alemlerin aslı hayaldir

İyi bir mevki sahibi olmak ne demek?

Geçen hafta genç bir arkadaşımdan aldığım bir mailden yola çıkarak aklıma gelen bir konu oldu bu. Bir süredir üzerine yazmayı düşündüğüm bir şeydi, bu konudaki fikirlerimin en azından bir kısmını şimdi yazmak istedim.

İyi bir mevki sahibi olmak, çoğu insanın şuursuz isteklerinden biridir. Şuursuz diyorum çünkü iyi bir mevki sahibi olmaktan bahsedilir ancak bunun tanımı ya hiç yapılmaz ya da o mevkiye dair pek bir şey anlatmayacak biçimde, muallakta kalacak biçimde yapılır.

Günümüzde hem ülkemizde, hem de tüm dünyada, kelimenin tam anlamıyla iyi bir mevki sahibi olan birçok hayat kadını var. Hepsinin birden fazla evi ve arabası var. Hepsi, torunlarına yetecek kadar büyük bir mal varlığını garanti altına almış durumdalar. Ayrıca bu bahsettiğim hayat kadınları birilerinin metresi falan değil. Gayet profesyonel hayat kadınlığından bahsediyorum.

İyi bir mevki sahibi olmak deyiminin karşılığı muallakta kalınca ve iyice tanımlanmayınca, bu hayat kadınlarının gerçekten iyi birer mevki sahibi olduğunu kabul etmek zorundayız. Dolayısıyla iyi mevki ifadesinin şimdiki yaygın tanımından (tanımsızlığından) yola çıkarak bu hayat kadınlarını çocuklarımıza rahatlıkla örnek olarak gösterebilmemiz lazım.

Zihnimiz yeteri kadar açıldıysa konuya girelim. İyi bir mevki sahibi olmak toplum tarafından itibar gören bir meslek sahibi olmak anlamında kullanılıyor. Büyük bir şirkette genel müdürlük, orta büyüklükte bir işletmenin sahibi olmak, üniversitede öğretim üyesi olmak, milletvekili ya da bakan olmak vs. bunlar hep iyi birer mevki sahibi olmanın örnekleri.

Sorun şu ki, bu iyi mevkilerden kişinin ne tür bir çıkarı oluyor ve hayattan aldığı zevk ne derece “iyi bir mevki sahibi olmak” fiilini gerçekleştirmiş olmaktan öteye gidiyor bu bir tartışma konusu.

Ben kendi iyi mevki tanımımı yapmak istiyorum. Daha doğrusu benim halen böyle bir tanımım var da onu paylaşacağım. Bence iyi bir mevki, hayatını kazanmak üzere yaptığın işin mekanlarla ve coğrafyayla sınırlı olmadığı bir durumdur. Bu bağlamda bir pilot iyi bir mevki sahibi midir? Tabii ki hayır çünkü gideceği yerleri kendisi seçmiyor. Ben seçim hakkımızın çoğaldığı bir yapıdan bahsediyorum. Yani bana göre eğer ben ihtiyaç duyduğum ya da istediğim anda başka bir şehre ya da ülkeye gidebiliyor ve orada istediğim kadar kalabiliyorsam iyi bir mevki sahibiyim demektir. Büyük bir şirkete genel müdür olarak bunu başaramam. Çok sayıda iyi büyük şirket genel müdürü tanıyorum. Hiçbir yere gidemiyorlar. Kullanacakları arabayı seçebilen çok az. Ailelerine, arkadaşlarına ayıracakları zamana karar verebileni hiç yok.

Bence iyi bir mevki sahibi olmak özgür olabilmek demektir. Bu tanımı yapmak birçoğumuz için zor çünkü yaşadığımız dünyada özgür olmak, seçim yapmak gibi şeylere gelene kadar günlük yaşamını zorlukla sürdüren çok sayıda insan var. O nedenle bu konudaki iyi mevki tanımımızı adım adım geliştirmek zorundayız (çoğunluğa hitap edebilmek açısından). Yiyecek ekmek bulamayanların büyük ölçüde bu yazıya da henüz erişemediklerini hesaplıyorum. O nedenle biraz daha yukarıdan başlayalım.

İyi bir mevki tanımı genelde maalesef başkalarının sizi nasıl değerlendireceği üzerine kuruluyor. Dahası bu tanım, iyi mevkide olmayanların sizi nasıl değerlendireceği üzerine kuruluyor. Yani burada hatalı ve insanı mutsuzluğa sürükleyecek bir mantık var. Formüle edelim:

Asla iyi bir mevki sahibi olamayacak insanların beni iyi bir mevkide görmelerini istiyorum.

Başlangıçta kulağa tuhaf gelebilir, göze tuhaf görünebilir ama soyut bir iyi mevki tanımı yapan birçok kişinin bu kirterlerden yola çıktığını gözleyebilirsiniz. Başkalarını bırakın, kendinize bakın. Hayalinizdeki iyi mevki üzerine düşünürken bunu başkalarından uzak biçimde düşünebiliyor musunuz? Mesela güzellik kraliçesi olacaksın ve o andan sonraki yaşamın muhteşem bir yaşam olacak ama kimseler bunu görmeyecek. Bu haliyle o iyi mevki seni mutlu ediyor mu?

Bence etmeli. Eğer etmiyorsa iyi mevki tanımında bir sorun var demektir. İyi bir mevki sahibi olmak isterken bu istek ve bu isteğin tanımı ne kadar size ait? Ne kadar başkalarına ait? Ne kadarı sizin kendi doğanız ve istekleriniz doğrultusunda şekilleniyor, ne kadarı toplum içinde “olması gerektiğine” karar verilmiş istekleri içeriyor?

Bunlar, bir gün o iyi mevkiye geldiğinizde (ki ben geleceğinize inanıyorum) mutlu olup olmayacağınızın erken göstergeleridir. Bu nedenle birçok iyi mevki sahibi insan ruh doktorlarına taşınıyor. Dertleri her şeye sahip olup hayatın anlamsız hale gelmesi değil. Her şeye sahip olmak insanı tek başına ruh hastası yapmaz. Mesele, geldikleri noktanın yıllarca hayal ettikleri nokta kadar büyük ve keyif verici olmaması.

Eninde sonunda bu işin ucunda yatan şey, hayal kurarken ve plan yaparken yeteri kadar detaylandırmamak. İnsan detaylandıramıyor çünkü hayallerini neredeyse tamamen bir şeyin (kaptanlığın, pilotluğun, başbakanlığın, futbolculuğun, genel müdürlüğün, yani kısaca o iyi mevkinin) dışarıdan görünen tarafını malzeme olarak alıp onun üzerine hayaller kuruyor.

İşin içine derinlemesine girip hayallerini ve planlarını buna göre şekillendirenlere bir sözüm yok ama bu insanlar milyonda birdir.

Peki neden böyle oluyor? Neden insan kendi istekleri üzerinde bu kadar muallakta? Bu kadar belirsizlik içinde ve daha sı tam olarak farkında değil? Bunu başka bir yazıda ayrıca ele alacağım.

Benzer yazılar:


Rastgele yazılar:

3 Comments to İyi bir mevki sahibi olmak ne demek?

  1. ayca's Gravatar ayca
    4 September 2008 at 12:02 | Permalink

    iki sebebi var bu şuursuzluğun:
    1. kapitalist dünyanın filmlerle-dizilerle pompaladığı, anne-babaların illüzyonuyla büyüyen ‘başarı’ mefhumu
    2. aile kurmayı, düzenli maaşı ve ’saygı görmeyi’ kendisine amaç edinmeyip gizliden gizliye bunları sağlayacağı öngörülen bir işe gözünü dikerek mutlu olacağını sanmak

    tamam, mutluluk hiçbir zaman ebeveynlerin öğütlerinde yer alan bir kriter olmadı bu ülkede. milletvekili ya da kaymakam olmanın getirdiği sorumluluk ve sıkıntılar (halka uymak, genel geçer kriterlere göre yaşamak), ebeveynlerin derdi olmadı hiçbir zaman. ancak tabir-i caizse, eşşek kadar olmuş bireyin (her ne kadar aldığı eğitim-öğretim bunu dikte etse de) yaşamı at gözlüklerinin ardından gözlemlemesi de hala açıklanabilir değil.

    başarı diyordum, evet: genellikle ‘para kazanmak-çok para kazanmak-daha çok…’ anlamına gelen ve fakat politik doğruculuk içinde harmanlanarak başarı haline dönüştürülen bu kavram (evet artık bir kelime değil bir kavram haline geldi), sözlük anlamını karşılamaktan da uzak bir yerlere savrularak hayatımızı yöneten büyük şirketlerin korkutma aracı haline geldi.
    paran yoksa: başarısızsın, paryalar önünde el pençe divan durmuyorsa: başarısızsın, sizinle ‘efendim’li konuşulmuyorsa: başarısızsın (hayır, birbirini tanımayan insanların konuşurken kullanması elzem olan ’siz’ kalıbından bahsetmiyorum)
    “başarı”nın hayatta girilen tüm sınavlardan birinci çıkmakla özdeşleştirilen prematüre anlamından bahsediyorum:
    zengin bir koca
    kendine ait bir odanın bulunduğu bir plazada yüksek maaşlı kölelik
    (toplumun bazı kesimlerinde) tavşan gibi yavrulamak-’iyi anne olmak’

    bilinçaltımıza dikte ettirilen bu anlamların hepsi, bizi özgürlüğümüzden ve bireysel haklarımızın farkında olmaktan uzaklaştırmaya yönelik baskılar aslında.
    iyi bir mevkii sahibi olmak da bu başarı kriterlerinden sadece bir tanesi. çocukken hayallere konu olan pilotluk mesleği ya da ortayaşta hayali kurulan para içinde yüzme isteği: aslında bizim isteklerimiz değil.
    bu nedenle ki, mutluluğun ya da özgürlüğün önüne geçen para-kazanma hırsı-iyi bir mevkii gibi cilalı imajlar, (tabii ki) hem elde edeni hem edemeyeni mutsuz ediyor.
    alışveriş merkezlerindeki tüketim çılgınlığının baş sebebi de bu, herkesin gıpta ettiği ceo’nun psikolojik yardım almasının sebebi de…
    “onun gibi olamazsam onun gibi giyinirim” düşüncesi bir yana, “onun gibi olmak” için vereceği ödünleri baştan kabul eden bir sürü hırslı insan (sanılandan daha çok) var dünyada.
    o mevkiiye ulaşmanın getireceği stres, çarpık ilişkiler, nefret ettiğin kişiye dalkavukluk etmek gibi birçok bedel, önce özgürlüğü sonra mutluluğu imkansız kılıyor.
    sonuçta: insanların hepsi birbirine gıpta eder bir hayat yaşıyor.

  2. Osman's Gravatar Osman
    4 September 2008 at 12:08 | Permalink

    katılıyorum. zaten buradaki nihai amacımız toplum etkisinden kurtulmuş, kendi başına karar verebilen, korkularıyla isteklerini birbirine karıştırmamış bireyler yetişmesini sağlayabilmek. çok teşekkür ederim yorumunuz için.

  3. Funda's Gravatar Funda
    24 September 2008 at 2:52 | Permalink

    “Asla iyi bir mevki sahibi olamayacak insanların beni iyi bir mevkide görmelerini istiyorum.”

    Buna, kendince “iyi mevkide” olduğunu düşündüğü insanların da onun iyi mevkide olduğunu görmelerini istemesini ekleyebiliriz, diye düşünüyorum. Birçok insan, kendi çıkış noktaları olan sosyal ve kültürel yapının ve seviyenin üstüne çıkma savaşında…bu onlara birçok merci ve kişi tarafından dikte ettiriliyor…yani aslında kendi anne babasının belirlediği çizgiye yakın bir yaşam izlese gayet mutlu olabilecek bir çok kişi, hayali bir çizgiyi tutturabime derdinde…bu arada da haliyle mutsuz…aile ve çift terapisi uzmanıyım, aynı zamanda bireysel danışmanlık da veriyorum;hem kişilerde hem de çiftler arasında sıklıkla sorun olan bir tema olarak karşıma çıkıyor…olmaları beklenen, umut edilen, bilinçaltlarına zerk edilen o muhteşem şahıs, mevki vs olamadıkları ve gerçek kendiliklerini ve isteklerini farketmeleri gerektiğini idrak edemedikleri (ya da geç idrak ettikleri)için mutsuz…