Kişisel görüş mesafesi
Görüş mesafesi terimi meteorolojide, havacılıkta, denizcilikte sık kullanılır. Ben bu ifadeyi burada fiziksel bir anlamda kullanmıyorum ama kullanımımın içinde fiziksel anlam da bulunabilir çünkü bahsetmek istediğim konuda bedeni ve ruhu birbirinden ayırmayacağım.
Bir önceki yazımda Tuncay Özkan’ın liderliğini yaptığı biz kaç kişiyiz hareketine üyeliğin aylık aidata bağlanmasını eleştirmiştim. Olana bitene kızmak bir yana bu beni bir kez daha kendi algımı kontrol etme noktasına getirdi. Yani; etrafımda, ülkemde, yaşadığım gezegende gerçekten en olup bittiğinin ne kadarını biliyorum? Bu bir soru işareti.
Burada benim şikayetim olan biten her şeyi öğrenememek değil de daha ziyade ne kadarını bilip ne kadarını biliyormuş gibi davrandığım.
Tuncay Özkan’ın ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin liderliğinde organize edilen Cumhuriyet Mitingleri’nin İstanbul ayağına ben de katıldım. Çankaya’da ikamet eden cumhurbaşkanının koyu bir Atatürkçü olması gerektiğine inanan biriyim. Orada ikamet eden ‘first lady’ ise, türbandan falan geçtim başörtülü bile olmamalı. Bunun nedenlerine burada girmeyeceğim çünkü ele almak istediğim konu bu değil, bunlar benim Çankaya hakkında görüşlerim.
O mitinglerde, Türkiye’nin bilinen, ezberlediğimiz düzenini değiştirmeye çalışan bir siyasi partiye ve etrafındaki oluşuma karşı çıkışımızı dile getirdik, eyvallah.
Şimdi bakıyoruz Tuncay Özkan ve saz arkadaşları işi ticarete döküyor.
İşte bu aşamada kişisel olarak silkinmek lazım. Ben kendime şöyle bir bakarım ve sorarım: Ben cumhuriyetin bekçisi miyim yoksa Tuncay Özkan’ın mı? Aslında bu bekçilik de saçma bir kavram, ben bekçi falan değilim sadece içinde yaşadığım ülkenin idaresi hakkında fikir beyan eden bir vatandaşım. Neyse, ben kendime sorarım, Tuncay Özkan’ı, Kanaltürk’ü, ve bugünlerde gözler önüne serilen bu ticari operasyonu ne kadar doğru algılıyorum?
Bu noktada bir sorun daha var. İnsan etrafına bir kez nesnel gözlerle bakmaya başlarsa bu işin sonu gelmiyor ben kendimden biliyorum. Bir Tuncay Özkan’a nesnel bakmaya çabalarsan sonrası çorap söküğü gibi gelir, ayağındaki çoraba bile nasıl anlamlar yükleyebildiğini farkedince bunu değiştirmek istersin. Biraz da cesaretin varsa bambaşka bir hayatı olur insanın bir süre sonra.
Şimdi bunu bir yana koyalım ve sınır ötesi operasyona geçelim buradan. Tuhaf bir yaklaşım var orada. Birçok insan, kurum, köşe yazarı vs. bu operasyonun dağı taşı dövmek olduğunu söylüyor. Bu insanların neredeyse tamamı oraya gitmiş, orada bir örgüt yerleşimi görememiş ve eyvah biz dağı taşı bombalıyoruz meğerse diye de paniğe kapılmışlar sanki. Tabii ki işin gerçeği bu kişilerin bir yere gidip bir şey görmemiş olmaları.
Peki insanoğlu neden bu kadar bol keseden atar? Neden bu kadar işkembe-i kübradan sallar? Daha da ötesi, bir insan nasıl söylediği (uydurduğu, öyle zannettiği) birçok şeye zamanla inanır hale gelir?
İşte burada az evvel aklıma gelen yeni bir terimi sunmak isterim: Kişisel görüş mesafesi.
Bir insanın kişisel görüş mesafesinin uzunluğundan ziyade, kişinin bu mesafeyi bilmesi üzerine konuşmak istiyorum.
Eğer kapı ya da telefon çaldığında sizi kimin aradığı üzerine bir tahmininiz değil de kesinmiş gibi gelen bir hissiniz varsa ve adınız Nostradamus değilse o zaman siz kişisel görüş mesafenizin farkında değilsiniz demektir.
Bir insan, her seferinde aynı sesle çalan bir telefonun sadece sesinden yola çıkarak kimin aradığını bilemez. Benzer bir biçimde, herhangi bir yere yapılan sınır ötesi operasyonda da dağı taşı mı vurduk yoksa ülkemizin insanlarını kararlılıkla öldüren birilerini mi imha ettik bunu bilemeyiz oraya gitmeden. Ama ne var? TSK’nın yayınladığı videolar var, verdiği bilgiler var.
Efendim TSK ödeneklerini artırmak için orada operasyon yapmış. Evet bunu diyen bile var. İnanabiliyor musunuz? Yani adam TSK’nın erinden generaline bütün iç yapısını çözmüş. O da yetmemiş bütün bir memleket idaresi içinde neyin ne olduğunu çok iyi biliyor. Ayrıca orada terörist bulunmadığından da adı kadar emin. Tabi geriye tek ihtimal kalıyor, TSK ödeneklerini artırmak için operasyon yaptı. Tabi 23 yıldır terörden ne çektiğimizi hatırlayan yok. Belki de cinler periler öldürdü vatandaşlarımızı, gençlerimizi, bebeklerimizi.
İşte insanoğlu bugün bu noktada. Hepimiz bilmeden bir şeyler sallıyoruz. Bunu kendi yaşamlarımızda da yapıyoruz. Nerede olduğunu bilmediği sevgilisinin nerede olduğuna dair akıl yürütüyor adam / kadın ve bu akıl yürütmelerden yola çıkarak da cinayetler işleniyor. Herkes karşısına çıkanların kendisine kazık atmaya hazır olduğundan emin. Yalçın Küçük yahudilerin Türkiye’ye oyunlar oynamak için yaşadığına inanıyor. Fenerbahçe camiası takımlarına büyü yapıldığına inanıyor. Milyonlarca yatırımcı A.B.D. nin dünyanın en güçlü ülkesi olduğuna ve doların bir gün mutlaka yeniden yükseleceğine inanıyor. İstanbul’un nüfusunun 20 milyon olduğuna inanan insan var (İstanbul nüfusu şu anda 15 milyonun çok çok altında, tam rakamı kontrol etmedim).
Örnekleri siz evde çoğaltabilirsiniz. Kişisel görüş mesafemizin ne kadar olduğunu bilelim. Hiçbir bilgimiz bulunmayan konularda ahkam keserek sonra kendimizi zor durumlara sokmayalım. Bir şeyi merak ettiğimizde hayalgücümüz ile yarattıklarımızı doğru kabul edip biraz olsun rahatlamak ya da bu düşüncelerde haz ve heyecan aramak yerine gerçekte ne olup bittiğini öğrenmeye çalışalım.
Bunu başarabilmek için sakin olmak zorundayız. Sakin olmak zorundayız. Sakinlik, sakinlik, sakinlik. Şuur, şuur, şuur. Farkında olmak. Şimdiki zamanın farkında olmak.
Bazı okurlar dalga geçiyorum sanabilir ama çok ciddiyim, farkındalık çalışmaları en iyi oturduğunuz yerden başlar ve şu düşünceler ve sorularla yaratılabilir yavaş yavaş: Şu anda saat kaç? Üzerimde ne var? Hangi ayda, hangi yıldayız? Hangi ülkede yaşıyorum? Boyum kaç, kilom ne, kaç kayığım var? Mesleğim ne, ben kimim, hayatta neler istiyorum? Liste uzar gider. Bütün bu sorular küresel ısınmadan bile önemlidir.
Birçok insan daha bir önceki öğünde bile ne yediğini hatırlamıyor olmakla övünür ama bunda pek övünülecek bir şey yok açıkçası. Bu derece yoğunluk, bu derece bulanık bir zihin insanı her türlü hastalıkla tanıştırma potansiyeline sahiptir.
Dünyaya ve Türkiye’ye ne olduğunu ve ne olacağını düşünmekten vazgeçin. Bunun yerine bilgi sahibi olmaya çalışın. Hiçbir şey okumadan düşünülenlerle insanın ödünün patlaması ya da aşırı bir rahatlık duygusuna kapılması çok kolaydır. Biraz daha zor ama kat kat daha sağlıklı olan ise bilgilenebilmektir. Bilgilendikten sonra endişelenmek gerekiyorsa endişelenirsiniz.
Benzer yazılar:
- Yarın Diyarbakır’dayım
- Din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri nasıl düzenlenmeli?
- AKP verdiği sözü yerine getirmeye çalışıyor
- Belirsizliğe alışmak
Rastgele yazılar:
- Milletvekili adaylarını halk seçmeli
- Sen Zen’i bil Zen seni
- Reşat Çalışlar ve Paranın Önemi
- Ubuntu’da Neler Eksik?