alan.

Zorunlu kelimesini kullanmamın nedenleri var. Bunlar sadece her disiplinde olduğu gibi kendi diskuru (bunun Türkçe’sini çıkaramıyorum şu anda, discourse demeye çalıştım) dışına çıkmadan tüm evreni tanımlama yönteminden ibaret zorunluluklar değil. Aynı zamanda koçluk alanlarından biri olan bireysel yaşam koçluğunun bazı hukuki ve etik sınırları da var.

Koçluk eğitimlerinde, koçluğun ne olduğu anlatılırken çoğu kez evvela ne olmadığı anlatılır. Koçluğun olmadığı şeylerden biri de terapidir. Burada terapiden daha ziyade psikoterapi kastediliyor. Bu ayrım, meslekte uzun yıllar geçirmemiş biri için veya psikoloji eğitimi aldıktan sonra yaşam koçluğu eğitimi almakta olan biri için zor bir ayrım.

Zor olmasının nedenlerinden biri şu ki, yaşam koçluğu, tekniklerini kaçınılmaz olarak bilişsel davranışçı psikoterapi ekolünden alıyor. Elbette birileri bir diğerini görmeden aynı şeyleri düşünebilir, ben burada öyle bir tartışmaya girmeyeceğim çünkü bu bizi bir yere götürmez.

Bu ayrımdaki ilk açık şurada: Koçluk kendisini psikoterapiden ayırırken “koçluk çalışmaları, verilerini kişinin geçmişinden almaz” kanıtı kullanılıyor. Psikologların tırnaklarını çıkardıkları ilk yer burası. Çünkü verisini kişinin geçmiş yaşantısından alan psikanalitik terapi yöntemleri, psikoterapi tekniklerinden sadece bir tanesi.

Yine de Amerika Birleşik Devletleri’nde bir mahkeme (Colorado) kararı bu bilgiyi kullanarak koçluk disiplininin psikoterapi yapmadığına karar vermiş. Kararın gerekçesi koçluğun veri olarak kişinin geçmişini kullanmadığı ve çalışmalarını kişinin şimdiki zamanı ve geleceği üzerine yaptığı.

Bilimsel açıdan mahkeme kararlarına göre hareket edebilseydik şimdiye kadar Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın yerini defalarca değiştirebilmiş olurduk.

Çağdaş psikoterapi teknikleri kişinin bırakın geçmişteki yaşamını, yarım saat önceki deneyimini bile dikkate almadan ve ilgilenmeden kişinin gelişimine katkıda bulunacak çalışmalar yapabilmemize olanak tanıyor. Yani yaşam koçluğu ve psikoterapiyi birbirinden ayıran şey, “çocukluğunuzdan bahsedin” kısmı değil. Bu sadece psikanalizi diğer psikoterapi tekniklerinden ayıran şey.

O zaman sınır nerede?

Sınır, yaşam koçunun psikoterapinin ne olduğundan haberdar olmasında. Yaşam koçu, neyin psikoterapi olduğunu bilir ve bunu uygulamaz. Bir başka sınır karakolu ise zaman. Koçluk ekollerinin çoğunda, müşteri ile çalışmalar bir hedef üzerinde ve 12 seansta tamamlanır. Bir başka sınır noktası ise duygusal alan. Duygusal alan piskoterapinin işidir. Bir başka sınır noktası ise psikolojik savunma mekanizmaları. Psikolojik savunma mekanizmaları da psikoterapinin işidir. Bu sınır özellikle önemli çünkü bilinçsiz bir koçluk, müşterinin psikolojik damarlarından birine basabilir ve seansta onun bu kan kaybını durduramazsınız.

Bu örneklerin yanısıra, vicdanınız da size sınırınızı belirlemekte yardımcı olacaktır. Herhangi bir anda müşterinize yaşam koçluğu yerine psikoterapi yapıp yapmadığınıza dair vicdanınız rahat değilse Uğur Dündar ve ekibi ofisinizin kapısına doğru yaklaşıyor olabilir.

Dürüst olun. Yaşam koçluğu artık yeni bir şey değil. Oluşturduğu disiplin, çalışma konularının sınırlılığı, ağır seviyede metodik olması sizi koruyacaktır.

Elbette bu arada bir yaşam koçuyla çalışmış ve hedeflerine daha rahat ulaşmış insanların bir değişim yaşamaları, eskisinden daha mutlu olmaları doğaldır. İşte burada sonuçlar açısından ayrılık gayrılık yapmaya gerek yok. Bu da belki yaşam koçluğunun sınırıdır. Bunu çok zorlarsanız, bir sabah neşeyle uyanıp yeni güne başlayan birine “hanımefendi çok neşeli uyandınız ama klinik psikoloji yüksek lisans belgeniz var mı ki ruh sağlığınız yerinde?” demek zorunda kalırsınız. Bu da açıkça akıl dışıdır.

Dışarıda neler olup bittiği insandan insana değişiyor. Mustafa Altıoklar da bir tıp doktoru, hastalandığınızda size tıbbi müdahalede bulunmaya ve tedavi uygulamaya hem bilimsel ve akademik olarak hem de kanunen yetkisi var.

'Yaşam koçluğu ve etik sınırlar' başlıklı yazıya 3 yorum yapılmış.

  1. Yaşam koçluğuna başka ne isim konamaz? Osman S Börütecene diyor ki:

    […] Görüldüğü gibi yazının başlığını değiştirdim. Koçluk eğitimi aldıktan sonra koçluğun kendini içine koyduğu disiplini ve limitlerini gördüm. […]

  2. Cafer Alkan diyor ki:

    “bu hastalık ilaçsız 7 gün, ilaçla bir hafta sürer.” Bu hastalığı ilaç kullanarak mı geçirsek, kullanmayarak mı geçirsek? Gün hatası.

    Discourse için de http://www.ege-edebiyat.org/modules.php?name=News&file=article&sid=90 şurada “Söylem” olarak ifade edilmiş.

  3. Baklayı ağzımdan çıkarıyorum; yaşam koçu bir tür terapisttir Osman S Börütecene diyor ki:

    […] Yaşam koçluğunun psikoterapi olmadığını anlatmak içinse malzemesini geçmişte aramadığı söylenir. Oysa çalışma materyalini geçmişten alan tek psikoterapi türü psikanalizdir. Psikanaliz de psikoterapi tekniklerinden yalnızca biridir. Bu konuya daha önce başka bir yazımda değindim. […]

Siz de fikrinizi belirtin

Merhaba!

osman

Site İçi Arama

Sayfalar

Arşiv

RSS

Site Map

Sosyal Mevzular

Standartlar