Türk Blog Dünyası Gözlemlerim
Haftasonu Mert Ulaş‘ın kurduğu Türk Blog Yazarları grubunda bulunan 196 blogun RSS feed’ine üye oldum. Yazılar RSS okuyucuma düştükçe hepsini tek tek okuyorum. Yeterli bir süre inceledikten sonra sanırım birçoğunun aboneliğini de sürdüreceğim.
Bunun dışında blogcu.com ve bulabildiğim benzer yerlerdeki blogları da uzun zamandır inceliyorum.
Bu noktadan sonra yazacaklarım; blog benim hobim, keyif için yazıyorum, kaç ziyaretçim olduğuyla ilgilenmiyorum, hele de blogumdan para kazanmaya hiç niyetim yok diyenleri ilgilendirmiyor. Onlar canları ne isterse yazar, çizer. Kimse kimsenin interneti, bilgisayarı nasıl kullandığına karışamaz, karışmasın, karışmamalı.
Bunu da söyledikten sonra rahat rahat eleştirilerime geçebilirim sanırım.
İlk aklıma gelen şey, bazı blogların sanki haber ajansıymış gibi davranması. Burada belli ilgi alanlarındaki haberleri takip edip bunları bloglarında yayınlayan ve yorum ekleyen, farklı kaynaklar belirten yazarlardan ve bloglarından bahsetmiyorum. Onu yapmak faydalı ve internete artı değer katacak birşey. Benim eleştirdiğim, kendini haber ajansı zannetmek ya da kendine haber ajansı süsü vermek ve bu yolla bir haber blogu yaratmak.
Hata bunun neresinde? Şurasında; eğer bu bloglar gerçekten bir haber ajansı ya da haber sitesi sıklığında belli haberleri sürekli olarak yayınlıyor olsalardı herhangi bir eleştiride bulunmazdım. Ancak gördüğüm kadarıyla bahsettiğim bu blogların bir rating kaygısı var. Yani haber yayınlıyor olmalarının sebebi çoğunluğun ilgisini yakalamak, gazetecilik oynamak, bu da burada bulunsun vatandaş faydalansın diyerek sanki kimse haberi kaynağından okuyamazmış gibi bir tavırla herşeyi bloguna istiflemek.
Bu tür bloglarda iki dezavantaj görüyorum, bunlardan biri okurların haber gördükleri bloglarda devamını beklemeleri ve gelmeyince de bu okurların ortadan kaybolması. İkincisi, başka yerlerden sürekli haber alıntılayan blogların kaynak gösterilsin ya da gösterilmesin çifte içerik nedeniyle Google arama motorunda olabileceğinden daha düşük sıralarda çıkması.
Bir başka dikkatimi çeken şey ise sonu gelmeyen Türkçe hataları ve kelimelerin tuhaf yazım biçimleri, mesela aynı kelime içinde büyük harf küçük harf karışık yazmak gibi. İnanın bunun hiçbir özelliği, karizması falan yok. Okunurluğunuzu zedeliyor sadece, hepsi o kadar.
Eleştirmek istediğim bir başka nokta, buna çok sık rastlamadım ama bu yazıyı okuyan olursa bir faydası dokunur, stok resim satan yerlerin sitelerinden alınmış ve üzerinde o sitenin logosu bulunan resimler. Bunun internete belki zararı yoktur ama blog sahibine çok zararı var çünkü bu sitelerin çoğunun artık Türkiye temsilcileri var ve blog sahiplerine telif hakları davası açıyorlar.
Son olarak (şimdilik) değinmek istediğim nokta yabancı web sitelerinden ve bloglardan alıntı içerikler. Bunlara o kadar sık rastlıyorum ki artık her görüşümde gülmeye başladım. İşin ilginci, bunu yapan çok tanınmış üç beş web ve teknoloji içerikli blog ve içeriği yabancı sitelerden görüp kendi bloglarında işleme biçimleri hep aynı. Bir de bu bloglar bunu maalesef Türkçe içerik için de yapıyorlar. Burada alıntıladıkları şey içerikten ziyade fikir. Bu yüzden de nisbeten daha az tanınan Türkçe blogun ya da yabancı dil engeli nedeniyle erişilmez olan yabancı sitenin ya da blogun farkedilmesi ihtimali bir hayli düşük. Ama tabi gören göz görüyor (sizlere ağzımla gülmüyorum, haberiniz olsun). Buraya da bir not düşeyim, yanlış anlaşılma olmasın; bu konudan ilk kez bahsediyorum. Daha evvel yazdığım bir iki örnek buna dahil değil.
Şimdilik izlenimlerim bunlar, bu konuya tekrar zaman ayırmak için elimden geleni yapacağım. Özellikle beğendiğim bazı blogları ayrıntılı olarak anlatmak isterim.
Benzer yazılar:
- Sine-i Millete Dönmek
- Yorum Mu Bekliyoruz Şefkat Mi?
- Kopyacılığın Son Kurbanı Cengiz Çatalkaya
- Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Türk Blog Dünyası
Rastgele yazılar:
- Bir Web Ajansı Kimlerden Oluşur?
- IBM’in Linux Reklamı 2
- Küresel Isınma ve Ticaret
- WordPress’te Statik Anasayfa Yapmak