alemlerin aslı hayaldir
Diğerlerine nazaran fazla su katılmamış kültürler arasında dikkatimi çeken bir şey var. Japonlar sabah akşam suşi yiyorlar. Mardin’liler sabah akşam kebap yiyorlar. Her ikisinde de lokmalar büyük. Yemekler kendi başlarına doyurucu.
İstanbul’da ne zaman söz kebaptan açılsa aklımıza ağır bir yiyecek maddesi gelir. Adana için bu genelde doğru sayılabilir, orada kebaplar bir hayli yağlıdır ama bu durum bütün yöreler için geçerli değil.
Bizler İstanbul’da ya da başka büyük şehirlerde ya da daha doğrusu geleneksel yiyeceği kebap olmayan bölgelerde kebapçıya gittiğimizde kebap önümüze gelene kadar kebaptan başka herşeyi yeriz; çorba, salata, alabildiğine pide ve ekmek, vs.
Hal böyle olunca üstüne de kebap yediğinizde ağırlaşırsınız.
Oysa kebap geleneksel yiyeceğinizse ve binlerce yıldır yiyorsanız, hayatınızın bir parçası kebapsa, bunun önünden ve arkasından başka abuk subuk şeyler yemiyorsunuz.
Mesela kebabın kebap olduğu hiçbir şehirde kebapçılarda çorba bulunmuyor. Bunu hem Adana’da hem Mardin’de müşahade ettim. Kebap istediğinizde masaya gelen her şey tamamen kebabı tamamlayan şeyler; közlenmiş sebzeler ve özel bir iki salata.
Bu durumda masadan bir gülle haline gelmiş olarak değil de sadece doymuş olarak kalkıyorsunuz.
Bizler büyük şehirlerde etin yanında hiç bu kadar sebze yemiyoruz. Ayrıca bütün dürüm, lavaş, pide ve benzeri hamur işlerine rağmen güneydoğuda yedikleriniz sebze ve etin yanında fazla bir yer tutmuyor.
Yani suç kebapta değil, kebapçıda ve restoran müşterisinde.


29 Temmuz 2007 15:03
Aynen dediğin gibi kebapsız bir hayat oksijensiz yaşamak gibi bence.
29 Temmuz 2007 17:30
harika bir tespit!
31 Temmuz 2007 15:38
Bir Adanalı olarak, Adana’da kebap yemeyi hiçbir şehire değişmeyen birisi olarak, dediğiniz gerçekten doğru.
İşyeri ismi vermeyeceğim ama, kebabın nasıl has olduğuna dair bir kaç gözlem aktaracağım.
Adana’lı kebapçılarda genellikle kuşbaşı satılmaz, el kıyması denilen, devasa bıçakla kıyılan etden üretilir. “Adana Kebap” denilen budur zaten, kesilen koyun veya keçi kekikle beslenmiştir, tad everen ana unsurlardan birisi.
Kebapçı da kebap söyledikten sonra size, 3 ile 5 çeşit arasında salata gelir ki, her biri maharetli eller tarafından yapıldığı bellidir, salatalar geldikten sonra inanamazsınız, sadece nar ekşisi servisi yapan bir garson vardır, işi önünüze gelen salataya nar ekşisi isteyip istemediğinizi sormaktır.
Kebabın önünüz servisi ise, etle beraber ısınmış ve yağlanmış olan az miktarda ekmek (Daha sonra isteyebilirsiniz) kızarmış biber ve domates, çiğ olarak, tere maydonoz ve limonu da unutmamak gerekiyor.
İstanul’daki saçmalıkta ise, istediğiniz kebabın tabağında yani etin koyulduğu tabağın içinde patates kızartması ve prinç pilavı gelir, aynı işi Adana’da yap, bak bakalım barındırabiliyorlar mı?
Son olarak, kebapla beraber Şalgamın da tadına doyum olmaz.
6 Ağustos 2007 15:30
şimdi insan morfolojisini inceleyelim.insanoğlu ilk önce aldığı maddelerin şekeri tüketir,sonra yağları,daha sonrada proteinleri.şimdi insanoğlu günlük kaç kalori harcadığına bakmalıyız.yani gelişmiş ülkelerde beslenme sistematiği vardır.ve bazıları uygular bazıları uygulamaz.çünkü ekonomi burda öneli etkendir.gel gelelim bizim konuya osman abi gün boyunca bilgisayar başında oturan insan için ve az kalori tüketiyorsa onun için ağır olabilir.çünkü yap oranı yüksek.yağı 9,5 kalori içerir.ama halde veya ağır işlerde çalışan insan için ağır yemek olmayabilr.nedeni;fazla kalori tüketiyor ve sorun olmaz.olayı bu mülahazadan incelersen daha objektif tespit etmiş olursun.
6 Ağustos 2007 17:47
@ali arı: eyvallah düşünüyorum bunları.