Volkan Bey’den konu hakkında yanıt geldi:
Osman Bey,
Uyardığınız için teşekkürler.
Blogumum yorum bölümü çalışıyor; fakat php’sel bir sorundan dolayı uyarı veriyor (vakit bulup wordpress ella’ya geçsem herşey hallolacak, ama bu aralar vakit en sınırlı kaynak elimde).
Gönderdiğiniz makale yazdıklarımla oldukça paralel kabul ediyorum. Fakat kaynak belirtmeyi unutmadım. Zaten yazıyı bir yerlerde (ya 37signals ya Seth Godin’in bir kitabı /blogu ya da ikisinin karışımı) okuyup aklımda kalan kıyıdaki köşedeki düşünce parçaları üzerinden yazdım.
Tekrar teşekkür ediyorum,
En kısa zamanda blog iletimi referanslarla güncelleyeceğim.
dip not:
Yorumla ulaşamadığınızı düşünüyorsanız, en azından bir e-posta atabilirdiniz.
Saygılarımla,
Volkan Özçelik
Volkan Bey, yorumunuzu doğru yazıya koydum. Ben kaynak belirtmeyi unutmuşsunuz derken nezaketen böyle söylemiştim. Yorumlarınızı bu yazıdan sürdürebilirsiniz.
Konumuz şu:
I was invited to present a 10 minute “High Order Bit” at the Web 2.0 Conference. I decided to talk about the concept of less as a competitive advantage. Here’s the rough text (from memory) of my presentation.
Less.
I want to talk about the concept of less. And more specifically the idea of using less as a competitive advantage.
Conventional wisdom says to beat your competitors you need to one-up them. If they have 4 features, you need 5. Or 15. Or 25. If they’re spending X, you need to spend XX. If they have 20, you need 30.
While this strategy may still work for some, it’s expensive, resource intensive, difficult, defensive, and not very satisfying. And I don’t think it’s good for customers either. It’s a very Cold War mentality — always trying to one-up. When everyone tries to one-up, we all end up with too much. There’s already too much “more” — what we need are simple solutions to simple, common problems, not huger solutions to huger problems.
Bu yazının adresi şu: Less as a competitive advantage: My 10 minutes at Web 2.0
Alttaki de başka bir blogdan;
Yakın zamanda Okyanus Ötesi’nde yayınlanan pilli network hakkındaki röportajı okuduktan sonra Türker’in röportajdaki
Ben sizi hep 37 Signals‘a benzetiyorum. “Less is more” (az daha çoktur) tarzı bir yaklaşım görüyorum.
Bu ne kadar doğru bir gözlem sizce?yorumu üzerine neden azın aslında daha çok olduğu konusunda ciddi anlamda düşünmek gerektiğini bir daha fark ettim.
Tamam “Az aslında Çoktur” da… Peki Rekabet İşi Ne Olacak?
Geleneksel pazarlama yaklaşımı ile düşünürseniz haklısınız, rakiplerinizi alt etmek için onlardan daha fazlasını daha ucuza sunmamızın olası tek çözüm oludğu öğretildi sizlere değil mi?
* Eğer rakipleriniz üç yeni özelliği varsa sizin beş (ya da onbeş, yirmibeş) yeni özelliğiniz olmalı,
* Eğer rakipleriniz X milyar reklam bütçesi ayırdılarsa siz 3X milyar ayırmalısınız,
* Eğer rakiplerinizin 5 tane “hede”si varsa sizin 15 tane “bödö”nüz olması gerekli.diye düşünüyorsanız iş hayatında bu tarz soğuk savaşların önünde sonunda sizi çıkmaz sokağa sürükleyeceğini peşinen bilmeniz gerekli.
Tekrarlamakta yarar var. Bu tarz bir soğuk savaş,
* Savunmacı
* Şüpheci (bir seviye ilerisi: paronayak)
* Bol bütçelibir ürün geliştirme yöntemidir. Eğer şirketiniz savunmacı, şüpheci ve paronayak ise, her türlü yeni fikre de savunarak yaklaşacaklardır.
Bu yazının adresi de şu: Rekabet Hakkında Herkesin Bilmesi Gerekenler
İkinci yazıyı yazan arkadaş kaynak belirtmeyi unutmuş, ben belirteyim dedim. Aslında bunu buraya değil, arkadaşın bloguna yorum olarak yazacaktım ama yorum kısmı çalışmıyor. Sağlık olsun.
Her iki yazıyı da okumanızı tavsiye ederim. Birincisi (orijinal olanı) İngilizce. İngilizce bilmeyenler okuyamaz doğal olarak ama burada yaptığım alıntı kısmında ikinci yazı (kopya olan) birincisinin aynısı zaten.
Bu arada, bu tarz olayların sebeplerinden olduğunu düşündüğüm bazı şeyleri daha evvel kendi yazılarımda(1) açıkladım(2), onu da okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.
Güncelleme: İki yazıyı da mutlaka okuyun, ben eksik anlatmışım daha da fazlası var. Buna daha fazla zaman harcayıp buraya eklemek istemiyorum. Kendiniz görün.
Benzer yazılar:
- Blog ve Wolkanca Coştu
- Açık Kaynak Bir Yaşam Tarzıdır
- Açık Kaynak Muhasebe Yazılımı Turquaz
- Mynet GPL’i ihlal ediyor
Hoş bir tesadüf olarak değerlendiriyorum,
Vesile ile değerli bir Türk blog yazarının düşünceleri ile (sanal da olsa) tanışma fırsatım oldu.
Bu arada eğer okumadıysanız Seth Godin’in “Small Is the New Big” kitabını **mutlaka** okumanızı tavsiye ediyorum. 37signals’ın “small is actually big” yaklaşımının yanısıra gerçek hayata yönelik pek çok yararlı örnek, öykü var — tabii ki Seth’in eğlenceli ve akıcı üslubuyla (bence).
Vakitsizlikten daldan dala atlayacağım; kusura bakmayın:
(bir sonraki “sosyal imleme” yazınıza atfen)
Sosyal imleme demişken; ben tekrar sosyal imleme üzerine kurulu startup‘ımın kodları ve buglarının arasında dönsem iyi olacak
Bu arada ben de “sosyal imleme” lafına bir türlü alışamadım. Logomuzun altındaki “web2.0 social bookmarking” yazısının ingilizce olmasının bir nedeni de bu. Yani
)
- ne web2.0 kavramının
- ne social kelimesinin
- ne de bookmarking eyleminin
adam gibi Türkçe karşılığının olmaması
(bunun temellerini açsak; ayrı bir makale konusu çıkar herhalde
ingilizce sloganın ikinci nedeni ise beta fazının bitimine doğru hizmetimizin ingilizce versiyonunu da açmayı planlamam.
Tanıştığımıza tekrar memnun oldum,
blogunuza bir adet yakından takipçi kazandınız.
Sevgi ve Saygılarımla,
Volkan Özçelik
Ben de memnun oldum. Sosyal imleme yazılımı çalışmalarınızda Pligg‘i incelemenizi öneririm. Başlangıçta (ben ilk gördüğümde) Digg ile aynı işlevi yerine getirecek açık kaynak bir php-mysql yazılımı idi. Şimdi kendini CMS olarak tanıtıyor ama sanırım işlev aynı sadece daha geniş kapsamlı olmuş. Algoritma açısından yararlı olabilir, kodlarını kendim incelemedim o yüzden kefil değilim
.
Benden de sevgiler ve saygılar.
Teşekkürler,
pligg güzel görünüyor (özellikle demo sayfası aynen digg’in özgür kaynaklı versiyonu gibi — tabii çoklu kullanıcı ve sunucu yoğunluğu (server stress) altında benchmark etmek lazım). İndirip bir kurcalayım bakalım