alemlerin aslı hayaldir
Arkadaşlar, acılı olduğumuz şu günlerde terör haberlerinden ruhen nasıl etkilendiğimizi zaten hepimiz biliyoruz. Ben kısaca bu konuda alınması gereken ruhsal (psikolojik) önlemlerden bahsetmek istiyorum.
17 Ağustos 1999 depreminden sonra uzmanlar genel olarak Türk halkının ruh sağlığı açısından nasıl davranması gerektiğine dair görüş beyan ettiler. Bu görüşleri medya sayesinde dinledik. Deprem medya için elle tutulur somut bir ruhsal sıkıntı konusuydu. Ancak medya maalesef terör olaylarının da halkın genelinde yarattığı ruhsal sıkıntıya parmak basacak derinlikte değil.
Büyük bir deprem, büyük bir doğal afet yaşamakla, sayıları ne kadar karşılaştırılamaz olursa olsun teröre şehit vermek, insanların ölümünden haberdar olmak, savaş belirsizliği, her kafadan farklı bir ses çıkması vb. konuların insan üzerindeki travmatik etkisi büyüklük olarak farksızdır.
Yaşanan olaylara fiziksel olarak çok uzak bir mesafede olan biri bile; duydukları, tv’de gördükleri karşısında, uyku bozuklukları, sinirlilik halleri, suçluluk duygusu gibi travmatik belirtilerle karşılaşabilir.
Böyle durumlarda da yapılması gereken şey bir ulusal afetten etkilenme durumu sonrası yapılması gereken şeylerden farklı değildir. Birbirimizle bol bol konuşmak, konunun ruhsal ağırlığını hafifletmenin en sağlıklı yoludur. Diyalog, iletişim, sohbet, dertleşme, ve benzeri adlarla anılabilecek aklınıza ne geliyorsa, Türk halkı ruhsal sağlığını korumak açısından bunları daha sık yapmalıdır.
Ortalama bir zekaya sahip herkes bu yazının içeriğini, sınırlarını rahatça anlayacaktır ama ortalama bir zekaya sahip olmayanları da dışlamayarak şu açıklamayı da eklemekte fayda görüyorum: Yaşanan terör olaylarını lanetliyorum, kınıyorum. Bu konuda tarafım. Bir grubun insanları öldürmek için plan yapması ve bunları gerçekleştirmesi karşısında tarafsız kalamam. Bütün insanlığıma ve bütün hümanistliğime rağmen, terör örgütü ile ilişki içinde olan hiç kimseyle özel ya da profesyonel bir ilişki içine giremem. Giremem değil, girmem. Bir yaşam koçu olarak, terör adına çalışmış kimseye hizmet verebilmem söz konusu değildir. Hoşgörülü, anlayışlı biri olmam; haksız, hem suçlu hem güçlü olan insanlara karşı diğer yanağımı uzatacağım anlamına gelmez. Dolayısıyla, önceki yazılarımdan da anlaşılabileceği üzere, Türkiye’nin terörü sona erdirmek için şiddete başvurmak dahil her türlü yöntemi uygulamaya hakkı olduğuna inanan, davranışları da bu yönde olan biriyim.
Terörün Türk halkı üzerindeki travmatik etkisine değinmek ve bu etkiyi azaltmak amacıyla hoşgörülü yazılar yazmak, terör örgütünün ortadan kaldırılması konusunda şiddete başvurulması gerektiği düşüncem ile çelişmemektedir.
Bunu kendi başına anlayamayacak olan olursa diye bunu da bir not olarak eklemeyi uygun gördüm. Terör örgütünü herhangi bir nedenle savunmaya çalışacak hiç kimseye karşıma çıkmasını tavsiye etmiyorum.


23 Ekim 2007 00:35
Ozi söyleyecek çok şey var ama tıkanıp kalıyor insanın boğazında. Hesabı sorulsa ne olur, sorun tümüyle çözümlenmedikten sonra.Ölenin annesi için neyi değiştirir, biri gelip dese ki karşı operasyon yaptık misliyle ödettik, oğluna sarılamayan bir annenin yüzü gülmez ki… Terörün aldığı evlatlarına ağlayan anneler teskin edilemez…Allah’dan ragmet ve sabır diliyorum tüm ciğeri yanan ailelere…
23 Ekim 2007 01:07
@eda: haklısın. ama birşey eklemek isterim, adaletin amacı kaybolanı geri getirmek değildir.
23 Ekim 2007 01:14
Orası kesin canım ama olaya duygusal bakmaktan vazgeçiyorum ben