<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Osman S Börütecene &#187; kişisel gelişim</title>
	<atom:link href="http://osman.borutecene.com/category/kisisel-gelisim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://osman.borutecene.com</link>
	<description>alemlerin aslı hayaldir</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 12:22:21 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İyi bir mevki beklentisi ve toplum korkusu</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/iyi-bir-mevki-beklentisi-ve-toplum-korkusu/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/iyi-bir-mevki-beklentisi-ve-toplum-korkusu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 13:14:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[yanılgı]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı süreç]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam koçluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kamyon.wordpress.com/2008/09/07/iyi-bir-mevki-beklentisi-ve-toplum-korkusu/</guid>
		<description><![CDATA[Bir önceki iyi bir mevki sahibi olmak başlıklı yazıma birçok tepki aldım. Konuyu biraz daha pekiştirmek adına yazmak ihtiyacı hissettim.
Bir önceki yazıyı özetlemek gerekirse, kısaca şunu söylüyorum: Günümüzde insanların hayatta gelmek istedikleri yeri insanlar kendileri belirlemiyor. Bunu toplum belirliyor. Görünürde bu böyle, ancak işin acıklı tarafı şu ki, bunu belirleyen toplum da gerçek de yok. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki <a href="http://osmanborutecene.blogspot.com/2008/09/iyi-bir-mevki-sahibi-olmak-ne-demek.html">iyi bir mevki sahibi olmak</a> başlıklı yazıma birçok tepki aldım. Konuyu biraz daha pekiştirmek adına yazmak ihtiyacı hissettim.</p>
<p>Bir önceki yazıyı özetlemek gerekirse, kısaca şunu söylüyorum: Günümüzde insanların hayatta gelmek istedikleri yeri insanlar kendileri belirlemiyor. Bunu toplum belirliyor. Görünürde bu böyle, ancak işin acıklı tarafı şu ki, bunu belirleyen toplum da gerçek de yok. Yani iyi bir mevki sahibi olmak isteyen ve o iyi mevkinin ne olduğunu anlamak için toplumun düşüncelerinden yola çıkan biri iki kere yanılıyor. Birincisi, toplumun söylediği genelde zaten doğru değildir. Doğru olsaydı herkes iyi bir mevki sahibi olurdu. Ayrıca Einstein&#8217;ın ve daha bir çok başarılı ve zeki insanın da bize hatırlattığı üzere, toplumsal görüş zamanında bizlere dünyanın düz olduğunu söylemiştir.</p>
<p>Hitler&#8217;i toplum iktidara getirmiştir, AKP&#8217;yi toplum iktidara getirmiştir. Bush hükümetini toplum iktidara getirmiştir. Bireylerin teker teker düşünceleri farklıdır, toplum olarak biraraya geldiklerinde ifade ettikleri düşünceler bambaşkadır. Bu çoğunlukla böyle olagelmiştir.</p>
<p>İkinci büyük hata ise, toplum ne düşünüyor sorusundan yola çıkarak bir karar vermeye çalışan birey bu sorunun cevabına gerçekte ulaşamaz ve toplumun, sorduğu soru hakkında zannettiği cevabına göre hareket eder. Biraz daha açıklayalım.</p>
<p>Adamın biri prestijli bir araba satın almak istiyor. Ve buna karar vermek için toplumun gözünde hangi arabanın daha prestijli olduğunu bilmesi gerek. Bu adam iki yerde yanılgıya düşüyor. Birincisi toplumun prestijli araba görüşüne göre hareket ederek kendi mutluluğunu, kendi olası gerçek isteklerini ve dolayısıyla huzurunu hiçe sayıyor, bu keyiften feragat ediyor. İkincisi ise, toplumun bu konudaki gerçek fikrine erişmesi mümkün olmadığından toplumun görüşü olduğunu zannettiği ama tamamen kendi aklından ve algısından yola çıkarak uydurduğu bir görüş doğrultusunda bir marka kararı veriyor.</p>
<p>Bu insanın bırakın iyi bir mevkiye gelmeyi, dünyanın kralı bile olsa mutlu olması mümkün değildir. Kaldı ki böyle bir insan dünyaya kral falan da olamaz çünkü başarılı hiçbir hükümdar aklına her şeyden önce çoğunluğun ne düşündüğünü getirmez. Doğru olanın ne olduğuna bakmaya çalışır.</p>
<p>Biliyorum bir Pazar günü için biraz ağır bir konu ve ağır bir yazı oldu. Bir yandan da kısa bir zamana sığdırmaya çalışıyorum, ne demek istediğimi hala daha iyi bir biçimde anlatamamış olabilirim. En doğrusu anlatana kadar devam etmek olacak.
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/iyi-bir-mevki-sahibi-olmak-ne-demek/" rel="bookmark" title="1 September 2008">İyi bir mevki sahibi olmak ne demek?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/the-secretin-yankilari-suruyor/" rel="bookmark" title="26 August 2007">The Secret&#8217;ın yankıları sürüyor</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/tanriyla-basbasa-kalmak/" rel="bookmark" title="24 April 2007">Tanrı&#8217;yla Başbaşa Kalmak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/diger-insanlar-ve-zaman/" rel="bookmark" title="12 October 2007">Diğer insanlar ve zaman</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 5.158 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/din-nedir-ne-degildir/" rel="bookmark" title="8 June 2007">Din Nedir, Ne Değildir?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/daha-temiz-bir-internet-icin/" rel="bookmark" title="21 December 2006">Daha Temiz Bir İnternet İçin</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/yaz-mevsiminde-ask-tavsiyeleri/" rel="bookmark" title="30 June 2007">Yaz mevsiminde aşk tavsiyeleri</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/verinin-yeniden-kullanilabilirligi/" rel="bookmark" title="25 May 2007">Verinin Yeniden Kullanılabilirliği</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 45.325 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/iyi-bir-mevki-beklentisi-ve-toplum-korkusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyi bir mevki sahibi olmak ne demek?</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/iyi-bir-mevki-sahibi-olmak-ne-demek/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/iyi-bir-mevki-sahibi-olmak-ne-demek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2008 15:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[istek]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel değişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kamyon.wordpress.com/2008/09/01/iyi-bir-mevki-sahibi-olmak-ne-demek/</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta genç bir arkadaşımdan aldığım bir mailden yola çıkarak aklıma gelen bir konu oldu bu. Bir süredir üzerine yazmayı düşündüğüm bir şeydi, bu konudaki fikirlerimin en azından bir kısmını şimdi yazmak istedim.
İyi bir mevki sahibi olmak, çoğu insanın şuursuz isteklerinden biridir. Şuursuz diyorum çünkü iyi bir mevki sahibi olmaktan bahsedilir ancak bunun tanımı ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta genç bir arkadaşımdan aldığım bir mailden yola çıkarak aklıma gelen bir konu oldu bu. Bir süredir üzerine yazmayı düşündüğüm bir şeydi, bu konudaki fikirlerimin en azından bir kısmını şimdi yazmak istedim.</p>
<p>İyi bir mevki sahibi olmak, çoğu insanın şuursuz isteklerinden biridir. Şuursuz diyorum çünkü iyi bir mevki sahibi olmaktan bahsedilir ancak bunun tanımı ya hiç yapılmaz ya da o mevkiye dair pek bir şey anlatmayacak biçimde, muallakta kalacak biçimde yapılır.</p>
<p>Günümüzde hem ülkemizde, hem de tüm dünyada, kelimenin tam anlamıyla iyi bir mevki sahibi olan birçok hayat kadını var. Hepsinin birden fazla evi ve arabası var. Hepsi, torunlarına yetecek kadar büyük bir mal varlığını garanti altına almış durumdalar. Ayrıca bu bahsettiğim hayat kadınları birilerinin metresi falan değil. Gayet profesyonel hayat kadınlığından bahsediyorum.</p>
<p>İyi bir mevki sahibi olmak deyiminin karşılığı muallakta kalınca ve iyice tanımlanmayınca, bu hayat kadınlarının gerçekten iyi birer mevki sahibi olduğunu kabul etmek zorundayız. Dolayısıyla iyi mevki ifadesinin şimdiki yaygın tanımından (tanımsızlığından) yola çıkarak bu hayat kadınlarını çocuklarımıza rahatlıkla örnek olarak gösterebilmemiz lazım.</p>
<p>Zihnimiz yeteri kadar açıldıysa konuya girelim. İyi bir mevki sahibi olmak toplum tarafından itibar gören bir meslek sahibi olmak anlamında kullanılıyor. Büyük bir şirkette genel müdürlük, orta büyüklükte bir işletmenin sahibi olmak, üniversitede öğretim üyesi olmak, milletvekili ya da bakan olmak vs. bunlar hep iyi birer mevki sahibi olmanın örnekleri.</p>
<p>Sorun şu ki, bu iyi mevkilerden kişinin ne tür bir çıkarı oluyor ve hayattan aldığı zevk ne derece &#8220;iyi bir mevki sahibi olmak&#8221; fiilini gerçekleştirmiş olmaktan öteye gidiyor bu bir tartışma konusu.</p>
<p>Ben kendi iyi mevki tanımımı yapmak istiyorum. Daha doğrusu benim halen böyle bir tanımım var da onu paylaşacağım. Bence iyi bir mevki, hayatını kazanmak üzere yaptığın işin mekanlarla ve coğrafyayla sınırlı olmadığı bir durumdur. Bu bağlamda bir pilot iyi bir mevki sahibi midir? Tabii ki hayır çünkü gideceği yerleri kendisi seçmiyor. Ben seçim hakkımızın çoğaldığı bir yapıdan bahsediyorum. Yani bana göre eğer ben ihtiyaç duyduğum ya da istediğim anda başka bir şehre ya da ülkeye gidebiliyor ve orada istediğim kadar kalabiliyorsam iyi bir mevki sahibiyim demektir. Büyük bir şirkete genel müdür olarak bunu başaramam. Çok sayıda iyi büyük şirket genel müdürü tanıyorum. Hiçbir yere gidemiyorlar. Kullanacakları arabayı seçebilen çok az. Ailelerine, arkadaşlarına ayıracakları zamana karar verebileni hiç yok.</p>
<p>Bence iyi bir mevki sahibi olmak özgür olabilmek demektir. Bu tanımı yapmak birçoğumuz için zor çünkü yaşadığımız dünyada özgür olmak, seçim yapmak gibi şeylere gelene kadar günlük yaşamını zorlukla sürdüren çok sayıda insan var. O nedenle bu konudaki iyi mevki tanımımızı adım adım geliştirmek zorundayız (çoğunluğa hitap edebilmek açısından). Yiyecek ekmek bulamayanların büyük ölçüde bu yazıya da henüz erişemediklerini hesaplıyorum. O nedenle biraz daha yukarıdan başlayalım.</p>
<p>İyi bir mevki tanımı genelde maalesef başkalarının sizi nasıl değerlendireceği üzerine kuruluyor. Dahası bu tanım, iyi mevkide olmayanların sizi nasıl değerlendireceği üzerine kuruluyor. Yani burada hatalı ve insanı mutsuzluğa sürükleyecek bir mantık var. Formüle edelim:</p>
<blockquote><p>Asla iyi bir mevki sahibi olamayacak insanların beni iyi bir mevkide görmelerini istiyorum.</p></blockquote>
<p>Başlangıçta kulağa tuhaf gelebilir, göze tuhaf görünebilir ama soyut bir iyi mevki tanımı yapan birçok kişinin bu kirterlerden yola çıktığını gözleyebilirsiniz. Başkalarını bırakın, kendinize bakın. Hayalinizdeki iyi mevki üzerine düşünürken bunu başkalarından uzak biçimde düşünebiliyor musunuz? Mesela güzellik kraliçesi olacaksın ve o andan sonraki yaşamın muhteşem bir yaşam olacak ama kimseler bunu görmeyecek. Bu haliyle o iyi mevki seni mutlu ediyor mu?</p>
<p>Bence etmeli. Eğer etmiyorsa iyi mevki tanımında bir sorun var demektir. İyi bir mevki sahibi olmak isterken bu istek ve bu isteğin tanımı ne kadar size ait? Ne kadar başkalarına ait? Ne kadarı sizin kendi doğanız ve istekleriniz doğrultusunda şekilleniyor, ne kadarı toplum içinde &#8220;olması gerektiğine&#8221; karar verilmiş istekleri içeriyor?</p>
<p>Bunlar, bir gün o iyi mevkiye geldiğinizde (ki ben geleceğinize inanıyorum) mutlu olup olmayacağınızın erken göstergeleridir. Bu nedenle birçok iyi mevki sahibi insan ruh doktorlarına taşınıyor. Dertleri her şeye sahip olup hayatın anlamsız hale gelmesi değil. Her şeye sahip olmak insanı tek başına ruh hastası yapmaz. Mesele, geldikleri noktanın yıllarca hayal ettikleri nokta kadar büyük ve keyif verici olmaması.</p>
<p>Eninde sonunda bu işin ucunda yatan şey, hayal kurarken ve plan yaparken yeteri kadar detaylandırmamak. İnsan detaylandıramıyor çünkü hayallerini neredeyse tamamen bir şeyin (kaptanlığın, pilotluğun, başbakanlığın, futbolculuğun, genel müdürlüğün, yani kısaca o iyi mevkinin) dışarıdan görünen tarafını malzeme olarak alıp onun üzerine hayaller kuruyor.</p>
<p>İşin içine derinlemesine girip hayallerini ve planlarını buna göre şekillendirenlere bir sözüm yok ama bu insanlar milyonda birdir.</p>
<p>Peki neden böyle oluyor? Neden insan kendi istekleri üzerinde bu kadar muallakta? Bu kadar belirsizlik içinde ve daha sı tam olarak farkında değil? Bunu başka bir yazıda ayrıca ele alacağım.
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/iyi-bir-mevki-beklentisi-ve-toplum-korkusu/" rel="bookmark" title="7 September 2008">İyi bir mevki beklentisi ve toplum korkusu</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kadina-yonelik-siddete-karsi-uluslararasi-mucadele-ve-dayanisma-gunu/" rel="bookmark" title="26 November 2007">Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/icerik-hirsizligina-kafa-yordum-ve-onemli-sonuclara-ulastim/" rel="bookmark" title="24 November 2008">İçerik hırsızlığına kafa yordum ve önemli sonuçlara ulaştım</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/turkce-icerik-acisindan-sosyal-aglar-social-networking-ve-social-bookmarking/" rel="bookmark" title="4 March 2007">Türkçe İçerik Açısından Sosyal Ağlar (Social Networking ve Social Bookmarking)</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 5.333 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/sagir-odada-dikkatimi-ceken-sembolizm/" rel="bookmark" title="13 May 2007">Sağır Oda&#8217;da Dikkatimi Çeken Sembolizm</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/televizyonun-yerini-internet-alinca/" rel="bookmark" title="20 December 2006">Televizyonun Yerini Internet Alınca</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/erisilebilir-web-siteleri-yapmak/" rel="bookmark" title="1 December 2006">Erişilebilir Web Siteleri Yapmak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/pazar-yazisi/" rel="bookmark" title="12 August 2007">Pazar yazısı</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 49.391 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/iyi-bir-mevki-sahibi-olmak-ne-demek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Borderline konulu yazımın yorumlarından bir alıntı</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/borderline-konulu-yazimin-yorumlarindan-bir-alinti/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/borderline-konulu-yazimin-yorumlarindan-bir-alinti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 16:27:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[borderline]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel değişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sınır kişilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kamyon.wordpress.com/2008/06/29/borderline-konulu-yazimin-yorumlarindan-bir-alinti/</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yıl yazdığım Sınır (Borderline) Kişilik Bozukluğu başlıklı yazım bir yıl boyunca büyük ilgi görmüştü ve hala da ilgi görmeye devam ediyor. Bugün o başlık altına yazdığım yorumlardan birkaçını diyalog halinde paylaşmak istiyorum, önemli bir konu bu.
Osman Seyit Börütecene diyor ki:      29 June 2008 13:00
arkadaşlar merhaba, yorumlarınızla bu başlığı zenginleştirdiğiniz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl yazdığım <a href="http://osman.borutecene.com/sinir-borderline-kisilik-bozuklugu/" rel="bookmark" title="Sınır (Borderline) Kişilik Bozukluğu">Sınır (Borderline) Kişilik Bozukluğu</a> başlıklı yazım bir yıl boyunca büyük ilgi görmüştü ve hala da ilgi görmeye devam ediyor. Bugün o başlık altına yazdığım yorumlardan birkaçını diyalog halinde paylaşmak istiyorum, önemli bir konu bu.</p>
<blockquote><li class=""><cite>Osman Seyit Börütecene</cite> diyor ki:     <br /> <a href="http://osman.borutecene.com/sinir-borderline-kisilik-bozuklugu/#comment-7840" title="">29 June 2008 13:00</a>
<p>arkadaşlar merhaba, yorumlarınızla bu başlığı zenginleştirdiğiniz için hepinize tek tek teşekkür ederim. az sonra bahsedeceğim önemli konuyu ayrıca bir yazı olarak da ele alacağım ama buraya da acilen yorum olarak girmek istiyorum.</p>
<p>şimdi, özellikle riverboy ve nicky’ye (söyleyeceklerim herkes için geçerli): arkadaşlar, hayatınıza giren insanları bıktırmak, bezdirmek, üzmek gibi şeyler yapmış olabilirsiniz. gerek rahatsızlığınızdan gerekse başka nedenlerden böyle şeyler yaşanmış olabilir.</p>
<p>ancak yine de kendinizi bu derece suçlamamalı ve hatayı tamamen kendinizde görmemelisiniz, bu yapacağınız en büyük yanlış olur.</p>
<p>ikili ilişkilerde zaman içinde bir sistem oluşuyor karşılıklı. ve bu sistem sadece sizin davranışlarınız sonucu ortaya çıkmıyor.</p>
<p>bakın ben size hatalı değilsiniz demiyorum. ancak çok büyük ihtimalle yine yaşadığınız rahatsızlıktan ötürü kendinizi olduğunuzdan da suçlu hissediyorsunuz.</p>
<p>bu suçluluk hissini lütfen bir kenara bırakın. başka inasnlara zarar vermiş olabilirsiniz ama bu zararın üzerinde durmak ve sadece bunu düşünmek, dahası kendinizi sadece etrafa verdiğiniz zararla tanımlamak ancak rahatsızlığınızı sürdürmenin bir parçası olabilir.</p>
<p>borderline belki de tedavisi hiç olmayan bir rahatsızlıktır. öyle bile olsa ki bence değil, siz o zaman bu rahatsızlıkla yaşamayı da öğrenebilirsiniz ancak bunun yolu asla hatalarınızın üzerinde durmak olamaz.</p>
<p>bilmiyorum ne kadar anlatabildim ve tabii ki söylemek istediklerimin tamamı bundan ibaret değil, bunu ayrıca özel olarak yazacağım ama şu suçluluk duygusunu ve “benden insan olmaz” düsturunu (sloganını) bir kenara bırakmanızı rica ediyorum.</p>
<p>bunun hepinizdeki yansıması aynı değil o nedenle yukarıda yazdığım birçoğunuza sert görünmüş olabilir ancak işin bir de böyle bir boyutu var, teşhisler kişilerin kendilerini nasıl hissettiklerine ve davranışlarına yansıyor ve ardından başkalarının hataları da o insanların hataları oluveriyor.</p>
<p>ne kadar öyle değilmiş gibi görünse de buna mahal vermeyin.</p>
<p>bahsettiğim yazıyı yazdıktan sonra linkini de buraya vereceğim. herkese sevgiler, harika bir pazar ve harika bir hafta geçirmenizi dilerim. </p>
</li>
<li class="alt">    <cite>nicky</cite> diyor ki:     <br /> <a href="http://osman.borutecene.com/sinir-borderline-kisilik-bozuklugu/#comment-7843" title="">29 June 2008 14:51</a>
<p>Osman seyit bey<br />“bu suçluluk hissini lütfen bir kenara bırakın. başka inasnlara zarar vermiş olabilirsiniz ama bu zararın üzerinde durmak ve sadece bunu düşünmek, dahası kendinizi sadece etrafa verdiğiniz zararla tanımlamak ancak rahatsızlığınızı sürdürmenin bir parçası olabilir.</p>
<p>”<br />diyorsunuz. Çok doğru ancak esas problem de burada zaten.Bu suçluluk duygusu nasıl bir kenara bırakılır? Ego zayıflıgı problemi var. Bunun için psikiyatri ne tür yaklaşımlar öneriyor?Kendi kendine telkin işe yarar mı? Örneğin ” kendimi seviyorum” vs gibi.Kişilikteki şuur altı seviyedeki parçalanma nasıl birleştirilir? teşekkürler. </p>
</li>
<li class="alt">    <cite>Osman Seyit Börütecene</cite> diyor ki:     <br /> <a href="http://osman.borutecene.com/sinir-borderline-kisilik-bozuklugu/#comment-7846" title="">29 June 2008 15:40</a>
<p>nicky: psikiyatri bu konuda pek bir yaklaşım önermiyor çünkü psikiyatri suçluluk duygusunu pek kabul etmiyor. elbette yaklaşımları bu kadar keskin değil ama ben böyle özetliyorum.</p>
<p>suçluluk duygusuna dışarıdan bir çare arayacaksak bunu psikiyatriden değil psikolojiden ve psikoterapiden aramalıyız. aynısı kişilikte şuur altı seviyedeki parçalanma olarak adlandırdığınız şey için de geçerli. </p>
</li>
<li class="">    <cite>nicky</cite> diyor ki:     <br /> <a href="http://osman.borutecene.com/sinir-borderline-kisilik-bozuklugu/#comment-7849" title="">29 June 2008 16:32</a>
<p>Valla vakit varsa bu konuda bilmek istediğim şeyler vardı..Psikiyatri konusunun biraz cahiliyim de..Aslında psikiyatri ne öneriyor derken psikoloji ve psikoterapi yi de kast ediyordum. Siz bunları farklı koyunca bu konuda birşey bilmediğimi anladım. Psikoterapi Psikiyatri nin kullandığı yöntemlerden biri değilimidir yani? kusura bakmayın. tekrar soruyorum. çok şaşırdım da. O zaman bir psikoloğa gitsek bu konuların analizi için yardımcı olabilir mi? Ben yung yaklaşımı ile çok ilgiliyim. Bu konuda çalışma yapanlar var mı acaba?O zaman psikiyatri bu yöntemlerin hiçbirini mi kullanmıyor?Yani sadece ilaç tedavisi ile mi ilgili..</p>
<p> teşekkürler. </p>
</li>
<li class="alt">    <cite>Osman Seyit Börütecene</cite> diyor ki:     <br /> <a href="http://osman.borutecene.com/sinir-borderline-kisilik-bozuklugu/#comment-7850" title="">29 June 2008 17:01</a>
<p>nicky: popüler açıdan bakacak olursak psikiyatri dünyası ile psikoterapi dünyası çatışır durumdalar.</p>
<p>psikoterapi uygulayan psikiyatristler var. bunlara örnek olarak türkiye’de en meşhur isim cem mumcu olacaktır sanırım.</p>
<p>ancak psikoterapinin özünde ilaç diye bir şey yok. ilaç diye bir şey yok demek salt psikiyatristler ilaç yazabilir ama psikologlar ilaç yazamaz anlamında değil.</p>
<p>psikoterapi, psikiyatriden farklı olarak aslında oldukça metafizik bir şey. bilimsel bir yönü yok, burada bilimsellikten ölçülebilirliği kastediyoruz.</p>
<p>teorik alanda bir psikanalist antidepresanlara inanmamaz mesela, inanmamalıdır da. çünkü depresyonun tıbbi açıklamasına inanmamalıdır.</p>
<p>bu konuda konuştukça daha da kafa karıştırabileceğimin farkındayım ancak sırf bu nedenden ötürü susmak da bir işe yaramaz.</p>
<p>dünyada birçok psikiyatrist psikoterapiyi reddediyor. örneğin türkiye’de arif verimli, psikoterapinin safsata olduğunu söyleyecek kadar ileri gidebiliyor. evet, kendisi saygı sınırlarını da aşarak terbiyesizce yapıyor bunu. ve dünya çapında bu tip insanlardan çok var. bence burada en büyük sorun, bu tür terbiyesizlikleri yapan doktorların sosyal bilimlerden anlamamaları.</p>
<p>bir psikolog bahsettiğiniz konuların analizi için size yardımcı olabilir. bu konuda çalışmalar yapanlar var. psikiyatri bu yöntemleri kullanıyor ancak onlar için ilaç tedavisi birincil. yani psikiyatrinin kuramında siz beyin kimyanızdaki bir bozukluk nedeniyle böylesiniz. ama psikoterapinin kuramında siz, çatışmalı düşünceleriniz nedeniyle böylesiniz.</p>
<p>bu anlattıklarımın hepsi ancak bir özet olarak adlandırılabilir. daha detaylı bilgi için ise birkaç kitap tavsiye edeyim:</p>
<p>saffet murat tura &#8211; freud’dan lacan’a psikanaliz<br />irvin yalom &#8211; bağışlanan terapi<br />engin geçtan &#8211; insan olmak</p>
<p>başlangıç için bu üç kitap sizin bu konudaki algınızı geliştirecek ve ufkunuzu genişletecektir.</p>
</li>
</blockquote>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/buda-ve-sartrein-ortak-yonu/" rel="bookmark" title="2 July 2007">Buda ve Sartre&#8217;ın ortak yönü</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/baklayi-agzimdan-cikariyorum-yasam-kocu-bir-tur-terapisttir/" rel="bookmark" title="12 January 2008">Baklayı ağzımdan çıkarıyorum; yaşam koçu bir tür terapisttir</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/korku-sucluluk-endise/" rel="bookmark" title="5 October 2007">Korku, suçluluk, endişe</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/microsoftun-antivirus-yazilimi-mailleri-siliyor/" rel="bookmark" title="10 March 2007">Microsoft&#8217;un Antivirus Yazılımı Mailleri Siliyor</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 5.229 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/oss-mesleki-egilim-ve-insan-kaynaklari/" rel="bookmark" title="30 May 2007">ÖSS, Mesleki Eğilim ve İnsan Kaynakları</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/ezberi-bozmak/" rel="bookmark" title="17 June 2007">Ezberi Bozmak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/2012ye-dogru-acik-kaynak-acik-toplum/" rel="bookmark" title="13 June 2007">2012&#8242;ye Doğru Açık Kaynak, Açık Toplum</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/peki-bu-bilgi-gercek-hayatta-ne-isime-yarayacak/" rel="bookmark" title="23 June 2008">Peki bu bilgi gerçek hayatta ne işime yarayacak?</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 47.367 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/borderline-konulu-yazimin-yorumlarindan-bir-alinti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Liderlik, yol göstericilik?</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/liderlik-yol-gostericilik/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/liderlik-yol-gostericilik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:26:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kamyon.wordpress.com/2008/06/27/liderlik-yol-gostericilik/</guid>
		<description><![CDATA[Mert Ulaş, Komutanlık başlıklı kısa bir yazıda liderlik kavramını hatırlatmış.
Liderlik konusunda bir yazı yazmıştım ben de bir süre önce. Onun yazdıkları aklıma bu yazıyı getirdi. Ama birde lisan üzerinden düşünelim istedim.
Liderlik, İngilizce&#8217;de &#8216;leadership&#8217; ve lider yani &#8216;leader&#8217;, zaten yol gösteren demek. Yöneten değil de yönelten anlamında bir kelime.
Askerlikteki komutanlık ise liderlikten farklı olarak tamamen Türkçe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mert Ulaş, <a href="http://mertulas.blogspot.com/2008/06/komutanlk.html">Komutanlık başlıklı kısa bir yazıda</a> liderlik kavramını hatırlatmış.</p>
<p><a href="http://osman.borutecene.com/liderlik-dogruyu-soylemek-ve-yapmak-degildir/">Liderlik konusunda bir yazı</a> yazmıştım ben de bir süre önce. Onun yazdıkları aklıma bu yazıyı getirdi. Ama birde lisan üzerinden düşünelim istedim.</p>
<p>Liderlik, İngilizce&#8217;de &#8216;leadership&#8217; ve lider yani &#8216;leader&#8217;, zaten yol gösteren demek. Yöneten değil de yönelten anlamında bir kelime.</p>
<p>Askerlikteki komutanlık ise liderlikten farklı olarak tamamen Türkçe bir kelime ve komut vermek, komut veren kişi anlamında.</p>
<p>Bu bağlamda bizde kültürel olarak yol göstericilik pek yok. Biz daha ziyade emir veren, komut veren kişi anlamında bir kelime kullanıyoruz.</p>
<p>Askerlik için de, TSK&#8217;da lider yetiştirmek konusunda bir çaba olduğunu ben askerlik (2002) zamanımdan biliyorum. Orada amaç tek bir erin yalnız başınayken de doğru kararı vermesini sağlamak ve bir komutanın varlığının belirmesini beklememek.</p>
<p>Elbette askerlik söz konusu olunca işler değişiyor çünkü ordu bir kurum değil. Ordu bir güç. Yani orada genel geçer işletme ve organizasyon kurallarından bahsetmek pek doğru olmaz.</p>
<p>Mert&#8217;in yazısında sunduğu tanımı da bu bağlamda ele almak lazım. Şimdi diyelim ki ben birini ya da birilerini etki altına almaya ve istediklerimi yaptırmaya çalışıyorum. Bakın burada bir yol göstericilik yok ama ben yine de kendimi yol gösterici karizmasında sunarak istediklerimi yaptırabilirim.</p>
<p>Yani organizasyonel olan, işletmeye dair olan liderlikle askerliüe dair olan liderliği her zaman biraz farklı tutmak lazım. Askerlikteki liderlik bir &#8220;naif gerçekçilik&#8221; gerektirir. Her şey göründüğü ve olması gerektiği gibi kabul edilir. Bir tabura emir verirsin o tabur da emri yerine getirir. Bu çok açıktır, tartışma gerektirmez, yapılması gereken şey kesin ve bellidir.</p>
<p>Oysa demokrasilerde ve ticari işletmelerde durum tam olarak böyle değildir. Özellikle Amerikan kültüründe bir işletmede çalışan bireyi portakal sıkar gibi sıkarak tüm yeteneklerinden faydalanabilmek için işin içine bu bireyin idari yetenekleri de katılır. Liderlik özelliğini bir de bu bağlamda değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Yani liderlik bir iştir aslında, tersten tutup söylemek gerekirse o da bir hamallıktır. Bu, hem ticari hukuka hem de lisanımıza yansımıştır. Uluslararası dev bir şirketin CEO&#8217;su, kanuna göre bir işçidir çünkü bir işveren ona iş vermiştir ve o kişi de o işte çalışmaktadır.</p>
<p>Pratikte liderlik kavramı fazla işlemiyor. Popüler iş çevrelerinde feminizm gibi bir ideal liderlik kavramı. Toplantılarda, seminerlerde, konferanslarda üzerine konuşulan liderlik o konuşulan odalarda kalıyor. Tıpkı belgesel izlemek gibi. Mesela kişi kuantum üzerine bir belgesel izliyor ve izlediklerinin sadece o belgesel için geçerli olduğunu zannediyor.</p>
<p>Liderlik konusunda da teori ve pratik birbirini tutmuyor. Bu konuda sadece konuşuluyor ama bir şey yapılmıyor.</p>
<p>Bu konuda söylenecek daha da fazla şey var fakat şimdi toparlayamıyorum hepsini, zaman içinde yeniden döner yazarım.
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/fethullah-projem-buyuk-ilgi-goruyor/" rel="bookmark" title="24 November 2008">Fethullah projem büyük ilgi görüyor</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/postmodern-kelimesi-bir-terim-olarak-neyi-tanimlar-ne-anlama-gelir-ne-demektir/" rel="bookmark" title="4 December 2007">Postmodern kelimesi bir terim olarak neyi tanımlar, ne anlama gelir, ne demektir?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/devletin-tepesindeki-egitim-farklari/" rel="bookmark" title="20 December 2007">Devletin tepesindeki eğitim farkları</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/liderlik-dogruyu-soylemek-ve-yapmak-degildir/" rel="bookmark" title="13 January 2008">Liderlik doğruyu söylemek ve yapmak değildir</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 209.770 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/turban-serbest-birakilmali/" rel="bookmark" title="6 December 2007">Türban serbest bırakılmalı</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/blog-furyasi-ne-yazacaksiniz/" rel="bookmark" title="3 December 2006">Blog Furyası: Ne Yazacaksınız?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/milliyet-cahilligiyle-rezil-oldu/" rel="bookmark" title="26 October 2008">Milliyet cahilliğiyle rezil oldu</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/dis-mihrak-gercekte-ne-demek/" rel="bookmark" title="18 May 2007">Dış Mihrak Gerçekte Ne Demek?</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 55.713 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/liderlik-yol-gostericilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kestane kebap, acele kuantum</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/kestane-kebap-acele-kuantum/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/kestane-kebap-acele-kuantum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 11:33:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel değişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam danışmanlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/kestane-kebap-acele-kuantum/</guid>
		<description><![CDATA[Şu çılgın atom çekirdeği parçacıkları başlıklı yazımda parçacık (kuantum) fiziğinden kısaca bahsetmiştim. Yine geçenlerde yazdığım düşünce hızında bloglamak başlıklı yazıya gelen yorumlardan birinde de kuantum hakkındaki düşüncelerimi yazmama dair bir istek vardı. Bunu bir an evvel gerçekleştireyim istedim.
Bazı konuları bekletmemin bir nedeni var. Kuantum fiziği de bu konular arasında. Bekletme nedenim ise zihnimde konuyu yeteri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://osman.borutecene.com/su-cilgin-atom-cekirdegi-parcaciklari/" rel="bookmark" title="Şu çılgın atom çekirdeği parçacıkları">Şu çılgın atom çekirdeği parçacıkları</a> başlıklı yazımda parçacık (kuantum) fiziğinden kısaca bahsetmiştim. Yine geçenlerde yazdığım <a href="http://osman.borutecene.com/dusunce-hizinda-bloglamak/" rel="bookmark" title="düşünce hızında bloglamak">düşünce hızında bloglamak</a> başlıklı yazıya gelen <a href="http://osman.borutecene.com/dusunce-hizinda-bloglamak/#comment-7370">yorumlardan birinde</a> de kuantum hakkındaki düşüncelerimi yazmama dair bir istek vardı. Bunu bir an evvel gerçekleştireyim istedim.</p>
<p>Bazı konuları bekletmemin bir nedeni var. Kuantum fiziği de bu konular arasında. Bekletme nedenim ise zihnimde konuyu yeteri kadar anlatabilir hale getirmek. Okurlarım, arkadaşlarım, danışanlarım, müşterilerim, öğrencilerim her zaman insanların zihninde yeni kapılar açabildiğimi ve birçok konuyu çok kolay anlatabildiğimi söylerler ve ben de bununla pek gururlanırım. Ancak bunun arka planında yatan bir zihinsel süreç var. Yani bir şeyi algılamasını arzuladığımız insanların zihnini onikiden vurabilmek belli bir konsantrasyonu gerektiriyor ve bu konsantrasyon zaman alan bir şey.</p>
<p>Ancak şimdi hazır hale gelmeyi beklemeden yazmayı seçeceğim (belki de hazır hale gelmiştir bile de, aması var) çünkü anlatabilmek huyumun ve kabiliyetimin içerisinde hitap ettiğim kişi ya da kişilerin önyargılarından arınması aşamasına yardımcı olmak da var ve ben bu aşamaya eskisi kadar önem veremeyeceğim.</p>
<p>Yani anlattıklarımı ve anlatacaklarımı uzun uzun ispat etmekle, kaynaklar vermekle uğraşmayacağım demek istiyorum. İnternet çağındayız, bilgiye ulaşmak önceki dönemlere nazaran çok çok kolay ve ulaşmak, teyid etmek isteyen herkesin elinde çağdaş bilim okuyabilme imkanı var.</p>
<p>Konumuza dönersek, ben kuantum fiziğini sosyal düzeyde ele alıyorum. Yani bu açıkça demek oluyor ki; nasıl ki atom çekirdeği parçacıkları olasılıklar halinde gezinirken bizim gözlemimizle maddeye dönüşüyorlarsa aynı biçimde insan zihni, insanın içinde yaşadığı koşullar, diğer olasılıklara dönüşebilme imkanına sahip.</p>
<p>Biraz daha açalım. Kuantum fiziği bize açıkça diyor ki; zihin, bilinç olmadan madde varolamaz. İçinde yaşadığımız fiziksel dünya, şimdiye kadar alıştığımızın aksine tamamen kavramlardan, fikirlerden, düşünceden oluşuyor. Şimdiki zamanda yaşadığımız, algıladığımız fiziksel gerçeklik içerisinde size inanılır gelmeyecek derecede payımız var. Bu pay bizim irademizden, isteklerimizden, düşüncelerimizden oluşuyor.</p>
<p>Hal böyle olunca bizim bunları isteğimiz doğrultusunda değiştirebilmemiz de olanaklı. Böyle bir olanak karşısında insanın şaşırmaması, afallamaması imkansız, bunu kalbul ediyorum. Ama galiba buna kendimizi alıştırsak iyi olacak.</p>
<p>Aslında olaya tersinden bakacak olursak; üzerinde hiçbir etkide bulunamadığımız bir fiziksel dünyaya alışmak da kolay bir şey değil. Yani bir önceki aşamada gerçekliğini kabul ettiğimiz durum da bir alışkanlık; şimdi benim size artık buna alışalım dediğim şey de bir alışkanlık.</p>
<p>Ben mesela denizin üzerinde yürüyemem çünkü bunu yapabileceğimi aklım almıyor. Ama bunu yapabileceğini aklı alan biri denizin üzerinde yürüyebilir.</p>
<p>Denizin üzerinde yürümekten bahsettiğim zaman da yazımın başında yaptığım uzun girizgah anlam kazanıyor artık. Çünkü istediğiniz kadar itiraz edin, istediğiniz kadar palavra gelsin, istediğiniz kadar aklınız almasın (ki az evvel açık seçik söyledim benim de aklım almıyor) ama bunun olabilirliğini kabul etmek durumundayız. Yani görüşümüz alabildiğine açık olmalı.</p>
<p>Kuantum fiziğine sosyal açıdan yaklaşan ve benim gibi yaşamınızı şekillendirebileceğinizi söyleyen başka kişi ve kurumların aksine ben alışkanlık fikri üzerinde duruyorum. Bunun altını tekrar tekrar çizmek isterim. Kuantum bilgisine dayanıp bunu atom çekirdeğini oluşturan parçacıklardan kendi yaşamımıza transfer etmek istediğimizde yapmamız gereken ilk şey bu fikre alışmaktır. Çünkü hem yapabildiklerimiz hem de yapamadıklarımız çoğunlukla yapabilmeye alışık olduğumuz ve yapamamaya alışık olduğumuz şeylerden oluşuyor.</p>
<p>Yani kuantum fiziği ve buna sosyal alanda vakıf olabilmek zihni alabildiğine açmayı gerektiren bir şey.
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/dr-quantumu-dr-quantum-yapan-nedir/" rel="bookmark" title="19 September 2007">Dr. Quantum&#8217;u Dr. Quantum yapan nedir?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/tercihli-yol-olumlu-dusunce/" rel="bookmark" title="29 June 2008">Tercihli yol: olumlu düşünce</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/su-cilgin-atom-cekirdegi-parcaciklari/" rel="bookmark" title="7 December 2007">Şu çılgın atom çekirdeği parçacıkları</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/dusunerek-yaratmak/" rel="bookmark" title="9 July 2008">Düşünerek yaratmak</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 8.112 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/bir-elimde-cimbiz-bir-elimde-ayna-bir-elimde-ulus-devlet/" rel="bookmark" title="18 April 2008">Bir elimde cımbız, bir elimde ayna, bir elimde ulus devlet</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kucuk-aga-gibi-hissetmek/" rel="bookmark" title="18 November 2007">Küçük Ağa gibi hissetmek</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/acik-kaynakli-tasarim-sureci/" rel="bookmark" title="14 December 2006">Açık Kaynaklı Tasarım Süreci</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/acik-kaynak-muhasebe-yazilimi-turquaz/" rel="bookmark" title="29 March 2007">Açık Kaynak Muhasebe Yazılımı Turquaz</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 61.679 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/kestane-kebap-acele-kuantum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Az düşünebilmek</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/az-dusunebilmek/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/az-dusunebilmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Dec 2007 22:20:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/az-dusunebilmek/</guid>
		<description><![CDATA[Hayatta birçok yanlış karar, yanlış dünya görüşü, kişinin kendi çıkarlarına aşırı aykırı davranışı vs. gibi şeyler haddinden fazla düşünmekten ileri geliyor. Bu yaşıma kadar gözlediğim en önemli şeylerden biri bu.
Çok bilen çok yanılır lafının yanına bir de çok düşünen çok yanılır diye bir söz eklemek lazım belki de. Tabii ki hayatta birçok konuda karar vermek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatta birçok yanlış karar, yanlış dünya görüşü, kişinin kendi çıkarlarına aşırı aykırı davranışı vs. gibi şeyler haddinden fazla düşünmekten ileri geliyor. Bu yaşıma kadar gözlediğim en önemli şeylerden biri bu.</p>
<p>Çok bilen çok yanılır lafının yanına bir de çok düşünen çok yanılır diye bir söz eklemek lazım belki de. Tabii ki hayatta birçok konuda karar vermek ince ince düşünmeyi gerektirir bunu reddedecek değilim ama sıkıntılı düşünceler, bir türlü karar verememek ya da birkaç ince ama küçük düşünceden yola çıkarak büyük kararlar vermek bahsettiğim zararlara örnek olarak verilebilir.</p>
<p>Hayatın her alanında ve her gün karşımıza çıkan, hepimizin içinde olan bir yanılsamayı anlatıyorum bunları söylerken. Çok düşünüyoruz. Olmadık konularda çok düşünüyoruz. Sonra da bu düşüncelerimizle kendimizi sıkıntılara sürüklüyoruz.</p>
<p>Bu mantık üzerinden hareket eden ve çok da başarılı olan bir terapi yöntemi var: Bilişsel terapi (cognitive therapy). Bu yöntem insan evladının yanlış akıl yürütme biçimlerini ele alarak bunları kişiye yakalattırıp zamanla daha aklı selim bir düşünce zincirini oturtmak üzerine kurulu ve bir hayli de işe yarıyor.</p>
<p>Böyle bir konuyu birden fazla yazıya dağıtarak ve bazı hususları ısrarla tekrar tekrar yazarak anlatmak lazım. Elbette bu, bizim konuya bir yerden başlamamızı gerektiriyor.</p>
<p>Bilişsel terapide en önemli ve en sık rastlanan yanlış düşünce biçimlerinden biri &#8220;ya hep ya hiç&#8221; düşüncesi. Buna göre kişi ya milyon dolarlara sahip olacağını ya da fakir, beş parasız kalacağını düşünebiliyor. Bu hata kavramına tartışma tekniklerinde de rastlıyoruz. Yanlış ikilem olarak Türkçeleştirebileceğimiz &#8216;false dichotomy&#8217; ya da &#8216;false dilemma&#8217;, tam da bu hatalı düşünce biçimini yansıtıyor. Bir başka deyişle buna &#8220;olmayan çelişki&#8221; de diyebiliriz.</p>
<p>Bu olmayan çelişkiye popüler bir örnek vereyim, yüz yılı aşkın bir süredir yaratılışa inananlarla evrime inananlar birbirleriyle tartışır ve her iki taraf da sadece iki ihtimal varmışcasına konuşurlar. Oysa evrim teorisinin doğru olması bir yaratıcının var olmadığı anlamına gelmez veya bir yaratıcının varlığı evrim teorisinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Bu açık gerçeğe rağmen bu konuyu tartışanlar sadece iki ihtimal varmışcasına tartışırlar: 1) Evrim teorisi doğrudur dolayısıyla bir yaratıcı yoktur. 2) Evrim teorisi yanlıştır demek ki bir yaratıcı vardır.</p>
<p>Bu her iki olasılık da bizleri mutlak bir doğruya götürmez. Sadece az önce anlattığım &#8220;ya hep ya hiç&#8221; tarzı düşünceye güzel bir örnek oluştururlar.</p>
<p>Bir başka yanlış düşünce biçimi ise her şeyi bildiğini sanmaktır. Bu duruma örnek olarak ülkemizin son aylarda içinde bulunduğu sıcak gündemi gösterebiliriz. Kuzey Irak operasyonunun yapılmasının gerekip gerekmediği, böyle bir operasyon yapılırsa &#8220;başımıza neler geleceği&#8221; gibi konularda insanlar özellikle basında &#8220;biz bunu yapamayız, imkanımız yok, çılgınlık olur, a.b.d. bizi döver&#8221; gibi her şeyi bilebildiklerini sanan (tsk&#8217;nın askeri gücü, a.b.d.&#8217;nin askeri gücü, kürtlerin askeri gücü, türkiye&#8217;nin ekonomik koşullarının tamamı vs.) bir tavırla yazılar yazdılar. Benzer bir biçimde önceki gün yaşadığımız uçak kazası faciası hakkında da gerçekte bilgiye dayanmayan ama çok şeyi bilebiliyormuşcasına konuşan insan sürülerine rastladık.</p>
<p>Bu noktaya geldikten sonra tüm bunların az düşünmekle çok düşünmekle ne alakası var diye sorabilirsiniz tabii. Çünkü verdiğim örnekler az ya da çok düşünmekten ziyade doğru ya da yanlış biçimde akıl yürüterek düşünmekle alakalı. Ancak az ya da çok düşünmek arasındaki motivasyon farkı, yani az düşünmenin ya da çok düşünmenin nedenleri arasında anksiyete, yani huzursuzluk seviyesi gibi bir unsur var. Bu anksiyete de yanlış akıl yürütme biçimlerinden kaynaklanıyor. Yani depresyon durumunda çoğu kez depresyonda olduğunuz için yanlış düşünüyor olmazsınız. Daha ziyade yanlış düşüncelerden ötürü depresyona merhaba dersiniz.</p>
<p>Bu anlattıklarımı halka malolmuş haliyle &#8220;birine kırk kere deli dersen deli olur&#8221; biçiminde özetlemek mümkün. Ancak tek fark, burada kişi kendi kendine sen delisin diyor genellikle.</p>
<p>Yani; herhangi bir olay ya da hedef karşısında &#8220;ben yapamam, beceremem, imkanlarım zayıf, filancanın bunu becermiş olması benim de becereceğim anlamına gelmez&#8221; gibi düşüncelerin ardından geliyor o anksiyete ve sıkıntı. O sıkıntı arttıkça da kişinin yanlış zihin yollarında düşünmeye devam etme süreci uzuyor. İşte o çok düşünmek dediğim şey de bu çok düşünmek.</p>
<p>Bu konuya en kısa zamanda yeniden değinmeye çalışacağım.
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/politik-ve-dini-kelimelerinin-ceviri-kullanimi/" rel="bookmark" title="26 November 2007">&#8220;politik&#8221; ve &#8220;dini&#8221; kelimelerinin çeviri kullanımı</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/maya-takvimi-ve-maya-kehaneti/" rel="bookmark" title="4 June 2007">Maya Takvimi ve Maya Kehaneti</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/az-dusunmek-2/" rel="bookmark" title="5 December 2007">Az düşünmek 2</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/youtubea-erisim-yasagi-hakkinda/" rel="bookmark" title="6 March 2007">YouTube&#8217;a Erişim Yasağı Hakkında</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 5.579 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/halkin-sesini-dortbucuk-yil-sonra-duymak/" rel="bookmark" title="5 May 2007">Halkın Sesini Dörtbuçuk Yıl Sonra Duymak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/pazarlama-hurafelerini-blog-yazarligina-uyarlamak/" rel="bookmark" title="10 July 2007">Pazarlama Hurafelerini Blog Yazarlığına Uyarlamak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/ya-sev-ya-terket/" rel="bookmark" title="8 December 2007">Ya sev ya terket!</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kisinin-kendi-cocukluguna-verecegi-ogut/" rel="bookmark" title="9 April 2007">Kişinin Kendi Çocukluğuna Vereceği Öğüt</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 60.666 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/az-dusunebilmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tipik bir psikoterapi seansı nasıl geçer?</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/tipik-bir-psikoterapi-seansi-nasil-gecer/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/tipik-bir-psikoterapi-seansi-nasil-gecer/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Nov 2007 21:18:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel değişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/tipik-bir-psikoterapi-seansi-nasil-gecer/</guid>
		<description><![CDATA[Cross-post demişken&#8230; Hayatkisa.com, 21 Mayıs 2007, Tipik Bir Psikoterapi Seansı Nasıl Geçer?
Bir psikoterapi seansı için tipik sıfatını kullanmak biraz yanlış çünkü herkes birbirine hem benzer hem de apayrıdır o yüzden bir kişinin psikoterapi seansı her zaman bir diğerininki gibi olmaz. Hatta çoğu kez farklıdır. Ama yine de herhangi bir terapi seansından bahsetmek, kısaca özetlemek, konuyu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cross-post demişken&#8230; Hayatkisa.com, 21 Mayıs 2007, <a href="http://hayatkisa.com/tipik-bir-psikoterapi-seansi-nasil-gecer/">Tipik Bir Psikoterapi Seansı Nasıl Geçer?</a></p>
<blockquote><p>Bir psikoterapi seansı için tipik sıfatını kullanmak biraz yanlış çünkü herkes birbirine hem benzer hem de apayrıdır o yüzden bir kişinin psikoterapi seansı her zaman bir diğerininki gibi olmaz. Hatta çoğu kez farklıdır. Ama yine de herhangi bir terapi seansından bahsetmek, kısaca özetlemek, konuyu merak edenler açısından merak giderici olabilir. Kişinin aklından geçen soru ise aşağı yukarı başlıkta yazdığım gibi olacaktır.</p>
<p>Eğer sıklıkla uygulandığı gibi haftada bir görüşme yapılan bir psikoterapi süreci uygulanıyorsa bazen seans yaşanan bir haftanın irdelenmesi üzerine gerçekleşebilir. Bazen de danışan kişi bir rüyasını ya da özel bir hatırasını ya da özellikle dikkatini çeken ve üzerinde durmak istediği bir olayı masaya yatırabilir.</p>
<p>Burada danışan kişinin terapinin hangi evresinde olduğu da büyük önem taşır. İlk aylar genelde insan zihninin, bilinçaltının garipliklerine, savunma mekanizmalarının yarattığı tuhaf sonuçlara ve kişinin kendisini inkar etmesi sürecine alışmakla geçer.</p>
<p>Sonraki aylarda ise kendi davranışlarını, akıl yürütüş biçimlerini, bilinçaltından gelen mesajları, bunların davranışlarına yansıyış biçimlerine iyi kötü tanımaya başlayan danışan kendi psikoterapisinin ve dolayısıyla kendi yaşamının kontrolunu biraz daha ele almış olur.</p>
<p><a href="http://hayatkisa.com/yakin-arkadaslariniz-terapistinizin-yerini-tutar-mi/" rel="bookmark">Yakın Arkadaşlarınız Terapistinizin Yerini Tutar Mı?</a> başlıklı yazımda da değindiğim gibi psikoterapist danışan kişinin kendi kendisini içine soktuğu çıkmazları görebilmesi için oradadır. Bu nedenle de aslında her psikoterapi seansı danışan kişinin bilincini artırmak ve kendi hayatına daha objektif gözlerle bakarak kendi hayatının sorumluluğunu üstlenebilmesini sağlamakla geçer. Ta ki kişi hayatını kendi tercihlerine göre yaşadığını, özgür olduğunu anlayana ve çevresinde değiştirebileceği etkenlerin sınırlı olduğunu anlayana dek.</p>
<p>Psikanaliz içeren bir psikoterapi seansı yapılıyorsa konu daha çok kişinin geçmiş yaşantısından bahsetmesi üzerinde yoğunlaşır. Burada, sanılanın aksine amaç kişinin geçmiş yaşamı içindeki açmazları, çıkmazları keşfetmek ve çözmekten ziyade kişinin kendi geçmişine nasıl baktığını anlamak, geçmişte gerçekleşip gerçekleşmediği bulanık olan birçok detayın kişinin hafızasında nasıl yer ettiğini anlamak ve kişinin geçmişi serbest bırakmasını sağlamaktır.</p>
<p>Geçmişi serbest bırakmak derken söylemek istediğim şey şu: Danışan kişi genelde çevresindeki insanları değiştirmeye çalışır. Psikoterapistten içinde bulunduğu koşulları değiştirmesini bekler. Zamanla danışan kişi psikoterapistten geçmişi değiştirmesini istediğini de farkedebilir. Bir başka açıdan bakarsak, kişi, “geçmişim değişmedikçe ben de değişmeyeceğim” düşüncesiyle kendi kişisel gelişmini kendi kendine engellediğini farketmelidir.</p>
<p>Uzun lafın kısası, psikoterapi seansı kişinin tarafsız bir göz ve kulak eşliğinde kendini tanıması ve arzuladığı değişimleri gerçekleştirmesi, bazen de ihtiyacı olmadığı halde ihtiyaç duyduğunu sandığı şeylerin gereksizliğini idrak etmesi üzerine kullanılan bir zaman dilimidir.</p>
<p>Tabii ki tek bir yazıya sığdırılarak anlatılabilecek birşey değildir.
</p>
</blockquote>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/supheleri-gercek-kilmak-icin-harcanan-cabalar/" rel="bookmark" title="9 October 2007">Şüpheleri gerçek kılmak için harcanan çabalar</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/bagislamak-asmayalim-da-besleyelim-mi/" rel="bookmark" title="10 August 2007">Bağışlamak: Asmayalım da besleyelim mi?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/serbest-piyasa-aslinda-bir-kelime-oyunu/" rel="bookmark" title="11 November 2008">Serbest piyasa aslında bir kelime oyunu</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/yasam-koclugu-ve-etik-sinirlar/" rel="bookmark" title="23 September 2007">Yaşam koçluğu ve etik sınırlar</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 7.960 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/bahara-dogru-koruyucu-yasam-koclugu-3-ask-ve-iliskiler/" rel="bookmark" title="20 March 2008">Bahara doğru koruyucu yaşam koçluğu 3 (Aşk ve İlişkiler) [güncelleme]</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/su-cilgin-atom-cekirdegi-parcaciklari/" rel="bookmark" title="7 December 2007">Şu çılgın atom çekirdeği parçacıkları</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kisisel-degisim-ve-dusunce-gucu/" rel="bookmark" title="9 July 2008">Kişisel değişim ve düşünce gücü</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/dellden-sonra-hp-de-linux-yuklu-bilgisayar-satisini-degerlendiriyor/" rel="bookmark" title="8 March 2007">Dell&#8217;den Sonra HP de Linux Yüklü Bilgisayar Satışını Değerlendiriyor</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 57.439 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/tipik-bir-psikoterapi-seansi-nasil-gecer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Psikoterapide ölüm</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/psikoterapide-olum/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/psikoterapide-olum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Nov 2007 21:05:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/psikoterapide-olum/</guid>
		<description><![CDATA[Cross-post zamanı. Hayatkisa.com, 31 Mart 2007, Psikoterapide Ölüm
Psikoterapide ölüme dair bir çok konu değerlendirilir. Kabaca sınıflamak gerekirse bunları ikiye ayırabiliriz; bir yakının kaybından doğan yas ve acı sürecinin değerlendirilmesi, ve kişinin kendi ölümüne dair duygularının, korkularının ve bunları bastırmaktan doğan rahatsızlıklarının değerlendirilmesi. Bir de, psikoterapide ölüm kavramının kullanımı söz konusudur. Teori, ölüm farkındalığının kişinin terapi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cross-post zamanı. Hayatkisa.com, 31 Mart 2007, <a href="http://hayatkisa.com/psikoterapide-olum">Psikoterapide Ölüm</a></p>
<blockquote><p>Psikoterapide ölüme dair bir çok konu değerlendirilir. Kabaca sınıflamak gerekirse bunları ikiye ayırabiliriz; bir yakının kaybından doğan yas ve acı sürecinin değerlendirilmesi, ve kişinin kendi ölümüne dair duygularının, korkularının ve bunları bastırmaktan doğan rahatsızlıklarının değerlendirilmesi. Bir de, psikoterapide ölüm kavramının kullanımı söz konusudur. Teori, ölüm farkındalığının kişinin terapi sürecine olumlu katkı sağlayacağı yönündedir. Yani kişi bir gün öleceğini iyice bellerse yaşama dört elle sarılabilir ve ruhsal rahatsızlıklarından en azından nevrotik olanlarının üstesinden daha hızlı gelebilir.</p>
<p>Evvela terapide ölüm farkındalığını ele alalım. Bu farkındalığı yaratmak için çeşitli yöntemler kullanılır. Kişinin kendi cenazesini hayal etmesi, vasiyetini yazması, kendi mezarını gözünün önüne getirmeye çalışması gibi oyunlar ölüm farkındalığını yaratmak ya da artırmak için kullanılan basit yöntemlerdendir.</p>
<p>Ancak görünen o ki ölüm farkındalığına sahip olmak herkesde aynı etkiyi yaratmamaktadır. Bir gün öleceğini ve bunun ne zaman olacağını bilemeyeceğini iyice anlamış biri hayata dört elle sarılmak yerine “ne de olsa bir gün öleceğim” fikriyle bunalım ya da depresyon sürecinin altından kalkmaya çalışmak yerine bunu iyice ertelemeye karar verebilir. Aynı koşulda bir başkası “daha ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum ve hala yapmak istediklerim var” diyerek kendini nevrotik kısır döngüden uzaklaştırıp gerçekten değer verdiği faaliyetlere yönelterek terapi sürecinde büyük bir yol alabilir.</p>
<p>Bir yakının kaybına dair acı ve yas sürecinin değerlendirilmesi de bireyin kendi ölümüne dair duygularını, korkularını yüzeye yakınlaştıran süreçleri inceler. Bazen bir yakının kaybının getirdiği acı birebir kişinin kendi ölüm korkularıyla alakalı olabilir. Ya da böyle olmasa bile kişinin kendi ölüm farkındalığına değinmede yardımcı bir etmen olarak kullanılabilir.</p>
<p>Kişinin ölüme dair duygularını ortaya çıkarabilmekte yardımcı tekniklerin arasında rüya analizleri de bulunur. Genel bir ipucu vermek gerekirse kişinin yaralandığını, vücudunda değişimler meydana geldiğini gördüğü rüyalar çoğu kez kişinin ölüm korkularına işaret eder. Bu rüyalarda yer alan diğer sembollerin analizi kişinin ölüme dair korkularını, ve farklı duygularını, ölüm kavramını ölüm dışında nelerle bağdaştırdığını anlatır. Bu sembolizmin çözümü de insanoğlunun ölüme dair duygularını daha iyi kavramasına yardımcı olur.</p>
<p>Ben kendi terapilerimden birinde bir yakınımın kaybının ardından cenaze günü şöyle bir rüya görmüştüm:</p>
<blockquote><p>Rüyamda terapi seansını yaptığımız odadayım ama odada sadece ben ve kaybettiğim yakınım var. Birşeyler konuşmaya çalışıyoruz. Fazla detay yok. Terapist odada olmadığı için şaşırıyorum. Tabi ölen yakınımın da odada karşımda canlı olarak durması da beni şaşırtıyor</p>
</blockquote>
<p>Şimdi bu rüya her ne kadar bir yakınımı kaybetmemin ardından cenaze günü gördüğüm bir rüya ise de mutlaka birebir ölümle alakalı olmayabilir. O günün gecesinde bu rüyanın henüz yeni tanıştığım ve üzerinden 3 ay bile geçmemiş olan terapistimin gerçekte canlı olmadığını düşündüğümü (bilinçdışından) yansıttığı biçiminde yorumlamıştım.</p>
<p>Yani ölüm kavramı, ölüm kavramını içeren rüyalardaki sembolizm her zaman kişinin kendi ölümüne dair veriler taşımadığı gibi her zaman ölüme dair veriler de taşımaz.</p>
<p>Psikoterapide ölüm kavramının kullanımı ve terapötik etkisi elbette bir yazıya sığdırılabilecek ufaklıkta değil. Yine de psikoterapide ölüm kavramına dair yüzeysel bir bilgilendirme yapmaya çalıştım.
</p>
</blockquote>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/yarin-diyarbakirdayim/" rel="bookmark" title="11 July 2008">Yarın Diyarbakır&#8217;dayım</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/lynin-hakli-tepkisi-su-sorunu-ne-olacak/" rel="bookmark" title="11 April 2007">Lyn&#8217;in Haklı Tepkisi: Su Sorunu Ne Olacak?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/openmoko/" rel="bookmark" title="11 January 2007">OpenMoko</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/empati-seviyeleri/" rel="bookmark" title="19 July 2007">Empati Seviyeleri</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 5.385 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/dunyamiz-insanlar-ve-ekonomi/" rel="bookmark" title="16 July 2008">Dünyamız, insanlar ve ekonomi</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/asiri-degerli-turk-lirasi/" rel="bookmark" title="3 August 2007">Aşırı değerli Türk Lirası</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/eki-sozluk-yazar-alir-gibi-yapti/" rel="bookmark" title="24 November 2007">Ek$i Sözlük yazar alır gibi yaptı</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/insana-anlayis-gostermek-insani-savunmak/" rel="bookmark" title="7 January 2008">İnsana anlayış göstermek, insanı savunmak</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 53.380 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/psikoterapide-olum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İş hayatına hazırlık dersi</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/is-hayatina-hazirlik-dersi/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/is-hayatina-hazirlik-dersi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Oct 2007 10:21:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/is-hayatina-hazirlik-dersi/</guid>
		<description><![CDATA[Tunç Kılınç Fikir Atölyesi&#8217;nde kaydadeğer bir soruyu ele almış. Üniversitelerde iş hayatına hazırlık dersi neden yok diye soruyor. Okunmaya değer bir yazı.
Ben de kendimce bu sorunun cevabını vermeye çalışayım.
Üniversitelerde iş hayatına hazırlık dersi olması imkansız. Başarıya giden yolda şeytana pabucunu ters giydirecek oyunlar oynamanın dersi bu. Tunç konuya iyimser / olumlu yönüyle yaklaşmış. O böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tunç Kılınç Fikir Atölyesi&#8217;nde kaydadeğer bir soruyu ele almış. <a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/2007/10/04/universitelerde-is-hayatina-hazirlik-dersi-neden-yok/">Üniversitelerde iş hayatına hazırlık dersi neden yok</a> diye soruyor. Okunmaya değer bir yazı.</p>
<p>Ben de kendimce bu sorunun cevabını vermeye çalışayım.</p>
<p>Üniversitelerde iş hayatına hazırlık dersi olması imkansız. Başarıya giden yolda şeytana pabucunu ters giydirecek oyunlar oynamanın dersi bu. Tunç konuya iyimser / olumlu yönüyle yaklaşmış. O böyle bir dersin üniversiteden mezun olup iş hayatına atılacak gençler açısından koruyucu değer taşıdığını düşünüyor. Hak veriyorum. Ancak işin bir de çelişki ve tezat yönü var. İş hayatına atıldıktan sonra mesele kendini haksızlıklara karşı savunmaktan ibaret olamaz. Bir kez oyunun içine girince kişi kendini haksızlıklara karşı savunmaya başladıktan kısa bir süre sonra zaten işten atılır. Bunun istisnası olabilecek çok az şirket gördüm.</p>
<p>Bunun tek çaresi savunmanın yanına saldırıyı eklemektir. Ancak o zaman iş hayatına hazırlık dersi amacına ulaşmış olur. Böyle bir ders ise bir üniversite kampüsü çerçevesinde elbette verilemez.</p>
<p>İş hayatındaki yırtıcı rekabet biraz kapitalist sistemin zayıflığından biraz da insanoğlunun ahmaklığından kaynaklanıyor. Boğaziçi Üniversitesi bu meseleyi öğrenci klüpleriyle çözmüş durumda. Radyo Boğaziçi, Spor Klübü, İşletme Klübü, Mühendislik Klübü gibi dört büyük klüpten birine üye olup aktif bir katılımda bulunduğunuzda daha ilk yönetim kurulu seçimleri yaklaşırken hemen dünyanın nasıl bir yer olduğunu öğrenmeye başlarsınız.</p>
<p>Ancak bu eğitim dersliklerde başarılabilecek bir şey değil.</p>
<p>Bunun yerini ancak tarih dersleri alabilir. Tarihten örnekler vererek, kişiye mezun olduktan sonra kendisini bekleyen iş hayatının tarihteki bu örneklerden farklı olmayacağını söyleyebilirsiniz. Elbette sıradan bir iş gününde dönen üçkağıdı anlattığınızda tecrübesiz birinin buna inanması zor. Abarttığınızı düşünecektir.</p>
<p>Şu anda Türkiye&#8217;de onyıllardır iş yapan, hesabını bilen, pazarlamasını iyi yapan birçok şirket iflasın eşiğinde. Bunun nedeni siyasi (ılımlı) islamı destekleyen hükümetin memleketteki iş olanaklarını da kendi <em>taraftarlarına</em> kaydırması. Tıpkı Kasımpaşa Spor Klübü&#8217;nün 3 Kasım 2002 de mahalli ligden başlayan yolculuğunun geçen yıllarda 1. Ligde noktalanması gibi, hükümetin el verdiği şirketler birer ticari deha haline gelirken diğerleri pastadan pay kaybetmek durumunda kalarak tarihin tozlu sayfalarına gömülmeye mahkum oluyor.</p>
<p>Bunu bir üniversitede ders olarak anlatmaya kalkarsanız bundan rahatsızlık duyacak kişilerin nüfuzları o üniversiteye giden ödenekleri bile kesmeye yeterli olacaktır. Sanırım böyle bir olay başlı başına üniversitede iş hayatına hazırlık dersi yerine geçebilir.
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/din-kulturu-ve-ahlak-bilgisi-dersleri-nasil-duzenlenmeli/" rel="bookmark" title="20 August 2008">Din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri nasıl düzenlenmeli?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/beklemek-ve-ertelemek-iki-dipsiz-kuyu/" rel="bookmark" title="9 October 2007">Beklemek ve ertelemek: İki dipsiz kuyu</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/mezunlara-duymak-istemeyecekleri-ogutler/" rel="bookmark" title="7 June 2007">Mezunlara Duymak İstemeyecekleri Öğütler</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/ucak-kullanmakla-yasamak-arasindaki-benzerlikler/" rel="bookmark" title="2 December 2007">Uçak kullanmakla yaşamak arasındaki benzerlikler</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 6.365 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/blog-furyasi-neden-wordpress-kullanmalisiniz/" rel="bookmark" title="14 December 2006">Blog Furyası: Neden WordPress Kullanmalısınız?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/dogala-ozdes-aroma-misali-pozitif-dusunce/" rel="bookmark" title="19 January 2008">Doğala özdeş aroma misali pozitif düşünce</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/hrant-dinkin-olum-yildonumu-yaklasirken/" rel="bookmark" title="16 January 2008">Hrant Dink&#8217;in ölüm yıldönümü yaklaşırken</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/linux-microsoft-savasinda-danalardan-birinin-kuyrugu-kopuyor/" rel="bookmark" title="24 February 2007">Linux Microsoft Savaşında Danalardan Birinin Kuyruğu Kopuyor</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 53.180 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/is-hayatina-hazirlik-dersi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Askerlikte ve yaşamda sonu beklemek</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/askerlikte-ve-yasamda-sonu-beklemek/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/askerlikte-ve-yasamda-sonu-beklemek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Oct 2007 09:35:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/askerlikte-ve-yasamda-sonu-beklemek/</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde aklıma geldi, askerdeyken özellikle son bir ay çok zorlanmıştım. Herkes çok zorlanmıştı. Kime sorsanız askerliğin en zor bölümü olarak son günleri anlatır. Bu zorluğun, zaman yaklaştıkça zamanın durması biçiminde bir açıklaması vardır. Gerçekten de benim de askerliğimin son günlerinde zaman durmuş gibiydi. Saatler geçtiğini sandığım ama daha bir saat bile zaman geçmemiş olduğunu farkedip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde aklıma geldi, askerdeyken özellikle son bir ay çok zorlanmıştım. Herkes çok zorlanmıştı. Kime sorsanız askerliğin en zor bölümü olarak son günleri anlatır. Bu zorluğun, zaman yaklaştıkça zamanın durması biçiminde bir açıklaması vardır. Gerçekten de benim de askerliğimin son günlerinde zaman durmuş gibiydi. Saatler geçtiğini sandığım ama daha bir saat bile zaman geçmemiş olduğunu farkedip şaşırdığım çok olmuştur.</p>
<p>Hal böyle iken, bugün geriye baktığımda bu bana çok da anlamlı gelmiyor. Neydi bizleri orada zaman geçirmekte zorlayan, sıkan şey? Açıkçası keyfimiz yerindeydi, savaş yoktu, barış düzeni içinde askerlikle ilgili işler yapıyorduk. Barış zamanı bir kışlada ne yapılıyorsa o.</p>
<p>Ama heralde bunun tuvaletiniz gelip sıkıştığınızda eve yaklaştıkça daha çok bastırması ile alakası var. Dışarıda sıkışarak geçirdiğiniz zaman iki saat de olsa, onbeş dakika da olsa her zaman son dakikalar en çok sıkıştıran dakikalar olmaz mı?</p>
<p>Sonra bugün askerde olsam ve o son günleri, son haftaları, son bir ayı yaşıyor olsam diye düşündüm. Yine aynı sıkıntı içinde olur muydum? Olmazdım gibi geliyor bana. İnsanoğlunun zamana dair tuhaf endişesini yakın zamanlı bir iki yazımda biraz değerlendirmeye çalıştım, bu da aynı kategoriye giriyor: <a href="http://osman.borutecene.com/diger-insanlar-ve-zaman/" rel="bookmark" title="Diğer insanlar ve zaman">Diğer insanlar ve zaman</a>, <a href="http://osman.borutecene.com/surekli-bir-dakika-sonrasini-beklemek/" rel="bookmark" title="Sürekli bir dakika sonrasını beklemek">Sürekli bir dakika sonrasını beklemek</a>, <a href="http://osman.borutecene.com/dusunce-sureclerine-gereken-zamani-tanimak/" rel="bookmark" title="Düşünce süreçlerine gereken zamanı tanımak">Düşünce süreçlerine gereken zamanı tanımak</a>.</p>
<p>Şimdi askerliği bir yana bırakıp genel olarak hayata bakalım ve bunları hayata uyarlamaya çalışalım. İçinde bulunduğumuz günü, saati, haftayı, ayı nasıl değerlendiriyoruz. Bu zaman dilimlerinin ne zaman sonlanacağını bekleyerek mi geçiriyoruz zamanı? Yaşamın sonunu beklemekle askerliğin sonunu beklemek arasında bir fark yok aslında duygusal açıdan.</p>
<p>Çağlar boyu insanoğlunun varlığına bir anlam aramasının nedeni bu bekleyiş olabilir mi? Ben buraya neden geldim, görevim nedir, gerçekte kimim gibi bir dizi daha baştan yanıltıcı sorular aslında zamanın sonunu bekleme huyundan kaynaklanan oyalama soruları değilse nedir?</p>
<p>Türkiye&#8217;de çok uygulanan ama dünyanın başka yerlerinde de bir hayli geçerliliği olan yaşa hürmet, bir işyerinde çalışılan yıl kadar terfi etme, &#8220;sen artık büyüdün&#8221;, &#8220;sen artık yaşlandın&#8221; gibi tanımlamalar bir sona duyulan arzunun kutlaması değil midir?</p>
<p>Neden insanoğlu şimdiki zamana odaklanamaz, neden şu anda içinde bulunduğu saniyelerin değerini bilemez.</p>
<p>Acaba bir gün buradaki yaşam sona erdiğinde, kendi askerliğim için verdiğim örnekte olduğu gibi uzaktan geçmişimize bakıp amma boş yere dellenmişiz, sabırsızlanmışız ne güzel takılıyorduk oralarda diyecek miyiz?
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/surekli-bir-dakika-sonrasini-beklemek/" rel="bookmark" title="9 October 2007">Sürekli bir dakika sonrasını beklemek</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/nedenlerde-kaybolmak/" rel="bookmark" title="2 October 2007">Nedenlerde kaybolmak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/21-yuzyili-20-yuzyil-zannetmek/" rel="bookmark" title="11 February 2007">21. Yüzyılı 20. Yüzyıl Zannetmek</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/yaz-mevsiminde-ask-tavsiyeleri/" rel="bookmark" title="30 June 2007">Yaz mevsiminde aşk tavsiyeleri</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 5.052 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/acik-kaynak-bir-yasam-tarzidir/" rel="bookmark" title="21 December 2006">Açık Kaynak Bir Yaşam Tarzıdır</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kurbaga-devam-dedi/" rel="bookmark" title="23 July 2007">Kurbağa &#8220;devam!&#8221; dedi</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/wordpress-ustunlugu-sona-mi-eriyor/" rel="bookmark" title="30 May 2007">WordPress Üstünlüğü Sona Mı Eriyor?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/en-cok-kullandigim-bash-komutlari/" rel="bookmark" title="22 May 2007">En Çok Kullandığım Bash Komutları</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 47.009 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/askerlikte-ve-yasamda-sonu-beklemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prezentabl olmak</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/prezentabl-olmak/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/prezentabl-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Oct 2007 00:08:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/prezentabl-olmak/</guid>
		<description><![CDATA[Cross-post:
Psychology Blog, 7 Mart 2006, Being Presentable
Hayatkisa.com, 27 Şubat 2007, Prezentabl Olmak
İnsan Kaynakları kitaplarında, gazetelerdeki iş ilanlarında sıkça rastladığım birşey bu. Toplumun genel algısında bir yeri var ki hiçbirimiz anlamını sorgulamaya gerek görmeden ne demek istendiğini anlayabiliyoruz. Ancak, günümüz dünyasında birçok konuda olduğu gibi prezentabl olmak konusunda da muazzam aldatmacalar söz konusu.
Kelime anlamı olarak prezentabl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cross-post:<br />
Psychology Blog, 7 Mart 2006, <a href="http://psycho-blog.hayatkisa.com/being-presentable.html">Being Presentable</a><br />
Hayatkisa.com, 27 Şubat 2007, <a href="http://hayatkisa.com/prezentabl-olmak/">Prezentabl Olmak</a></p>
<blockquote><p>İnsan Kaynakları kitaplarında, gazetelerdeki iş ilanlarında sıkça rastladığım birşey bu. Toplumun genel algısında bir yeri var ki hiçbirimiz anlamını sorgulamaya gerek görmeden ne demek istendiğini anlayabiliyoruz. Ancak, günümüz dünyasında birçok konuda olduğu gibi prezentabl olmak konusunda da muazzam aldatmacalar söz konusu.</p>
<p>Kelime anlamı olarak prezentabl olmak, sunulabilir olmak anlamını taşıyor. Ama ben sizi bununla sıkmak istemiyorum. Herkesin kapitalist düzen ve onun organları hakkında lümpenleşmiş tespitler okumaya doyduğuna inanıyorum. Beni esas ilgilendiren şey ise prezentabl olmaya çalışanların zihinlerindeki yanlış ve işe yaramaz izdüşümleri bulup onları yok etmek.</p>
<p>En basit anlamıyla prezentabl olmak; göze hoş görünmek, etkileyici bir görünüme sahip olmak anlamında kullanılıyor. Yine de, bunun yaygın tarifi ve prezentabl olma yolları şık takım elbiselerle, kıyafetlerin ütülü, ayakkabıların cilalı olmasıyla, her sabah traş olmakla/fön çekmek-çektirmekle, vb. gerçekte sizi prezentabl olmaktan ziyade fazlalıkları budanmış bir ağaç kadar düzgün, kabul edilebilir fiziki görünüme sahip olmak yönünde ikna etmeye çalışarak yapılıyor.</p>
<p>Hayatınızın herhangi bir döneminde, etrafınızdaki herhangi birinden daha fazla dikkat çeken, göze çarpan, yanında olmak istenen, söylediklerine herkesin söylediklerinden daha çok inanılan, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin birçok kişinin etkilendiği insanları düşünün. Örneğin Fidel Castro, Seth Godin (evet, şu mor inek kavramının yaratıcısı), ssg, vs. Ayrıca bu kadar uzaklardan örnek aramanın yanısıra yakın çevrenizi hatırlayın. Ailenizde, işyerinde, okulda, sokakta diğerlerinden daha güvenilir görünen, sözüne daha çok inandığınız, herhangi birinden daha fazla beraber çalışmak, zaman geçirmek istediğiniz insanları hatırlayın. Bunlardan hangileri günümüz dünyasının presentabl olmak düzmecesi ile uyumlu? Kaç tanesi? Kaç tanesi “sunulabilirliğini” günlük traşı, fönü, kıyafetlerinin ütüsü üzerine kurmuş? Kaç tanesinin sizi çeken özellikleri bunları kapsıyor?</p>
<p>Cinsel tercihinize göre zihninizde canlandırın: Sizin için çekici bir bedeni/yüzü olan ve ama saçları darmadağınık, kıyafetleri ütüsüz biriyle mi zaman geçirmek istersiniz yoksa sizin için itici bir bedeni/yüzü olan ve ama saçları bakımlı, kıyafetleri ütülü, ayakkabıları pırıl pırıl olan biriyle mi? Bu görsel imgeleri gözünüzde canlandırın.</p>
<p>Bu söylediklerimi, tüm bu düzmecenin bir parçası olan uzun saçlı, motorsikletli alfa erkek masalı ile de karıştırmamanızı rica ederim.</p>
<p>Halit Kıvanç bir gün stüdyoya üzerine bir çuval geçirmiş olarak gelse, ben onun ustalık dolu program sunumunu yine de dinlerim. En sevdiğiniz yazarın yeni romanını, tuvalet kağıdına yazılmış olsa bile seve seve okursunuz. En sevdiğiniz yemeği, tabakta nasıl sunulursa sunulsun, temizliğinden ve sağlıklı olduğundan şüphe duymadığınız müddetçe yemekten çekinmezsiniz. Çok hoşunuza giden bir melodi varsa bu melodinin hangi enstrümanla çalındığı sizin için melodiyi duymak kadar önemli değildir.</p>
<p>Sizlere “önemli olan ruh güzelliğidir” demiyorum. Günümüzün genel geçer kurallarına göre prezentabl olmak yanlış yorumlanmakta ve anlatılmaktadır diyorum. </p></blockquote>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/internet-caginda-meshur-olmak/" rel="bookmark" title="6 July 2007">İnternet çağında meşhur olmak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/iyi-bir-mevki-sahibi-olmak-ne-demek/" rel="bookmark" title="1 September 2008">İyi bir mevki sahibi olmak ne demek?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/simdiki-zaman-ve-gerceklik/" rel="bookmark" title="6 January 2008">Şimdiki zaman ve gerçeklik</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/dusunerek-yaratmak/" rel="bookmark" title="9 July 2008">Düşünerek yaratmak</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 6.225 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/cekim-yasasi-ve-web-tasarimi/" rel="bookmark" title="9 August 2007">Çekim yasası ve web tasarımı</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/yuzde-52-takke-dustu-kel-gorundu/" rel="bookmark" title="19 May 2007">%52: Takke Düştü Kel Göründü</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/iki-guncel-onemli-konu-is-ve-ask/" rel="bookmark" title="9 March 2008">İki güncel önemli konu: İş ve Aşk</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/37-aziz/" rel="bookmark" title="2 July 2007">37 Aziz</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 50.691 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/prezentabl-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ferrari&#8217;sini geri almak isteyen bilge</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/ferrarisini-geri-almak-isteyen-bilge/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/ferrarisini-geri-almak-isteyen-bilge/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Oct 2007 13:12:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/ferrarisini-geri-almak-isteyen-bilge/</guid>
		<description><![CDATA[Bayram ziyaretleri sırasında Ender Saraç&#8217;ın Ruhsal Gelişim ve Kader adlı kitabına göz gezdirme fırsatım oldu. Kitabın alt başlıklarından birini çok beğendim: Ferrari&#8217;sini geri almak isteyen bilge.
Ender Bey bu kısımda yeni çağ düşüncelerinden etkilenerek maddi dünyadan elini eteğini çekmek için çaba sarfeden, ancak bu hayatın geneli açısından dengesiz bir davranış olduğu için bu konuda çok zorlanarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bayram ziyaretleri sırasında Ender Saraç&#8217;ın Ruhsal Gelişim ve Kader adlı kitabına göz gezdirme fırsatım oldu. Kitabın alt başlıklarından birini çok beğendim: Ferrari&#8217;sini geri almak isteyen bilge.</p>
<p>Ender Bey bu kısımda yeni çağ düşüncelerinden etkilenerek maddi dünyadan elini eteğini çekmek için çaba sarfeden, ancak bu hayatın geneli açısından dengesiz bir davranış olduğu için bu konuda çok zorlanarak maddi dünyaya geri dönmeye çabalayan insanların içine düştükleri yanılsamadan bahsetmiş.</p>
<p>Özetle diyor ki; yaşadığımız dünya bir biçimde maddi yaşamı da içeriyor. Bu alandan tamamen uzak durmak imkansız. Bazı istisnai örnekler açısından imkanlı olsa bile, içerdiği dengesiz davranış biçimi nedeniyle insana acı veriyor ve bir çıkmaza sürüklüyor.</p>
<p><img id="image554" class="center" src="http://osman.borutecene.com/wp-content/ferrari_red.jpg" alt="ferrari_red.jpg" /></p>
<p>Ender Bey&#8217;e bu konuda katılıyorum. Günümüz dünyasının işe yaramayan ekonomik sistemlerinin getirdiği bunalımla insanlar paradan, maddiyattan nefret etme noktasına gelebiliyorlar. Ben de bir dönem para ve ekonomi ile ilişiğimi tamamen kesmeye çalışmıştım. Gerçi benim inzivam 360 dereceydi; salt parayı ve ekonomiyi değil yaşamın her alanını içeriyordu, hakkını da verdim bu inzivanın ama Ender Bey&#8217;in bahsettiği şey farklı.</p>
<p>Çevreme baktığımda bir süre parayı ve ekonomiyi görmezden gelmek için elinden geleni yapmış olan ama şimdi aç kurtlar gibi para kokusu aldığı her yere saldıran, hatta olmadık yerlerden bile para kokusu alır hale gelmiş insanlar görüyorum. Ender Bey&#8217;in bahsettiği tam da bu. Bu insanların çaresizlikleri ve içinde bulundukları cehennem gerçekten düşündürücü. Hepsi, Ferrari&#8217;lerini geri almak isteyen birer sahte bilge gibiler. Saldırganlar, öfkeliler, sabırsızlar.</p>
<p>Bu acıyı dindirmenin yegane yolu ise yine dengeli davranışlardan geçiyor. Tıpkı dengeli beslenme gibi. Bunu bir tür açlık grevi olarak düşünebilirsiniz. Açlık grevinden çıkmış insanlara ya da uzun bir süre bir nedenden aç kalmış insanlara hemen yemek verilmez. Önce az şekerli açık bir çay verilir mesela. Daha sonra da kontrollü olarak normal, dengeli bir beslenmeye doğru geçilir.</p>
<p>Dolayısıyla konu ister yeni çağ (new age) düşünce biçimleri olsun, ister Uzak Doğu&#8217;da bir manastıra kapanma arzusu olsun, kişi kendini iyi tartmalı ve mümkün olduğunca dengeli kararlar vermeli. Karar vermek insanoğlu için öylesine acımasız, öylesine sıkıntılı bir süreç ki genelde çoğumuzda kararları ertelemek, kararlara bir sorumlu aramak, sorumluluğu atacak bir kişi, kurum ya da düşünce sistemi bulmak çoğu kez karar verebilme yetisinin yerini alıyor. Sonuç ise kararı kendisi vermemiş gibi hissetmeyi başarmış bir insan evladı ve sonrasında saldırganlaşıp yedi mahalleye zarar veren bir deliye dönüşmek.</p>
<p>Kişisel gelişim açısından benzer önyargılar psikoterapi için de geçerlidir. &#8220;Analise This&#8221; adlı filmde Robert DeNiro&#8217;nun oynadığı mafya babası karakteri, filmdeki psikoloğa şöyle bir uyarıda bulunuyor: &#8220;Beni iyileştir ama sakın ibneleştirme!&#8221;. Söylemek istediği şey, ruh sağlığımın yerine gelmesini istiyorum ama <em>yumuşamak</em> istemiyorum. Böyle diyor çünkü çoğumuzun zihninde, kişisel gelişim sonrası rahatlamış, berrak bir zihnin yanısıra; kendini koruyup kollamayan, tokat atana diğer yanağını uzatan, &#8220;vur ensesine al lokmasını&#8221; tarzı bir insan tezahür ediyor. Bu hayal nereden kaynaklanıyor gerçekten bilmiyorum. Büyük ihtimalle bu hatalı hayalin kaynağı kişisel gelişimin böyle bir yönü olması değil de, değişime direnç gösteren kişinin yaratıcı bahanelerinin içinde böyle bir hayal oluşturabilmiş olması. Hayalgücü söz konusu olduğunda bazı imgelemlerin gerçekten kaynağı yoktur.</p>
<p>Hazır laf Robin Sharma&#8217;nın kitabından açılmışken (Ferrari&#8217;sini satan bilge) her ne kadar konumuzla birebir alakası olmasa da değinmek istediğim bir nokta daha var. İnsanoğlunun zihni, günlük yaşam streslerinden dolayı o kadar bulanık ki, karşısına çıkan her şeyi yüzeysel değeriyle ya da kelime kelime zihninde canlandırarak anlama yolunu tercih edebiliyor. İnsanların karşısına &#8220;Ferrari&#8217;sini satan bilge&#8221; kavramını çıkardığınızda yorgun insan zihni &#8220;bilge olabilmek için bir Ferrari sahibi olup onu satmayı arzulayacak noktaya gelmek gerekiyor&#8221; gibi bir düşünce oluşturabiliyor. Bu gibi yanlış çıkarımlara engel olabilmenin tek yolunun gün içinde sık sık kişinin kendini durdurması ve o sırada gerçekten ne yapıyor olduğunu kontrol etmesi olduğunu düşünüyorum. Kişi o sırada ezbere bir iş mi yapıyor? Gerçekten kendisinin ve toplumun çıkarlarıyla örtüşen bir faaliyet içinde mi? Yoksa tamamen bulanık bir zihinden gelen, içi boşluktan başkalarının fikirleriyle rastgele dolup taşmış bir beyinle hedefsiz biçimde sağa sola ateş mi ediyor? Bunlar önemli sorular. Bunlar kişinin berrak bir zihin kazanmasına giden yolda yapılması sağlıklı olacak kontroller. Bunlar kişinin çevresine ve kendisine vereceği zararı azaltacak alışkanlıklar.</p>
<p>Herkese mutlu ve sağlıklı bir hafta dilerim.</p>
<p>fotoğraf: <a href="http://www.cappellmeister.com/">Cappelmeister</a>
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kisisel-degisimin-itici-gucu-istek/" rel="bookmark" title="2 October 2007">Kişisel değişimin itici gücü istek</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kisisel-degisim-grubu-okuma-listesi/" rel="bookmark" title="6 May 2008">Kişisel Değişim grubu okuma listesi</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/sira-yoneltilen-elestiriler-ve-dusundurdukleri/" rel="bookmark" title="4 July 2007">Sır&#8217;a yöneltilen eleştiriler ve düşündürdükleri</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/para-nedir-ne-degildir/" rel="bookmark" title="6 June 2007">Para Nedir, Ne Değildir?</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 6.726 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/iyi-dusun-simdi-sorumluluk-sende/" rel="bookmark" title="27 May 2007">İyi düşün! Şimdi sorumluluk sende!</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/biz-sorduk-yuz-dolara-yapiyorlar/" rel="bookmark" title="5 December 2006">Biz Sorduk Yüz Dolara Yapıyorlar</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/gunes-ve-gunah/" rel="bookmark" title="5 June 2007">Güneş ve Günah</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/izmir-mitingi-oncesi-terorun-son-cirpinislari/" rel="bookmark" title="12 May 2007">İzmir Mitingi Öncesi Terörün Son Çırpınışları</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 59.038 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/ferrarisini-geri-almak-isteyen-bilge/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diğer insanlar ve zaman</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/diger-insanlar-ve-zaman/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/diger-insanlar-ve-zaman/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Oct 2007 14:41:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/diger-insanlar-ve-zaman/</guid>
		<description><![CDATA[Bazen olgunluğu, huzuru insanlara hap gibi verebilecek birşeyler olmasını temenni ederim. Bir simyacının ütopyası gibi bunları düşünürüm. Elbette, öncellikle herkes birbirinden farklı olduğu için böyle bir hap bilgisi, iki sayfalık bir broşür oluşturup kişinin kendini birkaç saatliğine iyi hissetmesini sağlayarak gerçeği yakalaması ve sorunlarını bizzat kendi başına çözecek enerjiyi bulması mümkün olmayabiliyor.
Yine de; yemek, içmek, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen olgunluğu, huzuru insanlara hap gibi verebilecek birşeyler olmasını temenni ederim. Bir simyacının ütopyası gibi bunları düşünürüm. Elbette, öncellikle herkes birbirinden farklı olduğu için böyle bir hap bilgisi, iki sayfalık bir broşür oluşturup kişinin kendini birkaç saatliğine iyi hissetmesini sağlayarak gerçeği yakalaması ve sorunlarını bizzat kendi başına çözecek enerjiyi bulması mümkün olmayabiliyor.</p>
<p>Yine de; yemek, içmek, seks kadar ortak olabilen özellikler de yok değil. Bunlar kadar ortak olmasa da, günümüz dünyasının benzer streslerini paylaşan insanların bazı ortak takıntıları var. Bunlardan yola çıkarak hayal ettiğim hapın yarısına bile yaklaşmasa da benzer etkiyi verebilecek düşünce yapılarını aktarabilmek mümkün.</p>
<p>Gözlemlerimde ortak nokta olarak gördüğüm bir konuyu açmak istiyorum. Günümüz insanının karar verme stresinde etken olan iki önemli unsur gözledim hep: Diğer insanlar ve zaman.</p>
<p>Karar verirken; toplumun, başkalarının, arkadaşlarınızın, ailenizin, çevrenizin kararlarınız hakkında ne düşüneceği, nasıl tepkiler vereceği meselesi insan hayatında isteklerin önüne engel koyabilecek büyüklükte bir stres oluşturabiliyor. Dahası, bir yandan bazı insanlar gerçekten yanlarındakinin işine umarsızca burnunu sokma huyuna sahipken, bunlar dışında kalan bütün herkesin de aynı huya sahip olduğu yanılsamasına kapılabilirsiniz.</p>
<p>Nasreddin Hoca birçok konuyu güzelce anlattığı gibi bunu da anlatır. Hoca bir gün ufak oğluyla beraber yola çıkıyor. Yanlarında eşekleri de var. Çocuk küçük, yürürken yorulmasın diye eşeğe çocuğu bindiriyor, kendisi de yanlarında yürüyor. O sırada yoldan geçen biri diyor ki &#8220;ayıp değil mi ufacık çocuk eşeğin üzerinde gezerken senin gibi yaşlı başlı adam yürüyerek gidiyor?&#8221;. Hoca da bunun üzerine çocuğu eşekten indirip kendisi biniyor. Bir süre sonra başka biri &#8220;hoca hoca yakışıyor mu sana ufacık çocuğu yürütüp kendin eşeğe binmek?&#8221; diye serzeniyor. Hoca bu kez çocuğu da yanına, eşeğin üzerine alıyor. Bir süre sonra başka biri, &#8220;Hocam yazıklar olsun eşeğin üzerine iki kişi birden binmişsiniz günah değil mi eşeğe yaptığınız eziyettir&#8221; diyor.</p>
<p>Hoca&#8217;nın bu hikayesindeki hisse şudur ki, herkesi mutlu etmeniz mümkün değildir. Daha da önemlisi, tamamen sizi ilgilendiren konularda bile insanların çeneleri kapanmak bilmez, her zaman konuşacaklar ve birbirlerinden farklı şeyler söyleyecekler. Bunları kaale almamalısınız ve bu sığ düşünce kırıntıları bir kulağınızdan girip ötekinden çıkmalı. Yoksa yaşam boyu yerinizde sayarsınız.</p>
<p>Hayatın amacı her önünüze çıkan insanın sizi sevmesi ve takdir etmesi için yaşamınızı kabul görmüş merkezi bir otoriteye bağlamak değildir. Böyle zamanlarda, kimseyi dinlememek en büyük erdemdir.</p>
<p>Bir gün içinizden gelen ses, zihninizdeki düşünceler, dışarıdan gelen sesler ve fikirleri bastırıyorsa, kendi yaşam koçunuz oldunuz demektir. Kendinize güvenin, içgüdülerinize, birikimlerinize, sezgilerinize güvenin ve bunların doğrultusunda yaşayın.</p>
<p>Bu, işin &#8220;diğer insanlar&#8221; kısmıydı. İkinci stres kaynağımız ise dikkatimizi zamanın akıp gidiyor oluşuna vermek. Herhangi bir iş yaparken, yemek yaparken, spor yaparken, kitap yazarken, film izlerken, mailleşirken, her ne yapıyor olursanız olun; dikkatiniz zamanın akıp gidiyor oluşundaysa ve bundan endişeleniyorsanız ne yaptığınız yemek birşeye benzer, ne yazdığınız kitap kitaba benzer, ne de geçirdiğiniz zamanın kalitesinden söz edilebilir.</p>
<p>Zamanın akmasını engelleyemedeğimizi peşinen kabul ederek dkkatimizi başka biryere vermek zorundayız. İnsanın değiştiremeyeceği üç beş şeyi değiştirmek uğruna yaşamını harcaması kadar büyük bir hata düşünemiyorum. Kişi böyle şeylerle uğraşıp sonuç alamadıkça kendine olan saygısını yitirir ve bu saygısızlığı tüm dünyaya bulaştırır.</p>
<p>Bırakın zaman aksın. İster uyuyor olun, ister eğleniyor olun, ister çalışıyor olun; insanoğlunun bu ölümlü bedeni için bazı fiziksel sınırlar var. İnsanın birçok alanda sonsuz kabiliyet sahibi olduğuna inanan biri bunu söylüyorsa herhalde bir bildiği vardır.</p>
<p>Çevrem ben şöyle yaparsam ne der, nasıl davranır düşüncesi ile eyvah zaman akıp gidiyor düşüncesi arasında kalmış bir yaşamla; bunların arasına sıkışmamış bir yaşam arasında farksız bir nokta neredeyse yoktur. Neredeyse tamamen farklı iki yaşamdır bunlar. Sağlıklı olan elbette ikincisidir.</p>
<p>Herkese iyi bayramlar dilerim.
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/pazar-yazisi/" rel="bookmark" title="12 August 2007">Pazar yazısı</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/linkibol/" rel="bookmark" title="4 March 2007">Linkibol</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/oss-mesleki-egilim-ve-insan-kaynaklari/" rel="bookmark" title="30 May 2007">ÖSS, Mesleki Eğilim ve İnsan Kaynakları</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/bilgisayarlarda-ve-internette-icerik-sunumu-basitlestirilmeli/" rel="bookmark" title="8 March 2007">Bilgisayarlarda ve İnternette İçerik Sunumu Basitleştirilmeli</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 5.631 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/dr-quantumu-dr-quantum-yapan-nedir/" rel="bookmark" title="19 September 2007">Dr. Quantum&#8217;u Dr. Quantum yapan nedir?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/pollyana-kisisel-degisimi-nasil-engelliyor/" rel="bookmark" title="9 May 2008">Pollyana kişisel değişimi nasıl engelliyor</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/insan-var-oldugunu-hissetmek-anlamak-icin-neler-yapar/" rel="bookmark" title="28 January 2008">İnsan var olduğunu hissetmek (anlamak) için neler yapar?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/akademisyenlerden-erdogana-uyari/" rel="bookmark" title="5 April 2007">Akademisyenlerden Erdoğan&#8217;a Uyarı</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 50.025 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/diger-insanlar-ve-zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünce süreçlerine gereken zamanı tanımak</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/dusunce-sureclerine-gereken-zamani-tanimak/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/dusunce-sureclerine-gereken-zamani-tanimak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Oct 2007 12:13:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/dusunce-sureclerine-gereken-zamani-tanimak/</guid>
		<description><![CDATA[Cross-post günleri tam gaz: Hayatkisa.com, 11 Mart 2007. İyi okumalar.
Lisedeki psikoloji derslerinde kısaca anlatılan, beynin işleyiş biçimine dair bir konu vardı. Hatırlatmak gerekirse; özellikle yaratıcılık gerektiren işlerde kişi belli düşünce süreçlerinden geçer, dışarıdan bakıldığında hatta kendi kendine düşündüğünde birşey yapmıyormuş gibi görünür ancak bir süre sonra aniden üzerinde çalıştığı sorunun çözümü kişinin aklına gelir.
Aslında aniden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cross-post günleri tam gaz: Hayatkisa.com, 11 Mart 2007. İyi okumalar.</p>
<blockquote><p>Lisedeki psikoloji derslerinde kısaca anlatılan, beynin işleyiş biçimine dair bir konu vardı. Hatırlatmak gerekirse; özellikle yaratıcılık gerektiren işlerde kişi belli düşünce süreçlerinden geçer, dışarıdan bakıldığında hatta kendi kendine düşündüğünde birşey yapmıyormuş gibi görünür ancak bir süre sonra aniden üzerinde çalıştığı sorunun çözümü kişinin aklına gelir.</p>
<p>Aslında aniden gelmez. Sadece aniden gelmiş gibi görünür. Oysa arka planda zihniniz söz konusu olay / kavram / sorun üzerinde çalışmaktadır. İnsan beyni, kendisi farketmeden de kafayı çalıştırabilir.</p>
<p>Günümüzün hızlı iş temposu içerisinde ise gerek kişisel sorumluluk gerekse toplum baskısı nedeniyle zihinsel süreçlerimize gereken önemi vermiyor, gereken zamanı tanımıyor ve kendimize / başkalarına hiçbir şey yapmıyormuşuz / yapmıyorlarmış gibi davranıyoruz.</p>
<p>İster yolda olun ister yatağınızda uykuda, beyniniz sürekli çalışıyor. Siz bu çalışmanın sadece belli bir kısmını bilincinizde hissedebiliyorsunuz.</p>
<p>Benzer bir örnek insan beyninin sürekli veri kaydediyor olması ile ilgili de verilebilir. Yine klasik lise psikoloji derslerinden hatırlayabileceğiniz bir konudur; şimdi size işyerinizin yakınlarında bir eczane sorulsa cevabı şu anda hatırlayamayabilirsiniz ama eczane gerektiği anda eğer o çevredeyseniz eczaneyi elinizle koymuş gibi bulursunuz.</p>
<p>Sihir gibi ama değil. İnsan zihninin işleyiş biçimi bu.</p>
<p>Bu nedenle, önünüzde bir yığın iş varken gözleriniz dalıp gidiyorsa paniğe kapılmayın. Beyniniz çalışıyor ve muhtemelen önünüzdeki işleri gerçekleştirme aşamasına geldiğinizde neler yapacağınızı sıraya koyuyor. Zaten bu nedenle üç beş kez dalıp gittik diye hayatımız sona ermiyor. Diğer türlü halimiz vahim olurdu.</p>
<p>Zihninizin planlamalar yapmasına önem verin ve buna zaman tanıyın. Hayat kısa. Bu kısa hayat içerisinde bedenimizin bize verdiği olanakları reddetme lüksümüz yok.</p></blockquote>
<p>orijinali: <a href="http://hayatkisa.com/dusunce-sureclerine-gereken-zamani-tanimak/">Düşünce Süreçlerine Gereken Zamanı Tanımak</a>
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/surekli-bir-dakika-sonrasini-beklemek/" rel="bookmark" title="9 October 2007">Sürekli bir dakika sonrasını beklemek</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/sine-i-millete-donmek/" rel="bookmark" title="26 January 2007">Sine-i Millete Dönmek</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/ucak-kullanmakla-yasamak-arasindaki-benzerlikler/" rel="bookmark" title="2 December 2007">Uçak kullanmakla yaşamak arasındaki benzerlikler</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/yeni-blog/" rel="bookmark" title="10 March 2007">Yeni Blog</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 5.245 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/en-yakin-cin-sincan/" rel="bookmark" title="30 January 2007">En Yakın Çin: Sincan</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kuresel-isinma-acik-kaynak-maya-takvimi/" rel="bookmark" title="18 June 2007">Küresel Isınma, Açık Kaynak, Maya Takvimi</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/aylak-abakus/" rel="bookmark" title="24 February 2007">Aylak Abaküs</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/arama-motorlarindan-saklanma-yollari/" rel="bookmark" title="16 December 2006">Arama Motorlarından Saklanma Yolları</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 49.027 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/dusunce-sureclerine-gereken-zamani-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beklemek ve ertelemek: İki dipsiz kuyu</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/beklemek-ve-ertelemek-iki-dipsiz-kuyu/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/beklemek-ve-ertelemek-iki-dipsiz-kuyu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Oct 2007 18:04:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/beklemek-ve-ertelemek-iki-dipsiz-kuyu/</guid>
		<description><![CDATA[Cross-post haftası coştu. Hayatkisa.com, 14 Mayıs 2007.
GIRGIR dergisini hatırlayanlarınız vardır diye tahmin ediyorum. Zamanında dünyada en çok satılan ikinci mizah dergisiydi. Orada çok sevdiğim, üzerinde yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen hala dün gibi aklımda olan bir karikatür var. İdam cezası almış bir mahkuma ipi boynundan geçirmeden evvel “son arzun nedir” diye soruyorlar. O da “tıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cross-post haftası coştu. Hayatkisa.com, 14 Mayıs 2007.</p>
<blockquote><p>GIRGIR dergisini hatırlayanlarınız vardır diye tahmin ediyorum. Zamanında dünyada en çok satılan ikinci mizah dergisiydi. Orada çok sevdiğim, üzerinde yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen hala dün gibi aklımda olan bir karikatür var. İdam cezası almış bir mahkuma ipi boynundan geçirmeden evvel “son arzun nedir” diye soruyorlar. O da “tıp okumak istiyorum” diyor.</p>
<p>İnsan birşey yapmak istediğinde, birşey yapması gerektiğinde direnir, önce yapacak başka işler bulur. Bu konuda en çok anlatılan örnekler ders çalışmaya oturmadan evvel yapılanlardır sanırım.</p>
<p>Başlarken verdiğim örnek biraz tuhaf kaçtı biliyorum ama insan psikolojisinde de böyle muazzam bir tezat var. Hadi o adam ölüme gidiyor ve bunu ertelemek arzusu karikatürize edilmiş. Ama çevrenize bir bakın, hayatı ertelemek için master üzerine master, doktora üzerine doktora yapan çok sayıda kişiye rastlarsınız.</p>
<p>İnsanoğlu, sadece gündelik işlerini değil; yaşamayı, bir yetişkin olarak kendi kararlarını almayı, özgürlüğünü kullanmayı da erteler.</p>
<p>Irvin Yalom bir kitabında karar vermeden beklemenin karar verme acısını hafifletmeye çalışmak olduğunu anlatıyor. Harekete geçmeyip beklemek, karar vermekten kaçınmak sanki “yeteri kadar zaman geçerse kararlar kendiliğinden ortaya çıkacakmış” hissi nedeniyle ortaya çıkar diyor.</p>
<p>Bir diğer yandan “carpe diem”, yani günü yakala gibi deyimler, bugünün işini yarına bırakma gibi öğütler ile bir yere varılamıyor. Bu öğütlerle çevrelenen insan karar verme becerisini sorgulamak yerine kendini güçsüz ve hasta olarak görüyor. Bu bir anlamda toplumun bir suçu. Henüz çocuk yaştan itibaren neler yapabileceğini değil neler yapamayacağını öğrenen insan gelecekte de bu olmazlarla yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>Bazen de insan eğer kendi kararlarını kendisi verir ve bağımsız davranırsa çevre için yıkıcı olacağını ya da başkalarının hakkını yiyeceğini düşünür. Geleceği gözümüzün önünde canlandırarak bunun da aslında boş bir düşünce olduğunu, beklemek ve ertelemek için zihnin uydurduğu yeni duraklar olduğunu farkedebiliriz.</p>
<p>Bu konudaki yanılgılardan biri de kişinin birşeyi istediği halde yap(a)madığını zannetmektir. İnsanın istediği şeylerin peşinden nasıl koşturduğunu gözlersek bunu da kolaylıkla çürütebiliriz. Mesela çok istediği halde yüzmeye gidemediğini iddia eden biri maça gitmek için yüzmekten çok daha yorucu bir yolu büyük bir hevesle katedebilir. Benzer biçimde insanlar isteyip de yapmadıkları birçok konuda seve seve yaptıkları şeylerle karşılaştırma yaparak aslında birer seçim yapmakta olduklarını farkedebilirler.</p>
<p>Önemli olan şu kısa hayatı olup bitenin biraz daha farkında olarak, acısıyla tatlısıyla kaçmadan yaşamaktır. </p></blockquote>
<p>orijinali: <a href="http://hayatkisa.com/beklemek-ve-ertelemek-iki-dipsiz-kuyu/">Beklemek ve Ertelemek: İki Dipsiz Kuyu</a>
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/surekli-bir-dakika-sonrasini-beklemek/" rel="bookmark" title="9 October 2007">Sürekli bir dakika sonrasını beklemek</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/yeni-yil-kararlarinizi-hatirliyor-musunuz/" rel="bookmark" title="26 January 2009">Yeni yıl kararlarınızı hatırlıyor musunuz?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/icinizdeki-yetiskinle-barismak-1/" rel="bookmark" title="19 September 2008">İçinizdeki yetişkinle barışmak &#8211; 1</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/gelecekte-bir-gun-degisecegim/" rel="bookmark" title="2 October 2007">Gelecekte bir gün değişeceğim</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 9.671 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/bir-karabasan-olarak-microsoft/" rel="bookmark" title="2 December 2007">Bir karabasan olarak Microsoft</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/blogspota-erisim-mahkeme-karariyla-engellendi/" rel="bookmark" title="24 October 2008">Blogspot&#8217;a erişim mahkeme kararıyla engellendi</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kadini-asagilamak-nereye-kadar/" rel="bookmark" title="17 August 2007">Kadını aşağılamak nereye kadar?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/ibmin-linux-reklami/" rel="bookmark" title="7 April 2007">IBM&#8217;in Linux Reklamı</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 56.769 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/beklemek-ve-ertelemek-iki-dipsiz-kuyu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şüpheleri gerçek kılmak için harcanan çabalar</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/supheleri-gercek-kilmak-icin-harcanan-cabalar/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/supheleri-gercek-kilmak-icin-harcanan-cabalar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Oct 2007 12:53:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/supheleri-gercek-kilmak-icin-harcanan-cabalar/</guid>
		<description><![CDATA[Cross-post, Hayatkısa.com, 26 Mayıs 2007
Kişinin kendisini sabote etmesi, kendi yıkımını hazırlaması açısından hatırı sayılır çabalardır.
Örneğin bir dersten asla geçemeyeceğini düşünen birinin o dersten geçmek için bir çaba göstermemesi bu alanda sık rastlanan örneklerden biridir.
Toplum içinde dışlandığından şüphelenen birinin herkese ters ve soğuk davranarak bunu garanti altına alması da örnek olarak gösterilebilir.
Sevgilinizin sizi sevmediğini düşünüp onun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cross-post, Hayatkısa.com, 26 Mayıs 2007</p>
<blockquote><p>Kişinin kendisini sabote etmesi, kendi yıkımını hazırlaması açısından hatırı sayılır çabalardır.</p>
<p>Örneğin bir dersten asla geçemeyeceğini düşünen birinin o dersten geçmek için bir çaba göstermemesi bu alanda sık rastlanan örneklerden biridir.</p>
<p>Toplum içinde dışlandığından şüphelenen birinin herkese ters ve soğuk davranarak bunu garanti altına alması da örnek olarak gösterilebilir.</p>
<p>Sevgilinizin sizi sevmediğini düşünüp onun karşısında itici olabilmek için elinizden geleni yapıyorsanız bilin ki sebebi şüphelerinizi gerçek kılmak için elinizden geleni yapıyor oluşunuzdur.</p>
<p>Kişinin kendi kendini yıkmak isteyişinin tarihi kısa değil. Uzun bir zaman hem kişiler hem de toplumlar kendilerini yıkıcı faaliyetlerde bulunmuşlardır. Tam bir fenomen.</p>
<p>Elbette ben yine pratik davranarak zaten kısa olan hayatımızı çekilmez bir konser, sıkıcı bir parti haline getirmemek için zaman kazandıracak, bir an evvel şuur açacak cümleleri kurmaya çalışmak derdindeyim. Bu nedenle sepebler üzerinde durmak istemiyorum. Böyle davranışların birçok sebebi olabilir. Bu merakı gidermek ve bunlardan kurtulmak için en doğru yol psikologlara danışmak olacaktır.</p></blockquote>
<p>orijinali: <a href="http://hayatkisa.com/supheleri-gercek-kilmak-icin-harcanan-cabalar/">Şüpheleri Gerçek Kılmak İçin Harcanan Çabalar</a>
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/bir-iletisim-bicimi-olarak-kiskanclik/" rel="bookmark" title="8 October 2007">Bir iletişim biçimi olarak kıskançlık</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/dusunce-sureclerine-gereken-zamani-tanimak/" rel="bookmark" title="10 October 2007">Düşünce süreçlerine gereken zamanı tanımak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/parti-kapatmak-cozum-degil-yanilgisi/" rel="bookmark" title="14 March 2008">&#8220;Parti kapatmak çözüm değil&#8221; yanılgısı</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/is-hayatina-hazirlik-dersi/" rel="bookmark" title="27 October 2007">İş hayatına hazırlık dersi</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 4.495 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/21-yuzyil-turkiyesinde-buyuk-adam-olmak/" rel="bookmark" title="12 January 2008">21. Yüzyıl Türkiye&#8217;sinde büyük adam olmak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/suruden-ayrilani-kurt-kapar-mi/" rel="bookmark" title="24 February 2008">Sürüden ayrılanı kurt kapar mı?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/televizyonun-yerini-internet-alinca/" rel="bookmark" title="20 December 2006">Televizyonun Yerini Internet Alınca</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/beklemek-ve-ertelemek-iki-dipsiz-kuyu/" rel="bookmark" title="9 October 2007">Beklemek ve ertelemek: İki dipsiz kuyu</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 54.650 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/supheleri-gercek-kilmak-icin-harcanan-cabalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sürekli bir dakika sonrasını beklemek</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/surekli-bir-dakika-sonrasini-beklemek/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/surekli-bir-dakika-sonrasini-beklemek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Oct 2007 22:25:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/surekli-bir-dakika-sonrasini-beklemek/</guid>
		<description><![CDATA[Cross-post: Hayatkisa.com, 28 Mayıs 2007
Bu başlık geliştirilebilir, varyasyonları üretilebilir. Mesela sürekli geleceği beklemek, sürekli bir hafta sonrasını beklemek, sürekli bir gün sonrasını beklemek.
Bir çay içerken tadını almak yerine çayın bitmesini ve bir sonraki çaya geçmeyi beklemek. Yemek yerken bitirmeyi beklemek, öpüşürken sevişmeyi beklemek, kitap okurken sonunu beklemek.
Her geçen gün daha da sonuç odaklı bir hal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cross-post: <a href="http://hayatkisa.com">Hayatkisa.com</a>, 28 Mayıs 2007</p>
<blockquote><p>Bu başlık geliştirilebilir, varyasyonları üretilebilir. Mesela sürekli geleceği beklemek, sürekli bir hafta sonrasını beklemek, sürekli bir gün sonrasını beklemek.</p>
<p>Bir çay içerken tadını almak yerine çayın bitmesini ve bir sonraki çaya geçmeyi beklemek. Yemek yerken bitirmeyi beklemek, öpüşürken sevişmeyi beklemek, kitap okurken sonunu beklemek.</p>
<p>Her geçen gün daha da sonuç odaklı bir hal alıyoruz. Sonuç odaklı olmak o kadar kötü birşey değil ancak süreçleri bir kenara atmak yaşama zevkini de bir kenara atmak demek.</p>
<p>Aslında bu düpedüz bitse de gitsek, bir an evvel ölsek de kurtulsak şu yaşamdan demek gibi bir şey. İnsanı çileden çıkaran noktası da tam olarak burası zaten.</p>
<p>İnsan başı ağrıdığında bunun bir an evvel bitmesini ister bu çok doğal, sağlıksız bir yönü de yok. Ancak her bekleyiş sağlıklı olmayı beklemek gibi değil.</p>
<p>İnsan sürekli içinde bulunduğu dönemin sonlanmasını bekleyerek aslında hiçbir zaman yaşamamaya çabalıyor. </p></blockquote>
<p>orijinal metin: <a href="http://hayatkisa.com/surekli-bir-dakika-sonrasini-beklemek/">Sürekli Bir Dakika Sonrasını Beklemek</a>
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/beklemek-ve-ertelemek-iki-dipsiz-kuyu/" rel="bookmark" title="9 October 2007">Beklemek ve ertelemek: İki dipsiz kuyu</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kaynama-noktasi-nihayet-dogru-bir-is/" rel="bookmark" title="27 August 2008">Kaynama Noktası, nihayet doğru bir iş</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kuresel-isinma-ve-ticaret/" rel="bookmark" title="28 May 2007">Küresel Isınma ve Ticaret</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/okullarda-fuhus-var/" rel="bookmark" title="4 June 2007">Okullarda Fuhuş Var</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 5.863 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/eski-dininize-donmeyi-dusunur-musunuz/" rel="bookmark" title="29 May 2007">Eski Dininize Dönmeyi Düşünür Müsünüz?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/ibmin-linux-reklami/" rel="bookmark" title="7 April 2007">IBM&#8217;in Linux Reklamı</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/egitim-sart-derken-gercekte-ne-demek-istiyoruz/" rel="bookmark" title="9 June 2007">Eğitim Şart Derken Gerçekte Ne Demek İstiyoruz?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/32-yil-tesekkuru/" rel="bookmark" title="17 June 2007">32. Yıl Teşekkürü</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 52.886 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/surekli-bir-dakika-sonrasini-beklemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir iletişim biçimi olarak kıskançlık</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/bir-iletisim-bicimi-olarak-kiskanclik/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/bir-iletisim-bicimi-olarak-kiskanclik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Oct 2007 19:57:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Referans]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/bir-iletisim-bicimi-olarak-kiskanclik/</guid>
		<description><![CDATA[Günün cross-post&#8217;u, Hayatkisa.com&#8216;dan, 30 Mayıs 2007&#8242;de yazdığım bir yazı.
Bazı insanlar iletişim kurmakta güçlük çekerler. İletişimsiz yaşanamayacağı için de kurulamayan iletişimin yerine birşeyler koymak gerekir. İşte bu bazen kıskançlık olur. Bazı insanlar kıskançlık üzerinden iletişirler.
Kıskançlığın özünde kıskanan kişinin karşı tarafın zihnindeki değerini görme çabası vardır. Üzerinde ikiden fazla canlının yaşadığı bir gezegende bulunduğumuzu unutarak kıskanan kişi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günün cross-post&#8217;u, <a href="http://hayatkisa.com">Hayatkisa.com</a>&#8216;dan, 30 Mayıs 2007&#8242;de yazdığım bir yazı.</p>
<blockquote><p>Bazı insanlar iletişim kurmakta güçlük çekerler. İletişimsiz yaşanamayacağı için de kurulamayan iletişimin yerine birşeyler koymak gerekir. İşte bu bazen kıskançlık olur. Bazı insanlar kıskançlık üzerinden iletişirler.</p>
<p>Kıskançlığın özünde kıskanan kişinin karşı tarafın zihnindeki değerini görme çabası vardır. Üzerinde ikiden fazla canlının yaşadığı bir gezegende bulunduğumuzu unutarak kıskanan kişi, kendi varlığını kıskandığı insanın varlığında yaşar.</p>
<p>Konunun biraz derinine inerseniz şaşkınlıkla görürsünüz ki kıskançlığa konu olan nesne ya da canlı genelde önemli değildir. Önemli olan kıskançlık sürecinin nasıl yaşandığı, kişilere ne gibi gizli faydalar sağladığı, sürekli şikayetçi görünen kıskanılan kişinin bu durumu sürdürmekten sağladığı manevi menfaatlerdir. Bunlar herkesi şaşırtmaya yetebilir.</p>
<p>Sürekli kıskançlık yapan kişinin davranışlarında bir mantık silsilesi aramak yerine gerçekte bununla size ne anlatmaya çalıştığına yönelirseniz daha sağlıklı bir yaklaşımda bulunmuş olursunuz. Tam tersi, siz ısrarla kıskançlık yapan biriyseniz, bununla karşınızdakine ne anlatmaya çalıştığınızı oturup düşünmelisiniz. Bilinçdışınız birşeylere isyan ediyor ve bu kıskançlık olarak günyüzüne çıkıyor.</p>
<p>Bunun bir kanıtı da kıskanılan nesne ya da canlının ortadan kalkmasına rağmen aynı frekanstaki rahatsızlığın devam ettiğinin açıkça görülmesidir.</p>
<p>Sözün özü, olayların içinden göründüğü haliyle problemleri çözmeye çalışmak bizi daha da derinlere itecektir. Kelimelere sözlükten bakmayı bir yana bırakıp onların tek tek herkes için ne anlama geldiğini araştırmak bizi daima daha sağlıklı yarınlara götürür ve şu kısa hayatı daha dolu yaşamamızı sağlar.</p></blockquote>
<p>orijinali: <a href="http://hayatkisa.com/bir-iletisim-bicimi-olarak-kiskanclik/">Bir iletişim biçimi olarak kıskançlık</a>
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/insan-var-oldugunu-hissetmek-anlamak-icin-neler-yapar/" rel="bookmark" title="28 January 2008">İnsan var olduğunu hissetmek (anlamak) için neler yapar?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/mirac-kandilinde-allahi-aramak/" rel="bookmark" title="11 August 2007">Mirac Kandili&#8217;nde Allah&#8217;ı aramak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/insana-verilen-deger-acisindan-new-age-dusunceleri/" rel="bookmark" title="19 October 2007">İnsana verilen değer açısından &#8216;New Age&#8217; düşünceleri</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kurt-aciliminda-yurutulen-algi-yonetimi-stratejisi/" rel="bookmark" title="22 September 2009">Kürt Açılımı&#8217;nda yürütülen algı yönetimi stratejisi</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 7.096 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/din-kulturu-ve-ahlak-bilgisi-dersleri-nasil-duzenlenmeli/" rel="bookmark" title="20 August 2008">Din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri nasıl düzenlenmeli?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/bloggerlar-ve-basin-bultenleri/" rel="bookmark" title="12 January 2007">Bloggerlar ve Basın Bültenleri</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/ataturkun-esi-de-basortusu-takiyordu/" rel="bookmark" title="1 June 2007">Atatürk&#8217;ün Eşi De Başörtüsü Takıyordu</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kuresel-isinma-acik-kaynak-maya-takvimi/" rel="bookmark" title="18 June 2007">Küresel Isınma, Açık Kaynak, Maya Takvimi</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 60.085 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/bir-iletisim-bicimi-olarak-kiskanclik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pratikler bilebilse teorikler yapabilse</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/pratikler-bilebilse-teorikler-yapabilse/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/pratikler-bilebilse-teorikler-yapabilse/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Oct 2007 17:39:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/pratikler-bilebilse-teorikler-yapabilse/</guid>
		<description><![CDATA[Yaşlılar yapabilse gençler bilebilse diye bir laf var. Çok doğru bir söz aslında bu ama yaşlıların bilebilirliği yine bizzat kendi bunaklıklarıyla örselendiğinden gençlere bilgilerini aktarmaya çabaladıklarında çoğu kez saçmalarlar. Saçmaladıkları için de söz fiiliyatta geçerliliğini yitirir.
Doksanlı yıllar, koca dünyanın değişim dönüşüm yıllarıydı ve bu değişim şu anda daha da büyük bir hızla devam ediyor. Eğitim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlılar yapabilse gençler bilebilse diye bir laf var. Çok doğru bir söz aslında bu ama yaşlıların bilebilirliği yine bizzat kendi bunaklıklarıyla örselendiğinden gençlere bilgilerini aktarmaya çabaladıklarında çoğu kez saçmalarlar. Saçmaladıkları için de söz fiiliyatta geçerliliğini yitirir.</p>
<p>Doksanlı yıllar, koca dünyanın değişim dönüşüm yıllarıydı ve bu değişim şu anda daha da büyük bir hızla devam ediyor. Eğitim kurumlarının yaygınlaştığı 20. yüzyıl boyunca görülmeyen birşeyle karşı karşıya kaldık son 20 yıldır ve eğitim sistemi değişmedikçe bu gerçeklik de değişmeyecek. Karşı karşıya olduğumuz sahne şöyle; ilköğretim, lise, üniversite gibi eğitim kurumlarında derslerini çalışan, çok iyi notlar alan öğrenciler hayatta sınıfta kaldılar / kalıyorlar.</p>
<p>Bir hatırlayın bakalım sınıf arkadaşlarınızdan notları yerlerde sürünen ve şimdi son birkaç yılda <em>köşeyi dönmüş</em> kaç kişi var?</p>
<p>Biz toplum olarak uzun süre bunu şöyle yorumladık: &#8220;Mühendislik mezunu adam televizyon tamir etmeyi bilmiyor, bu ne uçuk eğitim sistemi böyle!&#8221;</p>
<p>Elbette daha derin yorumlara ihtiyacımız vardı.</p>
<p>20. yüzyılın ikinci yarısında kısa bir dönem için de olsa kitabi bilginin hayatta bir işe yaradığı bir dönem geçirdik. Ben diyeyim altmışlı yıllar siz deyin yetmişli. Henüz pazarlama sektörünün herkesde mutlaka bir yara açmadığı yıllardı bunlar. Bu yıllarda televizyonlarda reklamlar yayınlanacağı zaman sesi yükseltmek kitabi bilgiydi. Bundan etkilenen seyirci de gerçekten çoktu.</p>
<p>Bir ürünü pazarlarken yanına hoşluk yaparak pazarlamak, mesela süt satarken üzerine &#8220;çocuklarınızın sağlığı bizi ilgilendiriyor&#8221; yazmak gibi şeyler gerçekten satışları artırıyordu.</p>
<p>İnsan kaynakları çalışmaları yeni yeni hayat buluyor, bir işyerinde çalışan personelin nasıl duygu ve düşünceler içinde bulunabildiği bilgisi kitaplarda yazdığı hali ile gerçek hayatta da izlenebilir, faydalanılabilir haldeydi.</p>
<p>Sonra, tam olarak ne zaman başladığını benim de kestiremediğim bir ara, tıpkı antibiyotiklere bağışıklık kazanmış bakteriler gibi toplum bir malı satın alırken yapılan halkla ilişkilere bakmaz oldu, insan kaynakları çalışmaları gerçek yaşamla bağdaşmaz oldu, televizyon reklamları çok para harcayan 6 &#8211; 18 yaş arası tüketiciyi etkilemez oldu.</p>
<p>Ama bir diğer yandan işe yaramadığı halde bunlara hala para harcamayan şirketler aşağılandılar. Medyada onlara özellikle yer verilmedi. Ürünleri hakkında olumsuz haberler yayınlandı vs. vs.</p>
<p>Şu anda da kitabi bilginin, bırakın hayatlarımıza bir faydasının dokunmasını, herşeyi elimize yüzümüze bulaştıran yönünü keşfettik. Bu noktadan bakınca da pratik davrananların hayatta amaçlarına hızlıca ulaştığını, teorik bilgi sahibi insanların ise yerlerinde saydığını görüyoruz. Bunu hüzünlü buluyorum.</p>
<p>Hal böyle olunca, &#8220;pratikler bilebilse teorikler yapabilse&#8221; diye evirdiğim &#8220;yaşlılar yapabilse gençler bilebilse&#8221; sözü, pratikler yapıyor teorikler seyrediyor biçimine de sokulabilir. Gerçek yaşam alabildiğine pratiktir. Mesela kuantum <em>teorisi</em> üzerine çalışan biliminsanlarını düşünün. Kuantum fiziği ile ilgili birşeyler okuyup öğrenen herhangi birini düşünün. Bu insanlar &#8220;kuantum diye bişey var çok enteresan, atomu oluşturan parçacıklar aynı anda iki ya da daha fazla yerde olabiliyormuş&#8221; diyor, başkaları da onlara &#8220;hadi ordan olmaz öyle şey, bu bilimsel bir veri değil, kaptırmayın kendinizi böyle safsatalara&#8221; diyor. Bizler bunları konuşurken gayet pratik davranan IBM ve HP, kuantum bilgisayarlar üzerine çalışıyorlar ve bu bilgisayarlar şu anda gerçek yaşamda deneniyor, geliştiriliyor vs.</p>
<p>Yani pratik ve teorik ayrımı, aslında ruh ve madde, zihin ve beden gibi gerçekte bir bütün olan ama bizim aklımız ikiliğe daha iyi çalıştığı için ikiye bölerek anlamaya çalıştığımız bir ayrım. Başka türlü söylemek gerekirse, gerçekte varolan bir ayrım değil. Sadece aklımızda böyle bir ayrım yarattığımız için biz teoriyi ve pratiği farklı şeylermiş gibi algılıyoruz ve ardından gerçek dünya için geçerli olmayan bir dizi düşünceyi, argümanı teori adıyla etiketlendiriyoruz.</p>
<p>Pratikler bilebilse diyoruz ama pratikler gayet de iyi biliyorlar ve bildiklerini yapıyorlar. Teorikler yapabilse diyoruz ama onlar da yapıyorlar. Onlar sadece varolamayacak, yapılamayacak, gerçekleştirilmesi içerdiği çelişkiler nedeniyle mümkün olmayan teorileri yapmayıp pratiklerin yaptığının küçük bir bölümünü yaparak hayatlarını sürdürüyorlar.</p>
<p>Belli ki böyle ayrımlar yapmak bizi rahatlatıyor. Böyle ayrımlar yapmayı seviyoruz. Yoksa insanoğlu daha ilk anda farkında olduğu gibi ayrım mayrım olmadığını, herşeyin gayetle bir bütün olduğunu bugün hala biliyor. Sadece işine geldiğinde hatırlıyor, işine gelmediğinde hatırlamıyor.
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/belirsizlige-alismak/" rel="bookmark" title="29 June 2008">Belirsizliğe alışmak</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/peki-bu-bilgi-gercek-hayatta-ne-isime-yarayacak/" rel="bookmark" title="23 June 2008">Peki bu bilgi gerçek hayatta ne işime yarayacak?</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/engin-ardici-engin-ardic-usulu-elestirmek/" rel="bookmark" title="30 June 2007">Engin Ardıç&#8217;ı Engin Ardıç usulü eleştirmek</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/egitim-sart-derken-gercekte-ne-demek-istiyoruz/" rel="bookmark" title="9 June 2007">Eğitim Şart Derken Gerçekte Ne Demek İstiyoruz?</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 6.255 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/mim-yeniden/" rel="bookmark" title="2 November 2007">Mim yeniden</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/degisimde-ucurumlar/" rel="bookmark" title="25 May 2007">Değişimde Uçurumlar</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/hiperaktiviteme-uygun-bir-yontem-buldum/" rel="bookmark" title="30 June 2007">Hiperaktiviteme uygun bir yöntem buldum</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/icinizdeki-yetiskinle-barismak-2/" rel="bookmark" title="3 November 2008">İçinizdeki yetişkinle barışmak 2</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 55.149 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/pratikler-bilebilse-teorikler-yapabilse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye umumi tuvalet olur mu?</title>
		<link>http://osman.borutecene.com/turkiye-umumi-tuvalet-olur-mu/</link>
		<comments>http://osman.borutecene.com/turkiye-umumi-tuvalet-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 15:19:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Seyit Börütecene</dc:creator>
				<category><![CDATA[2007]]></category>
		<category><![CDATA[2012]]></category>
		<category><![CDATA[22 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[konjonktür]]></category>
		<category><![CDATA[life coaching]]></category>
		<category><![CDATA[mentorship]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://osman.borutecene.com/turkiye-umumi-tuvalet-olur-mu/</guid>
		<description><![CDATA[Olur tabii neden olmasın? Yeteri kadar kurumda kadınlara ve erkeklere ayrı yerler ayrılırsa uzaydan bakıldığında Türkiye umumi tuvalet gibi görünür.
Sene olmuş 2007. Kendimizi külliyen sekse vermemiz gerekirken birçok yerde kadın erkek ayrımcılığı yapıyoruz. Bunu anlamak zor. Kadınlar da erkekler de tanışıp sevişmek istiyor. Neden mevzuyu bu kadar zorluyorsunuz ki?
Spor salonunda, restoranlarda, düğünlerde, cenazelerde, okullarda, kurslarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Olur tabii neden olmasın? Yeteri kadar kurumda kadınlara ve erkeklere ayrı yerler ayrılırsa uzaydan bakıldığında Türkiye umumi tuvalet gibi görünür.</p>
<p>Sene olmuş 2007. Kendimizi külliyen sekse vermemiz gerekirken birçok yerde kadın erkek ayrımcılığı yapıyoruz. Bunu anlamak zor. Kadınlar da erkekler de tanışıp sevişmek istiyor. Neden mevzuyu bu kadar zorluyorsunuz ki?</p>
<p>Spor salonunda, restoranlarda, düğünlerde, cenazelerde, okullarda, kurslarda kadınla erkeği ayrı ayrı yerlere koyarsak bu insanlar nasıl kaynaşacak yahu?</p>
<p>İşin kötüsü, toplumun gelişimine katkıda bulunmak için yeterli sayıda yetişmiş insan yok. Her ne kadar biz burada Türkiye&#8217;de yaşadığımız için kendi ülkemizle ilgili şikayetlerimizi dile getirsek de, şikayet ettiğimiz neredeyse her şey; trafik sorunu, bekaretin hala soru işareti olması sorunu, gelir dağılımı sorunu, eğitim sorunu, sağlık sorunları, sosyal ve fiziksel şiddet sorunları, bunların hepsi tün dünyanın başına bela olan dertler. Dünya toplumlarının bazı hastalıkları var ve bu hastalıkların iyileştirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Dünyada her toplum ya da her kesim 2007 yılında yaşamıyor. Örneğin biz burada Türkiye&#8217;de hala seksenlerin başında yaşıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri çoğunlukla doksanlı yılların başındaymış gibi yaşıyor. Avrupa&#8217;nın bazı ülkeleri ikibinli yıllara ancak hoşgeldin demiş durumda.</p>
<p>Dünya toplumlarının hastalıklarını iyileştirmek için hepberaber 2007&#8242;ye gelmemiz lazım. Şu anda dünyanın dört bir yanında ama sadece az sayıda kişi gerçekten dünyanın medeni birikiminin zihinsel zenginliğinde yaşayabiliyor. Bunlar çoğunlukla okuduğu bölüme tesadüfen değil de ne istediğini biraz olsun bilerek girmiş bir avuç sosyal bilimler mezunu. Bir kısmı da kendini yetiştirme fırsatı bulmuş, okullu olmaya fırsat bulamasa da dünyanın sosyal bilimler birikimini kitaplar, internet, ve benzeri yollarla paylaşabilmiş, açık fikirli, aydınlık insanlar.</p>
<p>Geçenlerde şu mucit yarışmasında komik bir olay yaşanmıştı. Adamın biri dünyanın güneşin etrafında dönmediğini, güneşe belli bir uzaklıkta farklı bir dönüş biçimi sergilediğini idda ediyordu ve elinde jüri üyelerinin bir türlü çürütemediği kanıtlar vardı. Bunlardan biri bazı yıldızların sürekli görünüyor olmasıydı. Reklam sektörünün yıldızlarından ve gerçekten çok başarılı bir reklamcı olduğuna inandığım Hulusi Derici, kutup yıldızının çok uzakta olduğunu, bu kadar uzakta bir yıldızın elbette her zaman görüneceğini söyledi. Yani kutup yıldızı kadar uzakta bir nesne, o kadar uzaktaymış ki sırtını dönsen bile görebileceksin.</p>
<p>Şimdi bakın bu adam Türkiye&#8217;nin en değerli adamlarından biridir. En azından bana göre öyle. Hulusi Derici, Türk reklam sektörüne çok değerli, çok zekice katkılarda bulunmuş biri. Ancak onun bu zekası, basit bir fizik sorusu karşısında yeterli olmuyor. Adam bakış açısı olarak yıldızların anormal uzaklıklarının onların heryerden görünmeye yeteceğini ayaküstü iddia ediyor. Bu gerçekten hastalıklı bir durum. Eğer biraz mantıklı bir şey söyleseydi ya da hiçbir şey söylemeseydi, bu kadar şaşırtmayacaktı bizleri. &#8220;Arkadaşım söylediklerin bana pek inanılır gelmiyor ama bu iddianı çürütecek bilgim de maalesef yok&#8221; demek bu kadar mı zor?</p>
<p>Burada Hulusi Derici&#8217;den örnek vermemin nedeni bu kişinin değerli çalışmalarına ve topluma yaptığı katkıya gönülden inanıyor olmam. Ancak demek ki bunlar açık fikirli olmak ya da yeni bir fikri ayaküstü geçiştirmemek için yeterli olmuyor. Daha fazlası lazım.</p>
<p>Dünya açıkça hastadır. Tedavi edilmesi gerekiyor. Bu tedaviyi sosyal anlayışa, vizyona sahip insanlar üstlenmeli ancak bu insanların sayısı yetersiz. Vizyon sahibi insan sayısı çok çok yetersiz. Zeki, vizyon sahibi, sosyal anlayışa yatkınlığı olan birçok insanın vizyonu ya parada tıkanıveriyor ya da sistemin dışına çıkamama noktasında tıkanıveriyor.</p>
<p>Ben günümün büyük bölümünü yepyeni bilgileri, bilimin son dakikasını değerlendirerek geçiriyorum. Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra bu konuyla birebir ilgili bir iş yapmamış olsam bile sosyolojik literatürü dikkatle takip ediyorum. Kuantum fiziğinden, Maya takviminden, nöroloji bilimindeki gelişmelerden haberim var. Bilimin birçok alanı gelişirken, birçok alanının da nasıl can çekiştiğini ve katı metodoloji içinde nasıl boğulduğunu hüzünle izliyorum.</p>
<p>Her gün birikimlerimi insanlarla paylaşarak onların zihnindeki engelleri kaldırmak için çaba sarfediyorum.</p>
<p>Dünyanın da buna ihtiyacı var, Türkiye&#8217;nin de buna ihtiyacı var. Ortalık sabit fikirden geçilmiyor. Sabit fikir insanları ruhen ve fiziken yaralıyor. Sabit fikir insanlara cinayet işlettiriyor, savaş çıkarttırıyor, aileleri yıkıyor, ülkeleri bölüyor.</p>
<p>Arkadaşlar dünya hepimize yeter. Zihinlerinizi açın, yelkenlerinizi açın, antenlerinizi açın. Sadece önümüze konmuş yaşam biçimlerini tüketerek varacağımız yer kocaman bir fosseptik çukurundan başka bir şey değildir.</p>
<p>İnsanlar dünyaya birbirlerini sevmek ve hayatın tadını çıkarmaktan başka hiçbir özel nedenle gönderilmiş / yaratılmış değiller. Eğer dikkatimizi buna vermezsek, yaradan bunların hesabını kesinlikle soracaktır. Yaratılmadığına inananlar için ya da o olasılık için de durum farklı değil. İnsanlar dünya üzerindeki cenneti bir yana bırakıp dünya üzerindeki cehennemi yaşamayı tercih ettikçe, bırakın Türkiye&#8217;yi, tüm dünya bir açık hava tımarhanesi olmayı sürdürecektir.
</p>
<p><strong>Benzer yazılar:</strong>
<ul class="similar-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/dunyanin-gelisimine-engel-olan-faktorler/" rel="bookmark" title="24 April 2007">Dünyanın Gelişimine Engel Olan Faktörler</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/kaynama-noktasi-nihayet-dogru-bir-is/" rel="bookmark" title="27 August 2008">Kaynama Noktası, nihayet doğru bir iş</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/turkce-icerik-acisindan-sosyal-aglar-social-networking-ve-social-bookmarking/" rel="bookmark" title="4 March 2007">Türkçe İçerik Açısından Sosyal Ağlar (Social Networking ve Social Bookmarking)</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/politik-ve-dini-kelimelerinin-ceviri-kullanimi/" rel="bookmark" title="26 November 2007">&#8220;politik&#8221; ve &#8220;dini&#8221; kelimelerinin çeviri kullanımı</a></li>
</ul>
<p><!-- Similar Posts took 5.679 ms --><strong>Rastgele yazılar:</strong>
<ul class="random-posts">
<li><a href="http://osman.borutecene.com/acik-kaynakli-tasarim-sureci/" rel="bookmark" title="14 December 2006">Açık Kaynaklı Tasarım Süreci</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/microsoft-web-sitesi/" rel="bookmark" title="15 December 2006">Microsoft Web Sitesi</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/bir-hp-sorunu/" rel="bookmark" title="14 December 2006">Bir HP Sorunu</a></li>
<li><a href="http://osman.borutecene.com/otomatik-kira-uygulamasi/" rel="bookmark" title="29 May 2007">Otomatik Kira Uygulaması</a></li>
</ul>
<p><!-- Random Posts took 53.250 ms --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://osman.borutecene.com/turkiye-umumi-tuvalet-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
