Son günlerde çekim yasasının kullanımına dair bazı e-mailler alıyorum. Sorulan ortak bir soru var: ne yaparsam yapayım olmuyor, neden olmuyor?
Hem bu soruyu cevaplamaya çalışacağım hem de kişisel değişimden ve bunun niçin gerekli olduğundan bahsedeceğim.
Önce biraz zihnimizi dağıtalım ki sonradan toplayabilelim. Günlük yaşamlarımız her gün aynı gibi görünüyor. Yani her gün birbirinin aynısı gibi. Ama gerçekte bu böyle değil.
Bunun böyle olmadığını anlayabilmek için şöyle bir örnek verelim. Ben her gün beyaz keten bir gömlek giyiyorum. Beni her gün gören biri için bu benim hep aynı gömleği giydiğim anlamına geliyor. Ancak belki de benim yüzlerce beyaz keten gömleğim var ve her gün yeni bir tanesini giyiyorum. Ama bu uzaktan bakınca öyle görünmüyor. Ayrıca uzaktan bakan biri için çok da farketmiyor.
Oysa yaşamlarımızdaki aynılık ya da farklılık önemli bir şey. Her gün güneş doğuyor, batıyor, gece oluyor, uyuyoruz, sabah oluyor uyanıyoruz, işe gidip geliyoruz, aynı insanlar, aynı şehir vs.
Bu rutin içerisinde bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız farketmeniz gereken bir detay var. Bu günler birbirinin aynısı değil ve size dayatılan bir döngü yok. Siz, her gün aynı günü yeniden yaratıyorsunuz.
Ben çok güzel türk kahvesi yaparım ve bunun en önemli nedeni bunu yıllardır binlerce kere yapmış olmamdır. Dolayısıyla her seferinde yeniden aynı güzellikteki türk kahvesini yaratmak benim için sorun değil, bunu otomatik olarak yapıyorum.
Türk kahvesi güzel bir şey. Verdiğim örnek ise sadece güzel şeyler için geçerli değil. Örneğin sağlık ya da hastalık için de verdiğim örnek geçerli. Kanserseniz ve her gün kullandığınız ilaçlarınız varsa siz her yeni güne başlarken yaşamaya dair bir karar veriyorsunuz demektir bu.
Sıklıkla başağrıları yaşayan biriyseniz bu durum bir ihtimalle benim mükemmel türk kahvesi yapışım gibi sizin mükemmel başağrısı üretiminiz olabilir.
Sinir bozucu bir konu olduğunun farkındayım. Kim, neden başağrısı yaratmak istesin?
Bunlar önemli ve zaman ayrılması gereken sorular. Şimdi bunlara ara verelim ve gelecekte bir güne, başka bir yazıya bırakalım. Konumuza dönelim.
Düşünceler gerçeğe dönüşür prensibi benim için işlemiyor diyen arkadaşlara bazı temel bilgiler vermek istiyorum.
Düşüncelerin gerçeğe dönüşmesi daima işliyor, sorun şu ki, kişi sadece yaşamında olmasını istediği şeyleri düşünmüyor. İnsanlar çoğu kez, çoğunlukla, yani günün büyük bir bölümünde yaşamak istemedikleri şeyleri düşünüyorlar. Bu durumda düşüncelerin gerçeğe dönüşmesi prensibi tatile çıkmıyor. Yani bunu bir bilgisayarı açmak kapamak gibi kontrol edemiyoruz. Hayatımızda şu lüks yok: Bazı düşüncelerim gerçeğe dönüşsün ama bazıları dönüşmesin. Bu mümkün değil. Bu, bazı nesneler yerçekiminden etkilensin ama bazıları etkilenmesin demek gibi bir şey.
Dolayısıyla yaşamınızı düşüncelerle değiştirmek gibi bir amacınız varsa o zaman aklınızdan geçenlere dikkat etmeniz gerekiyor.
Her gün beş on dakika ayırıp bir milyon ytl üzerine düşünen, buna konsantre olan birini hayal edin. Her gün bunu yaptığını, dikkatini odakladığını ve bir milyon ytl’yi kendine “çekmeye” çalıştığını.
Bir gün 24 saat. Eğer bu insan 24 saatin birkaç dakikasında buna konsantre olur ve günün geri kalan kısmını ne kadar parasız olduğunu düşünerek geçirirse sizce hangi düşüncesi gerçeğe dönüşür?
İnsanlar, sürekli içinde bulundukları durumun tekrar ediyor olmasına düşünceleriyle katkıda bulunuyorlar.
Olumlu düşünce dediğimiz şey, huzursuzluklarınızın, keyifsizliğinizin, sıkıntınızın, depresyonunuzun üzerini örten elma kabuğu kalınlığında ince bir örtüyse o zaman sizin olumlu düşünen biri olduğunuzu söylemek imkansız.
Bunun tek çaresi bugünden başlayarak olumlu düşünceyi nicelik ve zaman olarak artırmaya çalışmak.
Meditasyon yapmak isteyen ama dikkatini toplamakta çok güçlük çeken bir arkadaşıma 30 günlük bir plan önermiştim. Meditasyon planı birinci gün sadece 45 saniye idi. 30 günün sonunda ise 30 dakikaya ulaşıyordu. Plan başarılı oldu ve bu arkadaşım şimdi artık istediğinde saatlerini meditasyona ayırabiliyor ki bu benim bile yapamadığım bir şey.
Bunları neden anlatıyorum? Düşünce gücüyle bir şeyler yaratmaktan konuşacaktık ama ben kişisel olarak değişmekten bahsediyorum çünkü biraz olsun kişisel değişim yaşanmadıkça ve kişi bir şeyleri değiştirmeye yönelik bir istek ve canlılık taşımadıkça düşünce gücünü bir şeyler yaratabilmek için kullanmak da mümkün değil. Mümkün olmamasının birkaç nedeni var. Bunlardan belki de en önemlisi kişinin istiyorum dediği şeyler konusunda tutarsız davranması ya da bilinçdışı korkuların kişinin isteği yönünde canlanmasını engellemesi. Bu konulara zaman içinde değinmeye çalışacağım.
Değişim bu konuda bir zorunluluk olmaktan ziyade istediğimiz şeyi gerçekleştirmenin tam olarak tanımıdır. Örneğin öğrenmek, eğitim psikolojisinde kişinin davranışlarının değişip değişmediği ile ölçülen bir şeydir. Bir şeye sahip olmak istiyorsunuz ve ona sahip olduğunuzda siz bugünkü siz olmayacaksınız. Sahip olmak istediğiniz şeye doğru ilerlerken de değişimi başlatmanız gerekiyor. Şimdilik burada kesiyorum az sonra düşüncelerin gerçeğe dönüşmesi üzerine ufak örnekler içeren önerilerde bulunacağım.
Benzer yazılar:
- Kahve Brezilya’dan Gelir
- Tercihli yol: olumlu düşünce
- Doğala özdeş aroma misali pozitif düşünce
- Kişisel değişim yöntemleri
Güzel bir yazı. Mevzuya ben de benzer bir şekilde yaklaşıyorum. Geçenlerde arkadaşımla benzer bir konu üzerinde konuşurken “Sphere” filminden örnek vermiştim. Filmin son kısmındaki diyalog şöyleydi:
You know, the 3 of us are enlightened people, we’re intelligent…we even recycle our cans and bottles. But when we got our shot, we manifested every mean…distorting, vengeful, paranoid thought you could think of.
…
The power to make your dreams come true. We’re given the greatest gift|in the history of mankind. We’re given this magic ball. And it says…
“Imagine what you will and you can have it.”
That’s an extraordinary gift, but we’re so primitive we…
We manifested the worst in us, because what we have inside us…
Teşekkürler Safa.