Reşat Çalışlar ve Paranın Önemi
Reşat kendisine söylediğim birşeyi iki yıl sonra olsa da duydu ve bir blog açtı. Artık o da blog yazarı.
Merakla ziyaret ettim, üç beş yazısına baktım, Reşat aynı Reşat. Değişmiyor. Çok doğru öncüller ile yola çıkıyor ama iki paragraf sonra işi öyle bir popülizme döküyor ki binlerce okuru kendisiyle beraber sarhoş ediyor.
Bu yazılarından birinde paranın önemine değinmiş. Ben de onun yazısına değine değine kendi fikirlerimi aktarmak istiyorum. Bugünlerde paranın anlamı benim için çok önemli. İnsanlar bundan ne anlıyor, para kavramı nereye doğru gidecek, bunlar çok çok önemli sorular.
Reşat’ın yazısında öne sürdüğü sorular şöyle:
Para hırsı ile yanıp tutuşmak, boş insan olmanın göstergesi olarak mı görülmeli? Yoksa, tam tersine, entelektüel birikimi yüksek olan insanın daha yüksek düzeyde talepleri ve standartları olacağını ve bu nedenle de daha çok paraya ihtiyaç duyacağını söylemek daha mı doğru olur?
Yazının devamında sorduğu soruları kısaca irdelemiş, söyledikleri de doğrudur ancak bugünlerde bundan daha fazla irdelenmeye ihtiyacı var bu konunun.
Para hırsı ile yanıp tutuşmak, entelektüel birikimi olmayan ve bu nedenle daha yüksek düzeyde talepleri ve standartları olamayacağını söylediği grup için boş insan olmak anlamına gelir, buna katılıyorum.
Entelektüel birikimi nedeniyle yüksek standartları olan insanlara gelince o yüksek standartları bir incelemek lazım. Mesela o yüksek standartlar daha kaliteli bir uçuş keyfi (havayollarından bahsediyorum, sulandırmayalım lütfen) yaşamak mı? Yoksa daha yüksek standartlarda meditasyon yapabilmek için gereken pahalı bir halı mı?
Kültür ürünlerinin; tiyatronun, sinemanın, kitapların pahalılığı gün gibi ortada, bunun ne savunulacak bir yanı var ne de tartışılacak doğru düzgün argümanı. Ancak eğitimin getirdiği yüksek standart beklentisi de bir o kadar ucuz ve acıklı bir konu.
Demek ki eğitimle beraber kaliteli tüketim adı altında insanların beyni yıkanıyor. Entelektüel birikimi olan bu kitle herhalde birikimini uzakdoğu felsefesi üzerine yapmamış. Belkemiği tüketmek olan batı toplumları üzerine yapmış. Bu arada batı toplumlarından bahsederken Avrupa’nın büyük bölümünü tenzih ederim çünkü Amerika’nın yanında Avrupa solda sıfır kalıyor tüketim toplumu olmak yarışında.
Yine Reşat’ın yazısından bir alıntıyla devam ediyorum.
Örneğin Avrupa’nın birçok yerinde, en ucuz pizzacılar bile İtalyanlar tarafından işletilir. Bizde ise İtalyanlar’ın yaptığı bir pizzayı yemek için 5 yıldızlı bir otele gidip, bir porsiyon yemeğe asgari ücretin yarısı kadar para ödemeniz gerekir.
Ben mesela şu dönemde şiddetle wasabiye ihtiyaç duyuyorum. Beslenme tarzımı değiştirdim ve yeni beslenme tarzımın temelinde wasabi ve soya sosu var. Wasabi Türkiye’de hem çok az yerde satılıyor, hem de çok pahalı. Yurtdışında yaşasaydım diş macunu alırcasına bir rahatlıkla Wasabi alabilecektim.
Avrupa için doğru olan bu durum Amerika için o kadar da geçerli değil. Burada açıkça görebiliriz ki Türkiye illa batıya benzemesi gerekiyorduysa Avrupa’yı örnek alması gerekirken Amerika’yı örnek almış.
Tüketim toplumuna karşı direnme fikrinin bile bir ürün olarak satıldığı (Fight Club, Matrix) yer Amerika. Avrupa değil. Avrupa’yı tehdit eden kapitalizm de Amerikan menşeyli.
Para konusunda yazılacaklar bir yazıya sığacak gibi değil ancak paraya niçin ihtiyaç duyduğumuz ve şu anda alışveriş amaçlı kullandığımız para sisteminin geleceğinin ne olacağı üzerine düşünmek zorundayız.
fotoğraf: Fernando Rossi
Benzer yazılar:
- Blog Furyası: Bir Web Sitesinden Çok Daha Fazlası
- Yüksek PR Değerini Reklam İçin Kullanmak
- Blog Furyası: Amaçlar, Nedenler, Sonuçlar
- Basının ve dış politikalarımızın yarattığı AB algısı
Rastgele yazılar:
- Tansu Günay Kişisel Blog Açtı
- Recm cezasıyla cehaletin ne alakası var?
- İnternette Anonim Kalma Hakkı
- Değişimde Uçurumlar