alemlerin aslı hayaldir
Birkaç gün önce Engin Ardıç’ın o günkü yazısını eleştiren bir yazı yazdım. Ertesi gün Engin Ardıç daha beter bir cahilliğe imza atarak iğrenç bir yazı daha yazdı. Midem daha fazla kaldırmayacağı için konuyu hiç açmadım burada. Ama ek$i sözlük’te bir yazar (firtinanin gozunden) üşenmemiş benimkine benzer bir üslupla Engin Ardıç’a yine hak ettiği bir eleştiri yazmış. Arkadaşın eline, ağzına sağlık. Buraya alıntılıyorum o entry’yi:
bozuk saat misali arada iki doğru laf eden cahil yazarlardan değildir. daha çok arada bir sapıtan pusulayı andırır, genelde doğru fikirleri öne sürse de bazen saçmalamakta sınır tanımıyor, aynen son yazısında yaptığı gibi.
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=99973,10,2yazının özetini girizgahta sunmuş; ‘’biz hiçbir şehir kurmadık, hiçbir yer keşfetmedik, hiçbir şey icat etmedik.'’ kendisine yakışan iddialı cümlelerden. sivri bir kalem olmanın olumsuz getirilerinden biri de araştırma ihtiyacının körelmesi sanırım. tam da şöyle artis bir laf bulduktan sonra, acaba gerçekten öyle mi diyerek baktığımızda işin aslının öyle olmadığını öğrenmekten çekiniriz. o zaman yaz gitsin ne uğraşacaksın nasıl olsa millet yutar.
engin bey’in biz hiç şehir kurmadık dedikten sonra istisnalardan saydığı taşkent, buhara, semerkant gibi şehirler yine kendi ifadesine göre ‘’birer çadırlar kümesi'’nden ibaretmiş. bu türk şehirlerinin bir zamanlar nasıl bir medeniyete ev sahipliği yaptığı konusuna girmeden, sadece buhara’nın en az 2500 yıllık geçmişi olduğunu, arkeolojik kazılarda şehrin 20 metre altının idari binalar, askeri müstahkem yapılar ve benzeri kalıntılarla dolu olduğunu belirtip geçelim.
yazıda türklerin göçebe bir kavim oldukları gerçeği öylesine saptırılmış ki mevzunun bizden bir bok olmaz noktasına gelmesi için ipe sapa gelmez iddialar ardı ardına sıralanmış. konya, kayseri, sivas, bursa, edirne, istanbul gibi şehirlerin aslında bizans şehirleri olduğu ifadesiyle nasıl bir anlayış değişikliğine gitmemiz bekleniyor acaba? konya’nın bizans hakimiyetinden önce en az on farklı devlet ve kültürün yaşam alanı olması basit bir ayrıntı mı? çatalhöyük’e kadar geri gitmedik üstelik. ama tabi kendilerinin muhayyilesinde bizanslılar mantar misali yerden pırtlamışlar, sporla ürüyorlar. yazı da spor olsun diye kaleme alınmış anlaşılan.
astronomi, fizik, kimya ve matematik alanlarında latinceye çevrilerek avrupa üniversitelerinde yüzyıllarca temel kaynak olarak okutulan eserlerin sahibi onlarca alimden haberdar olmayan birinin ‘’bu nedenle de hiçbirimizin icat ettiği hiçbir şey yoktur.’’ demesini normal karşılıyorum zira semerkant’ı çadır kümesi zanneden birine semerkant rasathanesinden bahsetmek neo’ya matrix’i anlatmaktan daha zor, her bünye kaldıramayabilir. ali kuşçu da gökyüzü gözlemlerini çadır direğinin tepesine çıkıp yapıyordu zaten, boşverin cahillik erdemdir.
‘’kalkıp bana fatih sultan mehmet’in topundan bahsetmeyin, onu yapan urban adında bir macar.’’ urban usta’dan bahsetmemize hakikaten gerek yok, ortaokul tarih kitaplarında yeterince yer alıyor, o sırada dökülen yüz küsür toptan sadece ikisini döktüğü de türk ve bizans kayıtlarında mevcut. fakat ali usta’yı ve 1464 yılında döktüğü iki parçalı vidalı muhasara topunu, çanakkale’de batırdığı altı ingiliz gemisini ve tower of london müzesine gidiş hikayesini pek bilmeyiz. öyle bir tekniğe sahip ki avrupa’da hiçbir zaman benzeri yapılamadı. fatih’in 8-9 yaşlarında karaladığı defterlerde çıkan havan topu çizimleri gibi konular suyunun suyu artık.
sömürgecilik ne zamandan beri dünyayı keşif gibi romantik hedeflerle açıklanır oldu? osmanlı’nın eksiği olarak sunulan şey avrupanın insanlığın yarısına açlık ve zulüm getiren sömürgeciliği ise bu katlanılabilir bir zafiyet. hint sularında portekiz’le çekişmemiz ise egzotik ortam merakımıza değil sumatra müslümanlarının yoğun yardım taleplerine bağlanabilir ancak.
şu sıra gösterimde bir film var, elizabeth. ingiltere’nin akdenizde ticaret yapabilmek için türklere hediyeler gönderip müsade istemelerine değinilmiyor tabi filmde. elizabeth the golden age, altın çağındaki ingilizler akdenizde gemi yüzdürmek için ağzımıza bakıyor. aynı dönemler hakkında bizi ‘’batı akdeniz’e bile sokmadılar’’ demek cesaret işi, tebrikler.
piri reis, haritasının çeşitli haritalardan kopya edilmiş olduğunu zaten kendisi söylüyor, tarihin karanlık sayfalarından birini aydınlatıyor edasıyla ‘’kopya ulan o’’ denilerek kıymeti azaltılacak bir çalışma da değil üstelik, millet hala çıkamadı işin içinden. kitab-ı bahriye kopya ise ona bir şey diyemem.
sayın ardıç’ın söz konusu yazısı tümüyle bilgi hataları ile dolu değil elbette, içerisinde sapına kadar doğru, hatta üzerimize vazife çıkaracağımız cinsten mesajlar da var. ama kendisi ayarında bir yazarın ancak tahsille mümkün diyebileceğimiz ölçüde ortaya koyduğu seviye üzücü. başkası olsa bu kadar da önemsemezdim sanırım.
Entry’nin ek$i’deki adresi: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=11835287


2 December 2007 17:54
son günlerde daha bir sapıttı ardıç, geçen hafta katarakt ameliyatı olmuştu, narkozun etkisinden olmasın
7 December 2007 00:13
[…] Okuyanlar hatırlar geçen hafta Engin Ardıç’la ilgili iki eleştiri yazısı yayınladım. Bir süre önce de o iki yazı kadar ciddi olmayan, alay tarafı biraz daha ağır basan ama bana göre yine de son derece haklı bir yazı daha yayınlamıştım. […]