Sınır (Borderline) Kişilik Bozukluğu

Bu yazı bir uzman görüşü değildir. Bir psikiyatrist, bir psikolog gibi alanında uzmanlaşmış bir kişinin görüşleri yerine geçemez. Bunlar benim sınır kişilik bozukluğu hakkındaki şahsi gözlem ve düşüncelerimdir. Yorumlar, yorumcuların kişisel deneyim ve görüşleridir.

Sınır kişilik bozukluğu birçok psikiyatrist ve psikoloğa göre hastalık bile değildir. Birçok terapist kendi başlarına kalıp iç hesap yaparken iyi bir terapist olup olmadığını en son ne zaman bir sınır kişilik bozukluğu ile uğraşmaya cesaret ettiğiyle ölçer. Bazı tanımlara baktığımızda piskiyatrinin ve psikolojinin bu hastalık karşısında çaresiz kaldığını değil de, karşısında çaresiz kaldığı hastalıkları bu kategoriye soktuğunu görürüz. Bu tanımlara göre sınır kişilik bozukluğu diye bir şey yoktur. Sadece başa çıkılamayan ruhsal rahatsızlıklar ve davranış halleri vardır. Ancak resmi kabul görmüş görüşlere başvurursak sınır kişilik bozukluğunun tedavisi olmayan bir rahatsızlık, bir özellik; adı üstünde bozuk kişilik hastalığı olarak tanımlandığını söyleyebiliriz.

17225870_b61b039e09_pook_art.jpg

Bu rahatsız insanlar, kendilerini gerçekten sonsuz bir boşluk içerisinde hissettiklerini anlatıyorlar. Onlara bakarsanız tüm tuhaf hal ve davranışları (bu davranışlara birazdan değineceğim) ellerinde olmadan çaresizce sergiledikleri hal ve davranışlar.

Eğer salt dikkat çekmek için sinir krizi geçiren, sinir krizi geçirmezse kendisiyle kimsenin ilgilenmeyeceğini düşünen birini tanıyorsanız o kişi bu bozukluğu yaşıyor demektir.

İstediklerini ancak ağlayarak (ya da herhangi başka biçimde bir olay çıkartarak) elde edebilen kişiler de sınır kişilik bozukluğu hastalarıdır.

Kulaklarının biçimini beğenmeyip onları japon yapıştırıcıyla düz tutmaya çalışmak, yolda yürürken hiç tanımadığı insanların ilgisine muhtaç olup bağıra bağıra onların ilgisini çekeceği inancı içinde olduğu şeylerden bahsetmek, doğma büyüme Türkiye’de yetişip düzgün bir Türkçe öğrendiği ve başka bir dil bilmediği halde Türkçe’yi yeni öğrenmiş bir yabancı gibi konuşmak, milyonlara vaaz verirken durup durup ağlamak… bunlar hep birbirinden leziz kişilik bozukluğu işaretleri olarak kabul edilebilir.

Bir diğer yandan, bırakın psikiyatriyi ve psikolojiyi, tıbbın tüm dallarında olduğu gibi iyi niyetli her insan anlatılan hastalık belirtilerini kendinde görebilir ve şüphe içine düşebilir. İnsanlar sizden sistemli bir biçimde kaçmıyorsa, sizin yüzünüzden telefon numarasını değiştiren olmadıysa, çok büyük bir ihtimalle sınır kişilik bozukluğu hastası değilsiniz.

Bundan sonraki kısımda teknik bilgileri ustalarına bırakıp, ben kendim bu işten ne anlıyorum ondan bahsedeceğim.

Kişi, aşırı derecede ilgiye muhtaçtır. Sebebi çok çeşitli olabilir. Onu yetiştirenler; kişinin kendi başına tuvaletini yapamayacağına, ellerini kullanarak yemek yiyemeyeceğine, eline bir kitap alıp okuyamayacağına inanmış olabilirler. Kişi, kendisine bir çuval giydirilip uzun yıllar çok şık giyinen insanlar arasında dolaştırılmış olabilir. Kişi 30 yaşına gelmiş ama hala annesi ve babası tarafından akşam haberlerinden sonra daha sağlıklı büyümesi için yatıp uyuması isteniyor olabilir. Yani acayip çeşitli sebepleri olabilir bunun. Peki nasıl işliyor? Yani bu hasarları görmüş bir ruhun anlam veremediğimiz davranışları kendisine nasıl bir fayda sağlıyor?

Türkçe’yi bilerek ve isteyerek düzgün konuşmayan birini ele alalım. O sırada bu kişi ilgi çekmek peşindedir. Peki bunun ilgi çekici bir şey olduğuna o kişi nasıl karar veriyor? Elbette bu kendisi için ilgi çekici olduğundan o böyle konuştuğunda da bunun ilgi çekici bir şey olacağını düşünüyor. Toplum, arkadaş grubu, uzun yıllarını yurtdışında geçirmiş ya da Türkçe’yi sonradan öğrenmiş yabancı birine ilgi gösterdiğinde, bizim sınır kişilik bozukluğu olan arkadaş bu ilginin kaynağını o bozuk Türkçe’nin fonetiği olarak algılıyor. Böylece kendisine estetik görünen bu durumu sergilediğinde insanları etkileyeceğini düşünüyor.

Sınır kişilik bozukluğu hastalarının gerçekle ilişkilerinin çok zayıf olduğunu gözlüyorum. Dünyanın nasıl işlediğini, yerçekimini, insanların insanlara niçin ilgi gösterdiğini anlayamıyorlar. Bunlar için özel bir çaba sarfedilmesi gerektiğini zannediyor ve bu çabanın ne olduğunu bulmaya çalışıyorlar.

Bu çaba çerçevesinde bazen sırrın insanlara kötü davranmak olduğu hissine kapılabilirler ve ilgi çekme kuramlarını bunun üzerine kurabilirler. Bu durumda size durup dururken kötü davranan arkadaşınızın aslında ne kadar ilgiye muhtaç olabileceğini hatırlamanızda fayda var. Benzer bir kuram maalesef magazin dergileri tarafından oluşturulmuştur. Kadın erkek ilişkilerinde kendini sevdirmek için karşınızdaki insana iyi davranmamanız gerektiği düşüncesi tam bir kişilik bozukluğu örneğidir. Dikkat ederseniz bu tür kuramlar karşınızdaki kişinin sizi bir kadın ya da erkek olarak beğeniyor olabileceği fikrini tamamen çöpe atar. Bunun yerine tuhaf şeyler koyar. Eğer ter kokarsam beni daha çok sever, aradığında telefonu açmazsam beni daha çok sever, sokak ortasında onu bırakıp gidersem onun sevgisini kazanabilirim gibi gerçekle hiçbir alakası olmayan düşünceler dizisi. Şunu da unutmayalım; birine böyle davranarak ilgisini çekebiliyorsanız sebebi yine kişilik bozukluğudur. Kendisine yüz vermeyen birinin peşinde koşturan ve böyle insanlara bağlanan birinin kişiliği, patlamış bir otomobil camından çok daha fazla parçaya ayrılmış demektir.

Sonsuz sayıda değişik biçimlerde saçmalayabilme olasılığı olan insanların rahatsızlıklarını bir yazıya sığdırmak pek gerçekçi bir davranış olmayacaktır. Yine de, bu konuda koruyucu hekimlik yapmak adına birşeyler eklemek istiyorum.

Kendinizi sevin. Kendinize güvenin. Arkadaşlarınızın, sevgilinizin, ailenizin sizi sadece siz olduğunuz için seviyor oldukları ihtimaline inanın. Diğer olasılıklar bundan daha düşüktür. Yürümeyen ilişkilerinizin, siz yeteri kadar telefon aramasını cevapsız bırakmadığınız için değil, kendinize olan güveniniz ve sevginiz sıfır olduğu için yürümediğini anlayın. İşler ters gittiğinde bu siz yeteri kadar saçmalamadığınız için değil, anda varolamadığınız için böyledir.

Birçok konuda olduğu gibi ben bu konuda da yine şuur kelimesinin altını çiziyor, onu kalın harflerle yazıyorum. Çünkü kişilik bozukluğu olan ya da olmaya eğilimli olan insanlardan şöyle sözler duyuyorum:

- “Sen Mehmet’i tanıyor musun? Hayır çünkü ona da siyah çok yakışıyor.”

17791296_c7de59cb8e_joan_rubio.jpg

Bu insanlar siz bir şey sormadan sebepler saymaya başlarlar. Her şey için bir sebepleri vardır ve siz daha merak etmemişken bunları ardı ardına sıralarlar. Yeteri kadar sebep bulabilirlerse istedikleri şeyin olması gerektiğini düşünürler. Yani sizin henüz duymadıkları cevabınızın sıralayacağınız sebeplere göre değişeceğini düşünürler. Ama bu genelde imkansızdır. Mesela:

- Akşam sinemaya gidelim mi? Hayır çünkü film bir sürü ödül almış.
- Yarına yetişmesi gereken çok önemli bir işim var.
- Ama senin en sevdiğin artist oynuyor hem filmden sonra kahve de içeriz, bilmemkimler de gelecek çünkü.
- Yarına yetişmesi gereken bir işim var.
- Hmmm.. O zaman nerede ve kaçta buluşalım? Hayır çünkü trafik oluyor o bakımdan.

Bu “hayır çünkü” dizelemesi sizin mezarınızı kazar. Her söylendiğinde bir santim daha toprak açılmış olur. Siz bir soru sormadan “hayır”, siz bir soru sormadan “çünkü”, ve bunlar arka arkaya…

Bu insanlar, eğer henüz limitinize gelmemişseniz derin bir merhamet hissi de uyandırabilirler.

Kişiliklerinizi sevin, sevdirin. Onları bozmayın, bozdurmayın.

fotoğraflar: pook art, Joan Rubio

Benzer yazılar:


Rastgele yazılar:


Bu yazıya gelen bağlantılar / verilen linkler

One Response to “Sınır (Borderline) Kişilik Bozukluğu”

  1. Osman Seyit Börütecene Says:

    Arkadaşlar, WordPress tek bir yazı altında birkaçyüz yorumu birden kaldıramadığı için bu sayfayı aynalamak zorunda kaldım. Yeni adresimiz burası: http://sinir.wordpress.com

    Bu başlıktaki bütün yorumları başarıyla oraya aktarmış bulunuyorum. Lütfen oradan devam edelim.

    İki üç gün içinde bu kadar çok değişiklik yaşamanın kolay olmayacağını biliyorum ancak elimden gelen başka bir şey yoktu. Birkaç ay önce aynı nedenle bir de forum açtım ama sanırım aynı işlevi görmedi. Ben de son olarak çareyi aynı ortamı yaratabileceğim bir aynada buldum. Anlayışınız için çok teşekkür ederim.

    Bu yazının yeni adresinde teknik sorunlarla karşılaşırsanız; yorumlarınızın yayınlanmaması, herhangi bir nedenden yorum yazamamak vs. gibi, lütfen bana mail atın ilgilenmeye çalışacağım.