Engin Ardıç ve bilmeden, düşünmeden köşe yazısı yazmak
Engin Ardıç yazdıklarıyla ve ardındaki hayran kitlesiyle beni hayretlere düşürüyor diyeceğim ama düşürmüyor aslında. Düşürmüyor çünkü kendisi tam bir cahil Türk aydını portresi çiziyor. Eleştirdiği konulara dikkatle eğilmeden, dünyanın ne halde olduğunu bilmeden, birkaç ezberlenmiş dogmatik fikirle yazılarını didaktik bir biçimde eninde sonunda eleştirdiği kitlenin haksız olduğunu çünkü çirkin olduğunu vurgulayarak yazılarına nokta koyan tipik bir Türk köşe yazarı.
Bugün de batılı olmak doğulu olmak üzerine inciler döktürmüş, yazdıklarının tamamı baştan sona yanlış, çarpık, cahil bakış açılarından oluşuyor. Şimdi bunlardan örneklerle ilerleyerek gidelim.
Evvela ana konuyu ele almak lazım tabi, Engin Ardıç diyor ki “Türkiye hiçbir zaman batılı olmadı, yalnızca üzerine bir batılılık yaldızı sürüldü”. Doğrudur, bir bakıma haklıdır, Türkiye hiçbir zaman batılı olmamıştır ama Engin Ardıç’ın 100 gram sosyoloji bilmek bir yana dursun batılılığı nasıl ele aldığına ve batı diye niyelendirdiği toplumlarla Türk toplumu arasında neleri cahilce karşılaştırdığına bakmak istiyorum ben.
Alıntı:
Türk seçkinleri, şapka giyip kravat takınca, namaz kılmayıp rakı içince, alfabeyi değiştirip tatili de pazar gününe alınca Batılı olacaklarını sandılar.
Burada ilk sorumu soruyorum: Avrupa ve Amerika, şapkasını değiştirip kravat takınca, kiliseye gitmeyip dini reddedince batılı olacağını sanmadı mı?
Alıntı:
Tek parti diktası mı Batılılıktı, besleme basın mı?
“Münhal bulunan falanca vilayetin mebusluğuna Ankara’dan şair ya da yazar aday göstermek” mi Batılılık oluyordu?
Yoksa seksen yıl içinde dört darbe, beş de darbe girişimi mi yazıyordu Batılılık kitabında?
Avrupa hiç mi askeri iktidar görmedi? İtalya’ya Mussolini, Fransa’ya Charles de Gaulle, Almanya’ya Hitler Ortadoğu’dan ithal edilerek mi geldiler? Onları Avrupa kültürünün ta kendisi lider yapmadı mı? Bugün hala Avrupa’nın birçok ülkesi aşırı milliyetçiliğin ve faşizmin pençesinde kıvranmıyor mu? A.B.D. ekonomisi muhafazakar milliyetçi irredantist politikalara para harcamaktan batmanın eşiğine geldi mi gelmedi mi? ALOOO?
Alıntı:
Medeni Kanun korkusuyla içerki odaya ikinci, üçüncü eş saklamak mı Batılılık sayılırdı, hu çekme ayinlerinin polisten gizli tertiplenmesi mi? Tarikatlar ortadan mı kaldırılmıştı?
Avrupa’nın dört bir yanında ve Amerika’da faaliyet gösteren Opus Dei oraya uzaydan mı geldi? Batının din çatışmasını (hayır geçmiş yüzyılları kastetmiyorum, bizzat geride bıraktığımız 20. yüzyıl boyunca yaşananları kastediyorum) Doğu mu yarattı?
Alıntı:
Batılı olduğunu sanan kızla oğlan, tango yaparken birbirlerine değmeye bile çekindikleri zaman mı Batılı gibi yaşıyorlardı? Yoksa hükümet nikâhının ardından ya da önünden bir de imam nikâhı kıydırmadan içi rahat etmeyenler mi?
Peki batıda tango yapan kızla oğlan birbirine değdiğinde kıyamet kopmuyor muydu yakın zamana kadar? İlköğretim ve liseler bazında erkek lisesi kız lisesi ayrımı yapmayı kim daha önce bıraktı? Bu konuda batı on yıllarca geriden gelmedi mi Türkiye’ye kıyasla?
Alıntı:
Bürokrat egemenliği, memur üstünlüğü mü Batı standartlarına uygundu?
Burjuva sınıfının da işçi sınıfının da yok denecek kadar cılız olduğu bir Batı ülkesi mi görülmüştü yoksa üç yüz yıldır?
Özelleştirme tartışmalarının hızlandığı 2000, 2001, 2002 yıllarında gazeteler Avrupa’daki memur sayısının Türkiye’den nasıl da kat kat fazla olduğunu yazarken Engin Ardıç herhalde başka bir ülkenin gazetelerini okuyordu. Burada tabi memur üstünlüğünden ne kastettiği de açık değil Engin Ardıç’ın. Yarın bu yazıyı okuyup da bir şey söylemek isterse rahatlıkla kıvırabilir de, o yüzden es geçeyim burayı. Yalnız 80′li yılların İngiltere’sinde işçiyi adam akıllı ezmek için ne yapacağını şaşırıp sonunda Falkland Adaları’nı işgale soyunan İngiltere’yi de burada hatırlatmak istiyorum.
Alıntı:
Ticaret ahlakının oluşmadığı, ilişkileri müşteri kazıklamak ve ödeme yapmamak üzerine kurulu, fatura bilmeyen, vergi tanımayan ülke mi Batılıydı, yoksa faşist ceza kanunumuz mu?
Peki A.B.D. de ardı arkası kesilmeyen tüketici davalarından naber? Engin Ardıç’a göre yeteri kadar batılı olan A.B.D.’de ticaret ahlakı mı var?
Alıntı:
Yurttaşlarının pasaport alamadığı, yılda bir kere yurt dışına çıkabildiği ülke mi Batılı sayılıyordu, yoksa döviz bulundurmanın suç olduğu, bankalarının ölüyorum desen on kuruş tüketici kredisi vermeye yanaşmadığı ülke mi?
Dışişleri bakanının masraf olmasın diye yurt dışına çıkmaya çekindiği ülke mi yoksa?
Hah, bir bu eksikti işte. Batı olarak nitelendirdiğimiz Avrupa ve Amerika hiç ekonomik sıkıntı yaşamadı. Oralarda devletlere gökten zembille para yağdığından ya da topraklarından maden ya da buğday yerine para yetiştiğinden onlar batılı da biz değiliz. Bu nasıl bir akıl yürütmedir yahu?
Burada sonrasını ellemiyorum yalnız yazısının sonunda bir soru sormuş Engin Ardıç:
Bir tek soru soracağım, yanıt verebiliyorsanız veriniz: Niçin, o yerlere göklere sığdıramadığınız, vara yoğa dönüp dönüp çaldığınız “Atatürk’ün sevdiği şarkılar” arasında Rumeli türküleri, Safiye Ayla’dan, Münir Nurettin’den Osmanlı müziği vardır da, otuzlu yılların gözde Batı şarkıcıları, örneğin bir Carlos Gardel, bir Maurice Chevalier falan yoktur?
Buna ben yanıt verebiliyorum ve vereceğim. Gerek Atatürk, gerekse “Atatürk’ün sevdiği şarkılar” tanımları Engin Ardıç tarafından yapılmadığı için bu şarkıların seçiminde ve ifade edilmesinde içten ve samimi, bilgiye, geleneğe, göreneğe dayalı bir yaklaşım sergilenmiştir. Bu arada Rumeli türküleri de öyle Engin Ardıç’ın dem vurduğu gibi hiç de doğulu değildir gayet de batılıdır. Osmanlı müziğinin önemli bir bölümü Roma İmparatorluğu’ndan kalmadır (İlber Ortaylı’nın da ifade ettiği gibi bizim için Roma burasıdır).
Bakın problem Engin Ardıç’ın ne olduğuna anlam veremediği batılılık sevdasını ve doğulu olma korkusunu eleştirmesinde değil. Eleştirecek tabii ki, kimsenin bir diğerinin “falanca şunu neden eleştiriyor” demeye hakkı yoktur. Ancak Engin Ardıç’ın argümanları da eleştirdiği zihniyetin bağrından kopup geliyor. Şuursuzluğu görüyor adam ve bunu eleştirmek istiyor ama kendisi eleştirisini yaptığı konudan ve insanlardan daha şuurlu daha bilgili değil. Kendisi de eleştirdiği toplumun ta göbeğinde yaşayan, tamamen eleştirisini yaptığı davranışların örneklerini sergileyen biri. Hal böyle olunca da buna değinmemek imkansız.
Üstelik de kendisine eleştiri yöneltenlere kişisel saldırılar yapmaktan da geri durmuyor. Buna ad hominem denir. Adamın biri size gelir bir argümanı savunur siz de karşılığında aksini iddia edecek akıl ve bilgi yoksa “tamam böyle böyle diyorsun ama kıyafetin düzgün değil, üstün çamurlu” falan dersiniz.
Benzer bir hataya Ali Saydam da sıklıkla düşer. Ama onun bir farkı var, dönem dönem de olsa kendisine bir şuurluluk hali uğrar ve der ki, ben falanca tarihte şöyle şöyle demişim ama olmamış bu, bana yakışmamış, şöyle demeliydim ya da bir şey dememeliydim der. İnsan da böyle olunur.
Engin Ardıç gibi yüzlercesi var. Hatta binlerce Engin Ardıç var ve hepsini değerlendirmek lazım aslında ama en azından bir tanesini seçip onun üzerine giderek bu görünmeyen ya da zor görünürmüş gibi gelen hataları ayıklarsak bunun vatana millete gençlere bir hayli faydası olacak diye düşünüyorum.
Ve evet, Türkiye batılı olmamıştır ama bunun nedeni Engin Ardıç’ın üretmeye çalıştığı yapay argümanlarla açıklanamaz. Esas mesele tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş aşaması meselesidir. Sosyoloji biliyorum diye gezen adam olayı bu açıdan ele almasını bilir, tek tek insanların hezeyanları, argümanları, zayıflıklarıyla saz çalmaz.
Engin Bey’e saygılarımla.
Benzer yazılar:
- Engin Ardıç’ı Engin Ardıç usulü eleştirmek
- Engin Ardıç eleştirilerim üzerine
- Engin Ardıç’ın en mutlu günü!
- Engin Ardıç (Batacak yer arayan insan modeli)
Rastgele yazılar:
- Türban’ın yeniden gündeme gelme nedeni
- Sözlük Yazarları İnterneti Keşfediyor
- Bager’de blogluyor
- Değişimde Uçurumlar