Haftasonu Mert Ulaş‘ın kurduğu Türk Blog Yazarları grubunda bulunan 196 blogun RSS feed’ine üye oldum. Yazılar RSS okuyucuma düştükçe hepsini tek tek okuyorum. Yeterli bir süre inceledikten sonra sanırım birçoğunun aboneliğini de sürdüreceğim.
Bunun dışında blogcu.com ve bulabildiğim benzer yerlerdeki blogları da uzun zamandır inceliyorum.
Bu noktadan sonra yazacaklarım; blog benim hobim, keyif için yazıyorum, kaç ziyaretçim olduğuyla ilgilenmiyorum, hele de blogumdan para kazanmaya hiç niyetim yok diyenleri ilgilendirmiyor. Onlar canları ne isterse yazar, çizer. Kimse kimsenin interneti, bilgisayarı nasıl kullandığına karışamaz, karışmasın, karışmamalı.
Bunu da söyledikten sonra rahat rahat eleştirilerime geçebilirim sanırım.
İlk aklıma gelen şey, bazı blogların sanki haber ajansıymış gibi davranması. Burada belli ilgi alanlarındaki haberleri takip edip bunları bloglarında yayınlayan ve yorum ekleyen, farklı kaynaklar belirten yazarlardan ve bloglarından bahsetmiyorum. Onu yapmak faydalı ve internete artı değer katacak birşey. Benim eleştirdiğim, kendini haber ajansı zannetmek ya da kendine haber ajansı süsü vermek ve bu yolla bir haber blogu yaratmak.
Hata bunun neresinde? Şurasında; eğer bu bloglar gerçekten bir haber ajansı ya da haber sitesi sıklığında belli haberleri sürekli olarak yayınlıyor olsalardı herhangi bir eleştiride bulunmazdım. Ancak gördüğüm kadarıyla bahsettiğim bu blogların bir rating kaygısı var. Yani haber yayınlıyor olmalarının sebebi çoğunluğun ilgisini yakalamak, gazetecilik oynamak, bu da burada bulunsun vatandaş faydalansın diyerek sanki kimse haberi kaynağından okuyamazmış gibi bir tavırla herşeyi bloguna istiflemek.
Bu tür bloglarda iki dezavantaj görüyorum, bunlardan biri okurların haber gördükleri bloglarda devamını beklemeleri ve gelmeyince de bu okurların ortadan kaybolması. İkincisi, başka yerlerden sürekli haber alıntılayan blogların kaynak gösterilsin ya da gösterilmesin çifte içerik nedeniyle Google arama motorunda olabileceğinden daha düşük sıralarda çıkması.
Bir başka dikkatimi çeken şey ise sonu gelmeyen Türkçe hataları ve kelimelerin tuhaf yazım biçimleri, mesela aynı kelime içinde büyük harf küçük harf karışık yazmak gibi. İnanın bunun hiçbir özelliği, karizması falan yok. Okunurluğunuzu zedeliyor sadece, hepsi o kadar.
Eleştirmek istediğim bir başka nokta, buna çok sık rastlamadım ama bu yazıyı okuyan olursa bir faydası dokunur, stok resim satan yerlerin sitelerinden alınmış ve üzerinde o sitenin logosu bulunan resimler. Bunun internete belki zararı yoktur ama blog sahibine çok zararı var çünkü bu sitelerin çoğunun artık Türkiye temsilcileri var ve blog sahiplerine telif hakları davası açıyorlar.
Son olarak (şimdilik) değinmek istediğim nokta yabancı web sitelerinden ve bloglardan alıntı içerikler. Bunlara o kadar sık rastlıyorum ki artık her görüşümde gülmeye başladım. İşin ilginci, bunu yapan çok tanınmış üç beş web ve teknoloji içerikli blog ve içeriği yabancı sitelerden görüp kendi bloglarında işleme biçimleri hep aynı. Bir de bu bloglar bunu maalesef Türkçe içerik için de yapıyorlar. Burada alıntıladıkları şey içerikten ziyade fikir. Bu yüzden de nisbeten daha az tanınan Türkçe blogun ya da yabancı dil engeli nedeniyle erişilmez olan yabancı sitenin ya da blogun farkedilmesi ihtimali bir hayli düşük. Ama tabi gören göz görüyor (sizlere ağzımla gülmüyorum, haberiniz olsun). Buraya da bir not düşeyim, yanlış anlaşılma olmasın; bu konudan ilk kez bahsediyorum. Daha evvel yazdığım bir iki örnek buna dahil değil.
Şimdilik izlenimlerim bunlar, bu konuya tekrar zaman ayırmak için elimden geleni yapacağım. Özellikle beğendiğim bazı blogları ayrıntılı olarak anlatmak isterim.
Benzer yazılar:
- Sine-i Millete Dönmek
- Yorum Mu Bekliyoruz Şefkat Mi?
- Kopyacılığın Son Kurbanı Cengiz Çatalkaya
- Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Türk Blog Dünyası
eleştirileriniz çok yerinde,
habercilik kaynağı olmak isteyip de sanal puan peşinde koşanlar zamanla silinecek sadece en iyileri kalacaktır zaten. blog içeriklerinin kişisel olanlarını ve (ilgi alanımda ise) belli bir uzmanlık dalında olanlarını takip ederim; çoğu kişi için de böyledir tahminen. içerik özgün olduktan sonra puan endişesi içinde olmaya da gerek kalmaz…
Güzel şeyler yazmışsın. Bu arada site daha da renklenmiş.
Sağol
balonları kastediyorsan onları 23 Nisan için koydum.
Yerinde gozlemler olmus bence de. Ayrica 196 adet blogun RSS’ine de abone oldugun icin ayrica tebrik ederim. Bakalim kriterlerini uyguladiktan sonra kac tanesine daha abone olarak kalacaksin, o da guzel bir istatistik olur tahminim.
Ben burada kısmen anlatılan türde bir blog’u bir yıl süreyle her gün güncelledim. Yabancı kaynaklardan haberleri, haberin çıkmasından ortalama bir saat sonra blog’a Türkçe olarak giriyorduk. Türkçe içerik için yapıyorduk bunları. Tabi haberler sitemizin formatına uygun olan haberlerdi. Bilgi güvenliği haberleri.
Bir yıl sonunda geldiğimiz noktaya bakarsak, bir yıl boyunca derlenmiş bir haber arşivi görüyorum. Başka hiçbir şey.
Ne sitenin hitine, ne maddi ne manevi, ne ülkenin genel bilgi güvenliği bilincine hiç bir katkısı olmadı bu blog’un. Harcanan zaman ve işgücü ile çok daha farklı şeyler yapılabilirdi.
Ama ne öğrendik, haber blog’u, özellikle vereceğin haberler geyik değilse, olmuyor.
Orada sorun şu ki çoğu insan belli bir konuya ya da konulara vakıf olmak istemiyor. Sürü mantığı daha geçerli. Mesela Rıdvan Dilmen çıkıp dese ki ben üniversite sınavlarına giriyorum uzay mühendisliği okuyacağım, o zaman kitleler koşabilir oraya ama okuyup bitirseler bile ne yaptıklarını biliyor olmazlar. Çok tuhaf bu ama var böyle birşey, acı gerçek.
blog yazarları grubunda ben de bulunduğum için pek bi alındım
ben de “internet magazini” başlığı altında “internet ile ilgili” haber sitesi tadında blog hazırlıyorum. yani yerli/yabancı yüz binlercesinden sadece biri olarak. farklı olmak için mücadele etmiyorum; ki zaten olmak zorunda da hissetmiyorum kendimi.
ama sizinle şurada çarpıştığımızı hissettim: “blog benim hobim, keyif için yazıyorum, kaç ziyaretçim olduğuyla ilgilenmiyorum, hele de blogumdan para kazanmaya hiç niyetim yok”, – “ama ben hobi olarak haber blogu tutuyorum” -. yer yer haberlere yorumlarımı katıyor, bazen araştırma yazılarımı ve bir konu ile ilgili site tanıtımlarımı ekliyorum. varsa alıntı haberlerimde kaynak gösteriyorum. evet, az biraz hitim olsun diye de yer yer çarpıcı başlıklar atabiliyorum. ama gel gör ki siteme reklam almak, bir gelir elde etmek gibi derdim yok. google adsenseden de nefret ederim. yani nasıl ki kişisel yazılarınız bir hobi, hiç bir karşılık beklemeden ve keyfiniz için, benim için de bu bir hobi. açıkcası kişisel yazılar yazarak, bugün şunu yaptım, bunu yedim, şu kadar alışveriş ettim gibi kimsenin işine yaramayacak yazılarla kalabalık yapmaktansa, işe yaradığımı hissetmek daha zevk verici.
sadede geleyim: mecmua değilim, süper bir internet uzmanı da değilim, (php, asp, mysql) coder hiç değilim, korsana karşı olduğum gibi, blogumda kişisel veya şirinlik muskası da değilim; peki sizin gözünüzde ben neyim?
öncelikle paylaştığınız için teşekkür ederim. türkiyedeki blogların tümünü aynı kategoride eleştirmek bence hatalı olur mesela blogcu.com daki blogların tamamına yakınını zaten okunabilirlikten uzak olduğu için bir kenara ayırabiliriz. ve mesela medya kuruluşlarının blogları var ülkemizde örneğin milliyet blog ve habertürk blog buda ayrı bir kategori olabilir. haber ajansı gibi olan bloglar hata yapıyorlar bencede, güncel konulara değinirken kendi yorumlarını ve usluplarını baskın halde katarlarsa girdiye bu hatadan kurtulabilirler. kullanılan materyaller telif haklarını ilhal etmemeli elbette buna dikkat edilmeli yoksa ileride sıkıntı yaşanabilir. yabancı web sitesi ve bloglardan alıntı içerikler konusunda başı isim vereceğim bildirgec.org çekiyor özellikle smashingmagazine.com da yazılı her girdiyi aynı anda türkçeye çevirip yazıyorlar tabi bunu türkçe kaynak ihtiyacını gidermek için yapıyorlardır iyi yönde değerlendirilebilir. blog yazan her blogger blogunun okunmasını ister okunmasını istemediğimiz bir şeyi neden blogumuza yazalımki? okunmak güzel bir duygudur herkesin hoşuna gider bunu başarmak için bazı ilkeler vardır bunlardan bir tanesi düzenli ve disiplinli olmaktır, düzenli ve disiplinli olmaktan kastım örnek verererek yazarsam daha anlaşılır olacak; mesela siz blogunuza her hafta bir girdi ekliyorsanız sürekli her hafta bir girdi eklemelisiniz bu ne fazla nede eksik olmalı eğer bir hafta veya daha uzun süre bir girdi ekleyemeyecekseniz bunu blogunuza yazıp okurlarınızı bilgilendirmelisiniz. bir diğer kural aslında her blogun bir ana konusu olmalıdır nasıl bir bakkal ekmek satar ekmeğin aynında diğer sattıklarıda satılırsa sizinde blogunuzda bir ana ekmek olmalı ve onların yanında diğer konularada değinebilirsiniz. blogların gazetecilik oynamasından kastınız medyadaki haberleri olduğu gibi sunmaksa evet bu hatalı ama hhaberler yada gundemdekilere kendi fikirleri ile sunmak doğrudur bana göre bu şekilde olursa blogger dediğimiz vatandaş gazetecilik oynamaz gerçekten gazeteci olur. son oalarak şunu yazabilirim, uzun süredir bu işin içindeyim ve kaliteli bloglar sayesinde internet dünyası daha zengin, daha şeffaf hale geldi. bloglar sayesinde artık kasfetli sıkıcı forumlarla uğraşmıyoruz bloglar sayesinde ilgi duyduğumuz konular hakkında kaliteli ve doğru bilgiye ulaşmamaız daha mümküni bloglar sayesinde yeni arkadaşlıklar kurduk ve meslekdaşlar tanıdık yeni projelere giriştik, bloglar sayesinde tekel medyanın ve kalıplaşmış siyasi fikirlerin önüne geçtik, bloglar sayesinde hem yazar hem okur özgürleştik!
Türkiye’deki bloglar arasında bir popülerite yarışıdır sürüp duruyor.Blog içeriklerine bakarsanız Google endexli olma uğruna yazılar,metinler kalıplaşmıştır
Hepsi birbirinin aynısı yada Kimi diyorki nasıl istersem öyle yazarım…kimi de diyorki blog böyle yazılır— “şuradan buradan yada ahanda buradan” Ben bunu doğru bulmuyorum blog kişiye özgü olmalıdır güncel konular haberler üzerine yorumlar olmalıdır fakat kendi düşüncelerimizle harmanlayarak ve kendi tarzımıza uygun şekilde olmalıdır tabiki yine şuradan buradan olacaktır.
Ben blogları İnternet ortamındaki kimliğimiz olarak görüyorum…Kendimizden birşeyler aktarmamız gerektiğini düşünüyorum…
Yoksa blog yazmanın ne anlamı var zaten teknolojik haberleri aldığıız yerler belli,güncel haberleri aldığımız belli…
Anlıyacağınız tek kaygı google…(böyle konu başlıklarına bile rastlayabiliyorsunuz” Gamze özçelik videosu mu? “
@internetist: siz yine “kimse kimseye karışmamalı” kategorisine girmiş oluyorsunuz benim gözümde.
@Murat: aklımdaki blog tarifi aynen böyle. Bence de kendimizi yansıttığımız yazılardan oluşuyor bloglar.
Merhaba,
Bilen bilir, ben de çoktandır Türk blog yazarları topluğuğunun aktif katılımcısıyım ve içerideki hemen hemen tüm blogları en az bir kez gözden geçirmişimdir (RSS beslemelerine kaydolduklarım da var tabii ki)
Osman inanır mısın, yazdıklarını okurken ima ettiğin blogların epey bir kısmı teker teker gözümde canlandı
Blog yazarlığı bağımlılık yapan bir şey.
Ünlü olmasanız da, blogunuz para getirmese de. Hatta blogunuzn tek okuyucusu “anneniz” bile olsa bir alıştınız mı kendinizi blog yazmadan alıkoyamıyorsunuz.
(yoğunluğum nedeniyle birkaç haftadır blog yazamıyorum, içim içimi kemiriyor mesela
)
Olayın psikolojik / sosyolojik temellerine girilse eminim apayrı bir blog yazısı çıkar; ki bunu Osman’a bırakmak çok daha doğru olur.
… Ne diyordum “alışmak”… Ve benim gözlemim; Türk blogosferi “adam gib blog yazma” kavramına artan bir ivme ile alışıyorlar.
…
Kedisinin kısırlaştırılma operasyonundan bahseden “kedi blogcu”ları gürühu olmayı bırakıp,
- değer katan
- blogosferin “sosyal sermaye”sini arttıran
- “aslolan içeriktir” felsefesini benimsemiş “yazar”lar toplumu olmaya doğru ilerliyoruz.
(
Yurt dışı bu evreye çoktan erişmiş durumda. Öyle ki bazılarına “blogger” deyince sinirleniyor “Nah, I’m not a blogger; I’m a journalist” (beni blogcu mu sandın ben bir köşe yazarıyım) diye çıkışabiliyolar.
)
Aslına bakılırsa, her blogcu kendi blougunun köşe yazarıdır.
Fakat köşesini milyonlara hitab edecek şekle getirmek için bireyin
- öncelikle değer katmayı
- ilintili olarak içerik üretmeyi,
- ve bu içeriği güzelce ambalajlamayı (yani düzgün akıcı ve etkileyici bir biçem (üslub) kullanmayı)
bilmesi gerekir. Kısacaı “köşe var… köşe var”.
Sevgiler,
Volkan
Peki arkadaşlar, bizim yaptığımız nedir?
Yazdıklarınızdan benim/bizim yaptığımız şeyin blog yazmak olmadığını görüyorum. Biz de zaten haber blogu diyorduk buna.
1. Haber blogu diye bir şey var mı?
2. Yabancı kaynaklardan çevirdiğimiz haberler ile blog yapılır mı?
1. Haber blogu diye birşey var.
(bkz: Huffington Post)
2. Tartışmaya açık bir konu, Türk basını 100 yıldır böyle çalışıyor. Bence olur. Bu bir tarz, tüm dünyada örnekleri var.
Blog yazmak bilgiyi korumakdır, çürümesini önlemek, muhafaza etmekdir.
Biz düğümküme‘de yazdığımız her kısa yazıyı daha sonra referans verebileceğimiz biçimde özenle yazıyoruz. Yani bir konuşma sırasında, bir eposta listesinde, bir iş toplantısında, başka bir blog yazısına yorumda, veya bir dersde açıp gösteriyoruz düğümküme’den bakın bu konu şudur budur şöyle açılımları vardır, ilgili bağlara tıklıyoruz vs. Yani düğümküme’de yazarken bir yazının başvuru kaynağı olmasına özen gösteriyoruz.
Bilgi koruma stratejisi ağlı bağlı internet yaşamında bizi ayakta tutuyor.
Ben de Google Şehri için bir bu çizgiyi açmamaya gayret ediyorum. Yani, Google hakkındaki son haberleri Türkçeye çevirip sunmaktan ziyade, kendi yorumumu da katıp, başkalarıyla bunu tartışma zemini yaratmak istiyorum. Son 2-3 girdimde örneğin Google History hakkında bir çok kişi fikrini yazdı ve Google’ın bu yaptığı doğru mu acaba diye kendi kendimize sorduk. Bu yüzden bu yönü hoşuma gidiyor, diğer yandan bir Haber portalı gibi gözükmek de istemiyorum, hoşuma da gitmiyor. Aradaki çizgiyi korumak lazım.
Yazınız ve sonrasında yazınıza yapılan yorumlar, blog dünyasını yeni yeni anlamaya başlayanlar (bunlardan birisi de benim sanırım.) için çok faydalı görünüyor. Biraz kızarak bahsettiğiniz bloglardan birine sahiptim, alıntı yaparak içerek sağladım ve dönüp baktığımda saçma sapan bir şey çıktı ortaya ve geriyi toparlamak yeniyi yapmaktan daha zorlaştı şu anda. Fakat bahsettiğim o kötü blogu hazırlarken düşündüğüm; internet yoluyla para kazanmak olduğu için, interneti sizin yazınız gibi bir yazı yazmak kadar ciddiye alınacak bir ortam olarak göremedim başlangıçta. Yorumları da okuduktan sonra aynı soruyu soruyorum kendime; daha çok bir şeyleri pazarlamak,satılık olanın reklamını yapmak gibi bir kazanç sisteminin sözleşmesini imzalayıp aynı zamanda nasıl bağımsız ve özgün bir içerik oluşturulabilir.Örneğin google reklamlarına bakıyorum hep bir şeyler pazarlanıyor,hatta yazınızı okurken bir yandan kırmızı google reklamları görünüyor kenardan,hal böyle olunca ortada harcanan bir zaman (yazı yazarak,blogla ilgilenerek,çevredeki gelişmeleri gözleyerek…) var ve bu zamanın karşılığını ,tanımadığın birinin yazını ilginç bulmasıyla başlayan bir sevinç dışında, site de ki reklam gelirleriyle almayı planlıyorsun ve bu da belki de özgün işler çıkaracak kişiye bir köstek oluşturuyor diye düşünüyorum. google ın sempatik tavırlarıyla internet dünyasını elinde tutması aynı zamanda blog yazarlarınında kısıtlı düşünmelerini sağlıyor.google sitende kötü giden işler olursa sana kızıyor (hatta çok kızarsa seni kovuyor…) , ama aynı zamanda senin sesinin duyulmasına katkı da sağlıyor (bu sırada kendi sesini duyurmayı da ihmal etmiyor tabi ki) sanki evlerinde bilgisayar başında yazı yazıp,internette dolaşıp,zaman harcayıp daha sonra da patron google dan maaşlarını bekleyen insanlar gibiyiz.Bu durumda yapılacak iki şey kalıyor fikrimce;
Birincisi; google amcayla iyi anlaşıp,anahtar kelimeleri doğru yerlere koyup,bu gidişata katkı da bulunup,sonucunda da ya iyi para kazanıp hayatının kalanını boyun fıtığınla beraber dünya turunda geçirmek, ya da emeğinin karşılığını alamadığını düşünüp,harcadığın zamanı unutup,boyun fıtığınla beraber bu işi terk etmek.
İkincisi ise google ve ya başka birileriyle uğraşmadan blog yazarlarının ortak bir iş çıkarıp kazanç elde edebileceği bir platform düşünmek.
Çok bilmiş gibi konuşmaya devam etmeden bende yazımı bitireyim sonuç olarak sizinde eleştirdiğiniz yapısal hatalardan kaynaklı kötü bloglar hiç bir yöntemde yerini bulamayacaktır buna katılıyorum fakat para kaygısıyla yapılan işlerede pek kızamıyorum çünkü eşşeğin aklına karpuz kabuğunu sokuyorlar maalesef…
Oldukça başarılı tespitler, zaten türk halkı olarak eksik tarafımız üretken olmak, üretmek, herkez hazırcı, herkes ağustos böceği misali yaşıyor bu memlekette.
Soluduğumuz havanın hakkını vermiyoruz kesinlikle.
Bir kendini beğenmişlik almış yürümüş hepimizi.
Para vercez diyoruz, makale yazın diyoruz java teknolojileri hakkında, java.name.tr de yayınlanacak diyoruz, fakat kimse yanaşmıyor, çünkü üretmek zor geliyor..
İnşallah sizin gibi eleştirenlerin sayısı arttıkça eleştirileri dikkate almaya başlar insanımız, üretkenliğe sevk olur..
@dkoksal
> zaten türk halkı olarak eksik tarafımız…
Tüm genellemeleri reddettiğim gibi bu genellemeyi de reddediyor ve katılmıyorum.
)
( “Tüm genellemeleri reddederim” de bir genellemedir tabii
Yoğun bir potansiyele sahibiz.
Bu potansiyelin bilincinde olan nice insan var.
Bu bireylerin sayısı artıyor.
Türk bireyi olarak özgüven kazanmamızın ilk adımı “eksik taraflarımız”ın olmadığını, istenince her şeyin yapılabildiğini bilmekten geçer.
Bu tezi savundukça, eksik tarafı olmayanlar da “benim eksik tarafım var, hedef kitlemin de ‘eksik’ tarafları var; bu proje harika ama Türkiye’de tutmaz…” ön yargısına kapılmaya devam edecekler.
Biz adam oluruz, çok büyük işler başarırız. Tek gerekli olan insiyatif ve özgüven.
(dip not: sözlerim taşlama/eleştiri amaçlı değil yanlış anlama)
Bu yaziyi gec fark ettim ama cok tesekkurler incelemeniz icin, ben hemen Turk blog Yazarlarina mevcut uyelerin tum RSSlerinin yer aldigi OPML dosyasini tekrar anasayfaya ekleyeyim
Kedi blogu demişken şöyle bir yazım daha oldu bugün
Taze pişti.
Afiyet olsun.
oy oy oy benim blog ne iş yapar bu abilerin/ablaların blogları arasında. teknik bilgim de yok zaten. biri tutar mı elimden pardon blogumun düzeninden. selamlar
ela
@gatil,
Gel bir oturalım konuşalım, kaynaşalım
Bu yola başlayan kimse keskin kalemli, güçlü mizah duygulu, teknik olarak her şeyi bilen, on parmağında on marifet blog yazarı olarak başlamıyor — emin olabilirsin.
Bununla birlikte Türk blog yazarları arasında oldukça güçlü bir dayanışma var. Bu oluşumun bir parçası olmak eminim yeni — eski herkese çok şey kazandıracaktır.
Sevgiler.
ben de bu konudan çok yakındım… ama bunun çaresini buldum… bedava blog servislerini okumayacaksınız… bir WORDPRESS kurup alan adı ve kendine ait bir host alıp yazanlar kaliteli… yani hepsi olmasa da birçoğu kaliteli… hepsi bu… ne blogcu’ya, ne netlarus’a ne de başka bir bedava blog servisine girmiyorum, bloglarıda gezmiyorum… blog işinden soğuyorum yoksa… berbat, çok kötü… ve düzelecek gibi değil… düzeleceğine de inanmıyorum…
ayrıca ”türk blog yazarları sitesine üye olanlar” diye bir genelleme yapmamalısınız… ben de o siteye üyeyim ve kendimi çok yalnız hissederken orda onlarca kaliteli blog yazarı ile tanıştım…
@Cihan
wordpress ve domain konusunda sana katılıyorum.
Kendimden örnek verirsem;
1. önce blogspot.com ile başladım.
2. ardından blogger’a devam ettim ancak kendi domaimi aldım.
3. onun ardından da wordpress kurdum.
Çevremden gözlemlediğim kadarıyla da bu işi ciddiyetle yapan blog yazarlarının evrim süreci bu paralelde.
Günümüzde paylaşımlı hosting bulmak o kadar zor değil.
(google’ın şartlarına aykırı olduğu için net değer veremem ancak)
Bloglarımdan gelen reklam gelirleri hosting maliyetlerimi (blogum olmayan ancak bana ait siteler dahil) fazlasıyla karşılıyor.
Wordpress kurmak da o kadar zor bir şey değil. Varsayılan şablonunu kurmanız en fazla 5 dakikanızı alıyor. — Ve neredeyse hiçbir teknik bilgiye ihtiyacınız yok (eğer kendi temanızı yazacaksanız o ayrı tabi
)
En kötü ihtimalle çevrenizde bu işlerden anlayan, size yardımcı olabilecek, bir arkadaşınız vardır.
Sonuçta bahane üretmek kolay, aslolan bahanelerin ardına saklanmadan çözüm üretebilmek.
Merhabalar.
Yazınızın üzerinden yaklaşık 1 sene geçmiş. (24 Nisan 2007)
O zamandan bu zamana değişen bir şeyler var mı ? Yoksa herşey aynen devam ediyor mu?
Müsadenizle kendi yorumumu katarak yukarıdaki soruların cevabını birlikte bulalım.
Öncelikle Osman Bey’in en büyük rahatsızlığı haber blogları olarak tanımlanan ve hemen hemen aynı (noktalamalar değişik olabiliyor) içeriğe ve girdiye sahip bloglar. Bakınız üzerinden bir sene geçmesine rağmen bu akım büyüyerek devam ediyor.
Her sabah sosyal imleme sitelerinin bekleyen kısımlarına bakarım. Büyük blog olarak tabir edebileceğimiz yerler de dahil olmak üzere bir çok blog aynı girdiyi yayınlamakta sakınca görmüyor. Aynı haberi aynı anda 35 blog birden yayınlarsa Türkiye’de blogculuk gelişmez. Gelişemez. Çünkü, benim fikrime göre bu tip yazıları yayına sokan blog yazarı, topluma vereceği faydadan çok, bu yazıdan alacağı ziyaretçi sayısına ve dolayısıyla reklam gelirini düşünmektedir. Şöyle ki: “Bloguma Reklam Alıyorum” başlığıyla “şurası şu fiyat, pagerankım şu, istatistiklerim bu” diye haber yazan blogcunun samimiyetine ne kadar güvenebilirim?
Aranızda Google Gruplar hizmetini kullanan var mıdır bilemiyorum ama, deneme amaçlı en popüler ve en çok içerik paylaşımına sahip olan gruplara üye olun. Emin olun gruptan mail geldikten yaklaşık 10~30 dakika sonra bu tanımlamasını yaptığımız sözde haber blogları hemen yayına koyuyorlar. Sebep? Where is the hareket there is the bereket olabilir mi? Yoksa nedir? Rica ediyorum varsa bunu okuyan, bu tipte bii cevabını versin bana.
Dedik ya o zamandan bu zaman ne değişti? Yeni bir blog tipleri de türedi.
Youtube sitesinden videoları bloglarına ekleyen, bir tek satır yazmayan, ve her tarafta reklam olan bloglar. Buralara girip video izleyen ve “ay yazık reklama tıklayayım o kadar uğraşmış” diyen zihniyeti de ciddiyetle kınıyorum. Sonuç olarak bu bloglar “suyunun suyu” tabiriyle birebir örtüşmektedir. Ve dertleri bellidir. Yine hareket-bereket diyeceğim.
Blog destek siteleri var bir de. Hepsini bu kefeye koymak hata olur. Ama yabancı siteden (ç)alıntılayan, kodları bile düzgün veremeyen, hiç bir içerik üretmeyen destek sitelerine de karşı olmalıyız. Ben zaten en süper blogger temalarını asıl kaynağında gördüm. Ve sen yazmadan 3 gün önce gördüm. Hatta görmeyi bırak o blogları detaylı inceleyip yedim yuttum bile. Daha az önce bildirgeç bile aynı olayı bildiri yapmış şahit oldum.
Ayrıca dantel blogları olarak tabir ettiğim ve genelde blogcu üzerinde yer alan bloglara da çok sert bakıyordum. Dum, çünkü gün geçtikçe bu konuda fikrim değişiyor. Bunları yayınlayanlar ev hanımları ve tek bir satır kod bilgisine sahip değiller. Tek amaçları yemeklerini ve dantellerini paylaşmak. Zaten tasarım nedir, okunabiliyor mu, görülebiliyor mu, sayfa açılıyor mu hiç biri umurlarında değil. Zeytinyağlı baklava yaptım yiyin gari…
Not: Osman Bey, eğer bir onay mekanizmasına sahipseniz ve bu yorumumun zaman aşımına uğradığını düşünüyorsanız rahatlıkla yayınlamama seçeneğine sahipsiniz. En azından o zaman diliminde yaşananları hatırlamamıza vesile oldunuz. Zaten yorum yayına girerse öyle bir mekanizma yok demektir.
Takip ettiğiniz Türk bloglarını dışa aktarıp bizle paylaşır mısınız acaba? E-mail atabilirseniz ayrıyetten çok memnun olurum.