Kenan Doğulu Türkiye’yi Eurovision’da 4.lüğe taşıdı. Sevindirici bir başarı. Ben şaşırdım açıkçası. Kenan Doğulu’nun elemelerden geçmesini bile beklemiyordum. Gazetelere verdiği demeçlerde birinciliğe oynadığını iddia etmesi, en kötü ihtimalle ilk üçe gireriz demesi bana gülünç geliyordu.
Elbette bir Türk vatandaşı olarak Kenan Doğulu’nun Eurovision başarısı beni sevindirdi. Bir yandan ben bu konuda nerede yanıldım diye düşündüm.
Medyada yazanlar bir yana, blogların samimi kabul ettiğim yorumlarını okuduğumda Eurovision’a katılan şarkıların “birbirinden beter” olarak nitelendirildiğine tanık oldum. Genel kanı bu yönde.
Demek ki benim bilmediğim, “nabzını tutamadığım” yer burasıydı. Kenan Doğulu belli ki bu nabzı yakalamıştı ve bu yüzden bu kadar iddialı konuşuyordu. Ben şarkıyı beğenmemiştim, gerçi baştan sona alıcı gözle (kulak?) dinlediğim de söylenemez ama bana kendimi iyi hissettiren bir şarkı değildi.
Şimdi düşünüyorum da Kenan Doğulu belki de son yılların Eurovision parçalarındaki gidişatı sezinleyip buna uygun bir şarkıyla bu yarışmaya katıldı.
Gelelim bu durumun bloglarla olan alakasına. Adresi akıllarda tutulan bir blog yazarı olmaya taktığım malum. Ben bu durumu o açıdan değerlendirmek istiyorum.
Bloglar dünyasında birbirinden beter bloglar olduğunu ima etmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Benim vurgulamak istediğim nokta nabız tutmak. Adresi akıllarda tutulan blog yazarları bir yandan korkusuzca zihinlerini klavyeden bloglarına dökerken bir yandan da okurun ve potansiyel okurun nabzını yoklayıp buna göre de kendi bloglarına bir şekil şemal veriyorlar mı acaba? Şekil şemal derken görsel tasarımdan değil de mecazi anlamda bizzat içerikten bahsediyorum.
Burada içerikten kastım ise sadece ele alınan konunun ne olduğu değil, “tıklanma oranları” gibi tuhaf kelimeleri de nabız sebebiyle yazının içine sokmak, çoğunluğun konuştuğu dili konuşmak, spam maillerde olduğu gibi “sayın bilmemkim” yerine “naber kanka” demek gibi.
Yurtdışından bir örnek vereyim, Robert Scoble‘ın İngilizcesi midemi bulandırıyor. Adam İngilizce’yi gayet iyi biliyor, orada bir sorun yok. Zaten adamın anadili İngilizce. Ama Robert Scoble o kadar günlük yaşam dili kullanıyor ki ben anadili İngilizce olmayan ve daha ziyade akademik yazı ve ses aracılığıyla İngilizce öğrendiğimden kendimi Türkçe’nin alışık olmadığım bir şivesini dinler gibi hissediyorum. Türkçe’nin birçok şivesini dinlemeyi severim ama bazıları da beni bunaltır. Kişisel bir kulak sorunu bu, uzun boylu bir mesele değil.
Yurtiçinden bir örnek vereyim; “dinci” tabir ettiğimiz blog yazarlarının çoğunlukla sosyal amaçlı bloglarında sürekli din konusunu ele alırken sanki kasten yapıyormuşcasına ağdalı ve ama bozuk bir Türkçe kullanmaları gibi. Bunun da çok ciddi bir nabız tutma ve nabza göre şerbet (hoşaf, gülsuyu…) politikası olduğuna inanıyorum.
Toparlarsak şöyle diyelim; bundan birkaç yıl önce Demirel’in Bakü havaalanına inişi sırasında uçağın düştüğü haberi yayılmış ve kısa süreli bir paniğe yol açmıştı. Birkaç dakika içinde anlaşıldı ki havaalanında Azeri dilinde “Demirel’in uçağı düştü” biçiminde yapılan anonsun Türkiye Türkçesi’ndeki karşılığı “Demirel’in uçağı indi” idi. Yani neymiş? Kullandığımız dil çok çok önemli. Herşey ne anlattığımızdan ve hangi konuyu işlediğimizden ibaret değil.
Eğer belli kitlelere hitap eden bir blog yazmak istiyorsak o kitlenin nabzını yakalayıp onlarla aynı dili konuşmaya da özen göstermeliyiz.
Benzer yazılar:
- Nette Neler Okuyorum: OPML Dosyam
- Sine-i Millete Dönmek
- Yılların Goddess Artemis’i oldu sana Gaddesu Arutemisu!
- Dotclear blog yazılımı
yazıdaki herşeye katılıyorum ama ne yaparsınız işte kitap okumamız gereken zamanlarda arkadaşlarla gezmeyi tercih ettiğimizden şimdi istediklerimizi yazıya dökmek istediğimizde zorlanıyoruz. Ben kendi adıma konuşayım ne kadar çaba göstersemde blogumda tam istediğim gibi kullanamıyorum türkçeyi bu da zamanla düzelecek diye düşünüyorum. Yazılarınızı birçok blog yazarının ciddiye alarak okuduğu aşikar, bu nedenle eleştirileri biraz daha yapıcı kılarsanız sevinirim, bazen yazılarınızı okurken blog yazma hevesim kaçmıyor değil:D