alemlerin aslı hayaldir
Seçimlerin yaklaşmasıyla beraber pazarlama uzmanlarının da partilerin (ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiğine dair fikirlerin) pazarlama yöntemleri ile ilgili eleştirilerini de artırdılar.
Ben de bu bağlamda pazarlamanın nasıl bir hurafe olduğunu, özellikle pazarlama iletişimi uzmanlığı adı altında yürütülen toplumsal dolandırıcılığı bir kez daha gözler önüne sermek istedim.
Şimdi efendim pazarlama iletişimi, insan algısı üzerine kurulu bir iletişim biçimi. Buradan yola çıkarak pazarlama iletişimi anlatmak adına piyasada hatırı sayılır, adı bilinen, çok para kazanan üç beş soytarının söylemleri üzerine kurulu ufak bir analiz yapalım. Bu söylemler genelde binlerce yıldır bilinen birçok insani gerçeğin, çalınan minarelere kılıf uydurmak suretiyle değişik kelimelerle süslenerek satılmasıdır.
Hepinizin çok iyi bildiği bu hurafelerden bir tanesi ilk izlenim hurafesidir. İlk izlenim, son izlenimdir derler. Özellikle iş görüşmelerinde ya da yeni müşteriler edinme çabaları çerçevesinde ilk izlenime önem verilmesi gerektiği anlatılır. İnsanların karşılarına çıkan diğer insanlar hakkında kararlarını genelde ilk saniyelerde verdikleri söylenir. Blog dünyası ve blog yazarlığı açısından ise savunulabilecek en son şey ilk izlenim olsa gerek. Bunun en büyük sebebi, blogların çoğunlukla başka bloglardaki linklerden aranıp bulunmasıdır, bir de arama motorlarından belli konularda bilgi edinmek için yaptığımız aramaların sonuçları içerisinden bulunması. Bu durumda içerik had safhada ön plandadır. Belli bir konuyu arayarak blogunuza gelen ziyaretçi ona verdiğiniz bilgiden tatmin olur veya olmaz, olay orada biter. Bu durumda algının büyük ölçüde görsel özelliklerden kaynaklanıyor olduğu inancı kuyruklu yalandır.
Eskiden internet yokken arama bulma kavramı da yoktu. link verme kavramı ise sadece akademik makalelerde vardı ama bugün bildiğimiz gibi değil. Burada kitaplardan, basılı malzemeden söz ediyoruz. Bu tür belgelere eklenen referansları düşünün. Ancak o konuda çok önemli işin olan ya da çok ilgi duyan biri o referansları inceleyip orada belirtilen kaynakları okuyacaktır.
Bu ara bilgiyi de geride bıraktıktan sonra şu ilk izlenim hurafesine geri dönelim. İnternet çağı, sonsuz şimdiki zaman çağıdır. Dolayısıyla bu bloga yaptığınız her ziyaret, bir ilk izlenimdir. Bugün çok beğenir hastası olursunuz ama yarın bir çırpıda silebilirsiniz. Yine de üç beş gün sonra başka bir blogda buranın linkini görünce benim blogum yeniden bir ilk izlenim hakkına sahip olur.
Bunu belli bir yaşın üzerindeki pazarlama iletişimi dolandırıcılarına anlatmak zor ki zaten böyle bir çaba içinde hiç değilim, neden kendimi yorayım? Ben daha ziyade bu amcaların sunduğu elma şekerlerinden zehirlenme olasılığı taşıyan genç, körpe bedenlerle ilgileniyorum.
Blog yazarlığı hakkında daha evvel de defalarca yazdım, blogunuzun tasarımı, Google’ın onu sevip sevmeyeceği, konunuzu iyi seçip seçmediğiniz, reklamları nerelere yerleştirdiğiniz gibi detay konular arasında boğulup giderken blogu blog yapacak en önemli şey olan içeriği es (boş) geçtiğiniz için bloglarınız şuradan, buradan, orada, şurada gibi linklerle dolup taşıyor. Tasarımına ve pazarlama iletişimine kafa yormayıp direkt olarak mevzuya giren, içerik üreten blog yazarlarının bu yazılarına link verip duruyorsunuz, doğal olarak.
Burada ilk izlenim hurafesi hakkında yazdıklarımdan yola çıkarak başka pazarlama iletişimi hurafeleri hakkında da evde kendiniz deneyler yapabilir, bu metodu tekrarlayarak zihinsel sömürüden korunmanın yollarını geliştirebilirsiniz.
İlk fırsatta başka pazarlama hurafeleri hakkında da yazacağım. Özel olarak ele almamı istediğiniz pazarlama hurafeleri varsa onları belirtirseniz sevinirim.


10 Temmuz 2007 20:28
“Ben daha ziyade bu amcaların sunduğu elma şekerlerinden zehirlenme olasılığı taşıyan genç, körpe bedenlerle ilgileniyorum.”
Canımın ichi,
“Genç, körpe beyinler” demek istedin herhalde, klavyen sürçmüş olmalı! Ruhsal sağlığın ve bedensel bütünlüğün için, öyle olmasını umuyor ve temenni ediyorum! :-PpP
10 Temmuz 2007 21:09
yok yahu! genç körpe kutsal kaseler demedim elbette! :p
10 Temmuz 2007 21:45
Güzel bir konu yakalamıssın ama birde surdan bakalım ulkemizde malesef internet kullanıcıların yuzde 75′i(belki okadar yoktur) mynette tavla oynamak için yada erotik resimlere veyahut mankenlerimizin verdiği firikikleri youtubedan izlemek için girdiğini varsayarsak kullanıcı siteye ilk girdiğinde malesef ilk başta sitenin yazılarından çok görselliğine bakıyor ne kadar cafcaflı okadar iyi diyor,ne kadar çok resim ne kadar video okadar iyi =D
10 Temmuz 2007 21:50
pazarlama hurafelerinden biri, “çeşit iyidir” çok malzeme ne bulursan koy bloguna ekle ekleyebildiğin kadar yazı, resim, youtube videosu, abuk sabuk haber, ortalıkta dolaşan zincir e-mail abuklukları v.s…sonuç tam bir çorba kafa ve tat karışıklığı…
bu da bana çok ihtiyacım olmayınca gitmediğim dev marketleri hatırlatıyor…cunku ufak yada orta ölçekli marketlerin sevimliliği yok, personeli ve kasası tanıdık selamlaştığım bir yüz değil, üstelik bu dev yerlerde aradığın ürünü bulmak bir maraton, 150 çeşit deterjan, 50 çeşit ketçap, un kimbilir taa nerede, arada bull!
bir siteye girdiğinizde ne aradığınızı unutmak yada bulamamak, sayfa içi arama yaptırmak dev markette unun yerini soracağımız bir görevli aramaya benzemiyor mu sizce!
11 Temmuz 2007 15:40
Skimming (pazarın kaymağını alma) konusunda ne düşündüğünüzü merak ettim ansızın. Hani farklılaştırılmış ürün/hizmet ile ciddi rakipler oluşana kadar pazarın önemli bir yüzdesini ele geçirip önemli karlar sağlama konusu.
18 Temmuz 2007 04:19
[…] Geçen sefer yazdığım yazıya gelen bir yorumda pazarın kaymağını yeme tekniğinin blog yazarlığına nasıl uyarlanabileceği ve bunun hurafe yönleri üzerine bir soru yöneltilmişti. Şimdi buna dair bir şeyler yazmaya zaman bulabildim. […]