Engin Ardıç eleştirilerim üzerine
Okuyanlar hatırlar geçen hafta Engin Ardıç’la ilgili iki eleştiri yazısı yayınladım. Bir süre önce de o iki yazı kadar ciddi olmayan, alay tarafı biraz daha ağır basan ama bana göre yine de son derece haklı bir yazı daha yayınlamıştım.
Bu konuda yakın arkadaşlarımdan bazı sorular ve eleştiriler geldi. Onlara hem hak veriyorum hem de vermiyorum. Bu sorulara yanıtlarımı sizlerle de paylaşmak istedim.
Bir arkadaşım diyor ki “neden Engin Ardıç’a bu kadar takıldın?”. Bir başka arkadaşım da “yazdıklarında haklısın ama o adamın seviyesine inmene, onunla aynı dili kullanmana da gerek yok” diyor.
Bir yandan hak veriyorum, gerçekten hayatta daha önemli işleri olan bir insanım ve Engin Ardıç’ın yazılarını okumak da açıkçası benim gibi biri için vakit kaybıdır. Üniversite yıllarımda tek ayak üstünde düşünebildiğim birçok şeyi köşe yazısı olarak neden okumak zorundayım? Bu gerçekten haklı bir eleştiri beni yakından tanıyan biri için.
Bir diğer yandan da Türkiye’nin hem okullarda okumuş hem de kendini eğitmiş bir vatandaşı olarak bazen dayanamıyorum köşe yazarlarının cehaletine. Hem de ben şahsen bir şey bilmesem bile bir başka bir şey bilmeyen koca adamın “ben çok şey biliyorum, hepinizi avucumda oynatırım” anlamı taşıyan bir üslupla yazması insanın sinirlerini oynatıyor. Bir de gerekli gereksiz ağzına aldığı her kişi, kurum ve kavramı bir şekilde aşağılama ihtiyacı hissetmesine de dayanamıyorum bu kişinin.
Dolayısıyla ne kadar zaman harcamaya değmeyecekse de, birinin ortaya çıkıp bu gibi insanlara ağzının payını vermesi gerek. Hem de bilgiyle ve düşünceyle. Bir yandan da kendisine Müslüm Gürses’e taparcasına tapan kitlenin de uyanması lazım o derin uykudan. Engin Ardıç’ın yazılarında sergilediği cahillik en hafifinden yaptığı işi ciddiye almamasıyla açıklanabilir.
Tabii burada şuna da değinmek isterim ki bu arkadaş türünün tek örneği değil. Bunun yanında buna benzer ama daha sinsi, içten pazarlıklı davranan ve cehaletini saklayan yazarlar da var. Ahmet Altan bunlardan biridir mesela. Cahil biri olduğunu çok iyi saklar. Gerçek bir yazar olmadığını da çok iyi saklar, kamufle eder. Kendisi ciddi edebiyat çevrelerinde hiçbir zaman kaale alınmamıştır. Ama edebiyat otoriteleri tarafından tanınmak ayrı bir şey, süpermarketlerde kitap satmak ayrı bir şey evet.
Neyse, bu konuya da değinmek istedim. Arkadaşlarıma hak veriyorum. Engin Ardıç’ın köşe yazılarına iki dakika zaman ayırıp okumak bile fazladır, israftır, ziyandır. Ama oluveriyor, insanın karşısına çıkıveriyor.
Budur Engin Ardıç eleştirilerimin ardındaki durum.
Benzer yazılar:
- Engin Ardıç’ı Engin Ardıç usulü eleştirmek
- Engin Ardıç (Batacak yer arayan insan modeli)
- Engin Ardıç’ın en mutlu günü!
- Serdar Turgut yeniden
Rastgele yazılar:
- Niçin GNOME’ye Dönüş Yaptım?
- Nasıl Bir Siyaset?
- Garanti Bankası’nın Çevreci Bonusu
- Blog Kategorileri İle Başım Dertte