alemlerin aslı hayaldir
Şu anda görüntülemekte olduğunuz sayfa anasayfanın aynısıdır. Peki neden böyle bir şey var burada? Amaç mevcut site yapısını, url biçimlerini, ve benzeri unsurları değiştirmeden blog anasayfasını buraya taşımak. O niye? Çünkü sitenin anasayfası blog ötesi bir anasayfa işlevi görecek. Arama motorlarında kayıtlı sayfalar, başka sitelerden verilmiş linkler vs. gibi konularda url yapısı değişmeyeceğinden herhangi bir sorun, ölü link vs. de olmayacak. Bu test safhasında sağda solda görebileceğiniz saçmalıklar için üşenmeyin bana mail atın: osmanborutecene@gmail.com Benzer biçimde işin nasıl oluyor da oluyor kısmı için de yazabilirsiniz, aslen çok basit: Yeni bir sayfa açacaksınız. O sayfa için bir *.php template hazırlayacaksınız. Bu templatede her şey anasayfa ile aynı olacak ancak query_post kullanarak farklı bir düzenleme yapmanız gerekiyor. O da bir satırlık bir şey merak edene açıklamaya çalışırım. Sevgiler, saygılar.
Aralık Derneği’nde verdiğim internet becerileri konulu eğitimin ilk kısmı dün sona erdi. Şimdi haftaya ikinci kısma başlayacağız. Yine Perşembe 11:00 13:00 saatleri arasında 4 hafta boyunca internet becerilerimizi geliştireceğiz.
İlk seminer toplanan küçük grubun bilgi seviyesi doğrultusunda şekillendi ve programı biraz daha basitleştirdim. Dolayısıyla ileri düzey internet becerileri konusunda bir şey kaçırmış sayılmazsınız.
Hal böyle iken haftaya Perşembe başlayacağımız seminer ve eğitim hem ilkinin devamı niteliğinde olacak hem de ilk planladığım ileri internet becerilerini içeren bir eğitim niteliğinde olacak.
Bu tür konularda herkesin merakını gideren bilgiler vermek zordur hatta bazen imkansızdır o yüzden merak ettiğiniz ve ilgilendiğiniz konularda bana bir mail atmanızı rica edeceğim: osmanborutecene@gmail.com
Atacağınız mailde “ben şu konuyu öğrenmek istiyorum bu eğitim benim işime yarar mı?”, “youtube’a video yüklemek istiyorum beceremiyorum bu eğitimden sonra bunu yapabilir miyim?”, “bu eğitimden sonra kendi web sitemi yapabilecek miyim?” gibi sorular sorabilirsiniz, daha burada benim aklıma gelmeyen sorular da sorabilirsiniz. Adım atmanız önemli
Bir süredir kendi sürekliliğimden şikayetçiyim. Blog yazarı olmak konusunda özgür tutumları savunmakla tanınıyorum ama kendi içimde blog yazarlığının sürekliliğine önem veriyorum ve sürekliliği o özgürlük kapsamında tutmuyorum.
Şimdi kendi kendime aslında nasıl olması gerekir diye küçük bir beyin fırtınası yürüteceğim.
Blog yazarlığı eğer kişiselse ve belli bir konuda yoğunlaşmıyorsa o zaman yazılabilecek şeylerin sınırı yok demektir. Bu durumda okuduğunuz bütün kitaplar, izlediğiniz bütün filmler, gündemdeki tüm haberler hakkındaki fikirleriniz, hatta belki gördüğünüz rüyalar bile bir blog yazısına konu olabilir.
İşin bir paylaşım boyutu var. Dolayısıyla blog yazarlığı kişisel seviyede insanın birikimlerini yansıttığı bir alan. Bu yansıtma salt bilgi paylaşımı biçiminde değil; yorumlar, yaklaşımlar hatta blogun özgün tasarımı bile kişinin birikimlerini yansıtan ögeler. Blog kişinin dünyaya açılan penceresi ve bu pencere üzerinden aldıkları hem verdikleriyle doğru orantılı, hem de verdikleri belki de aldıklarından daha önemli. Hatta belki diyebiliriz ki bu noktada blog yazarı vererek alan biridir.
Önümüzdeki haftalarda zihnimde beliren sürekliliğin canlı örneklerini vermeye özen göstereceğim. Daha sık yazacağımı umuyorum.
AKP’nin kapatılası isteğiyle açılan dava sonrası siyasete ve gündeme dair bir şey yazmadım. Yazmama nedenimi bir iki yerde anlatmaya çalıştım, oralarda kendimi yeteri kadar ifade ettiğimden eminim ancak hem gündeme dair neler olduğunu toparlamak için hem de daha fazla sayıda insana ne düşündüğümü iletmek için şimdi bunu yazıyorum.
Ben detaylarda kaybolmaktan nefret ederim. Kişiyi hiçbir çözüme ulaştırmadığı gibi, yeni sorunların ortaya çıkmasının da en kestirme yoludur bu. O nedenle ben size oturduğum yerden görünen büyük resimden bahsedeceğim.
Günümüzde dünyayı çok uluslu şirketler yönetiyor. Bu yönetimin ortaya attığı ve herkese kabul ettirmeye çalıştığı idare biçiminin adı da globalizm. Bu şirketlerin anladığı globalizm, bütün dünyanın tek bir elden yönetilmesi demek. O tek bir el de çok uluslu şirketlerin büyük hisse sahipleri olan kişiler.
Bu durum bu kadar basit olduğu halde, “dünyayı israil yönetiyor”, “biz amerikan güdümündeyiz (maalesef öyleyiz)”, “çin dünyaya hakim olacak” gibi serzenişler ve akıl yürütmelerin hepsi boş. Çünkü A.B.D.’yi artık Amerikan halkı yönetmiyor. Orası da bir ülke olarak globalizmden nasibini almış durumda. Çok uluslu sermayenin seçtiği başkanlar ve milletvekilleri ile yönetiliyor A.B.D.
Çin’in durumuna gelince; Çin, bütün ülkelerdeki orta büyüklükte işletmeleri vurdu. Ama dikkat edin bir Adidas’ı, Nike’ı, vurmadı. Nedeni Çin’in dönüşümünü sağlayanların da çok uluslu sermaye olmasıydı. Lütfen kimse Çin’in bir süper güç olma yolunda ilerlediğini zannetmesin. Çin, kapitalist sistemin çarkları arasındaki büyük yerini aldığı için dünyanın geri kalan kısmındaki küçük ve orta büyüklükte işletmelerin kanını emiyor. Ama çok uluslu birçok firma bundan etkilenmiyor. Çünkü zaten Çin, çok uluslu firmaların büyük bölümünün arka bahçesi, fabrikası, üretim bölgesi. Bu bağlamda Çin, bağımsız bir ulus devlet olma özelliğinden vazgeçerek global sisteme entegre oldu.
Tüm dünyada çok uluslu sermayeye ait olan medya devlerinin dünyaya “öğrenci olayları” olarak haber verdiği bir işçi hareketi oldu Çin’de. Ödül almış video ve fotoğrafların olduğu sahneyi sanırım hatırlamayanınız yoktur. Genç bir çocuk bir tankın önüne geçmiş ve tankı durduruyor. İşte o günlerde tüm dünyaya büyük medya tarafından “öğrenci olayları” biçiminde yansıtılan hareket bir işçi hareketiydi ve Çin’in bugünkü halini almasını sağlayacak çalışma koşullarını düzenleyen kanun tasarılarının yasalaşmasını protesto ediyordu. Ve bu işçi hareketi de Çin ordusu tarafından tanklarla toplarla tüfeklerle bastırıldı. Çin’i bugün Çin yapan olay budur.
Bunun bir benzerini şu anda Türkiye’de yaşıyoruz. Sosyal güvenlik reformu adı altında Türkiye’yi bir ucuz iş gücü fabrikası haline getirecek bir yasa tasarısının yürürlüğe girmesi isteniyor. Bu aslen tarihi bir konu, tarihe damgasını vurabilecek bir konu ve tüm dünyaya uluslararası dev medya kuruluşları tarafından bu kez belki “öğrenci olayları” değil ama laik islamcı çatışması olarak yansıtılabilecek bir konu.
Ha dünyanın bütün bir evrende ne kadar küçük olduğunu konuşmuşuz ha bir parti kapatma davasının dünya ölçeğindeki önemini konuşmuşuz farketmez.
Eninde sonunda göreceğimiz şu olacaktır: Globalleşmeye karşı ayakta durmaya çalışan ve hala kendi halkı tarafından yönetilmekte ısrar eden bir ulus devlet olarak Türkiye ve onu “çağdaşlaştırmaya”, global dünyanın bir parçası haline getirmeye çalışan uluslararası sermaye.
Bakın dikkatinizi çekerim; size işçi haklarından bahsetmiyorum, sermaye düşmanlığı yapmıyorum. Ben size bambaşka bir şeyden bahsediyorum.
Ben size çok uluslu sermayenin hızını alamadığını ve dünyanın tamamını matrix’deki gibi bir pil haline getirmek isteğinden bahsediyorum.
Hal böyle olunca, yani büyük resim bize bunları gösterince; türbanlılar üniversiteye giremezmiş, Atatürk olmasaydı bu topraklarda ezan okunmazmış gibi yaklaşımlar acınası yaklaşımlar halini alıyor.
Bu çerçevede insanlara bir şey anlatmak da pek imkan dahilinde değil.
Ancak işin ulus devlet kısmını anlamakta fayda var. Atatürk’ün bizlere en büyük hediyesi ve bugün korumayı beceremediğimiz en önemli şey ulus devlettir. Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti, şimdi üzerine titrememiz gereken ve tehlikede olan şey. Bakın burayı tekrar etmek istiyorum; Kıyafet devrimi değil, harf devrimi değil… Ulus devlet, bağımsız Türkiye. Elbette bunun olmazsa olmaz şartları da demokrasi ve laikliktir. Buna diyeceğim yok.
Ancak futbol takımı tutar gibi siyasi parti taraftarlığı yapmayı sürdürürsek bu işin altından kalkamayacağımızı da üzülerek belirtmek isterim.
Takım tutar gibi siyasi parti tutmak ise şöyle oluyor; bir siyasi parti, hukuka aykırı işler yaptığı iddiasıyla incelemeye alınmak isteniyor ancak bu partinin ve taraftarlarının buna tahammülü yok. Yani devlet mekanizmalarının kontrolune tabi olmak istemiyorlar. İsteniyor ki kimse onları denetlemesin. Halka bile hesap vermeden görevlendirildikleri her şeyi yerine getirsinler.
Bunun akabinde bu partiye gösterilen tepkiler de dünyadan ve Türkiye’den habersiz, tamamen kişisel ruhsal sorunlar nedeniyle batacak yer arayan insanın aradığı yeri bulması ve her alandaki öfkesini bu partiye kusması şeklinde gerçekleşince, sorunları çözmek için yapacak hiçbir şey kalmıyor.
Türkiye’nin siyasi alandaki sorunlarının 2008 yılı içerisinde çözülmesini ve 2009 yılına taşmamasını temenni ediyorum.
Güncelleme: İkinci videoyu yüklerken bir sorun olmuştu bunu düzelttim. Konuyu yorumlarda irdelemeye devam ediyoruz. Buyrun siz de ifade edin fikirlerinizi…
Seriye iki adet videoyla devam etmek istiyorum, önce videolarımızı izleyelim sonra da üzerine konuşacağız.
İlk video “Zorba the Greek”‘ten alıntı:
Bu da “Meet Joe Black”‘den:
Sizce bu insanları tutan nedir? Önceki yazılarda bir arkadaş tanışma fobisinden bahsetmişti. Böyle bir şey midir? Yakınlaşma korkusu mudur? Tam muhabbet ilerleyecekken insanın aklına telefon, elektrik, su faturalarının gelmesi midir? Nedir?
Videoları izleyelim sonra da bu sorulara yanıt, bu durumlara çözüm arayacağız ve bulacağız.
GÜNCELLEME: İnternet Okur Yazarlığı Semineri’nin ikinci bölümü 8 Mayıs 2008 Perşembe 11:00′de başlıyor. Adres, telefon vs. detaylar aşağıda var. İkinci böülme katılmanız için ilk bölüme katılmış olmanız gerekmiyor. Daha da fazla bilgi almak istiyorum daha çok soru sormak istiyorum diyenler bana mail atabilir: osmanborutecene@gmail.com
Bir süredir zamanımın bir kısmını ARALIK Derneği‘ndeki güzel insanlarla geçiriyorum. Bu dernek edebiyat, sanat tarihi, müzik, felsefe, psikoloji, tarih, fotoğraf, resim, psikiyatri gibi birçok başlık altında seminerler, kurslar ve tartışma grupları düzenliyor.
Şimdi bunların arasına bir de benim vereceğim internet okur-yazarlığı semineri katıldı. Gün olarak başlangıç tarihi henüz netleşmedi ancak mart sonu nisan başı gibi başlayacağımızı söyleyebilirim. Bu konuda ayrıntılı bilgiyi derneği arayıp Nurhayat Koçyiğit’ten alabilirsiniz ve kayıt yaptırabilirsiniz. Telefon: 0 212 258 69 65
Facebook’ta da bu seminer için bir event açtım: http://www.facebook.com/event.php?eid=9946974116
Seminer özeti şöyle:
Metin, fotoğraf, video gibi dosyalar internette nerelerde tutulabilir ve nasıl başkalarına sunulur? Blog nedir, nasıl birkaç saniye içinde bir blog sahibi olup yayına başlarsınız? Burada multimedya dosyalarınızı nasıl saklar ve sunarsınız? Bu seminer size internette çalışırken zor gibi görünen birçok hizmetten kolaylıkla faydalanmanızı sağlayacak deneyimi sunuyor.
Halihazırda bir şeyler bilen ama bunu yeterli görmeyenler için de çok iyi bir program olacağını biliyorum. Bu nedenle her seviyeden bilgisayar ve internet kullanıcısına tavsiye ederim.
Haberler malumunuz. benim tekrar anlatmama gerek yok. İki tepki dikkatimi çekiyor bunlar üzerine bir şeyler söyleyeceğim kısaca.
Parti kapatmak çözüm değil deniyor. Ne demek parti kapatmak çözüm değil? Cumhuriyet hala ayakta duruyorsa demek ki parti kapatmak da bir çözümdür. Bu kadar basit.
İkincisi, hangi demokrasiden bahsediliyor anlamak mümkün değil? İddianamede her şey yer alıyor, basına sızan bölümlerinden görüyoruz adamların neler yaptığını, ne suçlar işlediklerini zaten yıllardır da biliyorduk. Bu şuna benziyor, adamın biri hırsızlık yapıyor sen cezalanadırıyorsun sonra tekrar yapıyor diye cezalandırmak işe yaramıyor diyemezsin. Böyle bir şey olamaz.
Bir sonraki seçimde yüzde 80′le gelecekler telaşı da boştur. 80 darbesinde CHP kapatıldı da ne oldu? Bir daha da iktidar yüzü göremedi.
Aslen her şey çok ama çok basit. AKP bir dizi suç işledi ve şimdi de hakkında dava açıldı. Bundan daha doğal ne olabilir?
Doctus’dan gelen bir mim bizleri çocuk istismarına karşı uyarıyor. Bunu yaparken de konumuz çocukluğumuzdan hatırladığımız ilk şarkı ve bunun bize hissettirdikleri.
Benim seçtiğim şarkı Sultan-ı Yegah. Çocukluğumdan hatırladığım başka şarkılar da var ama sanırım en belirgin olanı bu.
Tansu bu kampanyanın anahatlarını şöyle açıklamış:
Neyse bu konuda yapılanları ve yapılacakları, isteyenler Doctus’dan takip edebilirler. Şimdi Türk internet camisının bu konuya duyarlılığını ölçmek ve alınebilecek manevi desteği netleştirmek için küçük bir hareket düşündük. Ben bu yazıyı dört arkadaşıma “mimleyeceğim” ve onlardan da aynı şeyi yapmalarını umacağım. Böylece ne kadara yagınlaştırabileceğimizi göreceğiz. “Mim”imizin üç adet şartı var.
* Mim konusu; Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri.
* Banner
* “Çocuk istismarını durdurun” sloganının yazıda geçmesi.Yani, çocuk istismarına karşı olan tüm blog yazarlarından bu üç şartı yerine getirmelerini bekliyoruz. Bu, projemizin istenen seviyeye gelmesi adına çok önemli bir destek olacaktır.
Pası Goddess Artemis‘e, Burcu‘ya, Flynx‘e ve Banu‘ya atıyorum.

