alemlerin aslı hayaldir
Kadını saklamak çok zor. Örtünmeye dair, kadınları saklamaya ve gizlemeye dair endişeleri anlıyorum. Bununla empati kurabiliyorum. Bundan ne anladığımı ve bana göre neden çözümsüz bir sorun olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Kadın ve erkek… birliktelik için yaratılmışlar belli. Ciddi ruhsal sorunları olmayan her kadın ve her erkek, birbirini beğenmeden duramaz, o keyifli çekim alanından dışarı çıkmak istemez. Bunun tersi türlü çeşitli sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Eskiden bu sağlık sorunları filmlerde verem hastalığında sembolleştirilerek anlatılırdı. Kişi aşık olur, kavuşamazsa verem olur. Bu kadar ciddi, bu kadar basit.
Kadın ve erkek birbirini mıknatıs gibi çekebilir normalde. Ama toplum bundan rahatsızlık duyar. Mavi Göl’ü izlemiş olanlarınız belki hatırlar. Hem kadın, hem erkek kendi cinselliklerini keşfe başladıklarında diğerinden utanmışlar ve uzaklaşmak istemişlerdi. Sonrası ise malum. Önce üç beş çekince, ardından seks.
Hal böyle olunca toplumlar birçok konuda olduğu gibi bunu da bir yönetmelik altında tutmak istediler. Ancak nedense son binyıllarda kabak kadının başına patlıyor. Elbette bunun sosyal, kültürel nedenleri var.
Kadın için görsellik erkek kadar yüzeyde değil. Erkekler güzel buldukları bir kadın vücudunda hemen karar kılarken kadınları kandırmaya bir çift güzel bacak yetmeyebilir. Günümüzde bedeni örtülmeye ve gizlenmeye çabalananın kadın olması bununla açıklanabilir.
Ancak kadının fiziksel güzelliği ve çekiciliği o kadar kuvvetli ki örtünme bu duruma çare olabilecek bir çözüm yöntemi değil. Kadın vücut hatlarını belli etmeyen uzun bir etek giydiğinde artık seks sembolü olan şey o etektir. Etek kadındır. Bu durumda eteği de örtmek gerekiyor çünkü kadının cinsel çekiciliği eteğe de bulaşıyor. Yemek yerken sağa sola sıçratmak gibi birşey olsa gerek bu.
Eteğin üstüne başka bir şey örtsen, çarşaf giysen mesela, artık çarşaf da kadın olacak, oluyor. Çarşaf bir kadınlık sembolü oluyor. Çarşaf artık seksi birşey. Kımıl kımıl, kadını andıran, vücudu ne kadar gizlerse gizlesin kadın çekiciliğinden parçalar taşıyan bir kumaş parçası haline geliyor. Tabii ki artık o bir kumaş parçası değil.
Türban için de aynı şey geçerli. Kadın türban takıyorsa artık türban kadındır. Bir süre sonra türban bir çift göğüs kadar bir çift bacak kadar seksidir. Kadının cinsel enerjisini taşır. Saçlarının kokusu türbana siner.
Kadını gizleyebilmenin bir yolu yok. Kadını ancak eve kapatarak ve varlığını yok sayarak gizleyebilirsiniz.
İşte saçmalamak bu noktada nihayete ulaşıyor.
Gerçekte cinselliğin bir zararı, bir ayıbı yok. Sevişirsin, çocuk olur, toplum kendini sürdürür. Ama sevişmenin tek amacı çocuk yapmak değil. Evde kedinizin yanınıza gelip vücudunu sizinkine sürtmesi - bakın cinsel organını demiyorum, vücudunu diyorum - bir sevişme biçimidir. Sevginin dokunma özelliğini yaşarsınız kedinizle.
İnsanoğlu ne kadar salaklık yaparsa yapsın her konuda da o kadar salak değil neyse ki. Bir de insanoğlu güçlü. İnsanoğlunun cinsel çekim enerjisini kumaşların altına gizleyemezsiniz. İnsanoğlunun zihninde yaşadıklarının üzerine örtü örtemezsiniz. İnsanoğlu en nihayetinde her zaman, istisnasız olarak ne isterse onu yapar.
Bir erkek ve bir kadın aralarında çok uzun bir mesafe olsa da dans edebilir ve cinsel doyuma ulaşabilir.
Şimdi sadede gelelim.
Kadınları istediğiniz kadar örtün, kapatın, saklayın, dövün. Erişebileceğiniz nokta kadının beynine erişebildiğiniz nokta kadardır. Yani oraya dokunmadığınız müddetçe - ki ortalama bir erkek kadının beynine dokunamaz - hiçbir kontrolünüz yok.
İnanın bana, kadını öldürseniz bile o şeytanlık devam eder.
Çünkü şeytan sizsiniz. Siz şeytanın ta kendisisiniz. Bu nedenle ufacık kız çocuklarının bile başını örtüyorsunuz. Bizzat şeytan olduğunuz için aklınıza ilkokul çağındaki çocukların cinselliği geliyor. Şeytanlığınızdan ötürü suçsuz kadınları dövüyor, öldürüyorsunuz. İnsan yaratıldığında ona secde etmediniz, kovuldunuz huzurdan. Şimdi de kadınla uğraşıyorsunuz. Kadını ve cinselliği alet ederek insanoğlunu iyinin güzelin yolundan çıkarmaya çabalıyorsunuz.
Ben sizin şeytan olduğunuzu biliyorum. Yolda yürürken göz göze geldiğimizde insan olmadığınızın farkındayım. Bu nedenle zerre tereddüt etmeden kafanızı vücudunuzdan ayırırım.
Türkiye’den elinizi çekin. Atatürk’ten elinizi çekin. Kadınlarımızdan ve onların cinselliğinden elinizi çekin. Allah’ın sopası var ve ensenize inmek üzere, benden söylemesi.


1 Ekim 2007 16:32
Çok beylik bir laf vardır: “Kişinin fikri neyse zikri de o’dur” denilir. Bir Müslüman Türk erkeğinin, iki lafından biri “örtünme dinin emri, kız çocuğu bulûğ çağına geldi mi kapanmalıdır” vb. ise, ben o erkeğin kafayı seksle bozduğundan, cinsel sorun ve bunalımları olduğundan, hayatı boyunca “doğal, içten ve gerçek” hiçbir şey yaşamamış olduğundan, son derece sağlıksız bir kafaya & ruha sahip olduğundan emin olurum.
Tanrı akıl fikir versin, selâmet versin, ıslah etsin!
1 Ekim 2007 16:58
Gölgenin yansıtılması. (Shadow Projection). Adamın kendi cinselliği hakkındaki kontrolsüzlüğünü kadına yansıtması kadın bedeninde şeytan görmeye başlaması. Tolstoyun böyle bir hikayesi var, adı “Şeytan”. Bu işin psikolojik bir yönü. Kendisiyle yüzleşmeye gidemeyenlerin cehennemi.
Bu olayın bir yönü. Bunun dışında inanç bağlamında “aman birinin cinselliğini uyandırmayalım” dışında sebeplerle de örtünülebilir. Çizginin öte tarafında da arkadaşları olan bir insan olarak örtünmek isteyen, bunu gerçekten din emrettiği için ve iç huzuru için yapmak isteyen insanlar olduğunu biliyorum. İnançlı olan erkeklerin tamamı kadını örtmek isteyen, kafayı seksle bozmuş insanlar değiller. Tersine dinin öğretisi eline diline beline sahip olmayı, iç isteklerini ve yersiz arzularını, nefsini terbiye etmeyi içerir.
Anlıyorum, sinirler geriliyor. Canımız sıkılıyor. Ama gitmek ve görmek lazım. Uzaklaşmak değil, yakınlaşmak. Çok değişik hayatlar var ve sandığımız kadar uzak değiliz birbirimize. Mesele her zaman kalite meselesi, düzey meselesi, arınmışlık meselesi. Sufi bir davadır bu. Serinkanlılığımızı kaybetmeyelim. Her cenahta itler, kopuklar ve dervişler olabilir.
Selamlar.
ilbilge
1 Ekim 2007 17:08
@ibilge: katılıyorum. ben burada gerçekten içtenliğimle insan olduklarına inanmadığım kişilerden bahsettim. bahsettiğim kişilerin bizzat şeytan olduğuna gönülden inanıyorum. senin benim gibi değiller.
insanları tenzih ederim.
1 Ekim 2007 21:46
Şeytanın yeryüzündeki yansımaları olan, tüm “küçük adam”lara ithafen…
“. . .
Dinle küçük adam!
Sana “küçük adam”, “sıradan insan” diyorlar; yeni bir çağ, “sıradan insan çağı” başladı diyorlar. Bunu söyleyen “sen” değilsin küçük adam. Onlar söylüyor bunu, büyük ulusların başbakanları, koltuklanmış işçi liderleri, kentsoylu ailelerin tövbekar evlatları, devlet adamları söylüyor, filozoflar söylüyor sana bunu. Geleceğini eline veriyor, geçmişinden hiç sual etmiyorlar. Korkunç bir geçmişin mirasçısısın sen küçük adam. Mirasın, avucunun içinde alev alev yanan bir elmastır.
Bunu sana söyleyen, benim; beni dinle. Her doktor, her ayakkabıcı, teknisyen ya da eğitimci, işini doğru dürüst yapmak ve yaşamını kazanmak için, eksikliklerini bilmek zorundadır. Birkaç on yıldır, şu yeryüzünde yönetici rolü oynamaya başlamış bulunuyorsun. İnsanlığın geleceği, senin düşüncelerine ve senin yapacağın şeylere bağlıdır. Ama öğretmenlerin ve efendilerin, aslında nasıl düşündüğünü ve gerçekte ne olduğunu söylemiyorlar sana; seni kendi geleceğine egemen olma yetisi verebilecek yönde eleştiren ve bu eleştiriyi dile getirme yürekliliğini gösteren tek kişi yok. Yalnız bir anlamda “özgürlüğüne sahip”sin sen; kendi yaşamını yönetmeyi öğrenmeme ve kendini eleştirmeme özgürlüğüne sahipsin.
Şöyle bir yakınmayı hiç duymadım senin ağzından: “Gelecekte kendimin ve dünyamın efendisi olmak yolunda yürütüyorsunuz beni, peki ama, insanın nasıl kendi kendisinin efendisi olacağını anlatmıyorsunuz hiç, düşünce ve davranışlarımdaki yanlışları bana söylemiyorsunuz”. Yönetimi elinde tutan kişilerin, “küçük adamı” yönetmelerine izin veriyorsun. Ama sen, hiç sesini çıkarmıyorsun. Yönetimi elinde tutan güçlülere, ya da kötü niyetli güçsüz adamlara seni temsil etme yetkisini veriyorsun. Her seferinde aldatıldığını anlıyorsun, ancak bunu anladığında, iş işten geçmiş oluyor…
Yaptığın her şey eğreti, küçük adam: evini bir kum tepeciğinin üzerine kurmuşsun, yaşamın, kültürün ve uygarlığın, bilimin ve tekniğin, sevgin ve çocuklarına verdiğin eğitim, hep eğreti. Bunu bilmiyorsun, bilmek de istemiyorsun; sana bunu söyleyen büyük adamı da öldürüyorsun. Büyük bir bunalım içinde, gelip gelip aynı soruları soruyorsun: “Çocuğum çok inatçı, her şeyi kırıp döküyor, geceleri karabasanlarla uyanıyor, aklını derslerine veremiyor, kabızlık çekiyor, benzi soluk, yüreği katı. Ne yapmalıyım? Bana yardım et!” ya da: “Karım bana karşı cinsel istek duymuyor, beni hiç sevmiyor. Bana işkence ediyor, sinir nöbetlerine tutuluyor, bir yığın erkekle geziyor. Ne yapmalıyım? Söyle!” ya da: “Yeni ve çok daha öldürgen, korkunç bir savaş patladı; oysa biz tüm savaşları önlemek için yapmıştık son savaşı. Şimdi ne yapacağız?” ya da: “Varlığıyla övündüğüm uygarlık, enflasyon nedeniyle çöküyor. Milyonlarca insan yiyecekten yoksun, ölüm açlığı içindeler, birbirlerini öldürüyor, çalıp çırpıyor, insanlıktan çıkıyorlar. Umutlarını yitirdiler. Ne yapmalıyız?”
“Ne yapmalıyım?”, “Ne yapabilirim?”… Sonsuz geçmişten beri, yüzyıllardır aynı soruyu soruyorsun. “Hakikati güvenliğe yeğ tutan bir yaşam biçimi içinde elde edilen büyük başarı ve bulgunun yazgısı şudur: senin tarafından büyük bir açgözlülükle yalanıp yutulmak ve sonra gene senin tarafından dışkı olarak atılmak.”
Büyük, yürekli ve yalnız olan birçok adam, ne yapman gerektiğini çoktan söyledi sana. Onların öğretilerini çarpıttın, kırıp döktün ve ortadan kaldırdın. Her seferinde onları ters tarafından yakaladın; büyük hakikati değil de küçücük yanlışı yaşamının yol göstericisi olarak gördün; dinde, toplumbilim öğretisinde, halkın egemenliği konusunda, yani kısacası, elini değdirdiğin her konuda büyük doğruyu değil, küçük yanlışı seçtin. Bunu neden yaptığını soruyorsun, ha? Bu sorunun ciddi olduğunu sanmıyorum.
Sorunu yanıtlarsam, hakikati işittiğinde önüne geleni öldürecek denli öfkeleneceksin: evini derme-çatma kurdun ve bütün bunları böyle yaptın, çünkü “içinde yaşamı duyma“ yetisinden yoksunsun; çünkü çocuklarındaki sevgiyi daha doğmadan öldürüyorsun; hiçbir canlı ifadeye, hiçbir özgür, doğal davranışa karşı hoşgörülü davranamazsın, doğallığa dayanamazsın çünkü. Dayanamadığın için de, korkuyor ve şunu soruyorsun: “Bay Jones ne der?”, “Yargıç Smith ne der acaba?”
. . .”
“Dinle Küçük Adam” (1954) - Wilhelm Reich - çeviri: Şemsa Yeğin - Payel Yayınları - Mart 1992 (7.basım)
Şimdi aramızdaki “küçük adam”lar da, “türban” diyorlar, “mahalle baskısı” diyorlar, ıvır diyorlar kıvır diyorlar. Reich’in bu eseri 1954′de basılmış, aynı yıllarda bu ülkede de “küçük adam”lar iktidardaydı. 2007 yılının sonuna geldiğimizde de değişen bir şey yok, yine ortalık “küçük adam” kaynıyor.
1 Ekim 2007 22:09
@ ilbilge:
Yorumundaki şu cümle çok önemli; “Tersine dinin öğretisi eline diline beline sahip olmayı, iç isteklerini ve yersiz arzularını, nefsini terbiye etmeyi içerir”
Yersiz arzular, nedir, hangileridir? Cinsellik, nefes almak, yemek, içmek, oturmak, kalkmak gibi doğal olarak algılanmazsa, tabii ki dinler kısıtlamaya, ket vurmaya çalışır. Dindarlar da dinlerinin gereğini yerine getirmeye çalışırlar. Balık baştan kokuyor, Reich çok haklı.
Bir kadını, önce insan olarak algılamaktan aciz olanlar; bir kadını içten gelen coşku ve sevgiyle sarmayı, kucaklamayı bilmeyenler; tabii ki onu kapatıp kilit altında tutmak isteyeceklerdir. Tıpkı çok değerli ve kasalarına kapatıp şifreyi unuttukları herhangi bir mal gibi. Kadın bedeninin ve cinselliğinin meta haline getirildiğini iddia ederler ama onların bu kapama/saklama/örtme çabası da kadını bir mal olarak gördüklerinin kanıtıdır.
2 Ekim 2007 12:08
@okudum okumayada benim gördüğüm şıracı bozacı modunda paslaşmalar olmuş. Birisi Alllah yerine tanrı demek için kendini kasarken, diğeri gelen ortaya kafayı koyup koyup gol yapmanın derdinde..
Özünde itiraf etmeliyimki yazıda haklı olan noktalar var. Örneğin kızlar eve kapatılmamalı, seçim hakları olmalı. (Nedense osman kardeşim kızların örtüyü seçme hakkına karşı gibi o ayrı)…
Bakın siz kadının başındaki birşeylerden tırsıp rejim tehlikede mitinglerinde takılırken neler oldu;
* liman ihaleleri
* son terör eylemi
* cumh. seçimi
sizler oturduğunuz yerden yerden esip gürlüyorsunuz ama komşumun 9 kızından sadece 1 i okula gidiyor. nedenmi aile pamuk toplamak için urfada ve o kızda okulundan geri kalmasın diye kapımızı açtık. 9 kızdan sadece 2 tanesi okuma biliyor.. birisi bu diğeride benim o zaman 515 ytl ola maaşımdan aldığım defter kalem cin ali vs ile öğrendi.
9 kardeşin evli olanları içinde en geç evleneni 17 bile değildi. biriside berdeldi.
O kız için 20-30 ytl masraf edemeyen baba kan davası için aşiret erkek başı 2 milyar topladığında 8 milyarı tıkır tıkır ödedi. asker olan çocuk sayılmadı kundaktaki ikizler, 13 yaşındaki ve baba eder 8 milyar.
askerdeki abi berdelle evli. karısı 13 tü. seçilme nedeni ise sadece derisinin daha açık renkte olması..
sorum şu: osman ve goddess. halk evleri diyordunuz. blogda yazmak için toplumu değiştirmek adına ne yaptınız cidden merak ediyorum.
2 Ekim 2007 12:09
Örtünme bir çıkmaz değil haktır. ama insan inancı gereği örtünüyorsa one devlet düşmanı terörist suçlaması il
2 Ekim 2007 12:13
@osman yanlışlıkla enter yapmışım
ile ikna odalarına tıkmanın, işten atmanın bir gereği varmı.
Benim nişanlım şu an açık. eğer merak ediyorsan… ama kapanır kapanmaz bu onun bileceği iştir. inancı gereği kapanırsa yada sadece bana özel olmak için bunu yaparsa da sevinirim açıkça.
son olarak şunu da sormam lazım. kadınlar istediğini giyebilmeli tarzı şeyleri söylüyorsun. ama her istediğinimi konusu açık değil. bugün bizden ekonomik veya yaşam tarzı olarak çok ilerde toplumlarda G-string giyenlere para cezaları veriliyor. iç çamaşırını göstermek yasaklanıyor ve bekaret yemini baloları düzenleniyor. bunlara hiç değinmiyorsun.
ama malum yerelere dokunma fırsatı geçince bir yerden bağlıyorsun.
son bir yorum daha yapacağım
2 Ekim 2007 12:17
ihracatmı. çoğu kurdan bizde biliyoruz.
limanlar mı. pis kokuları biz daha öncede aldık.
doğan medyasımı. biz onları yıllardır biliyoruz. kocasını görmek isteyen kadının resmini çekip “5 çocuğunu uyutup eve aldığı sevgilisiyle basıldı” diye haber yaptıkları günlerden
torpilci bürokrasimi. osmanlıdan beri aynılar.
yobazlarmı. hangi türünü sayayım. her türlü pisliği yapıp ortaya çıkınca “Atatürkçü olduğum için iftira edildim” diye düze çıkan sahte Atürk ve laiklik hayranlırınımı yoksa dini kullanıp zengin olanlarımı
@osman yazın da katıldığım yerler var da sonuçta neypmalıyız ona gelsek.
2 Ekim 2007 15:53
@ikutluay: bence yapacak pek bir şey yok. bunlar türkiye üzerinde oynanan oyunlar demek yerine ben başka bir şey söyleyeceğim: bunlar dünya üzerinde oynanan oyunlar, biz de ülke olarak bundan nasibimizi alıyoruz. dolayısıyla yapılabilecek belki de tek şey süpermen kıyafeti giyip dünyayı kurtarmaya kalkmak. bu durumda da seni akıl hastanesine almasalar bile bir insan olarak yapabileceğin fazlaca bir şey yok.
belimizi büken uluslararası sermayedir. türkiye olarak kendi başımıza alıngan olmamamız lazım. din, din nedeniyle örtünme, bekaret baloları falan bunlara göbek atıyor uluslararası sermaye. ama mesela biz burada oturup şeytan ayetleri üzerine tartışsak veya evrim teorisi üzerine tartışsak yine göbek atacaklar.
göbek atmayacakları tek alan var o da bu oyunları görmemiz ve “ben bu oyunda yokum arakadaşım” dememiz.
düşünsene ikiz kulelerde metalleri eritecek kadar sıcaklık oluştu deniyor, metali eritecek sıcağın içinden sağlam okunabilir pasaport çıkıyor buradan öğreniyoruz ki bu olay müslüman teröristler (onlar terörist müslüman diyor) tarafından yapılmış. Olay yerinin yakınında bir araba buluyorlar içinden kuran çıkıyor deniyor ki ” bak gördün mü müslüman teröristler”. biz de bu numaraları yiyoruz. iktidar partileri dünyanın dört bir yanında dini kullanıyor. amaç birşey daha çalabilmek için senin arkanı dönmen.
bu konularda yapacak pek bir şey yok. her çaba, uluslararası sermayenin sahibi olan grubun para kazanması ve daha çok para kazanması için. bu gözlükten baktığın zaman din, ideoloji, vs. bunlar balon.
2 Ekim 2007 15:58
@ikutluay: allah’a tanrı demek ya da tanrı’ya allah demek konusunda biraz daha toleranslı davranmamız lazım çünkü etimolojik ve tarihi olarak allah kelimesi de kureyş kabilesi devrindeki ay tanrısından geliyor. bugün islam’ın sembolü olan hilal de ay tanrısının sembolü.
hal böyle iken kimi allah demiş kimi tanrı demiş çok kurcalamamak lazım heralde önemli olan niyettir, iyi niyeti kastediyorum.
ama yine de allah mı tanrı mı diye tartışacaksan ben senin yerinde olsam şunu kullanırdım argüman olarak: tanrı yoktur, sadece allah vardır. gerçek islam düşüncesinin belkemiği böyle. ilah kelimesinin türkçesi tanrı. islamda da ilah yoktur allah vardır. islami perspektiften kelimeleri savunurken bunu kullanmak lazım.
2 Ekim 2007 20:27
@goddess artemis:
sevgili arkadaşım,
Yemek, içmek, cinsellik elbette insanın içinden gelen, fıtratında olan doğal arzulardır. Fakat her zaman senin içinden gelen arzu ve yaşadığın hayat birebir uyumlu olmayabilir. Örnek, açsındır ama oruç tutmak istiyorsundur. Bedenin ye derken, zihnin dur der, bu bağlamda açlık arzusu senin için yersizleşmiştir. Bunu senin bilincin bu hale getirmiştir. Sen karar veren ve seçim yapan etkin insan bunu tercih etmişsindir. Cinsellik konusu da benzer bir şekilde aslında. Eğer sen herhangi bir şekilde bir insana arzu duyuyorsan ve bunu günah olarak algılıyorsan bu arzun senin için yersizdir ve bununla baş etmenin bir yolunu bulman gerekir. (Bunun yolu sırf seni tahrik ediyor diye kadını örtmek ve şeytanlaştırmak değildir.) Demek istediğim buydu.
Ben dindarlar diye kestirip atamıyorum inançsız bir insan olmama rağmen. Empati hastalığından muzdarip olduğumdan olabilir. İnançlı olmak ya da olmamak çok kolay karar verilebilecek, çok açık konular değiller. Dindar bir insan olmayı seçtiysen eğer, elbette onun gereklerini yerine getirmen gerekir. Modern hayat sana ye, iç, seviş aman arzularına gem vurma diyor olabilir. Sen modern olmamayı tercih edip kendini sınırlama yoluna gidebilirsin. Orada karşına çıkan tehlike içinde var olan şeytanla yüzleşmeyi reddederek şeytanı dışarda aramak. Bu bağlamda Osmana çok katılıyorum. Ama diyelim iyi bir müslümansan bu sorgulamayı yapman ve kendi içindeki düşmanla da yüzleşmen, eline, diline, beline hakim olmayı öğrenmen gerekir. Benim burada bahsettiğim daha önce de dediğim gibi kurumsal din kavramı değil. İnanan insan, kendini geliştirmeyi bırakmamış, arınmayı ve yükselmeyi seçmiş insan. Sufi inanandan kastım buydu.
Bir kadını ya da erkeği mal olarak gören, sevgi ilişkisi kurmaktan aciz insanlar malesef her sosyal grupta mevcut. Onlara diyecek bir lafım olamaz. Umarım o yalnız ve soğuk hayatlarının karanlığından bir gün çıkarlar.
3 Ekim 2007 19:28
helal olcun babaaaa!süper ötesi bir yazı.son paragrafata kılıcını çekmişsin.çok güzel çok:)bu yazı için teşekkürler.
3 Ekim 2007 19:34
Veeee goddess artemis’in W.Reich alıntısı gözlerimden yaş gelmesine sebep oldu.oysa bundan 15 yıl önce okuduğumda öfke ve bir şeyleri düzeltme itkisi duyuyordum.şimdi sadece ağlıyorum.
4 Ekim 2007 00:18
@adarshah: olcun kim? ühühühü.
4 Ekim 2007 00:24
@ canımın ichi: Kızımızın engelli olduğunu, herkesin önünde, yüzüne vurmayı sana hiç yakıştıramadım! “Helâl olsun” demeye çalışmış yavrum! :-p
imza: ailenin aynalı sazan’ı
4 Ekim 2007 06:26
@osman
ne oluyo ya. birisi bana anlatsın ? bu sitcomda kim hangi rolde karıştı işler ?
30 Ocak 2008 02:09
[…] Türban konusunda görüşümün ne olduğunu iki yazıda özetledim aslında: Örtünme Çıkmazı ve Türban serbest bırakılmalı başlıklı yazılarımda konuyla ilgili fikirlerim gayet açık, net. […]