alemlerin aslı hayaldir
Sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın durumuna şahit olmak sinirlerimi ileri derecede yıpratıyor. Beni gerçekten çok üzüyor.
Bence hepimiz bu durumdayız. Kimimiz şokta, kimimiz içine kapandı, kimimiz oralara bakmazsa gerçeğin ortadan kalkacağını sanıyor.
Gerçekten çok tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. Bunun üzerine bir de Türkiye içerisindeki sorunlar var. Son birkaç on yıldır varlık gösteren çatışmalar var. Benim çocukluğumda sağ-sol çatısmasıydı bu. Günümüzde de laik - islamcı çatışması olarak yaşanıyor.
Bunları zaten biliyoruz. Her geçen gün daha da fazla farkına varıyoruz. İktidardaki hükümet ise bu çatışmaların sürdürülmesindeki araçlardan biri olarak görevini yerine getiriyor.
Ben burada, bu tartışmalar, bu ikilik, bu ayrılık gayrılık halleri sürerken birbirimize nasıl davrandığımıza dikkatleri çekmek istiyorum. Takım tutar gibi ideoloji tutmak, siyasi parti taraftarı olmak gibi davranışlarla birbirimizi üzüyoruz. Sanki gündem bizi üzmeye ve sinirlerimizi bozmaya yeterli olmuyor.
Türkiye’yi bugün bu hale getiren ana olay, düğüm noktası kabul edilebilecek şey 12 Eylül darbesidir bence. CHP 12 Eylül 1980′de kapatıldı ve günümüze kadar da bir daha asla açılamadı, varlık gösteremedi. Yani, hükümet etmesi gereken TBMM’nin denge unsuru olarak rol yapması gereken iki kanadından biri (dünyayı örnek alarak söylüyorum burayı) ortadan kaldırıldı ve silindi. Böylelikle biz sadece sağcı, kapitalist, liberal, dinci, muhafazakar, sünni müslüman, erkek egemen siyasi görüşle başbaşa kaldık.
Bunun adı sağcı ya da dinci olmak zorunda da değil. Adının ne olduğunun önemi yok yapılanların yanında. Nasıl tarif ederseniz edin, ben bugün Türk demokrasisinin bu tekdüze, tek yüzlü halinden utanırım.
Ancak 12 Eylül geride kaldı. Üzerinden 27 yıl geçti. Şimdi, onun doğruduğu gürbüz ama sakat çocuklardan biri olan AKP, hatırı sayılır bir halk desteğiyle iktidarda. Tuhaf tuhaf işler yapıyorlar, Türkiye’nin muhafazakar kesimlerini aşırı destekliyorlar. Onlar da arkalarında sonsuz bir güç hissederek kılık kıyafete karışmak, insanları dinsiz olarak nitelendirmek gibi davranışlar içinde oluyor. Bu durumun daha derin, daha iğrenç noktaları da var. Ticarete tamamen bulaşmış durumda bu zehir. Muhafazakar kanadın işadamları kalkınıyor. Hükümet mensuplarının çoluğunun çocuğunun aniden birer ticari deha haline gelmiş olmasını kastetimiyorum, onları saymıyorum bile.
Yani evet, biliyoruz durum çok kötü, hepimiz farkındayız. Ancak bu hükümet de bu zihniyet de ilelebet kalıcı değil. Hükümetler gelir gider, Türkiye Cumhuriyeti ayakta kalır. Dahası; eşimiz, dostumuz, komşumuz, akrabalarımız hep oradalar, onların bir yere gidecekleri yok, kimse de istemez gitmelerini.
Ben derim ki böyle tuhaf zaman dilimlerinde birbirimize nasıl davrandığımıza daha bir önem versek, birbirimizi incitmesek. Dediğim gibi bu günler bitecek. Ne zaman olacağını kestiremediğim bir gelecekte Türkiye yeniden çok partili demokrasiye kavuşacak. Kabul edelim ki şu anda tek partili bir sistemde yaşıyoruz, o tek parti de Türkiye’den yönetilmiyor.
Bana kimse CHP’den bahsetmesin, o parti maalesef 12 Eylül 1980 günü kapanmış ve bir daha yeniden açılamamıştır.
Bir daha söylemek istiyorum. Birbirimizi hoş tutalım. Dün sağ-sol çatışması vardı bitti, bugün laik-islamcı çatışması var ve bu da bitecek. Çatışmasız ortamlarda başbaşa kalacağız. Toplum olarak birbirimize girmek yerine kendi hayrımızı, iyiliğimizi düşünelim.
Üstelik Türkiye bu çatışmalar açısından özel bir yer değil. Şu anda A.B.D. merkezli birçok uluslararası şirket yönetiyor dünyayı ve bu şirketler dünyanın anasını bellemekle meşgul. Böyle bir dönem yaşıyoruz. Ne zaman biteceği de net olarak belli değil. Amerikan ekonomisinin tehlike sinyalleri çalması bu konuda bir umut. Amerikan piyasalarında yaşanabilecek uzun süreli bir durgunluk belki de dünyaya uzun zamandır hak ettiği barışı getirebilir. Belki arabamıza koyacak benzin bulamayız ama bir hiç uğruna birbirimizi öldürmekten çok daha iyidir bu durum. Kaldı ki, her ne kadar A.B.D. hükümeti güdümündeki dünya medyaları hiç bahsetmiyor olsalar da, A.B.D. artık bir süper güç değil, sadece güçlü bir devlet ve şükürler olsun ki tek güçlü devlet değil. Sadece dört beş güçlü devletten biri.
Dolayısıyla, herkese sonuçlar dönemine girdiğimizi söylemek istiyorum. Çok enteresan bir tarihe tanıklık ediyoruz. Sakin olalım. Akılalmaz birçok olay karşısında ruh sağlığımıza sahip çıkmaya çalışalım. Böyle zamanlarda insanın zehrini ancak insan alır. Ne kadar çok iletişim içinde olursak iyidir. Ne kafaları kuma gömerek bir yere varılabilir, ne de gerçekte düşman olmayan birileriyle kavgaya girerek.


10 Aralık 2007 23:50
Makalenin en çarpıcı cümlesi : “Bana kimse CHP’den bahsetmesin, o parti maalesef 12 Eylül 1980 günü kapanmış ve bir daha yeniden açılamamıştır.” olmuş, altına imzamı atarım.
Yine ufuk açıcı, insanın keyfini yerine getiren ve doğru saptamalarla dolu bir yazı. Beynine ve eline sağlık canımın ichi
11 Aralık 2007 00:18
Gerçekten duygularıma tercüman olmuşsun Osman hocam
Sürekli olarak bir parçalama çabası şucudur bucudur çok gereksiz bence hepimiz insanız ve kardeşiz..
11 Aralık 2007 01:02
Bu açıdan hiç bakmadığım için sinirlenip duruyordum, garip bir huzur verdi bu yazı bana. Teşekkürler, ne diyeyim
11 Aralık 2007 01:33
Baris: huzur konusuna çok kafa yoran ve eninde sonunda huzur sağlamayı meslek edinmiş biri için bu çok değerli bir iltifat, ben teşekkür ederim.
11 Aralık 2007 01:37
Valla bana Osman “huzur sağlamayı meslek edinmiş biri olarak” deney yapıyormuş gibi geldi:)
11 Aralık 2007 01:49
@tansu: öyle değil pek ama öyle bile olsa bu en azından bireysel, samimi bir yaklaşım. amerikalardan gelen bir itidal çağrısı değil
yani “önümüz seçim enayi miyiz biz kuzey ırak’a operasyon yapalım” diyen bir parti başkanı söylemiyor bunları.
11 Aralık 2007 22:13
Türkiye’yi bugün bu hale getiren ana olay, düğüm noktası kabul edilebilecek şey 12 Eylül darbesidir bence. CHP 12 Eylül 1980′de kapatıldı ve günümüze kadar da bir daha asla açılamadı, varlık gösteremedi. Yani, hükümet etmesi gereken TBMM’nin denge unsuru olarak rol yapması gereken iki kanadından biri (dünyayı örnek alarak söylüyorum burayı) ortadan kaldırıldı ve silindi. Böylelikle biz sadece sağcı, kapitalist, liberal, dinci, muhafazakar, sünni müslüman, erkek egemen siyasi görüşle başbaşa kaldık.
kapitalist dedikten sonra işci sınfını savunduğun ortaya çıkyor.ama malesef ki işci sınıfını anlatmadan geçmişin.nedenini çok merak ediyorum?
12 Aralık 2007 02:18
@ali arı: bu yazının konusuyla ne alakası var işçi sınıfı anlatmanın? ayrıca her kapitalist diyen işçi sınıfını savunuyor mu demek? böyle etiketleri lütfen bırakalım çünkü bu etiketleme işi insanları tanımamızı zorlaştırır.
12 Aralık 2007 19:55
sence her kapitalist diyen işci sınıfını savunmuyorsa neyi savunuyor?
12 Aralık 2007 23:54
@ali arı: üzülerek söylüyorum, gidecek çok yolunuz var daha bilgi ve anlayış olarak. bir kere her şeyden evvel şunun altını çizeyim: herkes illa bir şey savunmak zorunda değil. bunu bir anlayın her şeyden önce. iyice anlayın yani.
sonra gelelim günümüze, sizin söz ettiğiniz işçi / işveren ayrımı konusu biraz geride kaldı. bugünün sömürü düzeni eskisinden çok farklı. dolayısıyla burada ben işçi sınıfı diye bir şeyden bahsedip onu savunmaya kalksam bile çok boş ve anlamsız olur.
mahalledeki esnafın (ki o da bir kapitalisttir nihayetinde) asgari ücretle çalışan bir işçiden bile daha zor durumlara girdiği dünyamızda (türkiye demiyorum dikkat edin, bütün dünyada böyle bu), böyle marksist bir sınıf ayrımı üzerine konuşmak artık çok zor.
daha fazlasını anlatmak ise buraya sığmaz yer olarak. ne yer var ne de zaman var.
bir daha altını çiziyorum: bir şeyler anlatan, söz söyleyen herhangi biri hiçbir şeyi savunmak mecburiyetinde değil konuşurken. dünyaya böyle ya hep ya hiç gözünden bakarsanız birçok şeyin farkına varamazsınız.
lütfen içinde bulunduğumuz postmodern dönem üzerine yazdığım yazıyı okuyun.