Osman S Börütecene

alemlerin aslı hayaldir

Tanrı’yla Başbaşa Kalmak

24 Nisan 2007 Salı 02:12, Osman Seyit Börütecene

Din bugünlerde birden fazla olayla günlük hayatımıza konu oluyor. Türkiye’de siyasi islamın en büyük ve en güçlü temsilcisi olan AKP, Türkiye’nin cumhurbaşkanını seçecek. Son genel seçimlerden önceki gazete haberlerine, tv haberlerinin kayıtlarına bakarak bu partinin nasıl dini duyguları sömüre sömüre iktidara geldiğini herkes görebilir. “Şeriat’ı getireceğiz” ifadesini şaka ya da dil sürçmesi olarak sayılamayacak sıklıkta telaffuz etmiş olan Recep Tayyip Erdoğan ya cumhurbaşkanlığına aday olacak ya da bir aday gösterecek ve AKP de o adaya oy verecek. AKP’li milletvekilleri bunu kendi ağızlarıyla her fırsatta söylüyorlar. Dinin gündemimizi işgal etme biçimlerinden biri bu; cumhurbaşkanlığı seçimi.

Geçen hafta işlenen Malatya cinayeti sonrası din, gündemimizi bir başka tartışmayla daha işgal etti. Gerek geleneksel medyada (tv, gazete, radyo, bilimum yazılı basın) gerekse internette, bloglarda insanlar mürted kavramını tartışmaya başladılar. Mürted, din değiştirmiş; islamdan ayrılıp başka bir dine mensup olmuş kişi demek. Kuran’da yer almıyor ancak hadislerde mürtedlerin öldürülmesi emrediliyormuş. Buradan yola çıkarak Malatya cinayeti kurbanlarından Uğur Yüksel’in öldürülmesini buna bağlayıp haklı bulan azımsanmayacak sayıda kişi var. Neredeyse hiçbiri, söz konusu hadislerde domuz bağından ya da gırtlak kesmekten bahsedilip bahsedilmediği konusunu açmıyor. Ya da dinin kutsal kitabı neden yeterli değil sorusunu soran yok pek.

Hepimizin genel bir din anlayışı var. Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı AKP tehdidini saymazsak çoğumuzun zihninde din iyi çağrışımlarla, güzel duygularla barınır. Herhangi bir dinin vahşeti emretmesi her gün güneşin doğudan doğması kadar doğal karşılanmamalı.

İnsanoğlu, toplum, o kadar şuursuzdur ki bazen bazı konuları tartışmaya, anlatmaya hiç değmez. Kişisel bazda birkaç kişi sizi dinler, söylemek istediklerinizi anlar, kabul eder ya da etmez o ayrı bir konu. Ama toplumla uğraşmaya değmez.

Toplum, eline geçirdiği hiçbir kavramı olduğu haliyle bırakmaz, değiştirir, dönüştürür, çıkarlarına uygun hale getirir. Ya da kendisini hangi durumda daha iyi hissediyorsa gerçeği o duruma doğru büker.

Din de bükülen gerçeklerden biridir. Ben bugüne kadar inmiş hiçbir kutsal kitaba bağlı olarak yaşayan bir dini toplum görmedim. Bu kitapların değişip değişmediğini bir yana bıraktım, diyelim ki hiçbiri zerre değişikliğe uğramadı. Yine de insanoğlu din kitaplarının gösterdiği yolda yaşamak yerine kendi yolunu icad edip ona uyacaktı zaten. Tıpkı bugün olduğu gibi.

Bu nedenle; din, dini duygular, ibadet, toplu hale geldiği zaman kantarın topuzu kaçıyor ve insanlar inandıkları ya da inandıklarını söyledikleri ya da inandıklarını zannettiğimiz bir yaratıcının tavsiyelerine kulak vermek yerine kendi ilkelerini, emirlerini, modalarını devreye sokuyorlar.

Tanrı’ya inanan, ona ibadet etme ihtiyacı hisseden, onun tavsiyeleri doğrultusunda yaşamak isteyen birçok kişi bugün yalnızdır ve Tanrı’yla başbaşadır. Bir yandan doğrusu da budur zaten diyebiliriz. Ama aklı başında her insan, her gönül isterdi ki herhangi bir dini savunmakta olan herhangi bir insan birkaç kişinin kıskıvrak bağlanarak işkence sonrası öldürülmesini de akla olmasa bile dine uydurmaya kalkmasın.

Haberleri yeteri kadar takip etmeyenlere not düşeyim; bu cinayetin kurbanlarına burada telaffuz etmek istemediğim, çoğu dinde yasak olan birçok eziyet de yapılmış. Bahsettiğim bu çoğu din içinde İslam da var.

Kim ne derse dersin, dünyanın her geçen yıl daha tuhaf bir hal aldığı bu dönemde, derdi soygunculuk, şiddet, bölücülük, kibir vs. olmayan inanç sahibi insanlar Tanrı’yla başbaşa kalmıştır. Çevrelerinde dini inançlarını paylaşacak veya topluca ibadet edebilecekleri pek kimse yoktur.

Buna da şükür diyelim, Tanrı’yla başbaşa olmak şikayet edilecek birşey olmasa gerek.

'Tanrı’yla Başbaşa Kalmak' başlıklı yazıya 6 yorum yapılmış.

  1. Goddess Artemis diyor ki:

    Tanrı’yla başbaşa kalabilmek için, belli aşamalardan geçip, belli bir ruhsal ve beyinsel aydınlanmaya ulaşabilmiş biri olmak gerekir kanaatimce. Bu aşamalardan geçip, kainatla bütünleşmiş, varlık nedeni ve amacına ulaşmış kişilerinse dünyevi hırslarda zaten gözü olmayacağından, neredeyse münzevi gibi yaşarlar. Para, şöhret, güç, mevki vb. kavramlar anlamsızdır artık onlar için.

    Maalesef, sadece bugünün değil insanlık tarihinin tamamında, kerameti kendilerinden menkul, bir sürü ruhsuz/beyinsiz/şuursuz yaratık Tanrı’nın adını ya da dinlerinin adını yaptıkları alçaklıklara alet etmişlerdir.

    Örneğin: Düşmanını Arayan Savaş adlı kimi söyleşi ve köşe yazılarının çevirisiyle oluşturulmuş kitapta; 11 Eylül sonrası “Yeni Bir Haçlı Seferi” başlatan George W. Bush ve yardakçısı Tony Blair’e hitaben; yazar John Le Carre:

    “. . .

    Ve lütfen Bay Bush -dizlerimin üstüne çöküyor ve yalvarıyorum size- Bay Blair, Tanrı’yı bu işlere karıştırmayın. Savaşları Tanrı’nın çıkardığını düşünmek, onu insanoğlunun en kötü özelliklerinden biriyle nitelemek demektir. Ben O’na inanmam, ama hakkında bildiğimiz kadarıyla Tanrı’nın tercihi, gıda yardımlarının yerlerine ulaşacak kadar etkili olmasından, tıp ekiplerinin işlerine sadakatinden, evsizler ve matemdekilere rahat ve iyi çadırlar sağlanmasından, hiç mızmızlanmaksızın geçmiş günahlarımızı kabul etmemizden ve bütün temel olasılıkları düzeltmemizden yanadır. O bizim daha az açgözlü, daha az küstah ve daha az hırslı olmamızı ister; hayatta kaybedenlere karşı daha şefkatli olmamızı ister.

    . . .”

    diye yazmıştır. [John Le Carre - 14 Ekim 2001, The Sunday Times - çeviri: Ebru Kılıç]

    Mürted konusuna gelince; İslam fıkıhında yer alan bir konudur. Bu konuda bir hadis olduğu iddia edilen bir söz var: “Dinini değiştireni öldürün”. Kur’an-ı Kerim’de böyle bir hüküm yok. Ama hadislere iman eden İslamcıların Kur’an-ı Kerim’den sonra en güvenilir kaynak olarak kabul ettikleri Sahih-i Buhari’de “hadis” olarak geçiyor.

    Peygamberinin ölümünden sonra, seçimle başa geçen 4 Büyük Halife’sinden üçünü, Peygamberin torununu katleden bir dinin mensuplarından ne kadar insanlık beklenebilir ki zaten?!

  2. Ahmet Serdar diyor ki:

    Bir sorum olacaktı, tanrı derken hangisinden bahsediyoruz burada. Onca tanrı var, hepsininde bir ismi var. Genel anlamdamı konuşuyoruz, yoksa belirlediğiniz bir tane varmı?

  3. Osman Seyit Börütecene diyor ki:

    Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan vatandaşlar için geçerli olan Tanrı’dan bahsediyorum. Bu bağlamda onlarca Tanrı yok. :) Daha spesifik olmak gerekirse burada bahsettiğim Tanrı; Hristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin Tanrısı olan Allah.

  4. Goddess Artemis diyor ki:

    @ Ahmet Serdar:

    Kendi adıma, Tanrı derken, “yaratıcı ilahi gücü” kasdettiğimi söyleyebilirim. Yani kitap indirilmiş dinlerin “ilahi efendisi”ni. Adının; Tanrı, Allah, Yehova vb. olması inancımı ve düşüncemi değiştirmez. Hepsi birdir.

  5. Ahmet Serdar diyor ki:

    Hmm, “Hak Din” olarak tanımlanan dinlerde geçen yaratıcıdan bahsediyoruz yani. Bizim; en azından benim, için Allah olan yaratıcıdan. Sonuçta Wikipedia’ya göre “Toplam nüfusun çok ufak (yaklaşık %0,2) bir oranını Gayrimüslimler oluşturur. Bunlar 45.500 Ermeni Gregoryen, 26.114 Musevi, 17.194 Süryani, 3.270 Rum Ortodoks ve yaklaşık 5.628 diğer çeşitli din ve mezheplerden insanlardır (Katolik, Arap Ortodoks, Keldani, vs)”

    Bilmiyorum, açıkçası ismi varken ismini telaffuz etmemek garip geliyor. Sanki arkadaşınıza “ne haber insan” diye hitab etmek gibi bir şey. Biraz tepkiliyim bu konuda sanırım.
    :)

  6. Osman Seyit Börütecene diyor ki:

    Ahmet Bey, senin benim için Allah’tır, biz böyle inanıyoruz da binde bir bile olsa kimseyi rencide etmeyelim dedim ben. Bunun budisti var paganı var onlar da itibar sahibidir benim nazarımda.

    Tepkili olun tabi, tepkisiz ilerleme, gelişme olmaz :)

Siz de fikrinizi belirtin

Merhaba!

osman

Site İçi Arama

Sayfalar

Arşiv

RSS

Site Map

Sosyal Mevzular

Standartlar