alemlerin aslı hayaldir
Bir süredir kendi sürekliliğimden şikayetçiyim. Blog yazarı olmak konusunda özgür tutumları savunmakla tanınıyorum ama kendi içimde blog yazarlığının sürekliliğine önem veriyorum ve sürekliliği o özgürlük kapsamında tutmuyorum.
Şimdi kendi kendime aslında nasıl olması gerekir diye küçük bir beyin fırtınası yürüteceğim.
Blog yazarlığı eğer kişiselse ve belli bir konuda yoğunlaşmıyorsa o zaman yazılabilecek şeylerin sınırı yok demektir. Bu durumda okuduğunuz bütün kitaplar, izlediğiniz bütün filmler, gündemdeki tüm haberler hakkındaki fikirleriniz, hatta belki gördüğünüz rüyalar bile bir blog yazısına konu olabilir.
İşin bir paylaşım boyutu var. Dolayısıyla blog yazarlığı kişisel seviyede insanın birikimlerini yansıttığı bir alan. Bu yansıtma salt bilgi paylaşımı biçiminde değil; yorumlar, yaklaşımlar hatta blogun özgün tasarımı bile kişinin birikimlerini yansıtan ögeler. Blog kişinin dünyaya açılan penceresi ve bu pencere üzerinden aldıkları hem verdikleriyle doğru orantılı, hem de verdikleri belki de aldıklarından daha önemli. Hatta belki diyebiliriz ki bu noktada blog yazarı vererek alan biridir.
Önümüzdeki haftalarda zihnimde beliren sürekliliğin canlı örneklerini vermeye özen göstereceğim. Daha sık yazacağımı umuyorum.

