Ege Cansen bugün köşesinde Ekonomi balonları başlıklı bir yazı yazmış. Okumanızı öneririm.
A.B.D.’nin ve İngiltere’nin içinde bulunduğu bir ekonomik zorluğu sade bir dille anlatıyor. Sonra da konuyu Türkiye’ye getiriyor. Yazısını “Sorunu kabul etmeyene, çözüm anlatılmaz” diyerek bitirmiş.
A.B.D.’nin de bir TMSF’si var. O da bankalara ve finsans kuruluşlarına el koyuyor. Orada da halk mağdur oluyor. Ancak bunu onlarca yıldır, evet onlarca yıldır, burada Türk halkına ben anlatamıyorum.
A.B.D. ekonomisinin göstergelerinin bir hayli kötüye gittiğini ilk okuduğumda doksanlı yılların başında bir sosyoloji öğrencisiydim. Üniversitede böyle bir konuyu derste okuduğunuzda “A.B.D.’nin ekonomisi kötüye gidiyormuş, A.B.D. batacakmış” diye okumuyorsunuz. Bir ülkenin ayağı ekonomik olarak nasıl çukura girer bunu rakamlarla tabak gibi görüyorsunuz.
Sonra yanılmıyorsam 2003 yılında ilk kez haberlere düştü ki A.B.D. ekonomisi teknoloji ithal etmeye başlamıştı.
Bugün de birçok uzakdoğu ülkesine borcu var. Bu borçların önemli bir kısmı Körfez Savaşları’ndan kaynaklanıyor.
A.B.D. İran’a saldıracak deyip duruyoruz çünkü A.B.D. hükümeti bu konuda horozlar gibi babalanıyor. Ancak başka bir elle tutulur durum yok. Eğer cğmleyi farklı bir biçimde kursak işler değişecek. Yeteri kadar parası olmayan bir ülke, finanse edemeyeceği bir askeri operasyon yapacağından bahsediyor.
İşin askeri boyutundan bahsetmeye gerek bile görmüyorum. Irak’ta askeri bir üstünlük sağlamayı beceremeyen ve bugün hala onlarca askerini günlük olarak kaybeden bir ordunun İran’a saldırmaya kalkarsa ne hale geleceğini görmek için müneccim olmaya gerek yok.
Ama bu sözler çoğumuzun bir kulağından girip öbür kulağından çıkacak. Tıpkı küresel ısınmanın bir kulağımızdan girip öbüründen çıktığı gibi. Kuzey kutbundaki buzların hepimiz için tehlike arz edecek kadar çok erimesine onlarca yıl değil birkaç yıl kaldı. Bilimadamları tetikteler çünkü 30 yıl, 40 yıl gibi sürelerle ifade ettikleri bazı erime oranlarına 5 yıl içinde ulaşılacağını söylüyorlar artık. Hesap hatası yaptıklarını itiraf ediyorlar.
Bu durum bizzat can ve mal güvenliğimizi tehdit ediyor olmasına rağmen görmek istemiyoruz ve çok rahatız bu konuda. Tıpkı kendimizi ölümsüz zannederek günlük yaşamı olabildiğince rahat geçirmeye çalıştığımız gibi.
İnsanoğlunun bu ahmaklığına çare yok. Şuuru uyandırmak için bilgi de yeterli olmuyor çünkü insanoğlu duyduğu bilgiyi seçerek aklından içeri alıyor. O sırada duygusal olarak işine geleni kabul ediyor işine gelmeyeni de kabul etmiyor.
Benzer yazılar:
- Halk daima haklıdır
- Türban parodisinde son durum
- AKP verdiği sözü yerine getirmeye çalışıyor
- Fehmi Koru Çikolatadan Ev Olsa Yemem
Bu konuda beni hayret ve dehşet içinde bırakan bir deneyimimi paylaşmak istiyorum.
Küresel ısınmanın etkileriyle ilgili oldukça tedirgin edici bir sohbet sırasında buzların erimesiyle birlikte Danimarka Hollanda vb ülkelerin sular altında kalacağı ile ilgili gerçek dile getirildiğinde aramızdan biri ‘eh siz de oralara gitmezsiniz’ demişti!…
hal ve tavır bu derece sığ ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın ya da Türke birşey olmaz seviyesinde olunca yukarıda çok güzel ayrıntılarla açıklanmış bir yazının da duymak istemeyen kulağa, görmeyi reddeden göze bir faydası dokunamıyor ne yazık ki…
zaten yazılarımı bağırmadan sakin sakin yazmamın nedeni de bu. körler sağırlar birbirini ağırlarken ben başımı onlarla ağrıtmak istemiyorum