Osman S Börütecene

alemlerin aslı hayaldir

Güncel: Ana Sayfa
Sonraki Yazı: Kitlesel cinnet

Küçük Ağa gibi hissetmek

18 Kasım 2007 Pazar 08:48, Osman Seyit Börütecene

Son günlerde bloga yazma hızı olarak planladığımın / arzuladığımın gerisindeyim. Bunun birkaç sebebi var.

Sebeplerden biri, 21 Ekim 2007 Pazar günü yaşanan Dağlıca olayı sonrası aylardır başarıyla uyguladığım “haber takip etmeme” kuralını bozmuş olmak. Bu kuralı bozunca akabinde psikolojim de bozuldu açıkçası. Zaten haber takip etmeme kararım “kişinin kendi ruh sağlığını koruma sorumluluğunun yine kişinin kendisine ait olması” inancım çerçevesinde verdiğim bir karardı. Yani dünyada olup biteni miden kaldırmıyorsa haberleri takip etmeyeceksin. Ruh sağlığını koruyacaksın, tıpkı dişlerini koruduğun gibi.

Bir başka sebep, ki aslında bu çok da bu yazının konusu değil ama madem sebep sayasım gelmiş söyleyeceğim; masamdaki kitaplar. Şu anda masamda otuzdan fazla klinik psikoloji kitabı var. Çoğu da terapi türleri ve uygulamalarıyla alakalı. Okuyorum, notlar alıyorum falan, gören de sınava hazırlanıyorum zanneder ama bu benim hayatımda rutin bir “iş”, altı ayda bir bunu yaparım. Alanda ne oluyor diye bakarım. Yeni ne var? Freud hortlamış mı? Ne kadar hortlamış? Falan filan.

Neyse, pek hoşuma gitmeyen “son zamanlarda bloga pek yazamadım, ehem kem küm” konulu girizgahı geride bıraktıktan sonra şu kendini “Küçük Ağa” gibi hissetme meselesine dönelim.

Otuzlarında olan okurlar bu diziyi anımsayacaktır. Belki de bu diziyi birçokları için başrol karakteri olan Küçük Ağa’dan daha çok tanınmış Çolak Salih’le hatırlatmalıyım. Bu karakteri de Fikret Hakan oynuyordu.

Küçük Ağa, bir köy imamı (daha doğrusunu hatırlayan varsa mail atsın, yorum yazsın düzelteyim). Cuma vaazlarında memleketin içinde olduğu duruma karşı halkı yatıştırmaya çalışıyor. Zaman Birinci Dünya Savaşı’nın sonları civarı. İstanbul’daki hükümet memleketi maddi ve manevi olarak satışa sunmuş, kendi kıymetli kaidesini kollamanın yollarını arıyor, dolayısıyla da ülkeyi kurtarmak amacıyla yollara düşen Mustafa Kemal’e de gıcıklar. Küçük Ağa ise hükümet yanlısı bir cami hocası olarak Devlet-i Ali Osmaniye’nin büyüklüğünden dem vuruyor.

Sonra bir gün Küçük Ağa mevzuya uyanıyor ve İstanbul’daki yönetimin artık hiçbir şeyi umursamadığını anlıyor. Sonra da memleketi kurtaranların safına katılıyor, silahlı mücadeleye dahil oluyor.

Ben de kendimi Küçük Ağa gibi hissediyorum şimdi. Hayır bir silahlı mücadeleye katıldığım / katılacağım falan yok. Ben Küçük Ağa’nın “mevzuya ayma” anına gönderme yaparak yazıyorum bunları.

21 Ekim’den beri yazdıklarıma bakıyorum, eğer zaman zaman geçmiş yazılarını silme huyu olan bir blog yazarı olsam heralde bu yazıya girişmeden önce hepsini silerdim (biraz da kızgınlık var evet).

Şimdi buradan duyurabildiğim cılız sesimle devleti oluşturan kurumların yetkililerine seslenmek istiyorum. Bu ülkenin bütün vatandaşlarını sevgiyle kucaklamadığınız sürece bundan sonra benden size gram destek yok. Bu hükümete zaten hiçbir zaman desteğim olmadı o ayrı, ama ben şimdi devletin bütün kurumlarını kastediyorum. Ya Türkiye’nin çapına yakışan işler yapın, öyle hal ve davranışlar içine girin, ya da benden övgü beklemeyin kardeşim. Bir kişi bir kişidir, ben kendimi anlatmış olayım.

Diğer türlü de, ne olacaksa olsun, kılımı kıpırdatmayacağım. Tarihten ders alamıyorsanız o benim derdim değil vatandaş olarak.

Ha bu arada bir yaşam koçu olarak şunu da hatırlatayım: Eğer sorunları sürekli aynı yöntemlerle çözme çabası içindeyseniz ve sorunlar çözülmüyorsa bunun sebebi yeteri kadar çaba sarfetmiyor oluşunuz değil denediğiniz yöntemlerin işe yaramaz yöntemler olmasıdır. Bu “iki kere iki dört” kadar açıktır.

Herkese keyifli pazarlar dilerim.

'Küçük Ağa gibi hissetmek' başlıklı yazıya 9 yorum yapılmış.

  1. Goddess Artemis diyor ki:

    Pazar gününü aydınlatan bir yazı olmuş, beynine & eline sağlık! :-)

  2. ali arı diyor ki:

    güzel bir yazı.haberler midemizi bulandırıyorsa eğer,mide bulantısının ilaçını bulup kendimizi tedavi etmeliyiz.yani dünya ne durumda olsun,insanları aydınlatmak için mide bulantısına da katlanacağız.yeterki insanlar aydınlansın.pozitif düşünmelyiz bu günlerde.herkese iyi pazarlar.

  3. hmf diyor ki:

    :)

  4. Tansu diyor ki:

    Fırsat buldukça söylüyorum, gene buldum gene söyleyeceğim.
    Öyle çok ve etkili “köpek” gibi davrandılar ki, sonunda köpekleştik. Ya köpekler gibi kapımıza bir parça kemik bırakana gidiyoruz, ya köpekler gibi bizi korkutana.
    Son gelişmeler ışığında, Türkiye’nin bölüneceğinden şüphem yok.
    Neden derseniz, çoktan bölündük de ondan. Yani bizim anayasamızda, ıvırımızda zıvırımızda “laik cumhuriyet” yazıyor olabilir, ama değiliz; “Demokrasi” yazıyor olabilir, ama değil; “Bölünemez” diyor olabilir, ama bölünür.
    Ezelden köpek olanlar, daha büyük köpeklerden güç alıp saldırıyorlar, çelimsiz köpekler kapılarına bırakılan bir torba kömüre tav oluyorlar, sistemin köpekleştirdikleri ne için, nereye doğru havladıklarını bilmeden, iki maaş ikramiye midir, amcaoğluna iş midir başka bir takım sebeplerden (bence içlerinde var), “iiiyk”lıyorlar sahiplerine. en acısıda bir çoğu köpek zekalı olduğu için sadece inanıyorlar…
    “Sehitler ölmez, vatan bölünmez” değil mi her yerde söylenen? Şehitler bal gibi öldüğüne göre vatan da bölünmüştür çoktan, kafanızı yormayın.
    Ama önemli olan nedir? Ben köpek değilim, hiç olmadım. Benim gibileri tanıyorum. Bu yeterli. Yeni bir dünya kurulur, köpek olmayanlar yerini alır, diğerleri malum.

  5. eda suner diyor ki:

    Çok haklısın Osman bir ara bende sürekli okuyor not alıyor hatta kurşun kalemle çiziyordum kitapları.Ancak psikoloji üzerine değil tabii ki. Neyse son bir iki senedir 24 saatin yetmez olduğu kanısındayım. Ülke meselelerine gelince; ya merak ediyorum Ajans Pres falan takip etmiyor mu bu ülkenin vatandaşları bu hükümetÇİK için ne düşünüyor ne halt ediyoruz biz, ülkemizin geleceğini oluşturan genç beyinler bizden memnun mu diye? Elmiyorlar belli etseler sen ve senin gibi yazan dostları biraz olsun ciddiye alırlar umudu ile hala pozitif bakmaya çalışıyorum. Polyanna’cılık oynamak belki de. ( Gerçi Polyanna yaşasa eminim kalpden giderdi malum Türk değil!) Bizler alışmışız koyun gibi vur anasını satayım devam moddayız.

    Ben de inatla izlememekten yanaydım .Hele tek izlediğim Atv iken Ali Kırca mevzusu sonrası adamı izlerken de tiksinir oldum yani saygım kalmadı. Ne anlatsa güvenilirliğini yitirdi. Hele ki bir barda Ali Kırca’yı zincirli deri mont ve tayt gibi deri pantalonu ve bıyıkları ile görünce daha da bir gülesim geldiğinden izlemez oldum. Konuyu dağıtmayayım uzadı iyice…

    Diyeceğim odur ki; bizim devletimiz sokak lambaları için bizden para ödememizi bekliyorsa, Ruhi Su’lara Uğur Mumcu’lara daha nice aydın beyine sahip çıkamıyorsa kimse bana çocuk doğur demesin…

    Protesto ediyorum bu ülke de yaşatacak gücüm varsa bu hükümet başımızdayken İ S T E M İ Y O R U M…

    Tansu iyi demiş hoş demiş de; köpek değiliz ama tasmamız boynumuzda bu nasıl iş. Yani köpekde kırmış zincirlerini ama halkalarını boynunda taşıyor…

    Şimdi düşünüyorum dayım ciddi sağlık sorunları yaşamış,teyzem desen o da öyle, annemin kolu yanmış nerde olacak hepsi mitinglerde…

    Bizler birlik olmadan çokca ayaklanmadan daha önce pencerelerimize perde gibi astığımız ve akabinde 2 ay içinde çıkardığımız bayraklarımıza olan olur.

    Gönül isterki aydınlık geleceğe yönelik başımızı gerçekten dik tutabileceğimiz hükümetimizle guru duyabileceğimiz bir ülkede yaşamak.

    Ama nerde sanırım sadece rüyalarımızda… En iyisi ben uyumaya gideyim biraz olsun huzur bulmak için.

  6. eda suner diyor ki:

    Hızlı yazmışım yazımda tapaj hataları var özür dilerim okuyanlardan.

  7. mzffer diyor ki:

    Bu son günlerde inanın sizinkinden daha beter bir piskoloji bozukluğu yaşadığım kesindir. Benim vizeler başlayınca doğal olarak haber izlemez oldum. İnanın dersler o kadar zor olmasına rağmen şimdi streste değilim gerisini siz düşünün. Bir ilginç huyum vardır insanları çok incelerim bu olaylardan önce dışarda gezerken kişisel kavgalara 15 günde bir karşılaşıyordum oysa son zamanlarda günde bir iki defa desem yeridir. Neymiş kavganın sebebi “Sen bana nasıl yan bakarsın”
    diye abuk subuk sebep ile geçiştirsek de bence sebep hükümet,media ve ilgili kişilerin tutumudur. Kimse de buna aldırmıyor. İnsanlara biraz dikkatli bakınca sokakta ki kişerin çoğunda piskoloji sorunları başladığını görebiliriz. Bize ilk başta sorunlar başlatıp sonra ilaç üreterek kitaplar yazarak satmaya başlayacaklar.
    Ama sizin bu yazınızı görünce ve yorumları okuyunca artık milletimiz uyanıyor diye içten içten çok sevindim. Osman bey bu vatanın huzurunu isteyen siz tek kişi değilsiniz yanınınzda milyonlarca benim gibi vatandaş olacaktır.
    Ben tek şey biliyorum huzur kavgayla sağlanmıyor hele hele insanların piskolojileriyle oynamak ile hiç sağlanmaz. Sokağa çıktığımda hani media ve internette gördüğümüz bir sürü sebepler varya aslında yok işte bize düşen aramızda hiçbir sorun olmadığını kanıtlamak kalmıştır.

  8. ali arı diyor ki:

    osman abi aziz nesin hakkında düşüncelerini çok merak ediyorum.bir yazı yazarsan memnun olurum.

  9. Osman Seyit Börütecene diyor ki:

    aziz nesin türkiye’nin yetiştirdiği en iyi öykü yazarlarından biridir. adı gibi aziz’dir kendisi.

Siz de fikrinizi belirtin

Merhaba!

osman

Site İçi Arama

Sayfalar

Arşiv

RSS

Site Map

Sosyal Mevzular

Standartlar