alemlerin aslı hayaldir

Finans krizi ve iklim krizi elele koşuyor

Eylül 2008 itibariyle ardı ardına iflas eden finans kuruluşlarını şimdi otomotiv sektörü izliyor. Türkiye’de buna tekstil sektörü de dahil. Başbakanımız ise hala krizin bize bulaşmadığını söylüyor ama bu tabii ayrı bir konu, başbakan zaten çok az konuda doğruyu söyledi şimdiye kadar.

Finans krizini anlayalım: Krizin temel nedeni talep daralması. Yani insanoğlunun satın alabileceğinden fazla mal ve hizmet üretildi, dolayısıyla satılamıyor. Satılamayınca da şirketler parasız kalıyor. Şirketler parasız kalınca bu üretimi gerçekleştirmek için aldıkları kredileri geri ödeyemiyorlar. Onlar kredileri geri ödeyemeyince finans şirketleri bir bir iflas ediyor.

Finans şirketleri iflas edince ya da zor duruma düşünce yeni kredi satamıyorlar, yani paraya ihtiyacı olan şirketlere para akışını sağlayamıyorlar. Dolayısıyla büyük miktarlarda kredi ile iş yapan (büyük miktarlarla kredi ile iş yapan dedim çünkü kredisiz iş yapılmaz, büyük küçük herkes kredi ile iş yapar, şu anda dünya çapında uyguladığımız ekonomik sistem böyle yürür, kimse kendi parasıyla iş yapmaz) şirketler iflas bayrağını daha erken çekiyor. Biraz daha erken, biraz daha makul davranabilen Avrupa menşeyli şirketler üretimlerine ara veriyorlar.

Bizler şu anda finansal krizin yumuşak yönünü görüyoruz. Otomotiv sektöründe şirketler iflas ediyor, tekstil sektöründe şirketler iflas ediyor. Oysa bu şirketler çarkı en kolay döndüren şirketler.

Bir de iki yakası hiçbir zaman biraraya gelmeyen tarım sektörü var. Finsans krizi tarım sektörünü de etkilemeye başladığı zaman ne olacak? Gıda sektörü toptan etkilenecek. Gıda sektörü etkilendiğinde ne olacak? Şehrin göbeğinde aç kalacağız. Elimizde bir çuval altın olsa bile fırında ekmek olmadığı için satın alamayacağız.

Bir de iklim krizi var işin içinde. Yani gıda sektörü için durum zaten kötüydü, son yıllarda dünya çapında üretebildiğimiz gıda miktarı azalıyor, gıda üretebilmek zorlaşıyor. Hani hala insan mı yaptı yoksa doğal bir sonuç mu diye suçlusu aranan küresel ısınma ve iklim krizi var ya… işte ondan bahsediyorum. Bizler suçluyu arayaduralım, yıllardır gıda üretebilme kapasitemiz sürekli azalıyor.

İşte böyle zaten zor durumda olan gıda sektörünü şimdi bir de finans krizi vurmak üzere. İnsanoğlu ahmak, cahil ve gerizekalı olduğu için bunu anlayabilmesi zor. İlk anda düşündüğünüz zaman aklınıza gelmez, finans krizi varmış olsun ekmek de mi bulamayacağız deriz. Hayır efendim bulamayacağız. Çünkü gerizekalı ekonomik sistemimiz buna el vermeyecek. Tarım sektöründe çiftçi zaten zor durumda, toprağını ekecek kaynak bulamayacak. Çiftçi bu kaynağı bulamadığı andan yaklaşık birkaç ay sonra bizler de acı gerçekle yüzyüze geleceğiz.

O nedenle finans sektörüne devlet eliyle destek verilmeli. Bunu suçluların kurtarılması operasyonu olarak görmemek lazım veya o biçimde yapmamak lazım. Şu anda devletin finans sektöründeki krize el atması, bazı finans kuruluşlarını satın alması hem gayet doğal hem de hepimiz için gerekli bir şey.

Dedim ya ekonomik sistemimiz ahmakça ve gerizekalı bir ekonomik sistem. Biz bunu hep beraber öyle bir hale getirdik ki, finans sistemi gıda üreticilerine kredi vermezse ya da veremezse bizler açlıkla karşı karşıya kalacağız. Finans sisteminin daha fazla kredi işletebilmesi de şu and mümkün görünmüyor.

Benzer yazılar:


Rastgele yazılar:

9 Comments to Finans krizi ve iklim krizi elele koşuyor

  1. oky's Gravatar oky
    9 December 2008 at 8:29 | Permalink

    uzaktan karmaşık görünen işleyişleri bu denli net ve anlaşılır bir şekilde dile getirebilme yeteneğine hayran birisi olarak çok uzak olduğum bu mesele hakkında bir soru sormak istiyorum. şimdi dedin ki çiftçiye finans kuruluşları kaynak sağlayamayacağı için ekmek üretilemeyecek ve bir çuval altınımız olsa da ekmek alamayacağımız için aç kalacağız. peki bizim elimizdeki bir çuval altın kaynak görevi görmeyecek mi? yani normalde 1 ytl verdiğimiz ekmeğe kıtlık zamanı 1000 ytl vermeyi de göze alırız, sanırım buna marjinal fayda diyorlar. şöyle ki hiç susamamış birine suyu 50 kuruşa satamazken çölde susuzluktan ölmek üzere olan birine 1 trilyona da satarız. maslow piramidi falan filan. her neyse sorumu anlamışsındır sen, yalnız şunu söylemeliyim ki krizin tanımı ilk defa anladığımı hissediyorum.

  2. Yasin Turgay Kazancı's Gravatar Yasin Turgay Kazancı
    10 December 2008 at 1:31 | Permalink

    Tarım sektörü diğer sektörlerden farklı olarak iklime ve mevsime bağlı bir sektör. Diğer sektörlerde üretimi kısa süreliğine durdurup yeniden başlatmak verimli olmasa da uygulanabilir bir yolken tarım için aynı şey sözkonusu olmuyor. yani salatalığı haziranda ekmek, bir ay sonra da hasat etmek zorundasınız. Bu ekme ve hasat işlemleri de en iyi ihtimalle ekim sonuna kadar sürüyor. yazın başında tohum, işçilik, su, mazot, elektrik ve diğer masraflarının en azından bir kısmı için hazır para bulamayan bir müstahsil eğer ekim yapmazsa, bu işi ocak ayında yapma imkanı olmuyor. veyahutta ekilmiş salatalığı toplamaya bir hafta ara verelim diyemiyor, çoğu zaman saatler içinde hasat edilenin hepsini toplayıp hale veya fabrikalara göndermek zorunda. çünkü bunu yapmazsa ürünü bozuluyor.

    Aslında tarım sektörünün neresinden tutsak elimizde kalıyor, bölük pörçük araziler, verimsiz sulama, uygun çeşitlerin seçilmemesi vs. Neyse konuyu çok başka yerlere getirdim farkında olmadan. Osman Bey’e de bizi bekleyen gıda krizine dikkat çektiği için teşekkür etmek istiyorum.

  3. 10 December 2008 at 13:38 | Permalink

    Osman, Oky’ye katiliyorum. Durumu cok net bir sekilde aciklamissin, tesekkurler. Devletin maddi destegi finans kurumlarina degil de ciftciye(halka) yapmasina nasil bakiyorsun?

  4. 14 December 2008 at 3:42 | Permalink

    2001 sonrasında ABD ekonomisi toparlanmak için faizleri düşürdü. Buda daha fazla kredi kullanımına yol açtı. Artan kredi hacmi emlak fiyatlarını yükseltti. Yükselen emlak fiyatları, yeni kredi alınabilmesini sağladı. (ipotekli g.menkule, ikinci-üçüncü ipotek yapılarak bulunan kaynakla yeni harcama yapma imkanı sağlandı.)

    2002 yılında inşaat sektörü ile ekonomiyi canlandırmak ve düşük gelirlilerin konut sahibi olabilmelerini kolaylaştırmak amacıyla yeni düzenlemeler yapıldı (“subprime mortgage”-düşük kaliteli emlak kredileri artışının önü açıldı). ABD Devlet Tahvillerinin hızla düşen faizleri ve artan emtia fiyatları ile yurtdışında bollaşan likidite, yeni yatırım alanları aradı.

    “NINJA krediler” olarak tabir edilen düşük kaliteli krediler hızla büyüdü. (No Income, No Job, no Asset). Yatırım Bankaları, daha da fazla kredi verebilmek için, mevcut kredi alacaklarını satarak (menkul kıymetleştirme) yeni kaynaklar elde etti ve bunlarla da yeni krediler açıldı. Azalan risk duyarlılığı, bankaları her türlü kar odaklı (ama denetimi-takibi-kaydı zayıf) işlemlere yöneltti.

    Finansal anlamda gerçekleşen çöküşü hikayeleştirirsek şunları söyleyebiliriz;

    2001’de Ev’in değeri 100 bin dolardı. 20 bin peşin, 80 bin dolar ipotek kredisi (mortgage) ile alınmıştı.
    2004’de yapılan yeni bir ekspertiz ile Ev’in değeri 150 bin dolara çıktı. 2. ipotek ile bankada 50 bin dolar kredi alındı ve Otomobil yenilendi. 2005’de bir ekspertiz daha yapıldı ve Ev’in değeri 180 bin dolar olarak belirendi, 3. ipotek alındı ve mobilyalar yenilendi. 2006’ya gelindiğinde artık herkes (şahıslar, emlakçı, banka vs.) Evin değerini 180 bin dolar olarak kabul ediyor ve buna göre hareket ediyordu.

    Ancak 2007’de bir gün aynı mahallede benzer bir Ev satışa çıktı. Ama kimse 180 bin dolar ödemek istemedi. Ve balon patladı.

    Öyle ki, Ev’in satış fiyatı başlangıçtaki 100 bin $’ın altına (70 bin $’a) geriledi. Ev’i için 80 bin $ ipoteğe giren Ev sahibi de, haliyle ödeme yapmak istemedi

    Alacaklarını tahsil edemeyen bankalar, borçlarını ödeyecek kaynak bulamayınca mali sistem durdu. Bankalar birbirine bile borç vermeyince Likidite Krizi başladı

    “Türkiye’de risk ne durumda?” ‘ya gelince;

    2001’den farklı olarak Kamu maliyesi çok daha iyi durumda.

    Bankacılık sistemi çok daha sağlam ve çürüklerinden ayıklanmış durumda.

    Mali sistemde Denetim ve Gözetim güçlendirilmiş durumda.

    Reel Sektörün yurtdışı borçlanması yüksek ve artmaya devam ediyor ama uzun vadeli borçlanma sayesinde risk azalıyor.

    Kriz dönemlerinde her zaman suçlayacak birileri bulunmuştur. O nedenle bu yazıyı okuduğumda çok fazla şaşırdığımı söyleyemem.

    Sevgiler.

  5. 18 December 2008 at 0:59 | Permalink

    Global bir ekonomik yapının söz konusu olduğu günümüzde, gerçekleşen mali sıkıntılar ve kriz nerede ve nasıl başladığına bakılmaksızın bütün dünya ülkelerini belirli ölçülerde etkilemektedir. Bu nedenle “İşin ABD ekonomisi kısmı” diyerek bu “global” krizi parsellemek doğru bir yaklaşım mı bilemiyorum.

    Konuya diğer bir açıdan bakıldığında, bu global krize Dünyanın en güçlü ekonomik yapılarından birine sahip ABD’nin neden olması zaten çok tahmin dışı bir gerçek değildir. Dünyayı bu denli etkileyen bir krize Jamaika ekonomisin neden olmasını bekleyemezsiniz.

    Daha önce söylediğim gibi, krizde suçlayacak birileri hep bulunmuştur.