alemlerin aslı hayaldir

Blog Yazarlığında Çalışkanlıkla Yaratıcılık Arasındaki Fark

Bugün Türkiye’nin bloglar gündeminde yeniden yazı alıntılamak konuşuluyor. Ben de buradan serbest çağrışarak blog yazarlığında çalışkan olmak ve yaratıcı olmak arasındaki farkı irdelemek istiyorum.

Hayat bir bütün, dolayısıyla çalışkanlık ve yaratıcılık arasındaki farkı salt blog yazarlığına indirgeyerek irdelemek ne mümkün olur ne de doğru. Şuradan başlayayım, yıllardır etrafıma baktığımda iki tür üretim biçimi görüyorum: çalışkan ve yaratıcı.

Çalışkan türde üretim yapan insanlar çoğunlukta. Yaratıcı türde üretim yapanlar ise azınlıkta. Hatta yaratıcı türde üretim yapan insanlar genel çevre koşullarından bezmiş durumdalar. İçlerinde yaratıcılıkla çalışkanlığı biraz buluşturabilenler kendilerini toplumdan olabildiğinice sağlıklı bir biçimde izole etmek için gereken maddiyata kavuşuyorlar.

Türkiye’de de gerek blog yazarlığında gerekse soyut ya da somut üretim gerektiren herhangi bir konuda çalışkanlık yaratıcılığa baskın çıkıyor. Bloglara şöyle bir baktığımız zaman güncel haberler vermek, dünyada ve Türkiye’de olup biteni takp etmek ve bunu bloglara taşımak çalışkan insanların işi.

Firefox’un yeni bir versiyonu çıktığında veya Microsoft yeni bir ürün piyasaya sürdüğünde ortaya çıkan haber bende bir duygu yaratmıyor ya da herhangi bir çağrışım yapmıyorsa ben bunu yazamıyorum. Ama çalışkan biri olsaydım bunları yazabilir, günde en az 20 yazı üretebilirdim.

Bir yandan da tembelin önde gideni, bayrak taşıyanı olduğum halde yeni bir php + mysql tabanlı web 2.0 projesinin temelini atmaktansa sabahtan akşama kadar odun kesmeyi tercih edebilirim. İlki yaratıcılık gerektiren bir süreç ikincisi ise benim gözümde çok çok kolay bir çalışkanlık. Zaten bu nedenle zihnimi dinlendirebilmek için bedenen yorulacağım ama kafayı fazla çalıştırmamı gerektirmeyecek faaliyetleri seçerim.

Ayrıca komik olan şeylerden biri de şu ki eğer sabahtan akşama kadar odun kesmek ciddi bir hale gelirse o zaman yine yaratıcılığı devreye sokup bir sistem geliştirmeye başlıyor insan. İşte belki de insanoğlu olarak hayatın içine ettiğimiz nokta tam da burasıdır.

Konuyu çok dağıtmadan şu çalışkanlık ve yaratıcılık mücadelesine geri dönmek istiyorum. Etraf çalışkan insanlarla dolup taşıyor. Örneğin bir sabah kalkıp hafta boyunca günde ortalama 20 yeni blog açarak oralara değişik konulardan RSS feedler yüklemek ya da sağdan soldan yazılar seçerek alıntılayıp koymak ciddi bir çalışkanlık meselesi.

Buradaki alıntılama kısmının detayına girmek istemiyorum etik anlamda. Çünkü tuhaf olan şu ki bunu yapan insanların birilerinin emeği üzerinden çıkar sağladıklarını farketmeleri için ciddi bir irfan eğitiminden geçmeleri gerekiyor. Askerdeyken bir haftasonu çarşı izninde bir internet kafeye girdim. İnternet kafe sahibi benim bilgisayardan anladığımı farkedince beni zehir gibi bir çocukla tanıştırmak istedi. Çocuğu biryerlerden çağırdı, çocuk geldi, tanıştık. Bilgisayarla herşeyi becerebilen biriymiş, çok meraklı, çok hevesli (bu insanların birbirlerini birbirleriyle tanıştırma coşkusu ayrı bir yazı konusu bunu da mutlaka yazmalıyım. “Türk genci tanışmak ister” kalıbının yerini bence “insanlar birbirlerini tanıştırmak ister” almalı).

Çocuk anlattıkları becerilerinin arasında bir de nasıl hosting satın aldığından bahsetti. İnternette geçerli kredi kartı numaraları bulabilip ya da bu numaraları üreten yazılımları bulabilip bunlarla hosting satın alabiliyormuş. İnanın bana, ben orada gözümle gördüm bu insanı ve kötü birşey yaptığına, suç işlediğine dair en ufak bir anlam belirtisi yoktu. Yani çocuk o kadar iyi niyetliydi ki inanamazsınız.

Olayın gerçeği şu ki çocuk hırsızlık yaptığının zerre kadar farkında değil. O kredi kartı numaralarının birilerine ait olduğunu, o numaralarla yediği her haltın bedelinin para olarak birilerinin cebinden çıktığını bilmiyor. Şuurun o kısmı kapalı, bunları hiç düşünmemiş.

Bu çocuk o zamanlar 16, 17 yaşlarında bir çocuktu ama bence burada yaşın zerre kadar önemi yok.

Burayı çok iyi anlamanızı istiyorum arkadaşlar; bu çocuk gerçekten temiz bir kalbe sahip biriydi. Gerçekten aklının ucundan geçmiyordu birilerini zarar verdiği, zarar vermiş olduğu vs.

Şimdi yaratıcılığın çalışkanlığa oranla şöyle bir üstünlüğü var, bu bahsettiğim çocuk açıkça çalışkandı. İsteklerini, heveslerini birşeyleri başarmanın gerçekliğiyle bütünleştirebilmiş, yaşıtlarına göre birşeyler yapabilme potansiyelini hayata geçirmiş biri. Çalışkanlık bir anlamda yapılması gereken şeyi hemen yapmaktır. Ama bu arada yaratıcı bir süreç, önünü arkasını düşünmek vs. gibi şeylere yer yoktur. Zaten çalışkanlık gerektiren her ortamda çok düşünen biri olursa onun kafasına kafasına vururlar.

Bir örnek daha vereceğim, alıntı, kopyalama vs. konusunda ama kendim ne kadar inansam da bu insanın masumiyeti hakkında sizi inandıramayacağımdan eminim.

Bu örneğim de otuzlu yaşlarının başında biri, bir web 2.0 projesi için birkaç ay beraber çalıştık. Üzerine çalıştığımız projenin sahibi olan şirketin yeni bir logoya ihtiyacı vardı ve bununla da beni görevlendirdiler. Bahsettiğim bu insan ise bana deviantart’ın logosunu gösterdi, bunu çok beğendiğini söyledi ve bunu kullanalım dedi.

Şimdi iş hayatında onüç ondört yıllık bir geçmişim var ve bu iş hayatı genelde insanlarla uğraşmak zorunda olan mesleklerin içinde geçti. Bu yüzden de herhangi bir konuşma sırasında saniyeler içinde bir insanın neleri anlayabileceğini, neleri anlayamayacağını, birşeyi hangi noktaya kadar ona izah edebileceğimi bilirim.

Bu kişiye de lafı uzatmadan bu logoyu kullanamayacağımızı, kanunen uygun olmadığını, kullanırsak tarafımıza açılacak bir davada şirketi kapatıp gitmek zorunda kalabileceğimizi söyledim. Ancak gerçeklerin bu kısmını söyleyerek kapatabilirdim konuyu.

Çalışkanlık burada yaratıcılığın eksikliğinden değil, hayatta kalmak zorunda olmanın acelesinden gelen bir dürtüyle düşünmeden iş neyse onu yapmaya verilen isim.

İnsanların, toplumun; bu değerleri özümsemesi, anlaması zaman alacak. Yazılım dünyası için de aynı şey geçerli. Yazılım sahipleri korsan yazılıma karşı savaşırken yazılıma bir emek verildiğini anlatana kadar yırtılmadık yerleri kalmadı. Hatta hala daha da anlatamadılar.

Güzel sanatlarla uğraşan tanıdıkları olanlar da mutlaka bir sanat eseri almak isteyen bir hayvanın eserin fiyatını yüksek bulup sen buna ne kadar boya harcadın ki gibi sorular sorduğuna ya şahit olmuşlardır ya da benzer öyküler dinlemişlerdir.

Anlatmak istediklerim buraya sığacak gibi değil. Yetiştirebilirsem bugün bu yazıdan sonra “eğitim şart derken gerçekte ne demek istiyoruz” başlıklı bir yazı yazacağım. Orada bu soyut kavramları anlatma çabama devam edeceğim. Ahan da: Eğitim Şart Derken Gerçekte Ne Demek İstiyoruz?

Benzer yazılar:


Rastgele yazılar:

2 Comments to Blog Yazarlığında Çalışkanlıkla Yaratıcılık Arasındaki Fark

  1. 9 June 2007 at 21:55 | Permalink

    Konuyu şöyle düşünelim, siz çok üretken birisiniz ama ürettiklerinizi pazarlama beceriniz ve pazarlamaya yönelik çalışkanlığınız eksik. Somutlaştırırsak internette bir projeniz var ama bunu kullanıcılarla buluşturma beceriniz yok ne yaparsınız? Çalışkan ve pazarlama yeteneğine sahip biri ile iş birliği evet mantıklı. İşte burada üretkenliğin tek başına bir işe yaramadığı görünüyor.

    Üretkenlerin çalışkanlardan az olması çok doğal ve sizinde belirtiğiniz gibi başarılı olanlar üretkenlikle çalışkanlığı bir araya getirebilenlerdir.

  1. By on 24 November 2008 at 19:41