Bir önceki iyi bir mevki sahibi olmak başlıklı yazıma birçok tepki aldım. Konuyu biraz daha pekiştirmek adına yazmak ihtiyacı hissettim.
Bir önceki yazıyı özetlemek gerekirse, kısaca şunu söylüyorum: Günümüzde insanların hayatta gelmek istedikleri yeri insanlar kendileri belirlemiyor. Bunu toplum belirliyor. Görünürde bu böyle, ancak işin acıklı tarafı şu ki, bunu belirleyen toplum da gerçek de yok. Yani iyi bir mevki sahibi olmak isteyen ve o iyi mevkinin ne olduğunu anlamak için toplumun düşüncelerinden yola çıkan biri iki kere yanılıyor. Birincisi, toplumun söylediği genelde zaten doğru değildir. Doğru olsaydı herkes iyi bir mevki sahibi olurdu. Ayrıca Einstein’ın ve daha bir çok başarılı ve zeki insanın da bize hatırlattığı üzere, toplumsal görüş zamanında bizlere dünyanın düz olduğunu söylemiştir.
Hitler’i toplum iktidara getirmiştir, AKP’yi toplum iktidara getirmiştir. Bush hükümetini toplum iktidara getirmiştir. Bireylerin teker teker düşünceleri farklıdır, toplum olarak biraraya geldiklerinde ifade ettikleri düşünceler bambaşkadır. Bu çoğunlukla böyle olagelmiştir.
İkinci büyük hata ise, toplum ne düşünüyor sorusundan yola çıkarak bir karar vermeye çalışan birey bu sorunun cevabına gerçekte ulaşamaz ve toplumun, sorduğu soru hakkında zannettiği cevabına göre hareket eder. Biraz daha açıklayalım.
Adamın biri prestijli bir araba satın almak istiyor. Ve buna karar vermek için toplumun gözünde hangi arabanın daha prestijli olduğunu bilmesi gerek. Bu adam iki yerde yanılgıya düşüyor. Birincisi toplumun prestijli araba görüşüne göre hareket ederek kendi mutluluğunu, kendi olası gerçek isteklerini ve dolayısıyla huzurunu hiçe sayıyor, bu keyiften feragat ediyor. İkincisi ise, toplumun bu konudaki gerçek fikrine erişmesi mümkün olmadığından toplumun görüşü olduğunu zannettiği ama tamamen kendi aklından ve algısından yola çıkarak uydurduğu bir görüş doğrultusunda bir marka kararı veriyor.
Bu insanın bırakın iyi bir mevkiye gelmeyi, dünyanın kralı bile olsa mutlu olması mümkün değildir. Kaldı ki böyle bir insan dünyaya kral falan da olamaz çünkü başarılı hiçbir hükümdar aklına her şeyden önce çoğunluğun ne düşündüğünü getirmez. Doğru olanın ne olduğuna bakmaya çalışır.
Biliyorum bir Pazar günü için biraz ağır bir konu ve ağır bir yazı oldu. Bir yandan da kısa bir zamana sığdırmaya çalışıyorum, ne demek istediğimi hala daha iyi bir biçimde anlatamamış olabilirim. En doğrusu anlatana kadar devam etmek olacak.
Benzer yazılar:
- İyi bir mevki sahibi olmak ne demek?
- Tanrı’yla Başbaşa Kalmak
- The Secret’ın yankıları sürüyor
- Diğer insanlar ve zaman
mutlu olmuyor mutlu görünüyoruz,çünkü ne olduğumuz değil nasıl göründüğümüz önemli,diğerleri benim mutlu olduğumu mu düşünüyor o halde ben mutluyum
önemli ve hassas konulara değinmiş , özel bir blog
devamını dilerim
Toplum görüşünü önemsemeyi hata olarak ele almışsınız. Peki ya önemsememe durumunda şahsın içine düşüceği durumun badirelerine ne demeli. Sürüden ve sürü psikolojisinden gayri durmak cesurca addedilir ama deli, divane, meczup, marjinal, yalnız kovboy, allahsız, komunist, anarşik size iliştirilecek münasip sıfatlardan bazıları toplum tarafından. Sürüden ayrı durmanın ve davranmanın yaratacağı sosyal baskıya herkesin dayanması gerektiğini ifade etmek doğru değil bence.
@Pervin: dikkat ederseniz ben sadece sosyal baskıya kafayı takmamak gerektiğini değil aynı zamanda birçok konuda sosyal baskının gerçekte varolmadığını da ifade ediyorum. bu tarafından almak daha önemli.
Nasıl yani? Sosyal baskının var olmadığıyla tam olarak ne kastediyorsunuz anlamadım. Sosyal baskını düşünsel soyut olanı bir yana fiziksel elle tutulur olanı da gayet ulu ortada. Fatih Çarşambada mini etekle dolaşırsanız yada bir ülkü ocağı önünde Kürtçe türkü mırıldanırsanız sosyal baskının vucud bulmuş halini muhakkak deneyimleyebilirsiniz.
Pervin Hanım, sizin bahsettiğiniz sosyal baskı ile benim bu yazıda anlattığım sosyal baskı arasında fark var. Benim anlattığım bambaşka bir şey. Sizin bahsettiğiniz zaten sosyal baskıdan ziyade faşizm.
Ben bu yazıda kendi geleceği hakkında karar verirken toplumun etkisi altında kalan insanlardan ve bu insanların karar verme mekanizmalarından bahsediyorum. Futbola çok yeteneği olan ama baskı nedeniyle mühendis olmayı seçen ve mutsuzluklardan mutsuzluk beğenen insanlar gibi mesela.
Yazınızın ana temasının farkındayım. Güzel bir yazı gerçekten ama nedense toplumun şekillendirici karakterine mesafeli durmanın yaratacağı badirelerin açıkça ifade edilmemiş olmasını bir eksiklik olarak gördüm. Belki de hiç açmamalıydım. Uzun uzadıya bir tartışılacak bir mevzu, Kaçış yok’la sonlanacak.
Aynı fikirde değilim. Tartışmaya değer olduğunu düşünüyorum hatta işin bu kısmını başka bir yazıya da taşıyacağım. Çok teşekkür ederim yorumlarınız için.
Aslansın böğürtlen kardeşim. Hep sen mi bana yazacaksın biraz da ben sana yazayım.
Nedir bu CV manyaklığı yaa. Adam gibi iş yapamıycak mıyız? Kuantum hayat yaşayamayacak mıyız? Mutluluk bizim de hakkımız değil mi?
Hem düşünün yarın ölüm var. Yarın ölüm varsa bugünü ertelemenin anlamı ne?
Bir de vajinismusu iyi araştırın. Ben demiyorum google reklamları diyor.
Hadi tanrıya esenlikle, ışıkla.