alemlerin aslı hayaldir
Pazarlama iletişimi sektörüne yaklaşımım belli.
Az evvel bir arkadaşımla nette sohbet ettik. Bana akıl almaz birşey anlattı.
Profilo Alışveriş Merkezi’nde Dedeman Oteller Zinciri’nin de sahibi olan Dedeman bir anket uygulaması yapıyor. Anketten birkaç gün sonra arkadaşıma “tatil kazandınız” diyerek telefonla kendilerini üç kez arayıp “sıcak ve soğuk spesiyallerden” oluşan açık büfelerine ve kokteyllerine davet ediyorlar. Arkadaşım da Dedeman’daki bu açık büfe ve kokteyle katılıyor.
Açık büfe üç beş bayat kuru pastadan ve yarım yamalak hazırlanmış hazır kahveden oluşuyor. Toplantının amacı ise 28.000 Amerikan Doları değerindeki devre mülk satışı. Devre Mülk tanıtımı yapıyorlar ve kazanılmış tatil bilgilerini vermek için iki saatlik tanıtımı dinleme şartı koşuyorlar hatta bunun için imza alıyorlar.
Tanıttıkları devre mülkü satmak için iki saat boyunca ısrarda bulunuyorlar. 10 kere hayır cevabını aldıktan ve toplantıyı bitirdikten sonra kazanılmış tatil hakkında bilgi içerdiğini söyledikleri bir kağıt veriyorlar. Dört günlük beş yıldızlı tatil olarak tanıttıkları şey bungalowlarda 50 Amerikan Doları yiyecek satın alma şartı ile üç günlük konaklama hakkı.
Birkaç ay önce cep telefonuma Akbank’tan bir mesaj geldi: “Kredi kartı başvurunuzu tamamlamamız için kimliğinizle birlikte size yakın bir Akbank şubesine gelmenizi rica ederiz”. Ama ben kredi kartı başvurusu yapmadım ki?
Finansbank’a olan kredi kartı borcumla ilgili tüketici hakları kanunlarına göre bir anlaşma yaptım ve ödemeye başladım. Ancak bir yandan da artık hiçbir bankaya güvenmediğimden ve hiçbirinin tarzından hazzetmediğimden Finansbank’a borç tespiti davası açtım. Birkaç hafta sonra Finansbank’tan aradılar ve “borç tespit davası açmışsınız size şu kadar (yüklü bir miktar) indirim yapalım, davadan vazgeçin” dediler. Ben de kendilerine güvenmem için bana iyi bir sebep söylemelerini bile istemeden tekliflerini geri çevirdim.
Geçen hafta Microsoft Amerika’da yine bir dava kaybetti. Dava tüketici hakları mahkemesindeydi. Konu, Microsoft’un Vista işletim sistemini çalıştıramayacak, sadece en düşük versiyonunu çalıştıracak bilgisayarlara “Vista Capable” yani “Vista Uyumlu” etiketi koydurması idi. Microsoft, Vista Uyumlu bilgisayar tanımını yeniden yapmak zorunda kaldı.
Yine birkaç ay önce Boyner Mağazacılık grubundan cep telefonumdan aradılar. Yeni bir hizmet başlattıklarını ve bu konuda bilgilendirmek istediklerini söylediler. Hizmetler ise her gün kullandığımız birçok kredi kartının zaten verdiği ama çoğumuzun bilmediği hizmetlerden biraz daha fazlası. Bedelini tam olarak hatırlamıyorum şu anda, aklımda 17YTL olarak kalmış, daha fazla da olabilir, ayda 17YTL otomatik olarak kredi kartınızdan çekiliyor ve siz bu hizmetlerden yararlanmak hakkına kavuşuyorsunuz. İstemediğimi belirttiğimde telefondaki genç, şuh kadın sesi bana “ama Osman Bey, ayda 17YTL sizin bütçenizi zedeler mi ki?” diye sordu. O zaman bir kurumla değil bir dilenciyle karşı karşıya olduğumu anladım. Yani koskoca Boyner bana neredeyse “ama osman bey olsa verirdiniz di mi?” diyecek. Hanımefendiye konunun bütçemle alakası olmadığını kibarca ifade ettim. Çok yalvardı ama pozitif bir yanıt alamadı.
Örnekleri o kadar çoğaltabilirim ki bir daha gelip benim blogumu okumak istemezsiniz, bıkarsınız. Pazarlama iletişimi uzmanları ne kadar yaygara kopartırsa kopartsın, Türkiye’nin en saygın, en itibar gören kurumlarının hali budur arkadaşlar. Ancak belirtmek isterim ki bu ülkemize özgü değil, dünyaya özgü bir durum. İşte bu yüzden, tamamen benzer sebeplerden George Bush, Kyoto Protokolunu imzalamak istemiyor.
Bu sistemin yürümediğini anlamak zorundayız.

