Şu çılgın atom çekirdeği parçacıkları
Yaz civarı bir Secret çılgınlığı kaplamıştı dört bir yanı. Biraz da tam sahilde güneşlenirken okunacak bir kitap olmasından ötürü belki. O zamanlarda parçacık fiziği ve atom çekirdeğini oluşturan parçacıkların ilginç davranış biçimlerinin sosyal yaşama uyarlanması üzerine bir şeyler yazacağımı söylemiştim. Buna ancak sıra geldi.
Efendim günümüzde medyada kuantum fiziği olarak anılan bilim dalının Türkçesi parçacık fiziği. Burada parçacıktan kastımız atomu oluşturan parçalar. Çekirdeği oluşturan parçalar, çekirdeğin etrafında dönen parçalar vs.
Konuya sağlıklı bir giriş yapabilmek açısından atomu tanıyalım, atomu öğrenelim. Atom, uzun süre maddeyi oluşturan en küçük yapı taşı olduğuna inanılan şey. Sonradan onun da parçaları olduğu öğreniliyor. Parçacık fiziği ise neredeyse yüz yıllık tarihe sahip bir bilim dalı.
Medyada bu kadar ilgi odağı olmasının nedeni ise bu parçacıkların varlıkla yokluk arasında gidip gelmeleri. Bunun ne demek olduğunu fiziksel terimler kullanmadan anlatabilmek kolay değil. Yine de deneyelim.
Parçacık fiziğinin en yaygın kabul gören yorumu Kopenhag yorumudur. Kopenhag yorumu bu ismi 1927 yılı civarında Kopenhag’da bir üniversitede çalışan fizikçilerin çeşitli görüşlerinden oluşması nedeniyle alıyor. Kopenhag yorumu atomu oluşturan parçacıklar hakkında şöyle der: Atomu oluşturan parçacıklar ve nihayetinde madde, ancak onu gözleyen, araştıran özneyle beraber var olabilir. Bunun dışında madde hakkında kesinliği olan bir bilgi elde edemeyiz.
O günden bugüne araştırmalar geliştikçe ortaya çıkan bulgular da bu yorumu doğrular gibidir. Son birkaç on yılda parçacık fiziği ve maddenin bu belirsiz, varla yok arasında gelir gider hali birçok sosyal bilim dalını etkilemiştir. Bilimin bu alanda kendini çaresiz hissetmiş olması disiplinlerarası bir çalışmayı gündeme getirmesi dolayısıyla belki de biz dünyalıların başına gelmiş en tatlı çaresizliktir.
Madde var olmakla var olmamak arasında gelip gidiyor derken ne demek istiyoruz? Bir atom çekirdeği parçacığı, biri onu gözlemediği müddetçe olasılıklar halinde bulunur. Şu anda bildiğim kadarıyla bir parçacık 3000 - 3500 kadar değişik konumda dalga halinde varlık gösterebiliyor. Biri kendisini gözlediği anda ise bu olasılık dalgaları parçacığa dönüşüyor ama tek bir parçacığa dönüşüyor. Diğer olası konumlar ortadan kalkıyor.
Bu konuda Dr. Quantum olarak tanınan, benimse kuantum amca demeyi sevdiğim Fred Alan Wolf’a bir e-mail attım ve şunu sordum. Madem böyle bir gözlem ve gözlemle varlığa dönüşme hadisesi var, o zaman ben bir elmaya bakarak onun atomlarında değişikliğe neden olabilir miyim? Cevabı şöyleydi: Gözleyerek bir maddeyi, daha doğrusu bir elmayı değiştiremezsin. Ancak o elmanın üzerinde henüz parçacık haline dönüşmemiş ve olasılık dalgaları halinde gezen bir şey varsa, senin bu gözleminle bir parçacığa dönüşür.
Fred Alan Wolf başka bir yazısında madde üzerinde neden gözlem yaparak değişiklik yapamayacağımızı anlatıyor. Çıplak gözle bunu gerçekleştiremiyoruz çünkü gerçekleştirebilmemiz için çok çok kısa bir zaman aralığı içinde milyarlarca atomu gözleyebilmemiz gerekirmiş.
Bu durum sosyal bilimlere, new age düşüncelerine, çekim yasası gibi fikirlere yansıdı ve belki onların belkemiği oldu. İnsanın gözlem yaparak madde üzerinde ya da sosyal ve ekonomik olaylar üzerinde düşünce gücü ile değişim sağlayabilmesi ihtimali insanları doğal olarak ilgilendiriyor. Zaten böyle bir konuyu merak etmiyorsanız (böyle bir konuya körü körüne iman etmiyorsanız, inanmıyorsanız demedim, ilginizi çekmiyorsa dedim) o zaman size şunu söylemek lazım, bizim balkondaki saksılarda yaşayan çiçekler de bunu merak etmiyor.
Açıkta kalmış bir bağlantıyı kuralım ve gözlem yapmak ile sosyal ve ekonomik yaşam üzerinde bu yoldan etkili olmak arasında nasıl bir ilişki olabilir, Secret gibi kuramlar bunu neyle açıklıyor oraya gelelim. İnsana bir obje gösterdiğinizde ve beyninde faaliyete geçen noktaları ölçüp belirlediğinizde çalışan yerlerle; aynı kişiye o objeyi hayal etmesini söylediğinizde beyninde faaliyete geçen ve çalışan yerler aynı. Buradan yola çıkarak bir şeyi gözle görmekle onu hayal etmek arasında fark olmayabilir deniyor. Tabii bu nörolojik anlamda doğru, yani şimdiki bilgimizle aksini ispat edemiyoruz. Zaten ortamda fiziksel olarak bir kadın bulunmadan bir erkeğin sadece hayal dünyasında gördükleriyle erekte olabilmesi bile bunun bir ispatı. Ya da limon veya limon suyu gibi kelimeler telaffuz edildiğinde ortada bir limon olmadığı halde ağzımızın suyunun akması da bunun bir ispatı. Nörolojik anlamda bana son derece anlamlı ve doğru görünüyor o yüzden bu kısmını tartışmıyorum.
Ancak aynı şeyi sosyal ve ekonomik yaşama uyarlamak, titreşim kavramı, bir şeyin hayalini kurarak onu kendine çekmeye çalışmak falan bunlar farklı şeyler. Yaratıcı düşünceler olduklarını kabul ediyorum. Ancak nörolojide gördüğüm kesinliği henüz burada görebilmiş değilim.
Bir yandan da böyle konuları herkes kendisi düşünsün, beyin cimnastiği yapsın isterim. Birçok konu; soyut ya da somut, bu biçimde daha çok anlaşılır ve algılanır.
Biz bir süreliğine atom parçacıklarına geri dönelim. Atomu incelemek, onu tanımak, üzerine oturduğumuz sandalyeyi, bilgisayarımızı üzerine koyduğumuz masayı, yediğimiz yemekleri, bedenlerimizi oluşturan atomların büyük ölçüde boşluktan meydana gelidiğini bilmek hem ilginç hem heyecan verici. Aklınıza gelen herhangi bir madde; kalem, kağıt, araba, bardak, don, gömlek, vs. büyük ölçüde boşlar. Elle tutulur madde kısımları birçok matematik probleminde kaale alınmayacak kadar az yer tutuyor (insignificantly small). Dokunduğumuzu zannettiğimizde sadece iki madde arasındaki elektron yükünü hissediyoruz. Yani hiç kimse hiçbir şeye dokunmuyor. Hem de hiçbir zaman! Çünkü gerçekte dokunabileceğiniz bir madde yok (alemlerin aslı hayaldir).
İşte bunu idrak etmek, anlamak, üzerine düşünmek kolay değil çünkü alışkanlıklarımız çok değişik, çok farklı yönlerde. Şimdi biraz ara verelim bu durumu zihnimizde canlandırmaya zaman ayıralım.
Benzer yazılar:
- Kestane kebap, acele kuantum
- Dr. Ignaz Semmelweis ve toplumun gerçeğe direnci
- Dr. Quantum’u Dr. Quantum yapan nedir?
- Belirsizliğe alışmak
Rastgele yazılar:
- Ahmet Altan’a Mektup
- %52: Takke Düştü Kel Göründü
- 32. Yıl Teşekkürü
- Kişinin Kendi Çocukluğuna Vereceği Öğüt