alemlerin aslı hayaldir
Dün bu blog bir yılı geride bıraktı. Yazdığım ilk yazı 29 Kasım 2006 tarihli. Daha önce de bahsetmiştim, blog yazarlığım bu blogdan öncesine dayanıyor. İlk blogum kendi adım yerine bir nick (mahlas) kullandığım Jefe’nin Yorumları idi.
Birinci yılı doldurunca bir değerlendirme yapmak, geçmiş yazılardan beğendiğim ve önemli bulduğum birkaçına link vermek gibi şeyler yapmak istedim ama sonra vazgeçtim. Hangi birini seçeceksin? İrili ufaklı 465 yazı olmuş, bununla 466 olacak.
Aslında bu yazıyı da dün yazmak gerekirdi ama bir akrabamızı kaybettik 28 Kasım Çarşamba günü o nedenle o gün ve takip eden 29 Kasımda aklım başka yerlerdeydi. 28 Kasım gecesi bir şeyler yazdım ama tamamlayamadım o yüzden de yayınlamadım. Ölüm ve diğer etiketler başlıklı yarım kalmış bu yazıyı burada yayınlamak istiyorum:
Bugün öğleden sonra programlarım zorunlu olarak değişti. Bir akrabam vefat etti. Sürpriz bir ölüm değildi, yaşlıydı ve bir hayli rahatsızdı. Yine de her ölüm erken ölümdür tabii, ne kadar beklenen bir haber olsa da insanı üzüyor, tersi elde değil.
Öğleden sonra başsağlığı için kuzenimin evindeydim. Dikkatim ister istemez 5 yaşındaki yeğenime takıldı. Sınırsız bir enerjiyle evin içinde oradan oraya koşturuyor. Evde bir farklılık var tabii farkında çocuk, üzülen, göz yaşı döken insanlar var. Sabah anaokuluna giderken babaanne evde, döndüğünde babaanne yok. Ancak belirgin bir üzüntüsü yoktu. Düşündüm de zihnindeki algı sanırım bu varlık / yokluk farkından ibaret ve bu yokluk adlandırılmamış tam olarak. Tamam, ölüm diye bir kelime biliyor ama ona atfedilen “bu iyi bir şey” ya da “bu kötü bir şey” veya “buna sevinilir” ya da “buna üzülünür” gibi bir etiket yok.
Hem ölüm yaklaşırken (bilinen hastalıklar, ilerleyen yaş vs.) hem de ölüm gerçekleştiğinde çoğu faaliyet o kişi için değil etrafındakiler için yapılıyor. Nedeni de “bu iyidir” ve “bu kötüdür” etiketlendirmelerimiz. Bazen insanları salt bu nedenle acılar içinde yaşatmayı sürdürüyoruz, kendi bencil özelliklerimiz nedeniyle adına ümit diyerek sürdürüyoruz bunu. Elbette her durum için geçerli değil ama var böyle bir şey.
Yarım kalmış da olsa buradaki anafikir önemliydi o nedenle olduğu haliyle koymayı uygun görüyorum.
Geçmişe baktığımda geride bıraktığım bir yıl galiba kişisel blog yazarlığı hakkında daha fazla ve daha doğru fikir edinmemi sağladı. İlk altı ayın sonlarına doğru yazdıklarıma bakarsanız konu dağılımı hakkında bir hayli bocaladığımı görebilirsiniz. Dikey olarak tek bir konu hakkında yazıp başka konularda başka bloglar mı açayım, kategorileri nasıl kullansam vs. gibi aslında kişiyi tutarlı bir blog yazarlığı sergilemekten ziyade kafa karışıklığına ve tutsaklığa götüren düşüncelerle ilgilendim. Zaten adresi akıllarda kalan bir blog yazarı olmak konulu yazı dizisi de bunun ardından yaratılmış çözümlerle gelmiş oldu.
Son bir haftadır yazdıklarıma ve yakın geleceğe baktığımda bir yılın ardından yazabilmek özgürlüğüne yeni yeni kavuşmuş birini görüyorum. Bunun nedenini anlarken bunu salt blog yazarlığına dair veya salt yazmaya dair bir şey olarak algılarsak herhalde eksik algılamış oluruz. Bir insanın ruhen özgürleşme süreci gibi bir şeyden bahsedersek o zaman edindiğimiz bu deneyimin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Şahsen; “erdim, aştım, olayı bitirdim, ben her şeyi anladım hoca” gibi bir hava içerisinde olmadığımı ve bu saatten sonra asla böyle bir naiflik sergilemeyeceğimi de anlamanızı bekliyorum bunları yazarken. O nedenle “ruhen özgürleştim ben” gibi bir ifade kullanmadım dikkat ederseniz. Bunun yerine “ruhen özgürleşme süreci” gibi bir ifade kullanıyorum.
Şimdi aşurenin üzerine fındık fıstık ekleyerek bu yazıyı burada sonlandırsam en güzeli olacak sanırım. Benim de klişe kullanmaya hakkım var diyerek bloguma bir “happy birthday” hediye ediyorum.


30 Kasım 2007 18:40
Ben dün kutlamıştım bloğunun yeni yaşını ama bir defa da buradan tekrarlayayım:
Bloğunun birinci yılını tamamlaması, birinci yaşı kutlu olsun! İyi ki varsın canımın ichi ve iyi ki yazıyorsun! Bana ve yazılarınla ulaştığın birçok insana; hayata / olaylara / insanlara dair yeni bakış açıları, yeni ufuklar kazandırıyorsun. Seni seviyorum, yazılarını da en az senin kadar…
30 Kasım 2007 22:25
ne çabuk geçiyor değil mi zaman, nice yazılara osman.
1 Aralık 2007 01:51
Blogunun birinci yasi kutlu olsun Osman. Daha nice yillara ve yazilara insallah. Bu sure zarfindaki guzel, guzel aydinlatici, dusunceyi tahrik edici (thought provoking demek istedim ama cevirisi garip durdu! insani dusunmeye iten demek daha iyi belki
) yazilarin icin tesekkurler. Iyi ki yaziyorsun.
5 Aralık 2007 14:01
Nice senelere Osman. Bu sürece 3-4 ay sonra dahil olmuştum. Yani 8-9 aydır takip ediyorum seni. İnşallah yazacakların bitmez