Bugün Hürriyet’te Kadının farkı yok başlıklı bir haber okudum az evvel. Haber Ordu’da yaşanan bir recm olayıyla ilgili. Hürriyet bunu cahilliğe bağlıyor ama bir yandan bağlayamıyor da… Haberin baş kısmını beraber okuyalım:
Tarih: 28 Ekim 2008…Yer: Yoklukların ve cahillerin ülkesi Somali…Sözde zina yapmakla suçlanan Ayşe İbrahim Duhulov recmedildi…Yani taşlanarak hunharca öldürüldü… Bu devirde bu cahillik insanın kanını donduruyor. Neyse ki bizim ülkemizden kilometrelerce uzakta yaşandı bu dehşet… Diye düşünürken okur yazar oranının yüksek olduğu kentimiz Ordu’dan bir haber geldi. Emine Yılmaz feci şekilde dövülerek öldürülmüş ve boş bir araziye atılmıştı.
Ben esas konuya geçmeden evvel hemen bir habercilik değerlendirmesi yapayım; bu kadının zina nedeniyle dövüldüğüne dair bir belirti, kanıt yok, işin o kısmı Hürriyet’in sallamasından ibaret. Ama bu tür olayların ülkemizde iki insanın sevişmesi nedeniyle ortaya çıkabildiğini de biliyoruz.
Şimdi konuya geçeyim. Bu tür olayların eğitimle, okur yazarlık oranıyla bir ilgisi alakası olmadığını ne zaman anlayacağız? Recm cezasının dinlerle ve geleneklerle alakalı olduğunu ve esas problemin orada yattığını ne zaman anlayacağız?
Daha önce yazmıştım, eğitim şart deyip duruyoruz ama bunu söylerken aslında eğitimi kastettiğimiz yok: Eğitim Şart Derken Gerçekte Ne Demek İstiyoruz?
Yani Türkiye’de yaşayan herkes atom alimi olsa, dağ taş üniversitelerle, okullarla dolu da olsa bu durum değişmeyecek, bunu bilin. Hukuğun inceliklerini okuyup öğrenmekle, motorların nasıl çalıştığını ve nasıl üretildiğini ezberlemekle suç oranı düşmeyecek.
Az evvelki paragrafta suç kelimesini özellikle kullandım. Burada bir çelişki var. Bir yanda din ve vicdan hürriyeti ve laiklik var, bir diğer yanda da bunların gerektirdiği fiillerin suç kapsamında olması gerçeği var. Zina (bir insanla sevişen) yapan kadının taşlanarak öldürülmesi dinin bir gereği. Ama bu aynı zamanda bir suç.
Türkiye’yi (aslında dünyayı) bu çelişkiden kurtarmadan bu haberlerin sonu gelmez. Bizim toplum olarak bu olaylara bakışımız çok sakat (aslen bütün dünyada böyle bu, Türkiye’ye özel bir şey yok burada da). O sakat bakış ise şöyle özetlenebilir: Dinde aslında böyle bir şey yok!
Şimdi bu yaklaşım, şizofreninin önde gideni, bayrak sallayanı. Dinde böyle bir şey elbette var ve bu insanlar da bu dinin gereklerini uyguluyor. Zaten Recep Tayyip Erdoğan’la anlaşamadığımız yer de orası. Kendisi bugün hala ne diyor? Dini hükümlerin ön planda olması gerektiğini söylüyor (Buna ulema karar verir, sen karar veremezsin). Şimdi bu şartlar altında ben size şunu sormak istiyorum, başbakan haklı mı? Bence sapına kadar haklı, elbette kendi açısından haklı.
“Biz cahiliz” söylemi ile “bizim dinimizde böyle bir şey yok” söyleminden vazgeçmemiz gerekiyor. Bunların cehaletle yakından uzaktan alakası yok. Töre cinayetleri ile meşhur olan Güneydoğu bölgemize ne avukatlar, ne mühendisler, ne profesörler var. Gidin sorun bakalım hangisi töreyi yanlış buluyor? Hangisi töreyi kör imanla kabullenmiş değil?
Mış gibi yapmaktan ne zaman vazgeçeceğiz?
Benzer yazılar:
- Tanrı’yla Başbaşa Kalmak
- Eğitim Şart Derken Gerçekte Ne Demek İstiyoruz?
- Hürriyet’te şuursuzluğun bir belirtisi
- Gazetelerin internet sitelerindeki okur yorumlarından çıkarılması gereken ders
Guncel yazilarini ozlemistim Osman. Umarim devam edersin bunlara
Teşekkür ederim
başladım devam etmeye.
güneydoğu’ya gitmeye de gerek yok. istanbul’daki (hani, “gelişmiş” kentimiz) herhangi bir üniversitede yapılacak sosyolojik bir araştırmada, errrkek bakış açısının eşekliğin baki kalmasıyla yakın bir ilişki içinde olduğu gözlenebilir.