Aklımdaki tam olarak bu. Bunu haftalardır hatta aylardır düşünüyorum desem yeridir. Geçen ay şahit olduğumuz Davos kepazeliğinden sonra bu konuyu daha da fazla düşünmeye başladım.
Türkiye, güçlü bir ülke. Ordusu güçlü, ekonomisi dünyanın birçok ülkesinden daha güçlü. İnsan gücü, işgücü, yerel kaynakları, kültürünün derinliği dünyanın birçok ülkesinden daha büyük.
Buna rağmen Türk insanı hiçbir biçimde yaşadığı ülkenin kendi gücünden haberdar değil. Hiçbir biçimde bunu görmek, bununla karşılaşmak istemiyor.
Her yerde rastlayabileceğiniz iki örnek vereceğim; ortalama bir Türk insanı, Türkiye’nin istese Atina’yı iki saatte alabileceğini düşünür. Aynı Türk insanı der ki, “Kuzey Irak’a müdahale edersek Amerika anamızı beller”.
Üzerine tartışmaya pek gerek yok, Atina’yı hiçbir zaman iki saatte alamayız. Atina’yı iki saatte alamayacağımız gibi Kuzey Irak’a operasyon yaptığımız zaman da Amerika anamızı belleyemez.
Bunun en yakın örnekleri Kıbrıs savaşında görülmüştür (Kıbrıs Barış Harekatı). Türkiye, bölge üzerindeki anlaşmaların getirdiği, uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanarak Kıbrıs adasına bir askeri harekat düzenlemiş, hiçkimse de buna karşı çıkamamıştır. Bunu engellemek isteyen ülkelerin yapabildiği en büyük şey ekonomik ambargo olmuştur. Orada da belimizin çökmediği ortada.
Bir diğer yandan Atina’yı iki saatte alamadığımız da ortada. Tıpkı Amerika‘nın da Atina’Yı iki saatte alamayacak olması gibi.
Türk insanı, yaşadığı ülkenin gücünü görmekten çok uzak. Hatta bunu görmek istemiyor. Bunu her iki yönden söylüyorum. Türk insanı, Türkiye’nin gücünü olumlu anlamda da görmek istemiyor, olumsuz anlamda da görmek istemiyor. Ne kadar güçlü olduğuna dair bir fikri yok. Gücünün limitlerine dair de bir fikri yok. Bunun yerine hayaller içinde yaşamayı tercih ediyor.
Türkiye bir gün Ortadoğu’nun lideri oluyor, bir diğer gün Amerikan uşağı oluyor. Bazen bu gelgitler günlerle değil, saatlerle ölçülebilir hale geliyor.
Türkiye’nin İsrail’e tepkisi de bu yüzden ve Türkiye’nin İsrail’e olan tepkisi de ölçüsüz. Dağlıca baskınında sekiz askerin kaçırılmasını hatırlayalım. Sokaktaki adam ne konuşuyordu? “İsrail kadar olamadık” diyordu.
Peki sokaktaki aynı adam bugün ne diyor? Kahrolsun İsrail, kahrolsun emperyalizm cart curt… Pardon ama, binlerce yıldır aynı topraklarda yaşayan arap ve yahudi vatandaşlar arasında büyük ayrımcılık yaparak araplara verimli toprakları, yahudilere ise çoğunluğu çöl olan ufacık bir bölgeyi bırakan kurum Birleşmiş Milletler’in ta kendisi değil mi? Yani bugün İsrail’le bir görüp küfür ettiğimiz “emperyalist güçler”?
Her neyse, İsrail çölün ortasında kısa sürede bir medeniyet yarattığı için (yani kendi gücünün sınırlarına vakıf olduğu için) İsrail’le de bir alıp veremediğimiz var. Bence bütün nedeni bu.
Türk toplumu, tıpkı öğretilmiş acizlik içinde yaşayan bir genç kız, bir genç adam, lise yıllarında bir ergen gibi; birçok şeyi becerebilecekken beceremeyeceğini düşünen ama bunun yerine de gerçekten beceremeyeceği şeylerin hayaliyle yaşayan biri gibi.
Bu nedenle yabancıya bir rağbet var. Bu nedenle de aynı yabancıya karşı bir de nefret var.
Ben Türkiye’nin terapisti olsam, Türkiye’de karşıma geçip otursa, ona babaya duyduğu (Atatürk) öfkeyi hatırlatır ve bunun üzerine biraz düşünmesini isterdim. Öyle ya, Atatürk’e ağzı alınmayacak küfürler etmiş kişiler bugün ülkeyi yönetiyor. Biri cumhurbaşkanı, biri başbakan. Diğerleri bakanlar.
Neden Atatürk’e karşı bu kadar büyük bir öfke var? Çünkü Atatürk; bu halkla, bu ülkeyle, bu topraklarla, bu kaynaklarla bu işler olur demiş biri. Biz güçlüyüz, beceremeyeceğimiz şey yok demiş biri.
Diğer yanda da kendisini beğenmeyen zibidilerin aslında tek bir fikri var: “Hayır! Biz bir şey beceremeyiz! O nedenle Araplar gibi olalım, müslümanlaşarak Türklüğümüzden vazgeçelim”.
İşte bu noktada yine Türk insanının kendi gücüyle bir alıp veremediği olduğunu apaçık görüyoruz.
Türkiye’nin artık bir yetişkin olarak kendi gücünü anlaması ve bunu kabullenmesi gerekiyor. Güçlü olduğunu kabullenmesi gerekiyor. Ayrıca bu gücünün sınırlarını da kabullenmesi gerekiyor.
Aşırı değerli Türk Lirası lafı bile bu anlattıklarımın bir örneğidir.
Şimdilik bu kadar, hazmedilmesi zor bir kavramdan bahsettim. Bu anlattıklarım aslen dünya üzerinde yaşayan her birey için teker teker geçerli. Şu anda bu satırları okuyan sizler için de teker teker geçerli. Gücünüzün ve bunun sınırlarının ne kadar farkındasınız?
Benzer yazılar:
- Gündem Yoruyor
- İyi bir mevki beklentisi ve toplum korkusu
- Blogger.com yasağının kalkmasının ardından
- 21. Yüzyıl Türkiye’sinde büyük adam olmak

Geleneksel kompkles ve 70 yıldır anlatılan ninnilerin etkisi var tabi insanlarda.
Yazdıklarınızın hepsi doğru. Keşke Türk milleti kendinin neler yapacağının farkına varıp uykudan uyansa!
uzun süredir yazmıyorsun Osman, özlettin değerlendirmelerini.
Yine her kelimesiyle haklı bir yazı yazmışsın. İnsanımızın kendine güvenini yeniden kazandırmak lazım ama nasıl ve ne şekilde…
Osman Ağabey,bu postun üzerine söylenecek fazla birşey yok.
Ancak şapka çıkartıyorum.
Sevgi ve Saygılar,
Cenk
Altuğ’a katılıyorum, daha sık yazmalısın. Özellikle yerel seçimlerle ilgili genel bir yazı yazsan harika olur. Bu yazı da harika, birazdan On Bağlantı’mda yayınlıyorum.
sağol barış, biraz daha sık yazmaya çalışacağım