Pazarlama Uzmanı Olma Mecburiyeti

Bu yazının içeriğini mp3 formatında indirip dinleyebilirsiniz. Dosya uzunluğu 4dk. 18sn. ve 2mb’dir. Ayrıca aşağıdaki yürütücüyü kullanarak bilgisayarınıza indirmeden de dinleyebilirsiniz.

Tüm dünyada son 20 yılın modası, pazarlama ve pazarlama iletişimi konusunda uzman olmak, bu konudan profesyonelce para kazanılsın ya da kazanılmasın konu hakkında bilgi sahibi olmak ve bu alanda karşımıza çıkan herşeyi mutlaka değerlendirmek, illa bir fikir ifade etmektir.

Açıkçası bu meselenin psikolojik bir rahatsızlık olduğunu, pazarlama ve pazarlama iletişimi üzerine konuşanların yarısından büyük bir bölümünün acilen bir psikoterapiste görünmesi gerektiğini düşünüyorum.

Böyle düşünmemin birincil nedeni, pazarlama uzmanı olduğu iddiasıyla ortalarda gezen, gazetelerde köşe yazıları yazan, evde yalnızken Marketing Türkiye ve MediaCat dergilerini okşayarak ve koklayarak kendini tatmin eden, internette bant genişliğini ve ücretsiz blog hizmetlerini bol bulup pazarlama vaazları verenlerin sayısının kendini mesih ilan edenlerin sayısını geçmiş olması.

Elbette böyle bir karara varmamın tek nedeni sayısal veri değil, aynı zamanda belirtilen görüşlerin kalitesi. Dediğim gibi, bu konu salt ülkemizde değil tüm dünyada tüm işletmelerin başına dert olmuş vaziyette. Ancak ben Türkiye’de yaşadığım ve bu ülkenin vatandaşı olduğum için kendi çevremde gördüklerimi örnek alarak bu yazıyı yazıyorum.

Örneğin, bu arkadaşları belirlemenin en sağlam yollarından biri, söylediklerinin, yazdıklarının yıllar önce çeşitli medyalarda ünlü ekonomist ve pazarlama bilimi uzmanlarının söyledikleri ve ama çağdışı hale gelmiş söylemler olması. Bir de bu arkadaşların bu söylemleri istisnasız her sektör için geçerli bilgiler olarak sunmaları. Sadece bu ipucu bile onları tanımanızı ve ayırdetmenizi sağlayabilir. Bir başka örnek olarak şunu değerlendirebiliriz: Coca-Cola‘nın dünyada çığır açmış pazarlama taktiklerini tesadüfen bulduğu bir kitaptan okuyup bunu otomotiv ve tekstil sektörlerine uygulamaya çalışan arkadaşlar var. Üstelik bunu para karşılığı yapmak istiyorlar.

Şimdi düşündüm de bunu sadece şahıslarla sınırlamamak lazım. Zaten şahıslar kendi başlarına iyi organize olamadıkları için gürültü kirliliği dışında çok büyük bir zarar vermeleri zor. Şahıslardan daha tehlikeli olan ise bu konuyu organize hale getirmiş pazarlama iletişimi şirketleri. Bu noktada, aslında tüm bunları yazmamı bile gereksiz kılan bir fıkra anlatmak istiyorum;

Bir gün çobanın biri dağın başında büyük bir sürüyü otlatırken tozu dumana katarak yanına uyaklaşan bir jip görür. Jip, çobanın yanında durur, içinden takım elbiseli bir adam iner ve çobanı selamlar. Çobanın sürüsündeki koyunlar arasında rengi diğerlerinden farklı olan bir tanesi adamın çok ilgisini çeker ve bu koyunu satın almak ister (muhtemelen pazarlama iletişimi uzmanlığını yaptığı bir sirke götürüp satacak heralde) ancak üzerinde yeterli nakit yoktur. Çobanla koyun karşılığı iddiaya girmeye karar verir. Çobana der ki: “Süründeki koyunların sayısını tam olarak tahmin edeyim. Becerebilirsem, sen de bana bu kahverengi koyunu ver.” Çoban da peki anlamında başını sallar. Adam hemen işe koyulur. Jipin arkasından diz üstü bilgisayarını çıkarır, uyduya bağlanır, bazı görüntüler alır ve bazı hesaplar yapar. Bir süre sonra çobana döner ve “tam tamına 382 koyunun var” der. “Evet” der çoban, “bildin.” Adam iddia ile kazandığı koyunu talep edecekken çoban ona başka bir teklifte bulunur: “Ben senin ne iş yaptığını tahmin edeyim, sen de bana koyunumu geri ver.” Adam kendisine ve çobanın doğru bir tahminde bulunamayacağına o kadar güvenmektedir ki hemen kabul eder. Çoban ise hiç düşünmeden hemen tahminde bulunur: “Sen,” der “Arthur Andersen‘da çalışıyorsun.”

Adam şaşkınlık içinde bunu nasıl bildiğini sorar. Çoban ise gayet sakin bir biçimde cevap verir: “Ben istemeden geldin, zaten bildiğim bir bilgiyi bana satmaya çalıştın, üstelik de işim hakkında en ufak bir fikrin yok; istediğin kahverengi koyun benim kurt köpeğim.”

Lafın tamamı aptala söylenirmiş derler. Şimdi hayallerinizde bir gün Seth Godin olarak uyanmak varsa lütfen kendinizi daha verimli olabileceğiniz başka bir alana yönlendirin. Bir alanda uzman olmak, guru olmak; ciddi bir birikimi, teorik bilgiyi, pratik zekayı ve bazen de doğuştan gelen bir yeteneği birleştirmeyi içerir.

Benzer yazılar:


Rastgele yazılar:


Bu yazıya gelen bağlantılar / verilen linkler

3 Responses to “Pazarlama Uzmanı Olma Mecburiyeti”

  1. bikelime Says:

    podcast olayına girmişsiniz, hayırlı olsun. ilk podcast sanırım, sesteki gerginlikten öyle anlıyorum en azından…

    trt’de hafta sonları yayımlanan işitme engelliler için haber bülteni’ni izliyormuş gibi hissettim kendimi. yazıyı okurken podcast’i dinlediğimden olsa gerek… trt spikeri vurgularından acilen vazgeçmenizi diliyorum… bakın spiker dedim. onlar dj demiyor, spiker diyor.

    ikinci podcast’te görüşmek dileğiyle.

    saygılar.

  2. Osman Seyit Börütecene Says:

    vardı ince bir gerilim evet. teşekkürler ilginize. geliyor ikincisi de yakında.

  3. magellan Says:

    Yazınızda o kadar derin ve bulaşıcı bir zeka var ki;
    İster istemez insan sizin de diğer kendini pazarlama uzmanı sanan insanlar gibi kendinizi bir şey sandığınızı, okuduğunuz yada duyduğunuz bir kaç süslü akademik kelime ile bunu ortaya koymaya çalıştığınızı düşünüyor. Bu ne saldırganlık demeyin sakın, sizin bahsettiğiniz insan tiplerinden de değilim aslında ama yazınız okuyunca aklıma bu geldi. Neyse Başarılar..

Leave a Reply