alemlerin aslı hayaldir
Olur tabii neden olmasın? Yeteri kadar kurumda kadınlara ve erkeklere ayrı yerler ayrılırsa uzaydan bakıldığında Türkiye umumi tuvalet gibi görünür.
Sene olmuş 2007. Kendimizi külliyen sekse vermemiz gerekirken birçok yerde kadın erkek ayrımcılığı yapıyoruz. Bunu anlamak zor. Kadınlar da erkekler de tanışıp sevişmek istiyor. Neden mevzuyu bu kadar zorluyorsunuz ki?
Spor salonunda, restoranlarda, düğünlerde, cenazelerde, okullarda, kurslarda kadınla erkeği ayrı ayrı yerlere koyarsak bu insanlar nasıl kaynaşacak yahu?
İşin kötüsü, toplumun gelişimine katkıda bulunmak için yeterli sayıda yetişmiş insan yok. Her ne kadar biz burada Türkiye’de yaşadığımız için kendi ülkemizle ilgili şikayetlerimizi dile getirsek de, şikayet ettiğimiz neredeyse her şey; trafik sorunu, bekaretin hala soru işareti olması sorunu, gelir dağılımı sorunu, eğitim sorunu, sağlık sorunları, sosyal ve fiziksel şiddet sorunları, bunların hepsi tün dünyanın başına bela olan dertler. Dünya toplumlarının bazı hastalıkları var ve bu hastalıkların iyileştirilmesi gerekiyor.
Dünyada her toplum ya da her kesim 2007 yılında yaşamıyor. Örneğin biz burada Türkiye’de hala seksenlerin başında yaşıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri çoğunlukla doksanlı yılların başındaymış gibi yaşıyor. Avrupa’nın bazı ülkeleri ikibinli yıllara ancak hoşgeldin demiş durumda.
Dünya toplumlarının hastalıklarını iyileştirmek için hepberaber 2007′ye gelmemiz lazım. Şu anda dünyanın dört bir yanında ama sadece az sayıda kişi gerçekten dünyanın medeni birikiminin zihinsel zenginliğinde yaşayabiliyor. Bunlar çoğunlukla okuduğu bölüme tesadüfen değil de ne istediğini biraz olsun bilerek girmiş bir avuç sosyal bilimler mezunu. Bir kısmı da kendini yetiştirme fırsatı bulmuş, okullu olmaya fırsat bulamasa da dünyanın sosyal bilimler birikimini kitaplar, internet, ve benzeri yollarla paylaşabilmiş, açık fikirli, aydınlık insanlar.
Geçenlerde şu mucit yarışmasında komik bir olay yaşanmıştı. Adamın biri dünyanın güneşin etrafında dönmediğini, güneşe belli bir uzaklıkta farklı bir dönüş biçimi sergilediğini idda ediyordu ve elinde jüri üyelerinin bir türlü çürütemediği kanıtlar vardı. Bunlardan biri bazı yıldızların sürekli görünüyor olmasıydı. Reklam sektörünün yıldızlarından ve gerçekten çok başarılı bir reklamcı olduğuna inandığım Hulusi Derici, kutup yıldızının çok uzakta olduğunu, bu kadar uzakta bir yıldızın elbette her zaman görüneceğini söyledi. Yani kutup yıldızı kadar uzakta bir nesne, o kadar uzaktaymış ki sırtını dönsen bile görebileceksin.
Şimdi bakın bu adam Türkiye’nin en değerli adamlarından biridir. En azından bana göre öyle. Hulusi Derici, Türk reklam sektörüne çok değerli, çok zekice katkılarda bulunmuş biri. Ancak onun bu zekası, basit bir fizik sorusu karşısında yeterli olmuyor. Adam bakış açısı olarak yıldızların anormal uzaklıklarının onların heryerden görünmeye yeteceğini ayaküstü iddia ediyor. Bu gerçekten hastalıklı bir durum. Eğer biraz mantıklı bir şey söyleseydi ya da hiçbir şey söylemeseydi, bu kadar şaşırtmayacaktı bizleri. “Arkadaşım söylediklerin bana pek inanılır gelmiyor ama bu iddianı çürütecek bilgim de maalesef yok” demek bu kadar mı zor?
Burada Hulusi Derici’den örnek vermemin nedeni bu kişinin değerli çalışmalarına ve topluma yaptığı katkıya gönülden inanıyor olmam. Ancak demek ki bunlar açık fikirli olmak ya da yeni bir fikri ayaküstü geçiştirmemek için yeterli olmuyor. Daha fazlası lazım.
Dünya açıkça hastadır. Tedavi edilmesi gerekiyor. Bu tedaviyi sosyal anlayışa, vizyona sahip insanlar üstlenmeli ancak bu insanların sayısı yetersiz. Vizyon sahibi insan sayısı çok çok yetersiz. Zeki, vizyon sahibi, sosyal anlayışa yatkınlığı olan birçok insanın vizyonu ya parada tıkanıveriyor ya da sistemin dışına çıkamama noktasında tıkanıveriyor.
Ben günümün büyük bölümünü yepyeni bilgileri, bilimin son dakikasını değerlendirerek geçiriyorum. Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra bu konuyla birebir ilgili bir iş yapmamış olsam bile sosyolojik literatürü dikkatle takip ediyorum. Kuantum fiziğinden, Maya takviminden, nöroloji bilimindeki gelişmelerden haberim var. Bilimin birçok alanı gelişirken, birçok alanının da nasıl can çekiştiğini ve katı metodoloji içinde nasıl boğulduğunu hüzünle izliyorum.
Her gün birikimlerimi insanlarla paylaşarak onların zihnindeki engelleri kaldırmak için çaba sarfediyorum.
Dünyanın da buna ihtiyacı var, Türkiye’nin de buna ihtiyacı var. Ortalık sabit fikirden geçilmiyor. Sabit fikir insanları ruhen ve fiziken yaralıyor. Sabit fikir insanlara cinayet işlettiriyor, savaş çıkarttırıyor, aileleri yıkıyor, ülkeleri bölüyor.
Arkadaşlar dünya hepimize yeter. Zihinlerinizi açın, yelkenlerinizi açın, antenlerinizi açın. Sadece önümüze konmuş yaşam biçimlerini tüketerek varacağımız yer kocaman bir fosseptik çukurundan başka bir şey değildir.
İnsanlar dünyaya birbirlerini sevmek ve hayatın tadını çıkarmaktan başka hiçbir özel nedenle gönderilmiş / yaratılmış değiller. Eğer dikkatimizi buna vermezsek, yaradan bunların hesabını kesinlikle soracaktır. Yaratılmadığına inananlar için ya da o olasılık için de durum farklı değil. İnsanlar dünya üzerindeki cenneti bir yana bırakıp dünya üzerindeki cehennemi yaşamayı tercih ettikçe, bırakın Türkiye’yi, tüm dünya bir açık hava tımarhanesi olmayı sürdürecektir.


7 October 2007 23:24
Günaydın! Uyan da balığa gidelim… 1938′den sonra Türkiye zaten bakıcısı olmayan, suyu akmayan, aydınlatması olmayan, pislikten geçilmeyen bir genel helâ’ya yavaş yavaş döndürüldü. O yüzden böyle bir soru sorman anlamsız, zira gelen içine yaptı giden içine yaptı. En sonuncular da tüy dikmekle meşgûller.
8 October 2007 12:28
helal olsun sana.süper bir yazı.alkışlıyorum.