Dünya çapında onbinlerce pazarlama blogu var. Çeşitli kriterlere göre içlerinde çok kaliteli bulduklarım da var. Ancak bu kalite seviyesine bakmaksızın hepsi midemi bulandırıyor.
Hiçbir ekonomik sistemin yüzde yüz etkinlik, verim, mutluluk, huzur sağlamadığı ortada. Yine de varolan ekonomik sistemin ehven-i şer (kötünün iyisi) olduğunu savunmak için kör olmak lazım.
Ortada bir ekonomi var, her gün, her saat sayısız mal ve hizmet üretiliyor. Bu malların ve hizmetlerin satılması zorunluluğu var. Bu noktada pazarlama, satış, reklam çabaları devreye giriyor.
Bunlar çoğunlukla ikna çabaları. Normal şartlar altında nedir mesela bir oyuncak üretirsin ve satarsın. İhtiyaç olduğunda sana gelirler oyuncağı satın alır ve giderler. Ancak bu sistemde senin oyuncak yapıp satman yeterli olmuyor. İnsanların gelip senden ihtiyaçları kadar oyuncak satın almaları işlerin iyi olduğu anlamına gelmiyor. Oyuncak satışını sürekli kılmak zorundasın.
Bu bağlamda yaratıcı fikirler üretiyor ve satışları artırmanın yollarını arıyorsun. Bu yollardan biri sürekli kaliteyi artırarak daha eğlenceli ve daha albenili oyuncaklar üretmek. O kadar ki bir önce sattıkların yenilerinin yanında sönük kalmalı ve senden eskileri hala sağlam ve kullanılabilir durduğu halde daha fazlasını istesinler.
Buraya kadar hala masumuz. Ama birçok sektörde iş bu noktada kalmıyor. Oyuncakları yaparken öyle bir madde kullanıyorsun ki altı ay bile dayanmasın ve böylelikle yeni oyuncaklar satılabilsin. Burada oyuncakçıyı suçlamamak lazım çünkü adam toplumun oyuncak ihtiyacını karşılayarak topluma bir hizmet götürüyor ve bu hizmeti sürekli kılabilmek için de hayatta kalabilmesi lazım. Hayatta kalabilmesi ise sürekli satış yapmasına bağlı çünkü hiç kimse ağzına bir lokma ekmek koymadan yaşayamaz. Dolayısıyla üreticileri, işletme sahiplerini “kardeşim sen neden hayatta kalmaya çalışıyorsun” diye suçlamak anlamsız.
Burada ortaya koyduğum oyuncakçı örneğini aklınıza gelen her sektöre uygulayabilirsiniz. Tıp, otomotiv, finans, gıda, turizm, aklınıza ne gelirse… Hepsi için bu bahsettiğim döngü geçerli.
İşte insanoğlu olarak şu kısa hayatımızı böyle kısır bir döngü içerisinde harcıyoruz. Bu sistem içerisinden bir çıkış yolu bulabilmiş değiliz. Buna dair son çabayı Rusya gösterdi, komünizmi denedi fakat bu denemeye başladıktan seksen yıl kadar sonra üretim raporlarında buğdayda üretim fazlası çıkıp da gerçekte ABD’den buğday satın alındığı ortaya çıkınca o da çöktü.
Demek ki işin çözümü ekonomik sistemin orasında burasında değil de insanda yatıyor. Binlerce yıldır alışageldiğimiz hayatta kalma yöntemleri vahşi, insanlık dışı.
Bu gerçeklerin farkındayken her yeni pazarlama yazısını okumak insanın midesini bulandırıyor. Müşteri sadakati, marka bilinirliği, müşteri memnuniyeti, kurumsal kimlik, … bu kavramlar çok ama çok gülünç bir hal alıyor.
Yazımın genelini dikkatle okuduysanız pazarlamaya saldırmadığımı, “pazarlama yapmayın, durdurun şu pazarlama saçmalığını” diye bağırmadığımı farketmiş olmalısınız. Yineliyorum, kimseye “sen neden hayatta kalmaya çalışıyorsun” diye soramayız. Bunun yerine bu derdimize daha farklı, gezegenimize ve birbirimize zarar vermeyecek çözümler bulmak zorundayız.
Benzer yazılar:
- Bir Web Ajansı Kimlerden Oluşur?
- Hipokampus’un Duygusal Körlüğü
- Pazarlamacılar Web Tasarımı Yapmaya Kalkarsa…
- Pazarlama Hurafeleri ve Blog Yazarlığı 2

Pazarlamada herşey mübahdır felsefi ile yola çıkan Çin ticareti ve dünyanın geldiği son nokta maalesef böyle. Yapılabilecekte pek birşey yok açıkcası.
Çin yola çıkmadan çok çok önce dünya bu hale gelmişti zaten.
Sen çok öncelere SSCB nin kuruluşuna kadar inmişsin. Peki o zaman şöyle bir soru sorayım size. Şu an ki pazarlama mı sizin tabirinizle daha mide bulandırıcı, yoksa 1900 lerin başında ki mi pazarlama stratejileri mi? Cevaplarsanız sevinirim. Veyahut 1900′ler den de mi eski?
daha fazla üret, daha fazla tüket ama buna çevre-doğal kaynaklar artık isyan ediyor, bu sistem daha nereye kadar böyle devam edecek, sorumsuz kapitalizm kendi kuyruğunu yiyen bir yılana benziyor, reklamcılar da vahşi kapitalizm dininin halkı kandıran din görevlilerine
Geçen yüzyılın başındaki pazarlama stratejilerini bilmiyorum ama işletmelerin çalışana ve piyasaya yaklaşımı malum.
Ben “pazarlama” kavramından bile iğreniyorum, bırak köşe yazısını, makalesini, bloğunu! By the way, ne zaman taşınıyoruz Serengeti’ye?
Ben nakliyecilerle anlaştım.
doğru demişsiniz. günümüzdeki tüketimin çoğunluğu, zorunlu tüketimden ziyade, lüks olan ancak insanların bunun farkında olmadığı malların tüketimi. reklamlar ve pazarlama olmasa bu mallar insanların gözünde zorunlu hale gelmeyecek. hoş, siz pazarlamacıları eleştirmemişsiniz. ancak pazarlama olmadan bu mallar insanların gözünde “zorunluluk” statüsü kazanamazlar.
@bliyaal: haklısınız ama sistem o kadar kötü bir sistem ki bir parçasını çekip çıkarırsanız gerisi domino taşı gibi yıkılır. pazarlamacıları eleştirmeme nedenim buydu. sistemin yıkılması demek milyonlarca insanın işsiz ve dolayısıyla aç kalması demek. bu sistem bir anda yıkılırsa dünyada nüfus kıyımı olur. pazarlamacılara değdirmeme nedenim bu. yoksa elbette pazarlama olmasa hepimiz temel ihtiyaçlarımızı karşılayarak gül gibi geçinir gideriz.
sistem değişmek zorunda.