Geçen yıl yazdığım Sınır (Borderline) Kişilik Bozukluğu başlıklı yazım bir yıl boyunca büyük ilgi görmüştü ve hala da ilgi görmeye devam ediyor. Bugün o başlık altına yazdığım yorumlardan birkaçını diyalog halinde paylaşmak istiyorum, önemli bir konu bu.
Osman Seyit Börütecene diyor ki:
29 June 2008 13:00arkadaşlar merhaba, yorumlarınızla bu başlığı zenginleştirdiğiniz için hepinize tek tek teşekkür ederim. az sonra bahsedeceğim önemli konuyu ayrıca bir yazı olarak da ele alacağım ama buraya da acilen yorum olarak girmek istiyorum.
şimdi, özellikle riverboy ve nicky’ye (söyleyeceklerim herkes için geçerli): arkadaşlar, hayatınıza giren insanları bıktırmak, bezdirmek, üzmek gibi şeyler yapmış olabilirsiniz. gerek rahatsızlığınızdan gerekse başka nedenlerden böyle şeyler yaşanmış olabilir.
ancak yine de kendinizi bu derece suçlamamalı ve hatayı tamamen kendinizde görmemelisiniz, bu yapacağınız en büyük yanlış olur.
ikili ilişkilerde zaman içinde bir sistem oluşuyor karşılıklı. ve bu sistem sadece sizin davranışlarınız sonucu ortaya çıkmıyor.
bakın ben size hatalı değilsiniz demiyorum. ancak çok büyük ihtimalle yine yaşadığınız rahatsızlıktan ötürü kendinizi olduğunuzdan da suçlu hissediyorsunuz.
bu suçluluk hissini lütfen bir kenara bırakın. başka inasnlara zarar vermiş olabilirsiniz ama bu zararın üzerinde durmak ve sadece bunu düşünmek, dahası kendinizi sadece etrafa verdiğiniz zararla tanımlamak ancak rahatsızlığınızı sürdürmenin bir parçası olabilir.
borderline belki de tedavisi hiç olmayan bir rahatsızlıktır. öyle bile olsa ki bence değil, siz o zaman bu rahatsızlıkla yaşamayı da öğrenebilirsiniz ancak bunun yolu asla hatalarınızın üzerinde durmak olamaz.
bilmiyorum ne kadar anlatabildim ve tabii ki söylemek istediklerimin tamamı bundan ibaret değil, bunu ayrıca özel olarak yazacağım ama şu suçluluk duygusunu ve “benden insan olmaz” düsturunu (sloganını) bir kenara bırakmanızı rica ediyorum.
bunun hepinizdeki yansıması aynı değil o nedenle yukarıda yazdığım birçoğunuza sert görünmüş olabilir ancak işin bir de böyle bir boyutu var, teşhisler kişilerin kendilerini nasıl hissettiklerine ve davranışlarına yansıyor ve ardından başkalarının hataları da o insanların hataları oluveriyor.
ne kadar öyle değilmiş gibi görünse de buna mahal vermeyin.
bahsettiğim yazıyı yazdıktan sonra linkini de buraya vereceğim. herkese sevgiler, harika bir pazar ve harika bir hafta geçirmenizi dilerim.
nicky diyor ki:
29 June 2008 14:51Osman seyit bey
“bu suçluluk hissini lütfen bir kenara bırakın. başka inasnlara zarar vermiş olabilirsiniz ama bu zararın üzerinde durmak ve sadece bunu düşünmek, dahası kendinizi sadece etrafa verdiğiniz zararla tanımlamak ancak rahatsızlığınızı sürdürmenin bir parçası olabilir.”
diyorsunuz. Çok doğru ancak esas problem de burada zaten.Bu suçluluk duygusu nasıl bir kenara bırakılır? Ego zayıflıgı problemi var. Bunun için psikiyatri ne tür yaklaşımlar öneriyor?Kendi kendine telkin işe yarar mı? Örneğin ” kendimi seviyorum” vs gibi.Kişilikteki şuur altı seviyedeki parçalanma nasıl birleştirilir? teşekkürler.Osman Seyit Börütecene diyor ki:
29 June 2008 15:40nicky: psikiyatri bu konuda pek bir yaklaşım önermiyor çünkü psikiyatri suçluluk duygusunu pek kabul etmiyor. elbette yaklaşımları bu kadar keskin değil ama ben böyle özetliyorum.
suçluluk duygusuna dışarıdan bir çare arayacaksak bunu psikiyatriden değil psikolojiden ve psikoterapiden aramalıyız. aynısı kişilikte şuur altı seviyedeki parçalanma olarak adlandırdığınız şey için de geçerli.
nicky diyor ki:
29 June 2008 16:32Valla vakit varsa bu konuda bilmek istediğim şeyler vardı..Psikiyatri konusunun biraz cahiliyim de..Aslında psikiyatri ne öneriyor derken psikoloji ve psikoterapi yi de kast ediyordum. Siz bunları farklı koyunca bu konuda birşey bilmediğimi anladım. Psikoterapi Psikiyatri nin kullandığı yöntemlerden biri değilimidir yani? kusura bakmayın. tekrar soruyorum. çok şaşırdım da. O zaman bir psikoloğa gitsek bu konuların analizi için yardımcı olabilir mi? Ben yung yaklaşımı ile çok ilgiliyim. Bu konuda çalışma yapanlar var mı acaba?O zaman psikiyatri bu yöntemlerin hiçbirini mi kullanmıyor?Yani sadece ilaç tedavisi ile mi ilgili..
teşekkürler.
Osman Seyit Börütecene diyor ki:
29 June 2008 17:01nicky: popüler açıdan bakacak olursak psikiyatri dünyası ile psikoterapi dünyası çatışır durumdalar.
psikoterapi uygulayan psikiyatristler var. bunlara örnek olarak türkiye’de en meşhur isim cem mumcu olacaktır sanırım.
ancak psikoterapinin özünde ilaç diye bir şey yok. ilaç diye bir şey yok demek salt psikiyatristler ilaç yazabilir ama psikologlar ilaç yazamaz anlamında değil.
psikoterapi, psikiyatriden farklı olarak aslında oldukça metafizik bir şey. bilimsel bir yönü yok, burada bilimsellikten ölçülebilirliği kastediyoruz.
teorik alanda bir psikanalist antidepresanlara inanmamaz mesela, inanmamalıdır da. çünkü depresyonun tıbbi açıklamasına inanmamalıdır.
bu konuda konuştukça daha da kafa karıştırabileceğimin farkındayım ancak sırf bu nedenden ötürü susmak da bir işe yaramaz.
dünyada birçok psikiyatrist psikoterapiyi reddediyor. örneğin türkiye’de arif verimli, psikoterapinin safsata olduğunu söyleyecek kadar ileri gidebiliyor. evet, kendisi saygı sınırlarını da aşarak terbiyesizce yapıyor bunu. ve dünya çapında bu tip insanlardan çok var. bence burada en büyük sorun, bu tür terbiyesizlikleri yapan doktorların sosyal bilimlerden anlamamaları.
bir psikolog bahsettiğiniz konuların analizi için size yardımcı olabilir. bu konuda çalışmalar yapanlar var. psikiyatri bu yöntemleri kullanıyor ancak onlar için ilaç tedavisi birincil. yani psikiyatrinin kuramında siz beyin kimyanızdaki bir bozukluk nedeniyle böylesiniz. ama psikoterapinin kuramında siz, çatışmalı düşünceleriniz nedeniyle böylesiniz.
bu anlattıklarımın hepsi ancak bir özet olarak adlandırılabilir. daha detaylı bilgi için ise birkaç kitap tavsiye edeyim:
saffet murat tura – freud’dan lacan’a psikanaliz
irvin yalom – bağışlanan terapi
engin geçtan – insan olmakbaşlangıç için bu üç kitap sizin bu konudaki algınızı geliştirecek ve ufkunuzu genişletecektir.
Benzer yazılar:
- Buda ve Sartre’ın ortak yönü
- Baklayı ağzımdan çıkarıyorum; yaşam koçu bir tür terapisttir
- Korku, suçluluk, endişe
- Microsoft’un Antivirus Yazılımı Mailleri Siliyor

Bugün Borderline bir kişilik bozukluğuna ve PAKB(Pasif Agresif Kişilik Bozukluğuna) sahip olduğum konusunda emin oldum.
Bir çok yazı okudum bu konu hakkında ama kşmse ”ben de böyleyim”dememiş.Bu nedenle ben,böyle olduğumu söyleme gereği duydum ve size empati kurmanıza yardımcı olacak bir bakış açısı ile yazmamın gerekli olduğunu düşündüm.
Borderline Kişilşik Bozukluğu hakkında yazacağım(belki de PAKB konusunda kendimle tamn olarak yüzleşemeyeceğimden korkuyorum.
Bir olaydan yola çıkarak yazacağım.Önceki ilişkimde(ki deli gibi aşık olduğum bir adamın)burnundan getirerek ayrıldığımdan szö edeceğim.Telefon açar,nedensiz yere telefonalrına bakmazlık yapardır.m.Politikayla ilgili olduğumdan-bunu yapmaya hiçbir cesaretim uya da isteiğim plmaksızın-mücadele vermemiz gerektiğini ve bu nedenle de bizim yaşadığımız ilişkinin saçma olduğundan bunun yerine mücadele etmemiz gerektiğinden söz ederdim ve son olayda da yalnızca bir tartışma sonunda ona ne kadar iğrenç olduğunu,ondan nefret ettiğimi,insanlıkdışı biri olduğunu söyleyerek kapattım.Bi anlamda hiçbir nednei yoken yaptım bunları…Ve sonuçta ‘’seni seviyorum ama artık dayanamıyorum”demesiyle ayrıldık.Bunun gibi bir çok olayla karşılaştım.
Başka bir örnek evrmek gerekirse,dergi toplantılarımıza gelmeyen kişilerin üzerine yargılayıcı şekilde gittiğim için insanlar artık korkar oldu! Liderliği istemiyorum ama birilerinin ayarladığı vakite göre ya da birinin ayarladığı yerlere gitmekten hoşlanmıyorum.Sevdiğim insanlarla sürekli vakit geçirmek istiyorum ve ertesi gün hangi sorumluluk olursa olsun onlarla birlikte olmak uğruna hepsinden vazgeçiyorum ve onların”benim erken uyumam gerek”Deyişini anlamlandıramıyorum.Çünkü insan karşındaki insanı seviyorsa onu ”herşeye rağmen’’sevmeli ve herşeye rağmen onun için bir şeyler yapmalı.Gerektiğinde dersini ekebilmeli,uykusunu kısıtlayabilnmeli,onun için gideceği yolu uzatmalı…Bunlar bizim için bir fedakarlık ve olması gerekenelr listesi aslında.Değer yargılarımız bunalr kısaca.Biri msn de bizi sorsun deiye bekelriz.Msn penceresini açarız yazmasını bekleriz o selam verdiğinde ise beş dakika sonra cevpa yazarız.Biz onun yazmasını bekliyoruzdur onu sevdiğimiz için ve o da bizim yazmamızı beklesin isteriz aynı şekilde.
İntihar fikrini her daim içimizde taşırız.Bileğimizi kesmek bir güzellikten öte bir güç verir bize.Yani ”ben acizim”demyiz hiçbir zaman ama insanalrda böyle bir görünytü uyandırmaktan ve daha sorna yanımıza gelenelri de aynı şekilde ”yok bir şey”diyerek kovmaktan mutluluk duyarız.Hoşlanmadığımız kişilere ondan hoşlandığımızı söyleyerek daha sonra ondan köşe bucak kaçmaktan mutluluk duyarız.
En büyük korkumuz”gidişlerdir”!Çünkü gidişlerin istisnaısız tümü bizim yenilgilerimizi simgeler.Yeni atılımları görünce gözlerimiz parlar ama bir o kadar da korkarız.Ya çok olumlu sonuç veririz ya da çok negatf bir sonuç.Ya evet deriz tan olark ya da hayır;ama aslında bizim için ”evet”ya da ”hayır”arasıbda bir fark yoktur. Kesinlikle insanlara çok lüzumsuz şekilde bağlanırız.Alakamız,ortak noktamız olmayan bir insanla bile ortak nokta kurar ”o da benim gbii der”ve bize aykırı bir hareket yaptığında da hayallerimizdeki kişi ile karşılaştırıp yine yenilgiye uğrarız.
Bir yerde okumuştum”tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış’’sözündeki ”tavşan”biz oluyoruz.Evet,doğru!Ona buna küser,ondan bundan hoşlanır,ona buna kızarız,kişilere karşı tavır alırız ama kişiler anlamlandıramaz ve her sferinde başka bir şey olduğunu düşünür.
”En”olmak isteriz.Arkadaşlarımız arasında en sevilen mesela…Bunun i.in türlü numaralar deneriz.Başarısızlıklarımız yine yenilgilerimizdir.–Mesela bir saçma örnek daha lise 1 in başında herkese adımın Nilksu olduğunu ve bunun küçük bir hikayesi olduğunu anlatmak istemeidğimiş söylemiştim:D-
Baştan beri rastlamadığım genel olarak çıkarım yaparak anlayabileceğiniz şey de şudur ki:değer yargılarımız çok farklıdır.Ve bu nedenle de diğer insanların da aynı değer yargılarıyla hareket etiğini düşnüürüz.Genel olarak aşırı duygusalızdır ve ayrıntıcıyızdır.Sonuç olarak kırılganız,melankoliğiz,değişkeniz,dengesiziz ama bir o kadar da duyarlıyız.Hatta en ufak titreşimleri kaydeden bir kişiliğimiz olduğu için ve küçüklüğümüzde lider ruhlu olmamız ve yansıtamamızdan da kaynaklanır…İnsanlar her tğürlü umarsız gelir ve büyük bir tepki bekleriz…Direnişçiyizdir ama pes ettiğimizi göstererek detrafımızda insan toplayarak direnişimizi arttırabileceğimizi hedefleriz…
Ve her şeye rağmen bu kişiliği içimizden atıp-her zaman alıp hiçbir zaman gerçekleştirmediğimiz sorumlulukların yükünden kurtulmayı isteriz….
Benden şimdilik bu kadar…Kendi gözlemlerimi yazdım.Psikoloji konusunda benimle konuşmak isteyen,fikir paylaşmak isteyen ve bana yardımcı olmak isteyen(mümkünse yardımcı olmak konuşmak anlamında olsun;çünkü her seferinde her söylediğinizi bildiğimizi söyleriz ve öneriler geldiğinde hepsini bildiğimizden sizi anladığımızdan ama kişiliğimizi çözemediğinizden bahsederiz.Çok yardım almak istiyormuşuz gibi davranabiliriz ama bir şey yapamayacağınızı size göstermek hoşumuza gider vs vs)….Kısaca bizlere dayanmak isteyen ve gerçekten psikoloji ile ilgilenen insanları beklerim…
nilsu_che@hotmail.com
Selam arkadaşlar… ben de bir borderline kişilik olarak sizlerle yakın zamanda yaşamış olduğuğum bu deneyimi paylaşmak istiyoru. Ben, ilk öncelikle gerçekten iyileşmeyi ve insanlara, çevreme, özellikle de kendime dengenli ve turarlı davrnamak istiyorum. Bir kaç psikoloğa gittim ama hiç bir faydasını görmedim terapilerin ta ki düne kadar. Psikoloğumla 2. randevumun ortalarında, psikoloğum benim üzerimde bir enerji açma yöntemi uygulamak istediğini söyledi. Bedenimizde , her insanda olduğu gibi , enerji çıkış noktaları varmış , ve tüm duygularımız , düşüncelerimiz, sosyal korkularımız bu enerji çıkışı ile bağlantılıymış. Bu terapinin adına “EFT” – “Emotional Freedom Technique” yani “Duygusal Özgürlük Tekniği”. Yarım saat boyunca bu tekniği üzerimde uyguladıktan sonra rahatladım ve kendimi güvende hissettim. Ve, o günün akşamında çok rahat bir şekilde uyudum. Lüfen, sevgili yardım arayan arkadaşlarım… sizde EFT tekniğinden yararlanın. Inanın bana hemen faydasını göreceksiniz. En azından internetten bir göz atın. sanki bir sihir gibi. Hala kendimi pozitif hissediyorum.
EFT de bana nedense ”kendiniz için yapabileceğiniz 10 şey”ya da ”başarmanın bilmem kaç yolu”vs ktaplarından farklı gelmiyor.Demek istediğim şu aslında; kendini tanıyan insnalar kendini mutlu etmesini bilir.Yani gözlerimizi kapatıp sahilde yürümeyi hayal ettiğimizde elbette mutlu olabiliriz ya da kendimizin varlığını hssetmenin yollarıyla vs vs Ben bunları biliyoerum ve uyguluyorumda.Drama derslerinde dahi bunlar uygulanan şeyler.Psikolojik olarak kendimi tanuyorum ve kendi teşhisimi kendim koyabilecek güçtweyim de…
Ancak bir süre önce şunu fark ettim ki;bulduğum çözümler anlık.Bu nedenle kendimi anlık mutlu etmek için sürekli vakit harcamam gerekiyor.BUnun yanında kendime güven sıkıntısı çekmiyorum ve benim sorunum genel olaerak mutsuz olmak değil;yaşamı anlamlandıramamak varoluşçuluk konusunda herhangi bir -izme bağlılıktan kopmak gibi felsefi olmasının yanı sıra olaylar karşısındaki tutumum.Yani biraz daha psikolojik olarak rahatlamaktan çok davranış bozukluğu şeklinde kendini gözteriyor.Anlatmakistediğm bir çok kişiye yardımcı olabiliyorken mutlu olmalarını sağlıyorken kendim daha da dibe batıyorum….
Ufak tedaviler de doğal olarak benim kendime uygulayacağım anlık çözümler haline geliyor…Bunun yanında biraz daha ağır bir tedavi şart gibi geliyor aynı zmanada kendime PAKB teşhisi de koymuş bulunuyorum:=)
Hastalık hastası olmadığımı da biliyorum….Neyse,okuyah yoktur tahminimce ama karşılık vermek istedim,çünkü karşılık alamamanın kötü olduğunu iyi biliyorum…
Sağlıcakla,
NİLSU