Demirel’in bir sözüdür bu. “Millet doğruyu söyler” der. Ben de artık bunun demokrasinin vazgeçilmez kuralı olduğunu düşünüyorum. Hatta belki de halkın ne dediği demokrasiden daha önemli.
Daha önemli çünkü demokrasilerde halka sorulmayacak şeyler vardır. Örneğin demokratik bir rejimde halka “demokrasiyi kaldıralım mı?”, “filanca kişi padişah olsun mu?”, “laiklik kalksın mı?” gibi sorular soramazsınız. Sorarsanız ülkenin rejimini değiştirmiş olursunuz. Orası yine bir cumhuriyet olur ama demokratik bir ülke olmaz.
Bu doğrultuda söylemek istediğim farklı şey ise şu; ben artık bu halkın pirinçle, kömürle, medyayla kandırıldığına inanmıyorum. Daha doğrusu bu yaklaşımı kabul etmiyorum. Her halk kendi idaresinden sorumludur. Dolayısıyla seçimlerinden de sorumludur. Medyanın halkı yanıltmaya çalışması halkın sorunudur. Halk yanılır ya da yanılmaz, hesabını kendisi ödeyeceğinden bu durum üzerinde durulması gereken bir durum değildir.
Benzer yazılar:
- Bugünkü Miting Hakkında
- 13 Mayıs Gündoğdu Cumhuriyet Mitingi
- Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Türk Blog Dünyası
- Kömür tartışmaları, AKP’nin halka sözde yardımı
“‘halk’ bir ‘kişi’dir,seçimlerinden sorumludur” der gibisiniz… bu durumda ilk akla gelen soru(n)lar:
-kendi halkı üzerine düşünenler (aydınlar, politikacılar, bilim adamları vs) onu bir “ergen” gibi görmezler mi? demem o ki, “eğitilmesi, doğru yönlendirilmesi gerekir” gibi?
-yoksa halk “şizofrenik”(!)bir yetişkin mi? doğu kültürü, batı kültürü, uzak tarihi, yakın tarihi (vs) etkilerle “sağı solu belli olmayan” bir yetişkin?
evet aynen öyle olur. kendi halkı üzerine düşünenler halkı bir ergen gibi görür ve “meli”, “malı” kipleri kullanarak halkın nasıl olması gerektiğini anlatırlar. sonra da ortaya “bu halkla bu iş olmaz” diyen ucubeler çıkar.
ikincisi de doğru. bizim halkımız sağı solu belli olmayan, doğu kültürü, batı kültürü vs. etkilerle şizofrenleşmiş bir yetişkindir. buna da saygı duymamız gerekir. halkı hastaneye yatırıp tedavi edemeyiz.
yapacak bir şey yok.
gerçekten çok hoş
sadece saptama olsun diye yazıldı yani bunlar?…
sadece saptama olsun diye yazıldı diyebiliriz gerçekten. olaylara uzaktan bakınca görünen şey bu. hoşuma gitmiyor bu görüntü ancak hoşuma gitmemesi görüntüyü değiştirmiyor.
ben sitenize tesadüfen google da araştırma yaparken ulaştım ve eski adresinizdeki Türkçe ile ilgili bir yazıya yorum yazdım biraz önce. Ordaki ifademin nerdeyse aynısını kullanmış olmanız hem şaşırttı hem hoşuma gitti…
Bence kesinlikle olayın içinden çıkıp uzaktan bakmalı ki, baktığımız olduğu haliyle anlaşılabilsin. Bu bağlamda anlamaya çalışmak bizi daha uyanı ve bilinçli çabalara götürebilir diye düşünüyorum.
yorumlarınız için teşekkür ederim. bilinç (şuur ya da adına ne derseniz) hem kişiyi hem de toplumları sorunların çözümüne götürecek yolun başı. ancak toplumsal olarak bu bireysel olandan çok çok daha zor. hatta bazen imkansız, maalesef.
toplumsal bilinci açmanın yolu tek tek bilinçlenmekten geçmiyor mu??
toplu halde cinnet geçirmek çok daha kolayken toplu halde bilinçlenmek imkansız gerçekten de…
Rollo May’in ‘yaratma cesareti’ni biliyorsunuzdur sanırım?
o kitap benim umutsuzluğumu kıran önemli bir taş oldu…