alemlerin aslı hayaldir
Biliyorum enteresan bir başlık oldu. Olay kelimesi son 20 yılın en çok tartışılan kelimelerinden biri. Ama burada doğru kullanıldığını bilin. Bugünlerde yaşanan bir olay var, bence Fazıl Say olayı olarak anılmalı.
Herkes kendince fikrini beyan ediyor, ben de izliyorum ne diyor bunlar diye. Bir kere şunun üstünde durmak isterim ki Fazıl Say’ın söylediklerini söylemeye herkesin hakkı var. Bunun üzerine söylenenler, destekleyenler tarafından da karşı çıkanlar tarafından da tuhaf dayanaklarla dile getiriliyor.
Ali Saydam olayı yine iletişimci kimliğiyle ele almış, itibardan bahsetmiş. Güzel de bahsetmiş. Ancak Ali Bey’i artık bir konuda uyarmak lazım. Ali Bey, gerek şahıs gerekse tüzel kişilikler - yani şirketler - bazında ticari menfaat anlamına gelen itibarla, bu kavramla alakası olmayan evrensel itibarı birbirine karıştırıyor. Yani konuyu öyle bir ele almış ki Ali Bey’in yazdıkları “Fazıl Say bu söyledikleriyle gelecekte daha az para kazanır maalesef” biçiminde özetlenebilir. Dolayısıyla bu yaklaşım çarpık. İtibar çok önemli evet ama itibarın işletme bilimindeki anlamıyla evrensel anlamı aynı değil. Hatta bu başlı başına bir makale konusu aslında.
Perihan Mağden de gitmeyi düşünmeye başladığını yazmış. Bir hayli uzun zamandır yazdığı en düzgün yazıyı yazmış hatta bu konuda.
Ben bu konuyu ele almayı düşünmüyordum bir blog yazısı olarak ama bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın Fazıl Say’ı mahkemeye vereceğini öğrenmem beni bunları yazmaya yöneltti.
Bu hükümet, göreve geldiği Kasım 2002′den beri kendisine selam vereni bile mahkemeye veriyor. Böyle bir şey görülmüş değil. Hükümetler bu kadar alıngan olurlarsa iş yapamazlar. Hayret ediyorum bu nasıl baskıcı bir zihniyettir. Ayrıca Fazıl Say milli eğitimi ilgilendiren şeyler söylemiş evet, ama AKP’den başka biri (sanırım başkan yardımcısı) de Fazıl Say’ın “ben gidiyorum” sözlerini hemen üzerine alınıyor ve “gidersen üzülmeyiz” diyor.
Eskiden bu işler biraz daha gizli olurdu. Biri çıkıp da siyasi islam çizmeyi aştı, bu ülke adam olmaz gibi şeyler söylediğinde siyasi islamcılar seslerini çıkarmazlardı. Çünkü siyasi islamcılar, siyasi islamcı olduklarını reddederlerdi. Birçoğu için de bu ifade bir yakıştırmadan ibaretti; onlar kendilerini siyasi islamcı değil sadece siyasi olarak adlandırırlardı. Dolayısıyla AKP başkan yardımcısının bu laf üzerine bir şeyler söylemesi çok yeni bir durum. Bundan önce “biz ve onlar” ayrımını ulusalcılar yapardı sadece, Atatürkçüler, laikler böyle bir ayrımla konuşurdu. “İslamcılar” böyle bir ayrımla konuşmazdı. Bu bir tespit elbette, gözümden kaçmış şeyler olabilir bu konuda. Ayrıca bunu tespit ederken bu iyidir ya da kötüdür de diyemiyorum. Benim açımdan bu yalnızca “yeni bir durum”.
Şu baskıcı zihniyet meselesine geri dönelim. Bir sanatçı bir şeyler söylüyor. Hükümetten birileri de ona karşılık veriyor hatta bir tanesi dedi ki “sanatçılar sanatıyla ilgilensin, siyasete karışmasın”. Ben de “YUH” diyorum bunu söyleyen arkadaşa. Fazıl Say piyanoyu bir zanaatkar olarak çalmıyor. Yani Fazıl Say, Bülent Ersoy sahneye çıktığında arkada piyano çalan bir piyano memuru değil. Bu adam bir sanatçı. Sanatçı olmasını bir yana bıraktım bu kişi bir insan. Bu insan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak hepimizin böyle şeyler söylemeye hakkı var. Hükümetin bu hakkı vatandaşların elinden almaya çalışması bu hükümeti felakete sürükler. Bunun acısı mutlaka çıkar. Şimdi bir ay içinde bir yıl içinde çıkmaz belki ama şu andaki AKP hükümeti sona ermeden yani 2012 gelmeden önce bunun acısını çıkarırlar bu hükümetten. Hukuk çıkarır bunun acısını, halk çıkarır. Böyle şeyleri hiçbir hükümetin yanına bırakmazlar.
Ayrıca bugün Fazıl Say’ın sesini kısmaya çalışan hükümet yarın senin de sesini kısmak isteyecek. Bu nedenle de Milli Eğitim Bakanlığı’nın Fazıl Say’ı dava etmesine en şiddetli biçimde karşı çıkmamız gerekir.
Özet olarak söylemek istediğim; bu konuda Fazıl Say neden böyle bir şey söylemiş, neyi beğenmiyormuş ki gibi yaklaşımlar yanlıştır, boş laftır, cahilliktir. Esas bu adamın karşılaştığı bu tuhaf tepkiyi değerlendirmek lazım. Ayrıca bu tepkiye de aynı şiddetle karşı koymak lazım ki yarın öbürgün yine buralardan yazılar yazmaya devam edebilelim.


18 Aralık 2007 23:04
23 Temmuz sabahı kadar kendimi “azınlık” olarak hissettiğim, pek az zaman olmuştur. Fazıl Say‘a katılıyorum, en azından düşündüklerini rahatça dile getiremeyecekse bu ülkede yaşamanın ne anlamı, ne önemi var ki?!
19 Aralık 2007 00:30
Şu ve hele hele şu haberler gerçekten dehşet verici. Artık “hükümetin yaptıkları içime sinmiyor” demek bile suç kapsamında sayılmaya başlandı. Şu baskıcı zihniyet kara delik gibi büyüdükçe büyüyor.
Fazıl Say olayından “Şu baskıcı zihniyet” olayına geldim ama olayların temelinde “Şu baskıcı zihniyet meselesi” var.
Bunun yanında Fazıl Say olayında “hü…yet” gazeteleri öyle kışkırtıcı manşetleri atıyorlarki, sanırsınız Fazıl Say tüm türklere hakaret etmiş “ne haliniz varsa görün” gibi açıklamalarda bulunmuş sanırsınız. Bu tahriklerden ( sahtekar gazetecilik oyunları desek daha doğru) etkilenen kimseler “gidersen git kendini beğenmiş!”, “bu memleket sanamı kaldı?” gibisinden ipe sapa gelmeyen açıklamarda bulunuyorlar.
Halbuki bahsettiğiniz gibi tüm vatandaşların yorum yapma, eleştirme hakları var. Bu haklardan bahsetmişken bizim big-brother tay-yeap yukarıda linkte verdiğim “msn olayı” gibi “osman börütecene kişisinin blogundaki yorumlarda vatanın bölünmez bütünlüğüne aykırı yorumlara rastlanıldığından blog sahibinin ağırlaştırılmış hapis cezasına…” tarzında uygulamalara girişirmi?
15 Ocak 2008 19:33
batan gemiyi önce fareler terkedermiş. sanırım yakında bir nobelde bu alır. koşun beyler koşun sattılan vatanın malları bunlar.
Atatürkçü yüm diyen birilerinin bu laflara destek vermeside asıl komedi galiba.
15 Ocak 2008 19:58
@ikutluay: ne desem boş. gemi batıyor orası doğru. nobel hususunda da katılıyorum sana. ona da diyecek bir şeyim yok. geriye kalıyor benim yazımın ana fikri. hükümetler bu derece baskı kurmak peşinde olmamalı. ama artık geç. gemi batıyor gerçekten.
3 Mart 2008 12:37
[…] Günlerdir bekliyordum. İletişim uzmanı Ali Saydam, Bülent Ersoy’a dair muhakkak bir şeyler yazacaktı. Merak ettiğim ise şuydu, bu konuyu Fazıl Say’ın demecini değerlendirdiği gibi mi değerlendirecekti yoksa farklı bir değerlendirme yapacak mıydı? Ali Bey’in Fazıl Say’a dair değerlendirmesi gülünçtü, ciddiyetsizdi. […]