Osman S Börütecene

alemlerin aslı hayaldir

Diğer insanlar ve zaman

12 Ekim 2007 Cuma 17:41, Osman Seyit Börütecene

Bazen olgunluğu, huzuru insanlara hap gibi verebilecek birşeyler olmasını temenni ederim. Bir simyacının ütopyası gibi bunları düşünürüm. Elbette, öncellikle herkes birbirinden farklı olduğu için böyle bir hap bilgisi, iki sayfalık bir broşür oluşturup kişinin kendini birkaç saatliğine iyi hissetmesini sağlayarak gerçeği yakalaması ve sorunlarını bizzat kendi başına çözecek enerjiyi bulması mümkün olmayabiliyor.

Yine de; yemek, içmek, seks kadar ortak olabilen özellikler de yok değil. Bunlar kadar ortak olmasa da, günümüz dünyasının benzer streslerini paylaşan insanların bazı ortak takıntıları var. Bunlardan yola çıkarak hayal ettiğim hapın yarısına bile yaklaşmasa da benzer etkiyi verebilecek düşünce yapılarını aktarabilmek mümkün.

Gözlemlerimde ortak nokta olarak gördüğüm bir konuyu açmak istiyorum. Günümüz insanının karar verme stresinde etken olan iki önemli unsur gözledim hep: Diğer insanlar ve zaman.

Karar verirken; toplumun, başkalarının, arkadaşlarınızın, ailenizin, çevrenizin kararlarınız hakkında ne düşüneceği, nasıl tepkiler vereceği meselesi insan hayatında isteklerin önüne engel koyabilecek büyüklükte bir stres oluşturabiliyor. Dahası, bir yandan bazı insanlar gerçekten yanlarındakinin işine umarsızca burnunu sokma huyuna sahipken, bunlar dışında kalan bütün herkesin de aynı huya sahip olduğu yanılsamasına kapılabilirsiniz.

Nasreddin Hoca birçok konuyu güzelce anlattığı gibi bunu da anlatır. Hoca bir gün ufak oğluyla beraber yola çıkıyor. Yanlarında eşekleri de var. Çocuk küçük, yürürken yorulmasın diye eşeğe çocuğu bindiriyor, kendisi de yanlarında yürüyor. O sırada yoldan geçen biri diyor ki “ayıp değil mi ufacık çocuk eşeğin üzerinde gezerken senin gibi yaşlı başlı adam yürüyerek gidiyor?”. Hoca da bunun üzerine çocuğu eşekten indirip kendisi biniyor. Bir süre sonra başka biri “hoca hoca yakışıyor mu sana ufacık çocuğu yürütüp kendin eşeğe binmek?” diye serzeniyor. Hoca bu kez çocuğu da yanına, eşeğin üzerine alıyor. Bir süre sonra başka biri, “Hocam yazıklar olsun eşeğin üzerine iki kişi birden binmişsiniz günah değil mi eşeğe yaptığınız eziyettir” diyor.

Hoca’nın bu hikayesindeki hisse şudur ki, herkesi mutlu etmeniz mümkün değildir. Daha da önemlisi, tamamen sizi ilgilendiren konularda bile insanların çeneleri kapanmak bilmez, her zaman konuşacaklar ve birbirlerinden farklı şeyler söyleyecekler. Bunları kaale almamalısınız ve bu sığ düşünce kırıntıları bir kulağınızdan girip ötekinden çıkmalı. Yoksa yaşam boyu yerinizde sayarsınız.

Hayatın amacı her önünüze çıkan insanın sizi sevmesi ve takdir etmesi için yaşamınızı kabul görmüş merkezi bir otoriteye bağlamak değildir. Böyle zamanlarda, kimseyi dinlememek en büyük erdemdir.

Bir gün içinizden gelen ses, zihninizdeki düşünceler, dışarıdan gelen sesler ve fikirleri bastırıyorsa, kendi yaşam koçunuz oldunuz demektir. Kendinize güvenin, içgüdülerinize, birikimlerinize, sezgilerinize güvenin ve bunların doğrultusunda yaşayın.

Bu, işin “diğer insanlar” kısmıydı. İkinci stres kaynağımız ise dikkatimizi zamanın akıp gidiyor oluşuna vermek. Herhangi bir iş yaparken, yemek yaparken, spor yaparken, kitap yazarken, film izlerken, mailleşirken, her ne yapıyor olursanız olun; dikkatiniz zamanın akıp gidiyor oluşundaysa ve bundan endişeleniyorsanız ne yaptığınız yemek birşeye benzer, ne yazdığınız kitap kitaba benzer, ne de geçirdiğiniz zamanın kalitesinden söz edilebilir.

Zamanın akmasını engelleyemedeğimizi peşinen kabul ederek dkkatimizi başka biryere vermek zorundayız. İnsanın değiştiremeyeceği üç beş şeyi değiştirmek uğruna yaşamını harcaması kadar büyük bir hata düşünemiyorum. Kişi böyle şeylerle uğraşıp sonuç alamadıkça kendine olan saygısını yitirir ve bu saygısızlığı tüm dünyaya bulaştırır.

Bırakın zaman aksın. İster uyuyor olun, ister eğleniyor olun, ister çalışıyor olun; insanoğlunun bu ölümlü bedeni için bazı fiziksel sınırlar var. İnsanın birçok alanda sonsuz kabiliyet sahibi olduğuna inanan biri bunu söylüyorsa herhalde bir bildiği vardır.

Çevrem ben şöyle yaparsam ne der, nasıl davranır düşüncesi ile eyvah zaman akıp gidiyor düşüncesi arasında kalmış bir yaşamla; bunların arasına sıkışmamış bir yaşam arasında farksız bir nokta neredeyse yoktur. Neredeyse tamamen farklı iki yaşamdır bunlar. Sağlıklı olan elbette ikincisidir.

Herkese iyi bayramlar dilerim.

'Diğer insanlar ve zaman' başlıklı yazıya 5 yorum yapılmış.

  1. Goddess Artemis diyor ki:

    “Başkaları ne der?” diye düşünerek yaşamak ya da “Acele etmeliyim, yoksa yapamam, yetiştiremem!” diye düşünerek yaşamak; cennet gibi yaşanabilecek bir hayatı cehenneme çevirmekten başka bir şey değildir. Oysa, Wilhelm Reich‘in anlatmaya/benimsetmeye çalıştığı gibi “sevgi ve bilgi” hayatımızın temelini oluşturursa; çok daha güzel bir ömür yaşarız.

    Hem ne demişti Jean Paul Sartre? “L’Enfer c’est les autres” [Cehennem başkalarıdır (diğer insanlardır)]

  2. Ali diyor ki:

    çok güzel bi yazı teşekürler

  3. Askerlikte ve yaşamda sonu beklemek Osman S Börütecene diyor ki:

    […] Sonra bugün askerde olsam ve o son günleri, son haftaları, son bir ayı yaşıyor olsam diye düşündüm. Yine aynı sıkıntı içinde olur muydum? Olmazdım gibi geliyor bana. İnsanoğlunun zamana dair tuhaf endişesini yakın zamanlı bir iki yazımda biraz değerlendirmeye çalıştım, bu da aynı kategoriye giriyor: Diğer insanlar ve zaman, Sürekli bir dakika sonrasını beklemek, Düşünce süreçlerine gereken zamanı tanımak. […]

  4. Uğur SAMSA diyor ki:

    Yine güzel bir yazı. Ben de birinci örnekteki insanlardanım sanırım. Herkesi mutlu edemeyiz ama mutlu etmek istediğimiz (sözünü dinlediğimiz) insanlar mutlaka olacaktır. “Herkesi mutlu edemeyiz” cümlesindeki herkesin içinde bu kişiler yok değil mi?

  5. Osman Seyit Börütecene diyor ki:

    Hem var hem yok. Mutlu etmek istediğimiz insanlar bazen gerçekten mutlu etmek istediğimiz insanlar olur. Bazen de kişisel sorumluluklarımızı üstlenmek yerine onların hoşuna gideceğini sandığımız yönde karar vermek bizim karar zahmetimizi azaltır.

    Zaten bunun ayrımı şöyle de yapılabilir: Birini mutlu etmek istiyorsan, bu senin hayatını nasıl yaşadığınla alakalı bir mutluluk kaynağı olmak zorunda değil. Bu bağlamda, bu noktada bir yanılsama var.

    Örneklemek gerekirse; karımı mutlu etmek istiyorum ve haftasonu liseden arkadaşlarımla içmeye gitmezsem mutlu olur diye dışarı çıkmaktan vazgeçiyorum. Oysa karımın mutluluk açısından beklentisi sadece haftada birkaç gün akşam eve gelirken ona çiçek getirmem.

    Gerçekte haftasonu dışarı çıkmak istemiyorum ve buna bir sebep bulmam lazım. Kararın sorumluluğunu üzerimden atabilmek için diyorum ki; “haftasonu arkadaşlarımla içmeye gitmezsem karım mutlu olur”. Böylece kararı ben vermemiş gibi hissediyorum kendimi. Oysa bu karar ve karımın istekleri arasında bir bağlantı yok. Onun bu biçimde mutlu olacağını uyduran benim.

    Mutlu etmek istediğimiz insanların isteklerine göre yaşamak deyince işin bu kısmını düşünmek lazım.

Siz de fikrinizi belirtin

Merhaba!

osman

Site İçi Arama

Sayfalar

Arşiv

RSS

Site Map

Sosyal Mevzular

Standartlar