alemlerin aslı hayaldir
Evvela herkesin Mirac Kandili mübarek olsun.
Bu akşam televizyonlarda, radyolarda kandil yayınları vardı. Birşey dikkatimi çekti, düşünmeden edemedim. Biraz odaklanınca farkına vardım ki, neredeyse a’dan z’ye tüm dini yayınlarda aynı arayış var. Dindar ya da dinci olarak nitelediğimiz bütün yayınlar daima aynı sorunun peşinde.
Maalesef, inanca davet eden, inancı kutlayan, Allah inancından dem vuran tüm yayınlar her an Allah’ın varlığına kanıt arıyorlar. O kadar ki, sanki bir türlü Allah’ın varlığına inanamıyorlar.
Siyasi İslam taraftarı olan televizyon kanallarında sürekli evrenin ve dünyanın ne kadar mükemmel olduğu anlatılıp iki paragraf sonra laf Allah’ın varlığına getiriliyor.
Sormak istiyorum; iman nedir? İman Allah’ın varlığını hissetmek ve kabul etmek değil midir? O zaman bu arayış neden? Neden bu kadar şüphe duyuyorsunuz Allah’ın varlığından da sürekli kanıt arıyorsunuz?
Ya da madem iman sahibisiniz neden Allah’ın varlığını sürekli ispat etmek ihtiyacı hissediyorsunuz? O’nun varlığını hissetmek neyinize yetmiyor? Neden sürekli metafizik mucizeler peşindesiniz?
Neden Allah’ım neden?


11 Ağustos 2007 02:24
Sadece imanından ve inandığından emin olmayanlar, sürekli kanıt gösterme, ispatlama peşinde koşarlar. Gerçek iman, tam teslimiyet gerektirir, akışa bırakma gerektirir.
”
(77)
isa dedi :
hepsinin üzerinde olan ışık benim.
bütün benim.
bütün benden çıktı
ve bütün bana erişti.
ağacı yarın, ben ordayım;
taşı kaldırın, beni orada bulursunuz.
“
Thomas İncili
11 Ağustos 2007 02:44
aslında tanrı nın var olduğuna inanmak çok zordur. ama bazen bir o kadar kolaydır. zira türbülansa girmiş bir uçakta ateist birini bulamazsınız. ama rehavet içindeki bir toplumda da teist bulamayabilirsiniz.
tanrı ‘ya iman aslıda öğretilmekten ve ihtiyaçtan kaynaklanan birşey. birinin size bir blöf yaptığını düşünün. ne hissedersiniz. yalan olduğundan yüzde doksanbeş emin olsanız bile içinizde yüzde beşlik bir şüphe kalır. bu da öyle birşey. insan istese de istemese de hayatının belli dönemlerinde tanrıya inanmıştır.
11 Ağustos 2007 03:44
@doğancan: türbülansa girmiş bir uçakta ateist bulabilirsiniz. böyle bir uçakta ateist bulunmayacağı düşüncesi, allah’a sevgiyle değil korkuyla inananların geliştirdiği bir hayalden başka bir şey değildir.
11 Ağustos 2007 09:26
Bahsettiğiniz, bir imanı artırma ve kuvvetlendirme çabasıdır.
Her şeyden önce iman nedir, iman ettikten sonraki duruş nedir onu bi görmek, bilmek gerekir kanımca; ve müsadenizle bir alıntı:
“Sürekli arayış” diye sorguladığınızı düşündüğüm şeyi bayım, bir imanı kuvvetlendirme kaygısı olarak, insanın Rabb’isine ulaşmak için bulduğu yolların sayısını artırma gayreti olarak görüyorum.
Eksik bir betimleme olacak mutlaka, ama bir matematik sorusunu çözdüğünüzdeki huzuru bi düşünün, ve farklı yoldan aynı soruyu bir daha çözdüğünüzü, ve sonra bir farklı yol daha bulduğunuzu, ve sair. Ne kadar çok yoldan aynı sonuca ulaşırsanız sonucun doğruluğuna olan inancınız o kadar fazla olur. O kadar güvenirsiniz o sonuca. Buna benzetebilir miyiz ? Kuvvetle muhtemel.
Hem, “Esma-ül Hüsna”nın kainattaki izini sürmek, her “şey”e bir tefekkür avcısı gözü ile bakmak, “Eşya”da tekrar tekrar Allah’ın imzasını görmek bunlar bir imanı kuvvetlendirme çabasıdır. Ve çok güzeldir. Çok latiftir. Allah’ın hoşuna gider, rızasına yakınlaştırır bizi. Allah’ım kabul buyursun.
Hem tekrar iman etmek için kanıtlar, yollar aramak imanı arttırır:
İman’a ve inkar’a dair son bir alıntım daha var, istifade edilebilir, Bediüzzaman’dan:
Bu vesile ile, geçmiş kandilinizi kutlar, o mübarek gecenin hediyesi “namaz”ın imandan sonraki en büyük hakikat olduğunu evvela kendime sonra tüm müminlere hatırlatırım.
Güneşli günler.
11 Ağustos 2007 09:36
Osman bey çok güzel yazı yazmışsınız tebrik ederim, kandilizi de kutlarım. Çok doğru bir konuya değinmişsiniz, insanların dini inançları suistimal edildiği o kanallarda dini bir reyting aleti görüp sonra dindarlık taslayan kanallardan inanın bıktım.
Allah’ın varlığını tespit etmeye çalışmalarının yanında, bir de bu dünyadaki tüm kötülüklerin faturasınını bu dünyada çıkarma gibi adetleri var. Sürekli onları takip eden biri ahiretin olmadığını, bu dünyadaki kötülüklerin ve iyiliklerin sonuçlarının yine bu dünyada çekeceklerine inanabilir.
Ne zaman bu işi bırakacaklar onu merak ediyorum?
11 Ağustos 2007 13:57
allahın varlığı anmanın yada kanıtlamanın o anda izleyen yada dinleyen ateistleri yola ve imana getirmektir.sana soruyorum allahı kanıtlamanın amacı bu olduktan sonra sakıncası varmıdır?var ise sakıncası nedir?
11 Ağustos 2007 21:43
ali arı: allah’ı kanıtlamanın amacının bu olduğunu sanmıyorum.
11 Ağustos 2007 21:48
osman bey, iyi yazmışsınız. bir de şöyle soralım:
gerçekten bir tanrıya ihtiyacımız var mı?
kendisine inanmayanları sonsuza dek cehennemde yakamakla tehdit eden bir tanrının olduğu bir dinde hoşgörü olabilir mi?
bu dine inanan insanlar kendileri gibi düşünmeyenlere hoşgörülü davranabilirler mi?
11 Ağustos 2007 22:03
tanrıya ihtiyacımız var çünkü din ile etki altına almak istediğimiz kitleleri başka türlü etki altına almamız zor. mesela ben bir topluma hükmetmek istiyorum diyelim. Benim kendi adıma sosyal gücüm bir yerde tıkanabilir. Bu durumda benden daha kuvvetli olacak bir karakteri oyuna sokmak zorundayım. Bu nedenle tanrıya ihtiyacımız var.
ben insanlara onları cehennemde yakacağımı söylesem bana inanmayabilirler ama hiç görmedikleri, uzaklarda oturan, benden sonsuz kat daha güçlü birinin eğer benimle iyi geçinmezlerse ve istediklerimi yapmazlarsa onları yakacağını söylersem bu daha etkili olur.
ilk sorunuza cevap verirken sanırım diğerlerini de cevaplamış oldum.
11 Ağustos 2007 22:31
tanrıya ihtiyacımız var çünkü din ile etki altına almak istediğimiz kitleleri başka türlü etki altına almamız zor.
İki dakika gözlerimiz kağatıp bugün Dünya üzerinde din diye bir faktörün olmadığını düşünelim. Evet dostlarım, ne gördünüz? Dinsiz bir Dünya başımıza ne felaketler açar değil mi?
Din, iman ve Allah korkusu olmasa Dünya bir felaket olurdu.
Osman aylardır günlüğünü takip ediyorum. Tadından yenmez konulara yazılara el atıyorsun. Çok teşekkürler. İyi ki varsın.
11 Ağustos 2007 22:42
@Ferhat: Ben teşekkür ederim.
11 Ağustos 2007 22:57
Sevgili Eerhat Bey,
Dinsiz bir Dünya başımıza ne felaketler açacağına, Din, iman ve Allah korkusu olmasa Dünyanın bir felaket olacağına inanmıyorum….çünkü her din kendi inananını üstün ayrıcalıklı ve mükemmel görüyor, tek doğru yol olduğuna, dğerlerinin kafir olduğuna, onların cehenneme gideceğine inanıyor ve kendinin en son ve kusursuz din olduğunu iddia ediyor…bu da dünya da pek çok din kökenli ayrımcılığa ve soruna yol açıyor…açıkçası din ve millet kavramı olmasa sanki dünya daha yaşanır bir yer olabilir gibime geliyor, hatta diller bile olmasa tek dili konussak!
11 Ağustos 2007 23:01
Sevgili @gaykedi;
Düşüncene sonsuz saygım var. Fakat koca bi ama geliyor sana
Bugün din olmasa, insanlarda Allah korkusu olmasa olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum. Sadece insanlar bir çok şeyi Allah korkusundan yapmıyorlar. Bana katılan arkadaşlar olursa çok sevinirim. Şu an içinde bulunduğum mekan buna çok uygun değil ne yazık ki uzun uzun anlatamam. Lakin şunu belirtmekte fayda var. Bugün kaçınız Allah korkusundan hırsızlık vs yapmıyorsunuz?
Allah korkusudur insanları engelleyen…
11 Ağustos 2007 23:53
bu ülkede hapishaneler de yatan tüm insanlara bir anket yapsak %99′u müslüman olduğunu söyleyecektir…aynı şekilde bir başka ülkede yapılsa bu anket, atıyorum mesela amerikada da çoğu hiristiyan çıkacaktır, suç unsuru dinden daha derin ve karmaşık sosyolojik bir konu….
size şu kadarını örnek vereyim Ferhat Bey, avrupada en yüksek dinsiz agnostik ve ateist oranına sahip protestan ülkelerdeki suç oranıyla daha koyu dindar ülkeler olan katolik ülkelerdeki suç-cinayet oranlarını bir inceleyin derim…katolik toplumlarda çok daha fazla nedense! tabi bunun birde müslüman versiyonunu düşünebiliriz, örneğin mısır bizden daha koyu bir müslüman bir ülke yada pakistan onlarda suç oranı çok ağır şeriat cezalarına idama rağmen bizden kat kat fazla…
12 Ağustos 2007 01:43
avrupada en yüksek dinsiz agnostik ve ateist oranına sahip protestan ülkelerdeki suç oranıyla daha koyu dindar ülkeler olan katolik ülkelerdeki suç-cinayet oranlarını bir inceleyin derim…
Bunu araştırma becerisine sahip olmamakla beraber sizden araştırılmış olarak rica ediyorum. Madem konuşuyoruz, araştıralım. Bilgi paylaşmaktır. Teşekkürler
12 Ağustos 2007 05:15
Hıımmm evet. Gene tespit doğru. Laiklik ve din, töre, cinsellik gibi konular gene bir sürü yorum almış.
1. İki alim karşılaşmışlar biri demişki. ben allahın varlığını 100 delille ispat ederim. 2. demişki demekki senin 100 şüphen var. bense ona tüm kalbimle inanıyorum ispata filan gerek yok.
@osman burada haklısın.
Ancak
1. Bu ülkede kendini akademist zanneden zavallılar hemde 1-2 değil 700 tanesi birden yaratılış saçmalıktır derslerden çıkarıp evrim teorisi okutalım diye cumhurbaşkanlığınamı YÖK e mi neyse dilekçe vermiştir. Hani bilim tartışmayı, araştırmayı teşvik ederdi. (yeri gelmişken evrim teorisine karşı çalışan vakfın başkanına açılan davaları, vs gazetelerin bazılarında zafer kazanmış edasıyla yazmaktalar)
2. Bu ülkenin bir çok TV si sabah akşam magazin vs gibi şeylerle insanları uyutmakta narkoz etkisi yapmaktadır.
Öyleki bir çok insan islam dinini şemsiye gibi yağmur yağınca gerekli olan sadece ramazanda yada kandillerde gerekeni yapınca işin tamam olduğu bir şey sansınlar diye ellerinden geleni yapıyorlar.
Bu ülkede Atatürkün adı kullanılarak inançlı insanları hakir görmek, çağdışı gerici göstermek adeta ilericilik sayılıyor. bıyıklıysan sakallıysan gerici bıyıksızsan çağdaşsın.
Dediğim haklısın ama bence bu gerekli. Çünkü insanalarımızın itikadı çok kuvvetli değil. bir anlık bir şüphe ise insanı en ters noktaya götürebilir. İşte o yüzden insanlara allahın varlığı hatırlatılmalı. Çünkü bu aynı zamanda, bir hesap günü ve herkesin yaptıklarından sorguya çekileceği günüde hatırlatmak demek.
Evrim teorisi bu ülkede bir çok insanın yoldan çıkmasına sebep oldu. O yüzden allahta hatırlanmalı, hesap günüde.
Bern içki içmediğim bana diyorlarki. Oğlum içmiyorsun çok şey kaybediyorsun. Oysa düşünmüyorlar. Diyelimki iddia ettikleri gibi Allah yok vede evrim teorisi denilen şaklabanlık gerçek olsun. Ben en azından sağlığımı korumuş oluyorum. Kaybettiğim bir şey yok yani. Peki ya varsa ?
not: malum bilimadamları son günlerde gene şoktalar. onların iddiasına göre iki ayrı çağda yaşamış aralarında milyonlarca yıl olması gereken iki insan türüne ait fosiller nerdeyse yan sokak gibi bir mesafede bulunmuş. bu durum birisinin büyük büyük büyük büyük büyük babası ile aynı yaşta olması gibi ilginç bir durum. Buna ne kılıf uyduracaklarını tartışıyorlar şimdi.
12 Ağustos 2007 05:20
@gay kedi.
İşkembe-i kubra diye bir şey vardır.
1. İslamiyet tüm hakdinleri kabul eder.
2. Kabe putlardan temizlenmiş hepsi kırılmıştır. ama buna karşın peygamber efendimiz o güne kadar insanalrı islama çağırmıştır. Ama inançlarıyla alay etmemiştir. (Putlar size fayda getirmez demek doğruyu söylemektir, ama “siz kerizsiniz oğlum, taştan hayır beklemek ancak siz salakların işidir” dememiş.
3. bizler (seni bilemem) bütün peygamberleri kutsal kabul ederiz. Oysa bazı andavallılar Hz Muhammed karikatürlerinden sonra “eee bizde Hz. İsayı” öyle çizelim diyebilmişlerdir.
12 Ağustos 2007 05:25
@bliyaal..
Kinini kusmuşsun ama unuttuğun şey şu. Ben inanıyorum. Ve görünüşe göre sen inanmıyorsan. Eğer ben ve benim gibilerde hoş görü yoksa nasıl oluyorda hala yaşıyorsun ? Yani iddian cehennemle tehdit allaha inanlar hoşgörüsüzdürler zaten hoşgörülüde olamazlar. O zaman niye seni ve senin gibleri öldüren kimse yok. nasıl oluyorda özgürce bunu yazabiliyorsun ve benim gibi bir inanan seni adam yerine koyup cevap yazabiliyor. İnsan gibi tartışabiliyoruz. hoş görüsüz olsaydık senin yoldaki çakıl kadar değerin olmaması gerekmezmiydi.
son olarak bu ülkede hoş görüsüz olanlar inanlar değildir. peki kimlerdir.
1. Kadın erkek eşitliği diyip başını örten kızları okul kapısında süründürenlerdir
2. Katsaydı diye bir şey icat edip fırsat eşitliğini engelleyenlerdir.
3. Bu konulara kanun nizam bahanaesi ile alkış tutup gelip burda bize bu iftirayı atan senin gibilerdir.
12 Ağustos 2007 05:32
@gaykedi
“açıkçası din ve millet kavramı olmasa sanki dünya daha yaşanır bir yer olabilir gibime geliyor, hatta diller bile olmasa tek dili konussak!”
bu denendi. sovyetlerde. dinde yasaktı. milliyette yoktu. hesap günü olmazsa, ölümden sonra herkesin diriltilip cezasının yada ikramiyesinin verilmeyeceği yer olmasa dünyada bayram tatili seri katilleri kol gezerdi. çünkü kanunlar sadece geçici cezalar vermekteler.
bence sen sadece bazı olayları zihninde kamufle edip kaçma yoluna giyorsun. ama benim bildiğim bir sürü sana yakın insan hiç kaçınmadan ve utanmadan ibadet edip, hayır hasenat işlerine giriyorlar. böylece içlerini ferahlatıyorlar. sense olayı reddedip böylece kendi kendine bir tatmin oluşturma gayretindesin. boşuna kazma. git bir fakir doyur. yoksula düşküne yardım et. herkesin elinden tut.
İŞTE O ZAMAN DİLLERDE, DİNLERDE SOYLARDA AYRI OLSA, GENEDE KARDEŞÇE YAŞARIZ. OSMANLIDA DİNDE VARDI, MİLLİYETTE DİLDE. NASIL YÜZYILLARCA SORUNSUZ YAŞADILAR, TAKİ PAN bilmemne kavramları çıkana kadar.
Bu soruyu yaz bir köşeye ve cevabı iyice düşün.
12 Ağustos 2007 05:36
@goddes.
Bu yazdığın çok derin bir yerlere çok ters yerlere dokun. düşün Hz İsa her yerde ise (ki bence öyle) neden illa ona yaklaşmak için kiliseye gideyim. rahiplere destek çıkayım para vereyim.
Şimdi diyebilrsiniz o zaman müslümanlarda camiye gitmesin. Ancak
1. İslamiyette ruhban sınıf yoktur.
2. İmamlar ve ibadet ettirenlr para filan almazlardı. Bakmayın şimdi meur oldukların.
3. İnsanların camiye toplumsal birliktelik için gitmesi istenmiştir ancak camilerin gereksiz yere süslenip püslenmesi bu konularda aşırıya gidilmesi kıyamaet alameti olarak belirtilmiştir.
12 Ağustos 2007 09:49
@ferhat bey
burayı rakamlarla boğmamak için istatiksel bilgilere girmiyeyim…birde gözümüzün önünde doğru dürüst bir tanrı inancının bile olmadığı japonlar ve dürüstlük konusu var ki düşünmeye değer. bu konuda tanrıça Artemis’i bizi aydınlatması için yardıma çağırıyorum
@ikutluay
sizinle tartışmaya girmeyeceğim ve eksik yetersiz bilgileriniz düzeltmeye çalışmayacağım, bunu bir kere yapmaya kalktım (Osman bey hatırlarlayacaktır, çünkü sizi uyarmak zorunda kalmıştı) sıkıştığınız yerde ben size hic hakaret etmediğim halde benim eşcinselliğimle dalga geçmeye saçmalamaya ve hakaretlerle eğitim seviyeyinizi göstermeye başlamıştınız. büyük olasılık çoğunu “zaman” gazetesiyle edindiğiniz kültür zaten sadece bu kadar olur!
12 Ağustos 2007 10:48
@gaykedi, her zaman bekliyor olacağım istatiksel bilgileri. İstersen Osman Bey’den mail adresimi temin edebilir. Burayı kirletmeden mailime yollayabilirsiniz. Teşekkürler.
12 Ağustos 2007 10:54
Allah korkusudur insanları engelleyen…
Bugün araştırma şirketlerinden birine bu konuyu araştırması için çalışmak isteseniz. Araştrımanız yapılsa sonuç %95 olacaktır. Zıt düşünceler arasında seviyeli tartışma için teşekkürler @gaykedi.
12 Ağustos 2007 10:56
@gaykedi
sen ortaya rakamlara bir boğda gereklimi gereksizmi biz karar veririz. tabi rakam vermeye yetecek kaynak ve bilgin varsa. yoksa işte böyle ortada kuyu var yandan geç tarzı kıvırmalarla laytarma moduna giriliyor gördüğünüz gbi. iddia sahibi ispatla mükelleftir edemeyen müfteridir.
Beni düzeltmekle yaptığınız kıyağa ne kadar bahtiyarım bilemezsiniz. ama beni her zaman düzeltin olurmu…
Ben Hurriyette okurum, milliytte okurum radikalde. zamanda okurum yenişafakta çünkü ben olaylara at gözlüğü ile bamak istemem. ama sizin gibide ortaya hey aynı fikirleri atıp tartışmayı görünce işi böyle eğitim seviyesine getirp bel altı vurmaya kalkıp ortadan kaytarmam…
dediğim gibi iddia sahibi ispatlama mükellef. hala rakamları bekliyoruz…
Yalnız yeri gelmişken EŞSİZ bilgi hazinenizden avrupada yeniden bakireliğe yöneliş konusundada istatistiklerinizi bekliyoruz.
Merak ettiğim bir şey daha var. Ben size eşcinselmisiniz diye sordummu. Buradaki herhangi bir kimse sordumu? buradaki herhangi birinin böyle bir merakı olduğumu sanmıyorum. sizin bu eşcinsellik olayınız ışılay saygının bekaret raporunu geçti yani. madem eşcinselsiniz bu sizin özeliniz, her yerde ifşa etmek durumunda değilsiniz değilmi ? Sonra biri Levent Kırca çıkıp eşciseliliğiniz için ilan panosu tutmak zorundamısınız derse diye düşünmek lazım değilmi.
bunun tersi durumda normal insanlarda göğüslerinde pankartlamı gezsin yani. “ben eşcinsel değilim. ben homoseksüel değilim” diye.. Bir ara bülent Ersoy taklitleri çıkmıştı. Eşcinsel taklidi yapıpta parayı vurmaya kalkan. sizin durum biraz bunu andırıyor.
Hababam sınıfındaki Hürrem hoca gibi yapmayın… sonuçta yatak odam bana özel…
Siz genede bir zahmet nerde sıkıştığımı ve Osman beyin beni uyardığını bir zahmet hatırlatın.
12 Ağustos 2007 10:59
@ikutluay, Gaykedi’nin sıkıştırıldığınızı iddia eden yazının linkini verebilir misiniz? Merak ettim.
12 Ağustos 2007 11:59
@ikutluay: bence islamiyetteki ruhban sınıfıyla hristiyanlıktaki ruhban sınıfı birbiriyle çok rahat yarışır. biri kazanacak olursa ancak fotofinişle belirlenebilir.
12 Ağustos 2007 13:43
İspatlanması gereken bir tanrı yoktur.
Tanrıyı ispatlamaya çalışanların başka bir düşüncesi vardır.
Her hangi bir kutsal kitapla tanrı ispatlanmaz.
Çok değil biraz daha akıllı olsak hiç bir kitaba ve peygambere gerek kalmazdı, ki bu sebeple bir çok peygamber (biz salak olduğumuz için) tanrıyı bir kişiymiş gibi göstermişlerdir.
Din bir inanç meselesidir, ve ispatlandığı takdirde inanç olmaktan çıkar. Yani yarın sabah tanrı pat diye ortaya çıksa, bunun artık içsel huzurumuzu sağlayacak, dua edecek bir yanı kalmaz. Patron işçi ilişkisine döner ve tahminim bir kaç yıla kadar acaba tanrıyı kim yarattı soruları başlar.
Tanrı sizsiniz, yaşadığınız evren. Doğmadan önce neyseniz, öldükten sonra da o olacaksınız.
12 Ağustos 2007 13:46
Öncelikle insanların ortak paydada paylaşmadığı konuşarı eleştirmesini anlamıyorum , misal ben arjantindeki herhangi bir mahalledeki su borusunun on gündür patlak durmasını eleştirme hakkını kendimde göremiyorum , bu şekilde de inanç konularında ateistlerin ve dahi deistleirn neden bu kadar dini konular üzerine düştüklerini anlayamıyorum , bu konu kendilerinin bu dini inanışa sahip insanların neden sürekli ALLAH’ı aramaya çalışıyor var ise neden bunu tekrarlıyorlar demeyi kendi açımdan lafı güzaf olarak görüyorum zira kişilerin iman ile sorunları varsa bu kişilerin kendi sorunudur ve kişisel bir sorundur.
İman konusunda Nahnu Bey’in yazdığı Üstadın sözlerini tekrar okumanızı isterseniz size külliyatı bile hediye edebileceğimi söylemek isterim , ardından iman konusunun çok yanlış anlaşıldığını bu konuda kendi fikriyatımızdaki arkadaşlarla konuşurken dahi bazen sıkıntılar oluyor zira bu sıkıntı imanın görecesinden değil , imanın ne oldugundan değil imanın tam manasıyla nasıl yaşanacağı , imanlı şekilde yani.
İman bir çizgidir , misal yerden elli metre yükseklik gibidir.ALLAH birdir diyen kişi iman etmiştir , lakin bu imanın çizgisinin üst noktası yoktur karşı rakibi yenmek üç puanı almak demektir lakin siz bir sıfır değil de 10 sıfır yenerseniz bu daha güzeldir bu şekilde insanın imanını arttırması gerekir, imanın en alt noktası belli iken en üst noktası belirsizdir ki bunda da en iyi örnegi Efendimizden sonra Hazreti Ebubekir’i örnek verirsek yanılmayız diye düşünüyorum.
İş bu noktada televizyonalrda yapılan programlar esasında bir şey ifade etmemektedir , en azından kandil günleri yapılanlardan bahsediyorum böyle bir günde televizyonlarda kandil programları izlemek yerine daha güzel işler olan cami , türbe ziyareti yapılması daha alidir diye duydum.İman arttırılması konusunda ise bir temsil anlatmak isterim bir gün bir talebesi olması lazım , Ahmet Bedevi Hazretleri ( bunda da yanılmıyorum inşallah ) bir gün yüzünü kapatan bez parçasını bir gün açıp yüzünü görmek istemiş , Ahmet Bedevi Hazretleri ise senin yüzümü görmemdeki tek engel şu küçücük ve incecik bez parçası mı ? diye sormuş , işte bu şekilde imanı ile gönül gözü açılan , perdeleri kaldıran , bir alemden onsekizbin alem içerisinde bir çok alem içerisinde dolaşan kişiler içinde sadece bir alemde yaşayıp bir alemde durup sonra imanımızı neden arttırmayalım ki ? Bu imanı arttırma noktasında ise bizlerin kalplerini daha güçlendirecek ve imanı arttırmaya çalışan herkesten ve herşeyden ALLAH c.c. ebeden razı olsun .
Ayrıca Tanrı diye bir şey yok , O’nun adı ALLAH’dır , esmaül hüsnadır , en güzel adlar O’nundur ama O’nun adlarından hiç birisi Tanrı değildir.
12 Ağustos 2007 14:25
“Ayrıca Tanrı diye bir şey yok , O’nun adı ALLAH’dır , esmaül hüsnadır , en güzel adlar O’nundur ama O’nun adlarından hiç birisi Tanrı değildir.”
Bizim tanrı diye bildiğimiz şey nedir o zaman?
12 Ağustos 2007 14:26
Sevdiğim kitaplardan biri, canımın ichi‘nin kitaplığından “Düşmanını Arayan Savaş”tır. “Dünya barışı hayalleri yıkılmasın diye…” sloganıyla, 11 Eylül’de A.B.D.’ne karşı yapılmış eylemin ardından Noam Chomsky, Robert Fisk, Susan Sontag, Edward Said, Umberto Eco, Arundhati Roy, Francis Fukuyama, John Le Carre gibi yazarlar, gazeteciler, düşünürler tarafından kaleme alınmış yazıların/söyleşilerin çeviri ve derlemesinden oluşan bir kitap bu.
Konumuz savaş, barış ya da siyaset değil ama, oradan çarpıcı birkaç satırı [konumuza uygun olan kısmı] buraya alıntılamak istiyorum.
Eduardo Galeano - 21 Eylül 2001, La Jornada
12 Ağustos 2007 17:39
Benim en çok garip bulduğum şey, varlığına dair herhangi bir kanıtın olmadığı bir varlığa insanların böylesine inanmaları.
Kuran’da Allah’ın varlığını ispatlamak için İbrahim peygamberden bir örnek verilir. Hani İbrahim putları kırar, sonra baltayı kırmadığı en büyük putun boynuna asar. Millet gelip de “bunu kim yaptı?” diye sorunca, İbrahim “belki şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorsa ona sorun” der. Adamlar “ey İbrahim, bunların konuşmayacağını bilirsin” diye cevaplarlar. İbrahim de “o halde Allah’ı bırakıp size hiçbir fayda ve zarar vermeyecek putlara niye taparsınız?” der.
Görüldüğü üzere, putların insanların önünde konuşamaması ve kırıldıklarında kendilerini koruyamaması, onların tanrı olmadıklarının kanıtı olarak gösteriliyor. O zaman, tanrı konuşabilen ve ona yönelik saldırıları hemen cezalandıran bir güç olmalı. Halbuki Allah da bu açıdan aynıdır. O da konuşmaz ve insanların ona yönelik sorgularına karşı kendini savunmaz.
En güzellerinden biri de şu (Yunus 99-100): “Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken, insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın? Allah’ın izni olmadıkça kimse inanmaz.” Bir tane daha (Bakara 7): “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinde de perde vardır ve büyük azap onlar içindir.” Bir de şuradan yakın (Hac 16): “Allah şüphesiz dilediğini doğru yola eriştirir.” Bir daha (En’am 35): “Allah dileseydi onları doğru yola toplardı.” Ve “De ki, Allah’ın bize yazdığından başkası başımıza gelmez,” (Tevbe 51). Ve “Allah dilemiş olsaydı sizi tek bir ümmet yapardı. Ama O dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola eriştirir. İşittiklerinizle and olsun ki sorumlu tutulacaksınız,” (Nahl 93)
Şimdi aklı başında bir insan şöyle sormaz mı:
“Ey Allah’ım, anlamalarını ve doğru yola gelmelerini engellemekle, onları aslında sen saptırmış olmuyor musun? Hem her şeyi dilediğince belirlediğini söylüyorsun hem de yaptıklarımızdan bizi sorumlu tutuyorsun. Hem inanmamızı engelliyorsun, hem de bizi büyük azapla tehdit ediyorsun. Bu ne biçim iştir? Bizimle dalga mı geçiyorsun?”
Bu açıdan yaklaştığımızda, bugün İslâm dünyasının içinde bulunduğu perişan durum da aslında Allah’ın takdiridir. Zira Allah dileseydi, onları batı ve özellikle Amerika karşısında muzaffer kılardı. Dolayısıyla, İslâm dünyasının insan müdahalesiyle düzeleceğini kimse ummamalıdır, çünkü böyle müdahaleler Allah’ın iradesine karışmak demektir ve hemen cezalandırılmaları gerekir. Zaten Allah isteseydi düzeltirdi. Her şey onun “ol” demesiyle olmuyor mu?
Yanlış hatırlamıyorsam Diderot’nun sözüydü: “Bir dindarın cehennem korkusunu kaldırın, onun dinsel inancını da kaldırmış olursunuz.”
12 Ağustos 2007 19:24
@ikutluay;
sizinle tartışmaya girmeyeceğimi söyledim.
@Ferhat Bey;
Zülfü Livaneli’nin bir yazısıyla açılmıştı konu basında tartışılmaya, daha sonra tartışmaya “Meral Tamer bir yazısıyla” katılmış, daha sonra Meral Tamer artı bir yazı daha yazmıştı… internette, özellikle modern sosyolojinin kurucularından Max Weber’in “Protestan ahlak” üzerine yazdıklarına göndermelerle dolu bu konuda yapılmış bazıları pdf formatında, çok sayıda ciddi araştırma bulabilirsiniz.
12 Ağustos 2007 19:25
@bliyaal: harika bir yorum. doğru bir yaklaşım.
12 Ağustos 2007 19:39
@Ferhat Bey;
Meral Tamer’in “3. ve son yazısının” linkini vermeyi unutmuşum, burada Harvard’daki bir Türk’ün katıldığı bir araştırmadan da bahsediliyor.
12 Ağustos 2007 22:00
@gaykedi.
Klavuzun milliyet gazetesi kısaca karga…
12 Ağustos 2007 22:07
@ferhat
Bilmiyorum. sıkıştırıldığımı iddia eden şahıstan bekliyorum linkleri. Verir elbet.
@bliyaal…
aytelerin motamot tercümesini olaylardan soyutlayıp getirmekle ancak böyle saçma bir yazı ortaya çıkardı. peki tefsir neden var…
Kuranda ayetlerin anlamı birazda indikleri sırada yaşanan olaylarla anlam kazanır.
“4- Gebeliğinin onuncu ayındaki develer kendi haline bırakıldığı zaman” tekvir suresi. Ne kadar anlamsız geliyor değilmi. Oysa bu sure ile kız çocuklarının diri diri gömülmesi yasaklanmış. Olayın özü ise deve gebeliğinin sonuna gelmiş iken yavru ve süt vermek ğzeredir . zaten arabistanda en değerli hayvanken bu dahada artacaktır. buna rağmen hesap günü geldiğinde onu bile takmayacaksınız.
Şimdi diğer ayetleri vereyim
1- Güneş dürüldüğü zaman
2- Yıldızlar kararıp dağıldığı zaman
3- Dağlar sökülüp dağıldığı zaman
4- Gebeliğinin onuncu ayındaki develer kendi haline bırakıldığı zaman
5- Yabani hayvanlar bir araya toplandığı zaman
6- Denizler kaynatıldığı zaman
7- Nefisler çiftleştiği zaman
8- Ve sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza;
9- “Hangi suçtan ötürü gömüldü?” diye
10- Siciller açılıp yayıldığı zaman
11- Gök kubbe yıkıldığı zaman
12- Cehennem kızıştırıldığı zaman
13- Cennet yaklaştırıldığı zaman
14- Herkes ne getirdiğini öğrenecektir.
Nasıl anlam kazandı değilmi ?
Öyle cımbızla seçipte kendi kendine yorumlara girmekle bu işler olmuyor.
12 Ağustos 2007 22:12
yeri gelmişken konuyla çok ilgili olmasda yazmak istedim buda kadını mal gibi görüyor dedikleri dinin ayetlerinden birisi daha
”
Onlardan birine kız çocuğu olduğu müjdesi verildiğinde üzüntüden yüzü simsiyah kesilir. Aldığı kara haberden dolayı tanıdıklarına görünmekten kaçınır. Aşağılanmaya katlanarak onu Alıkoysun mu, yoksa toprağa mı gömsün diye düşünür. Baksana ne kötü hüküm veriyorlar.” (Nahl 58-59)
bu yorumları görünce insanlar sanıyorki islam dan nce kadınlar için herşey tozpembe idi tek eşilik vardı dayak yoktu tore yoktu başık parası yok. islam gelince her şeyi rezil etti.
kardeşim cahiliye döneminde erkekler kadınları canları sıkılınca atardı. 14-15 karı alırdı. kızlar gömülürdü. hayat kadınları hamile kalınca, doğum yaptıklarında yattıkları erkeklerden bebeğe hangisi benziyorsa çocuğu ona verip bu sendendir derlerdi.
Konuya dönersem Allah’ı hayattan çıkarınca yarın gene kızlar diri diri gömülür. Gerçi bugünde çağdaşlık diye zinaları gizlemek için kürtajlarda erkek kız dmeden bebekler katlediliyor ya. o ayrı konu.
12 Ağustos 2007 22:14
@gaykedi.
insanların bir konuda ahkam kesip yazması için birşeyleri bilmesi delilli konuşması gerekir. yazıların bir kaçını okudum. kişsel gözlemlerle bu iş olmaz. Kaldıki yazılar zaten bir konuya ispat. iş sadece vicdana kalırsa toplumun nasıl çığrından çıkacağına en güzel örnek meksikalı katolikler örneği.
12 Ağustos 2007 22:25
@ikutluay: yorum daima kişisel görüştür. burası üniversite değil.
12 Ağustos 2007 22:32
@tansu
Allah bizim dinimizdeki (biz derken inananları kastediyorum) yaratıcının adıdır. Özel isimdir. tanrı ise çok tanrılı dinlerdeki gibi mecusilikteki gibi durumlarda dahil, tapılan şey anlamına gelir. Genelde bizde insanlar laikliğe inançlarını vurgulamak için Allah demeyip, tanrı demeyi bir marifet sayarlar. hata rotayı şaşmış bazıları “bu gidişe bir dur diyecek Allahın kulu yokmu” demek yerinin “tanrının kulu” demeyi marifet sayarlar (m.a.birand)…
yıllarca önce bu ayrıma bende dikkat etmezdim. birde baktımki insanlar tanrı derken aslında “Allah yoktur” demeye çalışır gibi bir durum içindeler. Bende o yüzden tam tersini yapıyorum.
Ha şunuda söyleyeyim benim namazla niyazla filan pek aram yoktur. ancak insanların siyasi düşüncerini başkalarına empoze etmek için toplumu kendilerine benzetmek için bir kesimi ezmeye kalkması, ötekiler muamesi yapmaya kalmasına tepkim.
@tansu
Bu kısım eskiden kalan tartışmamıza istinaden.
22 temmuzdan sonrasına ilişkin malum threadin vardı. hani sana böyle konuşuyorsun ama 23 temmuzda ben burdayım senide beklerim demiştim. Gördüğün gibi seçim sonucu nasıl bir hikmetse sadece ankara mitingi için 1 milyon kişi -10-15 kişiyide aradılar bu kalabalık 15 milyona eşdeperdir diyordu birileri. nasıl olduda 3 miting eşit 45 milyon olması gereken parti onca zorlama ile %20 yi zor aştı.
http://osman.borutecene.com/basbakan-yasar-nuri-ozturk-halka-seslendi/#comment-2266
Bu ülkede demokrasi vardır. İnanan inanır inanmayan inanmaz. Ama inanmayan, yada politik düşüncesi gereğince herkesi kendine benzetmeye çalışıpta buna farklı isimler koyan “asker abiler kızar sonra” diye kimseyi tehdit edemez… Ederse olacak olan da bellidir. Ben o zaman yazmıştım ya bu Baykal AKP li olmasın herifle aldı başını gitti bu seçimde görürsünüz demiştim. Asker halkın askeridir, hepimizin kardeşi, oğlu, babası, amcası dayısıdır. X partinin mülkiyetindeki emir eri değildir. Kimse milletin askerine milletin bağrıdan çıkmış askere milletin bir kısmını hedef yada düşman gösteremez.
Senide, senin gibi düşünenleride göremedik henüz dediğin yerlerde… O zamanda demiştim seçim olur halk konuşur. ortadadada kimse kalmaz çünkü konuşacak söz kalmaz. Bakın artık meşruiyet diyebilen yok. ancak yağdanlık gibi yağlar yakılıp bir fedakarlık diye sadaka bekleyen dilenciler ihsan bekliyor malum parti.
bak seçim oldu. günler geçti. hala mini etekle geziliyor. hala turistler üstsüz gezebiliyor. hala diskolar bangır bangır… saatler yüz yıl geriyi göstermiyor ?
13 Ağustos 2007 10:41
@ikutluay,
Tanrı veya Allah meselesini fazla dallandırmak istemiyorum. Yukarıda bir arkadaş “Tanrı diye bir şey yok” dediği için onu yazdım. Kısaca, tanrı diye bir şey var yani. Sen tanrı dersin, ben allah derim, öbürü hüda der.
Başlıktan uzaklaşmak da istemem asılnda ama seçimler ile alakalı fikrimi sanıyorum kendi blogumda ve burada söyledim.
Eğer ki, herşeye rağmen AKP iktidar olsaydı, ben söylediklerimin arkasında durur, bugün de gider Çankaya’nın önünde Gül’ü sokmamak adına kamp kurardım. Evet AKP herşeye rağmen iktidar oldu, ama ezici bir üstünlükle oldu. Hatta korkarım, iki parti girse seçime AKP %70 üzerinde oy alırdı.
Bu şartlarda, demokratik biri olarak diyeceğim bir şey yok. Umacağım bir şey var, o da şu: Umarım tüm AKP’liler sizin gibidir. Aksi halde, Türkiye, ılımlı islamı, federe devleti, bölünmeyi, ağalığı ve bir sürü diğer abukluğu kabul etmiş durumda.
Tıpkı Menderes hükümetine, İnönü Paşa’nın meclisten dediği gibi, “sizi ben bile kurtaramam”. Ama bu sefer kimse asılmaz. Şu şartlarda bir iç çatışma da çıkamaz, çünkü çatışacak taraf olan bizler ne yazık ki fazla demokratiğizdir. Tek temennüm bu sefer asılacak tarafın halk olmaması ama maalesef öyle görünüyor.
14 Ağustos 2007 14:10
@tansu
Tebrik ederim.. Beklediğim yorum buydu diyebilirim…
ABD de seçimden önce biribirine habire giydirien adaylardan kaybedeni; (Konuşmaları yuvarlak halde aktarıyorum)
“Bizim problemimiz Amerika için nelerin yapaılabileceği içindi. Madem Amerika için çalışacağız. bugünde dün olduğumuz noktadayız ve gün birlik günü. Amerika için çalışacağız” diyor.
Kazanan ise “Seçim bitti artık Amerika için tekrar elele verme günüdür” diyor.
ABD de bir kişi 2 kere aday olmuyor. Kazanırsa devam ama kazanamayan bir daha ağzını açmıyor. Bizde ise “Allah bizi korududa iktidar olmadık” diyen ve bir çoklarının kurtarıcı gördüğü yada mecburiyetten oy verdiği insanlar var.
Son duruma gelince BEN AKP li değilim. Benim söylediğim şey şu; Baykal bir felakettir. Tayyip Erdoğpanda en azından biraz daha yetenek var. Kötünün iyisi bu.
2. si sen yurt dışında bir Türk ün dayak yediğini görsen ne yapardın. en azından gönül koymazmıydın.
Ben varoşlarda büyüdüm. Kötülükten uzak durdum bir okul bitirip meslek sahibi oldum. Ama insanlardan kopmadım. Kopmadığım içinde gördümki CHP herşeyin tersinde bir parti.
Mürekkep yalamış birisin söyle şimdi;
Dünyanın neresinde görülmüş orta sınıf ve işçi sınıfı, yoksul halk SAĞ partiye, zengin, elit, burjuva, yuksek kademe memurlar ise SOL partiye oy versin.
Beyanlara bak anlarsın. Herifler nerdeyse onlara oy vermedi diye SEZER Beyden halkı veto etmesini isteyecekler.
14 Ağustos 2007 19:12
bir ressam bir resmi var.ve o resmi sergide sergiliyorlar.gelen konuklar onun bir ressama ait olduğunu hiç şüphe etmiyorlar.çünkü ressamı var.dünyada koskaca tabiat, aleminde bir ressamı var.bunu unutmayın arkadaşlar.kesinlikle unutmayın.benden bu kadar.deva ederdim ama bu sözler iyi özümserseniz hepimize yeter.
14 Ağustos 2007 19:13
Konu yine gelip “siyaset”e dönmüş. Ben de yeni bir link eklemek istedim; Miraç Kandili’nde Allah’ı Aramak makalesinin özüne dönülmesi açısından…
Hollanda Piskoposu: Biz de ‘Allah’ diyelim
16 Ağustos 2007 11:24
@goddess
teşekkürler… bende bu haberi görüp linki verecektim sen önce davranmışın. Allah özel bir isimdir. isabet olur
17 Ağustos 2007 11:30
Osman’a..
——–
Bunu üniversitede çok tartışırdık. Birincisi elbette iman bir teslim olma durumudur. Ama bilgiyle desteklenmeyince bazılarında bu, din adına duyduğu her şeye inanma hâline dönüşüyor. Dolayısı ile bağnazlık-yobazlık alıp başını gidiyor. Ayrıca Kur’an-Kerim’de sık sık “aklınızı kullanmıyor musunuz?” diye soruluyor. Yani aklın hem kullanılması hem de herhangi bir şüpheye düşmemesi için ikna edilmesi gerekiyor.
Ama bahsettiğin televizyonlar kendilerinin bir şüphesi var da bütün seyirciler karşısında kendilerine ıspata çalışmıyorlar. Son 2-3 asrın en etkili akımı olan pozitivizmden etkilenen insanlara birazcık olsun ufuk açıcı olur diye bu programlar yayınlanıyor. Bence çok da iyi ediyorlar; çünkü ben iyi anlamda etkilenen çok insan biliyorum. Tabii burada her inanç meselesini de illa laboratuara almaya da gerek yok. Bu dengeyi iyi kurmak gerek…
——–
ikutluay’a…
——–
Neyse ki bütün dindarlar senin gibi değil! Yoksa “bliyaal” haklı olurdu. Tamam; görüşüne katılmayabilirsin, sana çok ters de gelebilir; ama bu ne zehir zemberek sözler arkadaşım! Sen kimsin, kimden o hakkı alıyorsun da öldürmekten bahsediyorsun. İşte bu kafa yüzünden insanlar dünyanın en güzel dinine, en sevgi dolu peygamberine, en merhametli varlığına(Allah’a) karşı mesafeli duruyorlar. Yeter kardeşim bu asık suratlı kirli sakallı halleriniz. Biz yapıyoruz siz bozuyorsunuz! “Sanki amacınız insanları İslâm’dan soğutmak!”. Müslüman’ın amacı insanları cennete gidecek keyfiyete kavuşturmaktır; “nasılsa ben Müslüman oldum, paçayı yırttım; artık geride kalanları öldürebilirim” anlayışı çok aşşağılık bir anlayış. Allah sana bir şekilde O’nu tanıma fırsatı vermiş; ama sen başkaları da aynı fırsatı bulamasın diye bir an önce onları cehenneme gönderme telaşı içindesin. Yazık! Günah! Bence her gece uyumadan önce kendine şu soruyu sor (olur mu?): “Ben kaç kişinin katiliyim(yani kaç kişi benden dolayı Allah’tan ve Peygamber’den nefret etti?”. Bu arada şunu da unutma: Şeytan çok zeki bir varlıktır; seni ‘hadi koçum! Sen hak(!) yoldasın; devam et!’ diye kandırabilir…).
——–
bliyaal’a
——–
İnsanlığın en temel soruları, eğer felseyle biraz ilgiliysen aşağı yıkarı şunlardır:
1. Ben kimim?
2. Nereden geldim? Nereye gidiyorum?
3. Ne için geldim?
4. Kim gönderdi?
5. Ne için gönderdi?
Bunların ardından da her halde 6. soru olarak “İhtiyaçlarım nedir?” diye ekleyebiliriz…
İlk beş sorunun peşine takılıp onlara cevap aradığınız zaman; tatmin etmeye en yakın cevap sizi bir “yaratıcı”ya götürecektir. Ancak bir yaratılış-yaratış varsa hayatın da bir anlamı olacağına hükmedebilirsiniz; aksi durumlarda (mesela ‘tesadüf’ gibi) bu belirsizlik “kaygı(varoluşçu felsefecilerin kafa patlattığı ama çözemediği kavram)”sı hayatınızın sonuna kadar sizi takip edecektir. Yalnız burada çok önemli bir durum var: Bu soruların cevaplarını gerçekten istemek gerek. Bu açıdan sizin sorunuz aslında gerçekten bir bilgiye ulaşmak amacı taşımaktan çok, bir önyargının-önkabulün dile getirilişi gibi. Yani “tamam biz var olduk; şimdi, ‘tanrıya ihtiyacımız var mı?’ bir bakalım” tavrı sözkonusu. Oysa “biz nasıl var olduk?” sorusuna daha cevap vermedik ki, tanrıya ihtiyaç olup olmadığına karar verelim… Belki de bizim varoluşumuzu o sağlamıştır. Bu durumda artık “ona ihtiyacımız yok” dememizin hiç bir anlamı kalmıyor ki… Artık “bizim ihtiyaçlarımızı giderecek tanrıdan başka bir varlık var mı?” sorusuna geçmemiz gerekecektir. Dolayısı ile bu konuda samimi olmak gerek. İlk sorudaki “önkabul” ikinci sorunuzda da devam ediyor. Yanlış yerden başladığınız için sürekli yanlış sonuca varacaksınız. Burada bir bilgi ihtiyacını gidermekten çok bir düşmanlık dışa vurumu var sanki. Oysa bahsettiğim süreci takip etmeniz halinde belki size herşeyinizi vermiş bir tanrıyla karşılaşacak; yine belki de onu sevecektiniz. Belki çok teorik oldu; biraz basitleştireyim. Eğer tanrının insan için ne istediğini (ya da nasıl bir insan istediğini) anlamak istiyorsanız, sürekli sizin gözünüze gözünüze sokulan (ve aslında tam da tanrı hakkında sizi böyle düşündürtme amaçlı) kötü örnekleden yola çıkmamak gerekir. Tarih boyunca pek çok -kendisine Allah dostu- denen insan yaşamıştır. Onların en önemli özelliği, “herkese karşı yumuşak davranmak, hiçbir iyilik fırsatı kaçırmamak, bir karınca dahi olsa hiçbir canlıya zarar vermemk, ‘iyiliği çoğaltmak, tavsiye etmek; kötülüğü ortadan kaldırmak, engellemeye çalışmak’ olmuştur. Şimdi hemen buna karşılık belki de aklınıza Taliban, Bin Ladin ıvır zıvır bir sürü örnek gelmiştir. İşte mesele burada düğümleniyor. Onların yaptıklarını dünyadaki samimi hiçbir Müslüman onaylamıyor. Yani zaten onlar Allah’ın istemediği şeyleri yapıyor(belki de birileri herkes İslâm’dan nefret etsin diye yaptırıyor! Kim bilir?). Ama siz onlara bakarak Allah’ı suçluyorsunuz. “Kendisine inanmayanları yakmakla tehdit etmek” Allah’ın sürekli altını çizdiği bir durum değildir. Bu O’nu anlamayanların üslup hatasıdır. Kur’an-Kerim’de “iyi kötüden, cennet cehennemden, sağlık hastalıktan, barış savaştan, af cezadan vs. vs.” daha fazla sözedilen kavramlardır. Yani esas olan iyiliktir, cennettir, barıştır, affetmektir, vs. Ama elbette bir düzenden bahsediyorsak aksi durumlardan da sözedecektir bir kitap. Burada Allah’ı sadece “cehennem”den yola çıkarak anlamaya çalışmak da bir doğru bilgi arayışından çok bir önkabulün tekrarı olduğunu düşünüyorum. Eğer bahsettiğin gibi bir tanrıysa; bu kadar ateisti öldürür, bütün varlıklarını da kendisine inananlara nasib ederdi! Oysa O’nun “rahmet” sıfatı bütün varlığı kucaklar. Zaten bütün varlığın yaratıcısı bir tanrı’dan bahsedip, sonra O’nun kendi yarattıklarını tehdit etmesine inanmak çok da mantıklı olmasa gerek. Eğer bütün bu diyalektik sonucunda bir tanrı’ya inanan biri varsa; tanrı; kendisine inanan o kişiyle, bunca verdiklerine rağmen hâlâ “ben seni tanımıyorum” diyeni aynı değerlendirirse o zaman en başta siz “hani tanrı adildi?” diye sormaz mıydınız? Kısaca dinin (burada İslâm kastediliyor) en temel özelliği insanları “şefkatli, merhametli, kul hakkına saygılı” yapmasıdır (Allah, kendisine karşı işlenen suçları affeder; ama bir başkasına yaptıklarınızı affetmez. Ancak o her kimse, onun tarafından affedilirseniz Allah da sizi affedebilir…). Sürekli böyle olmak teşvik edilmiş, böyle olanların Allah’a daha yakın olacağı belirtilmiştir. Eğer böyle olmamışlarsa çok basit açıklması var: Demek ki onların Müslümanlığı sadece kimlik kartlarından ibaretmiş. Dolayısı ile “gaykedi”nin dediği gibi %99′u Müslüman bir toplum olmamızın bu anlamda belirleyici bir yönü yoktur.
***
Kur’anı Kerim tek seferde inmedi. Gelişen olaylarla ilgili olarak parça parça indi. Dolayısı ile herhangi bir ayetin ne anlama geldiğini anlamak için onun hangi olaydan sonra ve hangi amaçla indiğini bilmek gerekir. Yani bağlamını, ayetin öncesini-sonrasını; kısaca bütün ilgili yönlerini birlikte ele alarak değerlendirmek gerekir. Yani “ben önüne bir sürü mucize seriyorum, bir sürü elçi gönderiyorum, şunu yapıyorum bunu yapıyorum, ama hâlâ inadım inat deyip inkârda ısrar edenleri artık bu durumlarından geriye dönüşü olmadığı bir safhadan sonra başka bir kısım algılarını da kör ederim” anlamında ayetleridir. Yoksa keyfi için benim bütün duyargalarımı köreltsin, ilhamlarımı kapatsın, sonra da “niçin inanmadın?” diye sorsun. Elbette bu zaten onun “adil” ismiyle de çelişir.
***
Bir yaratıcıya inanmayanla inananlar arasındaki farklardan biri de şudur: İnanan bazı şeyleri “bilim adamları”nın kapasitesiyle sınırlı bilimin sınırlarına mahkûm etmez. Diğeri ise bu sınırların ötesini düşünmemeye çalışır. Aslında ilgisiz değildir; ama öyle davranır. Mesela şu “konuşma” meselesi. Allah’ın konuşmadığını ıddia ediyorsunuz. Konuşmadan anlayabildiğiniz nedir? Alt ve üst dudağı olan içinde dil ve dişleri olan bir organdan çıkan seslerle anlaşmak mı? Eğer biraz daha ufkunuzu açık tutarsanız kâinatta ne iletişim çeşitleri-türleri olduğunu görürsünüz. Bu türlerin tamamı henüz bilimsel ortamlarda (lab.) incelenebilir değildir belki; ama vardır.
***
Mesela benim vücudum yazın fena halde su kaybeder. Afrikadaki insanların da böyleymiş. Asyadakilerin de. Şu ilginç duruma bakar mısın? Tam böyle zamanlarda çok sulu meyva ve sebzeler toprakta beliriyor. Afrika’da da, Asya’da da.. Soğuk havalarda ise fena halde vitamine ihtiyacım oluyor. Afrikalıların da Asyalıların da. Şu garipliğe bakar mısın? Tam da öyle zamanlarda çok sulu olmasa da vitamini bol meyvalar topraktan-ağaçtan fışkırıyor. Herhalde odun ya da taş-toprak bu kadar zeki değillerdir. Sakın bu durum bize bir mesaj olmasın? Yani toprağın da suyun da Asya’nın da Afrika’nın da hep aynı kalemin mürekkebinden çıkmış olmasın. Mesela bu da bir dil, bir konuşma şekli.. Kim demiş Allah konuşmaz diye? Sen bütün bir varlığı sadece şimdiye kadar çözülebilen sınırları kadar düşünüyorsun. Halbuki varlığın dilini iyi okuyabilsen sana bu sınırların çok ötelerine dair şeylerden bahsedecektir.
***
Yunus 99-100′e gelince. Peygamber insanlara Allah’ı anlatmak için öylesine kendisini parçalıyordu ki, bu ayetle Allah ” onu bu zor durumdan kurtarmıştır. Burada aslında başka (rasyonalistlerin dikkatini çekmesi gereken) mesaj da vardır; o da şudur: İnsanların akılları vardır. Sen sadece anlatmakla görevlisin. Bundan ötesi onların akıllarını kullanıp kullanmamalarıyla ilgilidir. İşte burada aklını kullananlarla kullanmayanlar arasındaki fark belli olacaktır(Kur’an-ıKerim’de sık sık “aklınızı kullanmıyor musunuz?” sorusu sorulur..). Yani “mesele onların aklını saf dışı bırakarak halletmek olsaydı, bunu ben hem de sana gerek olmadan yapardım; ama ben seni aracı yaparak aklını kullananlarla kullanmayanları kendileri de buna şahit olsunlar diye (ötede itirazları olmasın diye…) ayırmak için gönderdim”. Yani gördüğün gibi burada ima ettiğin gibi bir dayatma yok; aksine mesajı elçisine anlattırmak gerisini akıllarına bırakmak var… Tekrar edeyim: “Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken, insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?” ayeti, “eğer ikna değil de zorlama olsaydı, doğrudan ben inandırırdım ya da saptırırdım; oysa mesele bu değil. Sen sadece anlat gerisini akıllarına bırak” diyor. Allah kendisinin sebep olduğu hiç bir şeyden dolayı hesap sormaz. Allah’a kul bir adım yaklaşsın Allah 100 adım yaklaşır. Yoksa ne demek yani: Allah önce yaratacak, sonra onları saptıracak, sonra da “niye yaptın?” diye hesap soracak. Sadist mi?
***
Bugün İslâm Dünyası’nın durumuna gelince…
Allah’ın iki kitabı vardır:
1. Kur’an-Kerim
2. Kâinat
Nasıl ki Kur’an-ıKerim’i ıskalarsan Müslüman’lığın eksik olur. Aynen öyle de “kâinat” kitabının da kuralları vardır. Her şey başlar, gelişir, ölür. Çalışma, araştırma, değişim başarı için çok önemli kurallardır. İşte siz bunları ıskalarsanız; Allah da kâinat kitabı kurallarına göre sizi ödüllendirir ya da bir kısım şeylerin gerisinde bırakır. Olan budur. Eğer siz çevreye dikkat etmezseniz, kozmetik sanayiinden para kazanayım diye ozona zarar verecek hale gelirseniz, güneş ışığına daha fazla maruz kalır kanser olursunuz. Çalışmazsanız geride kalırsınız. Yani nasılsa Müslümanız diye Allah bize kıyak çekmez! Ama onlar da çalışır, siz de çalışırsınız. Onlar “para için her yol meşru” der, siz “hayır, adalet, kul hakkı, merhamet diye bir şey var” dersiniz (çünkü siz sadece ‘kâinat kitabına’ değil diğer kitaba da inanırsınız); dolayısı ile sizin sayenizde dünya daha güzel olabilir. Yani mesele her iki kitabın da tabiatına uymakla ilgili…
***
Diderot haltetmiş (”Bir dindarın cehennem korkusunu kaldırın, onun dinsel inancını da kaldırmış olursunuz”). Burada da yola yanlış çıkma sorunu var. Hıristiyanların dindarlıklarıyla Müslümanlarınki aynı değil. Onlar “içi boşaltılmış sevgi” kavramından başka hiç bir anlamı kalmamış bir dinden bahsediyorlar. Diderot bu sözü bir Müslüman’a bakarak değil kendi dindaşlarına bakarak söylemiş. Dolayısı ile bizim için bir anlamı yok. En azından benim dinle ilişkimin “cehennem”le ilgisi yok. Ben tamamen varoluşsal sorgulamalarım sonucunda inandığım bir konudur. Yukarıda bahsettiğim soruların cevaplarının götürdüğü noktadır dindarlık. Yani dindarlık varlığı anlamak için sorduğu sorular sonucunda insanın geldiği noktadır. Ondan sonra sorumluluklar (inbadetler mesela) gündeme gelir. Çünkü “niçin?” sorusu ister istemez bir kısım sorumlulukları da kapsama alanınıza sokuyor. Bence bir kere de “hata bulumak, intikam almak gibi takıntılardan uzak” içinizin sesini dinleyin. Ya da “bir yaratıcı yoksa yukarıdaki soruları ne yapacaksın?” bunu düşün! Aslında şu anda bir yandan “o yok” diye kendini inandırmaya çalışıyorsun; bir yandan da olmadığını düşündüğün bir varlıkla farkında olmadan savaşıyorsun. İlk başvuracağın kaynak “vicdanın” olsun!
——–
Ferhat Besler’e…
——–
Yine felsefenin çok tartıştığı bir konudur: “Tanrı istemediği için mi bir şey kötüdür; yoksa kötü olduğu için mi tanrı istememiştir.” Aslında bunu İslâm filozofları şöyle çözmiştür: “Zaten o şeyi yaratan, ona anlamını veren tanrı olduğu için; yani o şeyin ne olduğunu bildiği için tanrı ona iyi ya da kötü der.” Dolayısı ile tanrı ile irtibatı iyi olan biri zaten kötü olan bir şeyi yapmaz. O’ndan korktuğu için değil; işin tabiati böyle olduğu için. Ayrıca insan mükemmel ve mükerrem yaratılmıştır. Yani bayağı şeylerden kendisini uzak tutabilecek donanımlar kendisine ikram edilmiştir. Böyle bir varlık olsa olsa utancından dolayı hırsızlıktan vazgeçebilir (yaradılışından gelen özelliklerini kaybetmemişse; tanrıya inanmayan bir insan da bu utancı duyabilir..). Yoksa herşeyi Allah korkusuna bağlamak yine buradaki bir kısım arkadaşların eleştirdiği noktaya getirir meseleyi. Mesele korku değil; sevgi ve bağlılığa ihanet etmeme hassasiyetidir.
——–
gaykedi’ye…
——–
İnsanların herhangi bir inançla ilgili olmayan durumları var. Mesela cehalet. Eğer bir insanı cahil bırakırsanız; o Müslüman da olsa aynıdır, başk bir dinden de olsa aynı… Onu çok kolay kandırabilir, suça teşvik edebilirsiniz. Yine duygularını galeyana getirip herhangi bir inanca çok aşırı bağlı hale getirebilirsiniz. Bilgisiz-bilinçsiz bağlanılan her görüş-düşünce-inanç sizi bağnaz hale getirir. Daha doğrusu siz o inanç hakkında bilgi sahibi olmadığınız için; sadece duygu bağıyla bağlı bir bağnaz-yobaz-softa olmanız çok kolaydır. Dolayısı ile böylelerinin bulunduğu ortamlarda suç oranının fazla olması inançtan tamamen bağımsız bir durumdur. Şimdi Allah, “kul hakkı benim için çok önemlidir” diyecek; ama adam cahil olduğu için kandırılıp -sözde- din adına cinayetler işletilecek, sonra da siz ona bakarak inancı suçlayacaksınız. Ama inancı “kul hakkına dokunma, aklını kullan, affet” diyor. Yani suç oranları eğitimsizlik, fakirlik vb. gibi doğal insani durumlarla ilgilidir. Zaten bütün çözülmelere, bozulmalara rağmen hâlâ pek çok suç kategorilerinde Müslüman toplumlarda sosyal problemler daha kolay çözülebilir durumdadır.
——–
tansu’ya…
——–
“tanrı” başka bir şeydir “Allah” başka. Tanrı cins isimdir, Allah özel isim. Kelime-Tevhid’de geçen “ilah” kelimesi “tanrı”nın ‘Arapça’sıdır (Allah’tan başka ilah(tanrı) yoktur!). Yani tanrı herhangi bir inananın inandığı varlıktır. Müslümanların inandığı ve tek olduğunu düşündükleri tanrının adı da Allah’tır. Bu kadar basit.
18 Ağustos 2007 09:18
@adem
üstadım. biz burda sivas olaylarını seçim vs durumları tartışırken siz burda değildiniz. bliaya al arkadaşa göre türkşyede herşey çok berbat durumda muhafazar düşünceli insanlar ise adeta potansiyel katiller ve iran devrim muhafızları. kendisine göre X iktidar kendilerine yaşam alanı bırakmayacak. yorumuma dikkat edersen ben doğru bir açıdan bakıyorum. memlekette özgürlük yoksa biz neden birbirimizi boğmuyoruzda burda fikir yürütüyoruz. bana esip gürlemişsiniz ama fikrim doğru.
oda fikrini beyan eder bende. ikna oluruz olmayız ama bu öldürmemizi gerektirmiyor mealinde bir yazı bu. sen nasıl okuyup ne anladın ben bilmem senin sorunun. yorumların genel olarak bilgi verici doyurucu ama benim yazımın özünü kavrayamamışsın.
————-
Kinini kusmuşsun ama unuttuğun şey şu. Ben inanıyorum. Ve görünüşe göre sen inanmıyorsan. Eğer ben ve benim gibilerde hoş görü yoksa nasıl oluyorda hala yaşıyorsun ? Yani iddian cehennemle tehdit allaha inanlar hoşgörüsüzdürler zaten hoşgörülüde olamazlar. O zaman niye seni ve senin gibleri öldüren kimse yok. nasıl oluyorda özgürce bunu yazabiliyorsun ve benim gibi bir inanan seni adam yerine koyup cevap yazabiliyor. İnsan gibi tartışabiliyoruz. hoş görüsüz olsaydık senin yoldaki çakıl kadar değerin olmaması gerekmezmiydi.
son olarak bu ülkede hoş görüsüz olanlar inanlar değildir. peki kimlerdir.
1. Kadın erkek eşitliği diyip başını örten kızları okul kapısında süründürenlerdir
2. Katsaydı diye bir şey icat edip fırsat eşitliğini engelleyenlerdir.
3. Bu konulara kanun nizam bahanaesi ile alkış tutup gelip burda bize bu iftirayı atan senin gibilerdir.
———–
burada 100000 kişi bunu okusa belkide 99999 u bunu sen inanma ama ben inanıyorum. özgürlük konusunda haksızsın bak inanmıyor diye kimse kimseyi öldürmüyor burda yazışıyoruz diye okurdu.
18 Ağustos 2007 12:53
10 kasımda neden herkes Anırtkabir’de toplanılıyor ? 10 Kasım’da Atatürkü mü arıyoruz ? ya da sırf 10 Kasımda mı arıyoruz ?
18 Ağustos 2007 14:16
Amarat
Ahahahahahah+ buna 90+8 de doksanı delen gol derler… çıkarabilecek kalecide tanımıyorum….
İşin gerçeği nedense aynen dediğin gibi Anıtkabir’i bir nevi KAbe yapmaya çaılaşnlar var. mezarda bile rahat yok adama..
18 Ağustos 2007 14:17
@kendime
Kabeyi yanlış yazmışım Osman Bey düzeltir umarım