alemlerin aslı hayaldir
Yine şuur (bilinç) üzerine yazacağım.
Bazen hepimizin aklını alan bir soru var; gerçek nedir? Bu soru karşımızda çeşitli formlarda çıkar. Ben kimim sorusu bu sorunun maskelerinden biridir. Tarihe duyduğumuz merak bu sorunun türevlerinden biridir. Fiziğe duyduğumuz merak da bu sorunun türevlerinden biridir. Birçok klinik psikolog, psikiyatrist, felsefeci, sosyolog bu sorunun ardından giderken bu dallara bulaşmıştır.
Gerçeği anlamak için şimdiki zamanın önemini ve gücünü, anlamak ve kabul etmek çok önemli ve elzem. Şart yani.
Çünkü gerçek adına ne oluyorsa şu anda oluyor. Biz zamanı düz bir çizgi olarak algılıyoruz. Üzerinde sürekli tek yönlü (ileri doğru) gittiğimiz bir trende gibiyiz.
Zamana dair çok tanım yapılabilir, hepsi de birbirinden güzel olur tabi. Ancak bu yazının konusu açısından bunu bir yana bırakıp genel kabul görmüş zaman tanımlası ile yetineceğim.
Gerçeğinizi anlayabilmek şimdiki zamanı kabullenmenizden geçiyor. Geçmiş başarılarınız, sevinçleriniz, üzüntüleriniz, iyi günler, kötü günler sizin şimdiki zamanınızı tanımlamaz. Bunlar sizin şimdiki zamanınız üzerine etki sahibi olmuşlardır elbette. Örneğin şu anda bu yazıyı okurken neredeyseniz bir süre önce oraya geldiğiniz için oradasınız. Ancak bu bir süre önce oraya gelmiş olmak eyleminin şu anda üzerinizde orada var olmak dışında bir tanım etkisi yoktur. Bu sizi tanımlayan şey olmak zorunda değildir. Şu anda sizi tanımlayan şey artık orada olmanızdır.
Dolayısıyla pişmanlıkların çoğu da boş zihin işleridir mesela.
Tekrar edeyim; sizin kim olduğunuzu, ne yaptığınızı şimdiki zaman tanımlar. Bizler genelde yakın ya da uzak bir geçmişe takılıp kalırız ve hayatı dönemler biçiminde algılarız. Kendimizi merkeze koymayı akıl edemediğimiz için de böyle olur. Bunu biraz daha açalım.
Diyelim ki boşandınız ya da iflas ettiniz ya da milli piyangodan büyük ikramiyeyi kazandınız. Bunun sonucunda da fiziksel olarak ikamet ettiğiniz adres değişti, başka bir eve geçtiniz. Aradan bir zaman geçti. Belki aylar belki yıllar. Zihin bazen o eve geçme aşamasında takılır kalır. Hayatınız sanki hep o günlerdeymiş gibi devam eder, yani o eve yeni geçtiğiniz zamandaymış gibi. Ama bu sizin zihninizde böyledir.
Bir başka örnek olarak hatırlayın, ikinci dünya savaşı bittikten yıllar sonra bile savaşın bittiğinden haberi olmayan insanların varolduğu filmler izlemişsinizdir mutlaka (Underground, Everything is illuminated [bu ikinci film için Goddess Artemis‘e teşekkürler]).
Bu örneklerin hepsinde zihnen şimdiki zamana gelememek ya da artık “şimdi” adında yeni bir zaman dilimi olduğunu bilememek söz konusu.
Bunun yanında bir de gelecekte yaşama durumu var. Örneğin ne zaman olduğu belli olmayan bir gelecekte bir şeylerin değişeceğini hayal ederek o günü beklemek. Bu da sizin şimdiki zamanın gücünü, kuvvetini kullanmanızı engeller.
Bütün gücümüz şimdiki zamanda etkilidir. Geçmişte ne olmuşsa olmuştur, gelecekte ne olacaksa olacaktır; şimdiki zamanda gücünüzü nasıl kullanacağınızı bunlara bakıp çekinerek kararlaştırmanız yapabileceğiniz en doğru şey değildir.
Gerçek nedir sorusuna cevabı da şimdi vermelisiniz. Çünkü şu anın gerçeği geçerlidir sizin için ve bir an sonra da önemi kalmayabilir bunun.
Dün dündür, bugün bugündür sözü de bu nedenle geçerlidir. Bakın dikkat edin; bu söz şimdiki zamanda söyleniyor ve şimdiki zamanda bu sözü beğenmeyenler bu söze karşı çıkamıyorlar. Çünkü onlar şimdiki zamanın gücünü kullanamıyorlar. O nedenle bu lafı duyup sinirlenmek insanda paradoks (çelişki) yaratır ve birçoğumuzu da kilitler. Tutuklaştırır en azından. Biri “dün dündür, bugün bugündür” dediğinde sinirleniriz ama sözün doğruluğu karşısında yapılabilecekler sınırlıdır. O sınır da şimdiki zamandır. Şimdi, şimdiki zamanın gerçekliği geçerlidir ve bu şimdiki zaman çerçevesinde bu söze karşı gelinmelidir, eğer gelinecekse. Diğer türlü hareketsiz kalır insan, kızdığıyla kalır sadece. Nitekim Süleyman Demirel bu sözü söylediğinde de insanlar paralize olmuş ve doğru düzgün bir karşılık verebilen de olmamıştır. Süleyman Demirel burada şimdiki zamanın gücünü kullanmıştır.
Toplum açısından da şimdiki zaman çok önemlidir. Neredeyse herkes sizi şimdiki zamandaki halinizle değerlendirir, farkında olarak ya da olmayarak.
Şİmdilik sözün özü şöyle: Gerçeği ararken onu şimdiki zamanda aramak lazım. Bir önceki ya da bir sonraki “an” a şimdi erişimimiz yok.


7 January 2008 15:49
Şimdiki zaman diliminde yazındaki tespitleri doğru buluyorum. İleride birgün bu sayfayı okuduğumda aynı şeyleri düşünecek miyim bilemem
Yukarıda söylediğiniz “Diğer türlü hareketsiz kalır insan, kızdığıyla kalır sadece.” sözüne tamamen katılıyorum. Birisiyle konuştuktan sonra şu olay çok oluyor. Mesela bana bir söz söylüyor ve ben ona yeterli cevabı veremiyorum. Ama bir süre geçtikten sonra keşke şunu da bunu da söyleseydimler başlıyor. Bu da pek hoş olmuyor haliyle.
8 January 2008 09:59
Eline sağlık Osman..
İnsan zihni ya geçmişte yaşadıklarını irdelemek ya da geleceğe ait planlar yapmak gibi sonu gelmeyen bir karmaşanın içinde, asla şimdiki “an” a odaklanamıyor. Söylediğin gibi aslında zaman denen olgu sadece zihinsel bir kavramdan ibaret. Gerçekte sonsuz bir “şimdiki an” var. Bunun farkında olarak yaşamak ise gerçek yaşamak. Sanırım Ouspensky’de okumuştum, Gurdjieff’in ona söylediği bir söz olabilir. “Bazı insanlar bir kaç saat içerisinde diğer insanların hayatları boyunca yaşadıklarından daha çok şey yaşarlar.” Elbetteki “Bazı insanlar” dan kastı; gerçeği olduğu gibi yaşayan, şimdiki anı yaşayan insanlar. Diğer insanlardan kastı da uykuda olan yani geçmiş ve gelecek arasında gidip gelen bir zihne sahip olan insanlar..
8 January 2008 19:02
bu konuda, kediyi görmeden strese girmeyen fareler kadar olamıyoruz, çünkü lanet olasıca gelişmiş beynimiz, kediyi, yani olası sorunlarımızı, hatta geçmiş acılarımızı hayal edip bizi strese sokuyor
22 May 2008 18:04
ayyy vayyy ammada uzunmuş kedi veya köpek görse ağzı açık kalır birde bunu yazdığını düşünsene abovv yandığımıızın resmidir beee ama güzel ve açıklayıcı