AKP’nin Kürt Açılımı konusunda nasıl bir strateji yürüttüğünü gözledim. Görebildiklerimi paylaşmaya çalışacağım. AKP’nin bu konudaki en önemli stratejisi, Kürt Açılımı ifadesini telaffuz edip ardından bunun içini doldurmamak yani hiçbir şey söylememek oldu. Kürt Açılımı’nın ne içerdiğini halka anlatmak yerine, İçişleri Bakanı’nın toplumun çeşitli kesimlerini ziyaret etmesi biçiminde bir iletişim sergilendi. Bu ziyaretlerden en ilgi çekeni hiç şüphesiz şehit annelerinin ziyaret edilmesiydi. Burada da hükümet Kürt Açılımı’nın ne olduğuna dair hiçbir şey söylemedi. Sadece Kürt Açılımı’nın içeriğinin, şehit annelerinin ikna edilmesi gereken bir içerik olduğu izlenimi verildi. Kürt Açılımı her ne idiyse, şehit annelerinden tepki görecek bir açılım olacaktı. O nedenle İçişleri Bakanı şehit annelerini ziyaret etti.
Kürt Açılımı’nın ne içerdiğini anlatmaya dair bir başka sözsüz mesaj ise Kürt Açılımı’nın adıydı. Bu bir mesajdı. Bu isim sonradan Demokratik Açılım olarak değiştirildi. Bu değişimin nedeni ise Kürt Açılımı isminin tepki görmesiydi. Ancak burada da bir mesaj olmalı. Yıllardır kamuoyunun ne düşündüğü üzerine araştırmalar yaptıran, bu konuda titizlik gösterip buna bütçe ayıran tek parti olan AKP elbette Kürt Açılımı isminin tepki göreceğini biliyordu. Büyük bir ihtimalle Kürt Açılımı ifadesi telaffuz edilirken sonradan kullanılacak olan Demokratik Açılım ismi de cepte hazırdı. Ama evvela Kürt kelimesinin telaffuz edilmesi ve bu konuda doğacak tepkilerin görülmesi gerekiyordu. Açılımın başlangıçta Kürt Açılımı adını almasının nedeni de budur.
Benzer biçimde, açılımın içeriği hakkında tek bir cümle söylenmemiş olmasının da nedeni, Kürt sorunu hakkında Türkiye Cumhuriyeti Halkı’nın tolere edebileceği değişikliklerin neler olduğunu gözleme imkanı sağlamaktı. Hükümet bu konuda ağzını açmayınca çok değişik kesimlerden insanlar bu konuda konuşacak, tahminlerde bulunacaktı. Tahminlerde bulunan insanlar, halkın nelere hazır olduğunu, nelere hazır olmadığını hazır lokma gibi söyleyeceklerdi ve söylediler de. Demokratik Açılım denen hareketin içeriği hala belli değil. Çünkü hükümet bu konuda hala yeterli veriyi alamadı. Bir diğer yandan da, halktan gelen tepkilerin gözlenmesi ile Demokratik Açılım’ın ne olmadığını söyleme mecburiyeti doğdu. Bunlardan en önemlisi de üniter devlet yapısının değişip değişmeyeceği idi. Görüldüğü üzere son birkaç gün Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bunu telaffuz ediyor. Kürt Açılımı’nın üniter devlet yapısı üzerinde bir değişiklik içermediğine dair yeminler ediyor.
Bu durum da Kürt milliyetçileri tarafından büyük bir tepkiyle karşılanıyor. Burada yine hükümetin sessiz sedasız kimin ne beklentisi olduğunu gözlediğini görüyoruz.
Demokratik Açılım tahminime göre bütün bu veriler toplandıktan sonra ortaya çıkacak. Yani içeriğinin ne olacağı şu anda hazırlanıyor. Bu içerik de neyin ne kadar tepki göreceği hesaba katılarak hazırlanıyor.
Bu aşamada, CHP’nin ve MHP’nin “biz bu konuda AKP ile görüşmeyiz” demeleri demokrasi açısından bir yaralama, hatta bir cinayettir. CHP ve MHP AKP ile görüşmeyecekse, kim anlatacak AKP’ye CHP ve MHP seçmenlerinin düşüncesini? Ne demek görüşmemek? Bu insanlar bu hakkı nereden alıyor anlayabilmek mümkün değil. Ama kimse darılmasın, bunun bir açıklaması şu olabilir: Bizler, CHP ve MHP olarak AKP’nin yanındayız. Ama onlarla görüşmek zorunda kalırsak onların oluşturduğu Demokratik Açılım’ın içeriğine muhalefet etmek zorunda kalırız, çünkü seçmenimiz bizi buna zorlar. Seçmen bizi AKP’nin politikalarına muhalefet edelim diye seçti. Bu nedenle AKP ile görüşmezsek, muhalefet görevimizden de kurtuluruz.
MHP zaten son yıllarda AKP’ye neredeyse bütün temel konularda destek verdi. CHP ise Deniz Baykal’ı parti başkanı olarak koltuğunda tutmaya devam ederek AKP’yi destekledi.
Bakalım önümüzdeki günlerde ve haftalarda Demokratik Açılım konusunda başka nasıl sözsüz mesajlar göreceğiz.
Benzer yazılar:
- Bugünkü Miting Hakkında
- 12 Eylül referandumunda niçin hayır?
- Adresi Akıllarda Tutulan Bir Blog Yazarı Olmak – 2
- Türban parodisinde son durum

Merhaba,
Öncelikle size sitem edeyim. Uzun süredir yazılarınızdan mahrumuz. Gündemi sizin yazılarınızla takip etmek bende bir alışkanlık oldu, bu yüzden daha sık yazmanızı rica ediyorum.
Yazınıza gelince, kesinlikle katılıyorum. Fakat her şeyi tam olarak anladım mı emin değilim, bu konuda sizden yardım istiyorum.
AKP’nin yaptığı, Kürt Açılımı diye ortaya boş bir kova koymaktı. Bu kovanın içini sizin yazınızda bahsettiğiniz gibi her kesimden farklı farklı düşünceler doldurdu. Halkın tolere edebileceği ne varsa kovanın içine bedavadan, bizler tarafından yerleştirildi. Bu süreç içinde AKP kılını dahi kıpırdatmadan halkın nabzını ölçmüş oldu.
Sonuç olarak tabiri caizse, bu halk ne kadarına katlanabiliyorsa o kadarını yediririz düşüncesiyle hareket edildi. Hala da yer yer küçük düzeltmeler yapılarak halkın daha ne kadar hazmedecek yeri kaldığı ölçülüyor.
Sizin yazınızla beraber bende oluşan izlenim buydu. Ne kadar doğru, onu siz söyleyeceksiniz. Fakat bir sorum daha var. Bu sürecin kaç çeşit sonu olabilir ve biz en çok hangisine yakınız?
Yazınız için tekrar teşekkürler.
merhaba, çok teşekkür ederim. edindiğiniz izlenim doğru. benim buna eklemem gereken şey ise sanırım şöyle:
halkın bu konuda ne düşündüğünü, ne tepki göstereceğini anlamak aslında nereye kadar gidebiliriz sorusuna cevap aramaktan ziyade nasıl bir hızda gitmeliyiz sorusuna cevap veriyor diye tahmin ediyorum.
bu sürecin en olası sonucu, abdullah öcalan’ın “demokratik çözüm” olarak tabir ettiği çözümün büyük oranda hayata geçirilmesi. bu da güneydoğu anadolu bölgesindeki birçok şehrin fiilen kendi kendini yönetmesi anlamına geliyor.
çok daha uzun vadedeki amacın, kuzey ırak’ta kurulan kürt devleti ile türkiye’nin güneydoğusundaki kürt devletini birleştirmek olduğunu düşünüyorum. bu fiilen böyle olacak ama bunun resmi adı ne olur bu tabii tartışılır. ama resmi adının ne olacağının ne önemi var?
buna alternatif, ve şu anda daha yakın bir olasılıkmış gibi görünen sonuç ise alfabeye kürtçe harflerin katılması, resmi yazışmalarda kürtçe kullanımına izin verilmesi, kürtçe eğitimin sağlanması gibi değişimlerin hayata geçirilmesi. ama bu da elbette bir önce söylediğim alternatifin bir adımı olacaktır.
bunlar yaşanırken birçok tartışma olacak ama sonuç değişmeyecek. çünkü ben büyük resme baktığımda, özellikle son 7 yıldır, akp, chp, mhp ve tsk’nın güçlü bir ittifak içinde olduğunu gözlüyorum. bunun içeriğini biz sıradan vatandaşlar olarak asla bilemeyeceğiz. belki bundan 100 yıl sonra torunlarımız ders kitaplarında bunları okuyabilir ama bizim gerçekte ne olup bittiğinden asla haberimiz olabileceğine ihtimal vermiyorum.
bu karanlık gibi görünen tabloyu çizdikten sonra şunu eklemek mecburiyeti hissettim; rahat olmak gerekiyor. çoğumuzun yaşamında büyük bir değişim olmayacak. tıpkı son 7 yıldır ekonominin sürekli daha kötüye gitmesi dışında fazlaca bir şeyin değişmediği gibi.
tekrar teşekkür ederim.
Ben MHP’nin ve CHP’nin AKP ile görüşmemelerini/görüşmek istememelerini “eğer görüşürsek kabullenmiş sayılırız” gibi bir düşünceden dolayı olduğunu düşünüyorum.
@son silahşör: ben de MHP’nin ve CHP’nin AKP ile görüşmemelerini/görüşmek istememelerini “eğer görüşürsek zaten onlarla hemfikir olduğumuz hızlıca ortaya çıkacak” gibi bir düşünceden dolayı olduğunu düşünüyorum.