Osman S Börütecene

alemlerin aslı hayaldir

Şu anda görüntülemekte olduğunuz sayfa anasayfanın aynısıdır. Peki neden böyle bir şey var burada? Amaç mevcut site yapısını, url biçimlerini, ve benzeri unsurları değiştirmeden blog anasayfasını buraya taşımak. O niye? Çünkü sitenin anasayfası blog ötesi bir anasayfa işlevi görecek. Arama motorlarında kayıtlı sayfalar, başka sitelerden verilmiş linkler vs. gibi konularda url yapısı değişmeyeceğinden herhangi bir sorun, ölü link vs. de olmayacak. Bu test safhasında sağda solda görebileceğiniz saçmalıklar için üşenmeyin bana mail atın: osmanborutecene@gmail.com Benzer biçimde işin nasıl oluyor da oluyor kısmı için de yazabilirsiniz, aslen çok basit: Yeni bir sayfa açacaksınız. O sayfa için bir *.php template hazırlayacaksınız. Bu templatede her şey anasayfa ile aynı olacak ancak query_post kullanarak farklı bir düzenleme yapmanız gerekiyor. O da bir satırlık bir şey merak edene açıklamaya çalışırım. Sevgiler, saygılar.

Pollyana kişisel değişimi nasıl engelliyor

9 Mayıs 2008 Cuma 14:59, Osman Seyit Börütecene

Facebook’ta kurduğum kişisel değişim grubuna yolladığım mesajları burada yayınlayacağımı söylemiştim, devam ediyorum:

Pollyana adlı romanın en kötü tarafının insanlar üzerinde bıraktığı “iyimser kişi” tiplemesi olduğunu düşünürüm hep. Bu roman o kadar meşhur ve o kadar popüler ki, Pollyana üzerine konuşulanlar iyimserlikle özdeşleşmiş durumda ve abartılıyor. Sonra da Pollyana ve onun abartılmış iyimserliğiyle dalga geçiyoruz. Ardından Pollyana aradan çekiliyor, ve biz iyimserliği aşağılamaya başlıyoruz.

İyi bir kavramı alıp bununla bu kadar çok alay ederseniz, o kavram karşımıza çıkan yeni kötü şey olur. Biz de bu biçimde iyimserliğin yaşam mücadelemize olumsuz etkilerde bulunduğunu düşünürüz.

Kötümser olduğumuz sürece neredeyse herkes bizimle aynı fikirde olacak gibidir. Bu nedenle birçok kişi hayata kötümser bakmak konusunda birbirleriyle yarış halinde olurlar. En kötümser olanlar en çok itibarı hak eder. Kötümserlikte ve kendini olumsuz yönden eleştirmekte önden giderseniz başkalarının sizi eleştirmesine gerek kalmayacağını düşünebilirsiniz.

Kişisel değişim yolunda ilerlerken gerçekçi iyimser bir bakış açısını sağlayacak kadar olgun olmaya çalışmalıyız.

Kişisel Değişim grubu okuma listesi

6 Mayıs 2008 Salı 16:35, Osman Seyit Börütecene

Facebook’taki Kişisel Değişim grubuna yolladığım mesajları ileriye referans olarak burada blogda da yayınlayacağımı söylemiştim. Dediğimi yapıyorum, ilk mesajı yayınlıyorum:

arkadaşlar grubumuz şu anda 58 kişiye ulaştı ve bu başlamak için gayet güzel bir sayı. ilerleyen zaman dilimi içerisinde değişik bakış açılarını birlikte inceleyebileceğimizi umuyorum.

ama daha önce, kimsenin gözünü korkutmadan, az sayıda kitap tavsiyesiyle bir şeylere adım atmanın en doğrusu olacağını düşündüm.

facebook’un bu mesajlaşma sisteminde kimin ne zaman hangi mesaja geri dönmek isteyeceği belli olmuyor, ve bunu her zaman yapabilecek bir kayıt altında tutma imkanı da yok o nedenle bu gruba attığım mesajları ayrıca kendi blogumda da yayınlayacağım ki isteyen oradan her zaman ulaşabilsin, geriye ve ileriye doğru mesajlar arasında dolaşabilsin.

kitaplara gelelim; ilki Robert Anton Wilson’ın Quantum Psychology adlı kitabı. Bildiğim kadarıyla bu kitap henüz Türkçe’ye çevrilmedi o nedenle ancak Amazon ya da benzeri yerlerden edinebilirsiniz. Konusu ise atomu oluşturan parçacıkların davranışları ile insan davranışlarındaki belirsizliğin benzerliği. Elbette bu çok çok özet hali oldu ancak yine de bu kadarıyla yetinmek zorundayım çünkü bir kitabı özetleme yetisi henüz hiç ama hiç kimsede yok. Ancak alıp okumak gerekiyor.

ikinci kitabımızı seçenekli olarak sunuyorum: ya Tao Te Ching, yani yol ve erdemin kitabı, yazarı lao tzu, türkçe’ye çeviren, yorumlayan ve notlar düşerek yayınlayan Osman Yener. buna alternatif olarak sunmak istediğim kitap ise hagakure; samuray’ın el kitabı. yazarı Yamamoto Tsunemoto. ithaki yayınlarından çıkma.

işe bir kitap listesiyle başladım diye grubun ana grafiğinin böyle bir şey olacağının zannedilmesini istemem. ama bazı önemli önemli konuların etrafında dönmeye başlamak için önden var olanı dağıtmak bazen kitaplar yoluyla çok güzel başarılabiliyor.

süreçlerimize dair sormak istediğiniz bir şeyler varsa buyrun bana mail atarak sorun: osmanborutecene@gmail.com

Kişisel Değişim grubu

6 Mayıs 2008 Salı 13:30, Osman Seyit Börütecene

Arkadaşlar, facebook’ta açtığım bir kişisel değişim grubu var. Onu bir de buradan duyurmak istiyorum. Grubun amacı kişisel değişim konusunda bilgi ve destek vermek. Adresi: http://www.facebook.com/group.php?gid=10661521114

Elbette böyle bir konuyu bir facebook grubuyla sınırlı tutacak değilim. Zaten orayı bir haberleşme, mesajlaşma ortamı olarak kullanacağım. Gündeme getireceğim her konuyu yine esas olarak burada yazıp orayı da haberdar edeceğim.

Esas meselem iletişim olduğundan kendi blogumda üyelik sistemi, gruplar kurmak vs. gibi işlere sıcak bakmıyorum. Yani amacım bir ‘community’ oluşturmaktan ziyade insanları arzuladıkları kişisel değişim yönünde desteklemek.

Elbette böyle bir yolda kişinin yaşayacağı en sağlıklı deneyim yaşam koçluğu gibi, psikoterapi gibi, değişik rehberlik ve danışmanlık türleri gibi ikili çalışmalar sayesinde gerçekleşir. Ancak bunu sağlamak için bile belli bir önbilgi gerekiyor. İşte bu Kişisel Değişim grubu o önbilgiyi, o bilinci, o şuuru açmak ve yükseltmek için kuruldu.

Katılırsanız sevinirim.

Zannedişler 3 / Youtube kapandı zannetmek

6 Mayıs 2008 Salı 12:47, Osman Seyit Börütecene

Bu kez zannedişlere güncel ve ufak bir örnek vereceğim. Şu anda Türkiye’de internet kullanıcılarının büyük bölümü Youtube kapatıldı zannediyor. Oysa gerçek şu ki Youtube yayınlarına aslanlar gibi devam ediyor. Türkiye’den erişimin engellenme nedenleri hangi videolarsa şu anda bütün dünya onları izlemeye devam edebiliyor. Herkes Youtube’a erişebiliyor. Sadece Türkiye’den Youtube’a erişilemiyor.

Bu da böyle bir zannetmek işte.

Zannedişler 2 : Yaratıcılık ve kurumsallık üzerine yalanlar

29 Nisan 2008 Salı 23:55, Osman Seyit Börütecene

Serinin ilk yazısı için: Zannedişler 1.

Zannedişlere dair örneklere hızlıca devam etmek istiyorum. Bundan oniki yıl kadar önce çiçeği burnunda bir reklam yazarıyken reklamcılık ve yaratıcılığa dair acı gerçeklerle karşılaşmıştım. Reklamcılık şüphesiz yaratıcılık gerektiren bir meslek ancak bir diğer yanda yaratıcılıktan daha önemli olan ve bunun tam tersi olan bir şey daha var: Bir ürünün, bir hizmetin ya da bir kurumun mutlaka diğerlerine benzemek zorunda olması.

Günlük yaşamlarımızda zannederiz ki büyük şirketler satışlarını ve işleyişlerini yaratıcılık üzerine kurarlar ve bu sayede büyük kârlar lede ederler. Oysa birçok başarılı şirketin en büyük kazancı ortalama olabilmekten, standart algıya uyabilmekten ve herkese en çok benzeyen olabilmekten geçer.

Yeni bir bankanın, yeni bir makarnanın, yeni bir otomobilin insanlara güven verebilmesinin en kestirme yolu kendinden öncekilere benzeyebilmektir. Çok yeni bir şey olmadıklarını anlatabilmelidir.

Bu konuda internet işe 1-0 yenik başlamıştır çünkü herkese çok yeni çok acayip bir şey olarak tanıtılmıştır. Oysa internet böyle değil de bir nevi elektronik gazete ve elektronik posta olarak tanıtılsaydı bugün internet karşısında daha az insan acı çekiyor olacaktı. Burada acıdan bahsederken yabancılık duygusundan, ben bilmiyorum, ben yapamıyorum duygusundan bahsediyorum.

Bir öncekine benzememek konusunda bir örnek de ixir olarak gösterilebilir. İxir bir internet servis sağlayıcısıydı ve diğer servis sağlayıcılarından çok farklı görünüyordu. Muhteşem bir reklam kampanyası vardı. Kendini her yerde tanıtmaktan çekinmiyordu, muazzam bir reklam bütçesine sahipti. Ve iflas ettiğinde onu tanımayan yoktu. Ayrıca ixir’in reklam kampanyalarının başlı başına yaratıcılık denemeleriyle dolu olduğunu bilmem hatırlatmama gerek var mı?

Kendi yaşamlarımıza dair bir yaratıcılıktan bahsetmiyorum burada. Ben bunları anlatırken aman ha siz böyle zannediyor olmayın. Benim bahsettiğim büyük ticari başarıların ardında yaratıcılık yattığını zannetmek.

Buradan hızlıca kurumsallık kavramıyla ilgili zannedişlere geçmek istiyorum. Bir şirketin kurumsallaşması; yapılan işlerin, makamların, ünvanların, pozisyonların kişilere bağımlı olmaması demektir. Yani; kurumsallaşmış bir şirkette bilmemkim bey hastalanır da bir gün işe gelemezse onun işleri yarım kalmaz. Kurumsallaşmanın en üst düzey göstergesi budur. Şirketin en üst düzey yöneticisi aniden ortadan kaybolursa (istifa eder ya da ölürse mesela), işler 24 saat içinde hiçbir şey olmamış gibi devam etmelidir. Yani kurumsallaşma kuramı budur.

Ancak kurumsallaşma da kapitalizm gibi, feminizm gibi, sosyalizm gibi, komünizm gibi bir idealdir ve asla gerçekleşemez. İlginçtir, kurumsallaşma kavramının en iyi anlaşıldığı ve en çok hayata geçirilebildiği yer Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Genelkurmay Başkanı şu anda hayatını kaybetse TSK’nın işleyişinde hiç ama hiç bir şey değişmez. Aynısı generalinden erine kadar tüm rütbelerdeki TSK görevlileri için geçerlidir. Bir de askerlikte mantık yoktur derler ama TSK birçok dev uluslararası şirketten çok daha mantıklı bir organizasyondur. Ayrıca bence süreç yönetiminde dünyada bir numaradır.

Çok kurumsal olması gerektiğini zannettiğimiz Intel’de, reklam kampanyalarına dair ince detaylarda bile son kararı şirketin CEO’ları ve patronları veriyordu. Yaşları yetmiş civarında iki üç amcadan bahsediyoruz. Intel’den bahsediyoruz. Bütün çokuluslu dev şirketleri bugün gelinen nokta bundan farklı değildir. Kurumsallaşma sadece bir zannedişten ibarettir. Günlük yaşamda işler öyle yürümez. Bunu yürütebilmek elbette bir başarıdır. Ancak hayata geçirilememiş olması yine her zaman olmayacağını zannetmek nedeniyledir. Bu zannedişin ardı arkası kesilmeyeceğinden hayata geçirilmez. Çünkü farklı insanların aynı işleri aynı kalitede yapamayacakları zannedilir. Bu elbette bazı işler için doğru olmayabilir ama birçok iş için geçerlidir.

Peki neden bu dev şirketler hala başarıyla ayakta duruyor? Çünkü bir şirketin yaşamını sürdürmesi için kurumsallaşması gerektiği fikri de bir zannedişten ibarettir. Ticarette başarılı olmak kurumsallaşmayı gerektirmez. Patron ya da aile şirketlerinin durumuna bakın. Üç beş istisna dışında hepsi ayaktadır, işler yolunda gitmektedir. Böyle bir durumda farklı bir yapının var olması gerektiğini zannederek bunun üzerine inşa edilmiş zannedişlerle “bu aslında böyle başarılı olmamalıydı çünkü şöyleyken şöyle” gibi konuşulur işletme ve ekonomi dergilerinde. Ama sonuçlar değişmez. Kurumsallaşmanın hem kavram olarak kendisi hem de mutlaka gerekli olduğu inancı bir zannedişten ibarettir.

İlerleyen günlerde zannedişleri incelemeyi sürdüreceğiz.

Zannedişler 1

26 Nisan 2008 Cumartesi 19:36, Osman Seyit Börütecene

Böyle bir konuyu tek bir yazıda toparlamak mümkün değil. O nedenle birkaç yazıya bölerek uzun soluklu bir seri yaratmaya karar verdim.

Kişisel değişim alanındaki yazılara en son “bahara doğru koruyucu yaşam koçluğu” başlığında üç yazıyla devam etmiştim. Burada bu konuya da yeniden değineceğim.

Zannedişler başlığına dikkatinizi çekmek istiyorum. Hayatta başarabildiklerimizi ve başaramadıklarımızı etkileyen en önemli şeylerden biri bazı şeyleri olduğu gibi bilmekten ziyade öyleymiş gibi zannetmekten ileri geliyor. Başarıdan ya da başarısızlıktan daha önemlisi ise hayal kırıklıklarımız. Hayal kırıklıklarımız, üzüntülerimiz ve bunların bizi yönelttiği depresyonda da zannedişlerin oynadığı rol çok çok büyük.

Bu zannedişlere bir örnek, gerçekçilik adı altında kötümserlikmiş gibi görünen ama aslında kötümserlik maskesine bürünmüş aptal bir iyimserlik olabilir. Ne demek istediğimi örneklerle açıklamaya çalışacağım.

Bundan bir ay kadar önce bahar aylarında aşk meşk konularını ele alırken gelen yorumlara özellikle önem verdiğimi belirtmiştim. Bugün gelen bir yorumda da aynı şey oldu. Yorumda deniyor ki, bir erkek bir kadına “seni görünce aklım başımdan gidiyor” derse onun gözünde ezik bir hale bürünürmüş. Dolayısıyla o kadını da elde edemezmiş.

Ne kadar iyimsersiniz farkında mısınız? Ne kadar şuursuzca bir iyimserlik barındırıyor bu yorum? Görünürde gerçekçilik kisvesine bürünmüş bir kötümserlik gibi duruyor. Çünkü ardındaki fikir hayatta sert olmak, dik durmak gibi gerçekçi yaklaşımlara dayanıyormuş gibi. Ezik gibi durmayacaksın ve kadına seni görünce aklımı kaybediyorum demeyeceksin. Ha sen bunu demezken de, kadın senin içinin içini yediğini bilmeyecek anlamayacak… Ne kadar iyimsersiniz farkında mısınız? Hayatta sertlik rolü yaparak bir yerlere varılabileceğini zannetmekten daha aklı bir karış havada bir iyimserlik söz konusu olabilir mi?

İşte bunlar hayattaki zannedişler. Sürekli güleryüzle dolaşan bir insanın içindeki şeytanı görememek, size iyi hatta çok çok iyi davranan birinin ezik biri olduğunu ve ondan hiçbir zarar görmeyeceğinizi düşünmek kadar büyük bir iyimserlik olabilir mi?

Madem öyle zannediliyor peki neden o zaman tarihteki en büyük savaşçılar düşmanları bir karınca olsa bile onları ciddiye almışlardır? Neden en büyük liderler en ufak bir terslikte fevri çıkışlar yaparak yılanın başını küçükken ezmeye çalışırlar?

Zannedişlere bir başka örnek ise insanların yaşam koçluğu, psikoterapi, ve buna benzer konulara karşı sergiledikleri yaklaşım ve çizdikleri toz pembe tablodur. Önemli rollerinden birini Robert de Niro’nun oynadığı Analyse This adlı filmden bir replik bunu çok iyi anlatır. Mafya babası rolündeki Robert de Niro psikoterapistin karşısına oturur ve der ki: Beni iyileştir ama sakın bir ibneye dönüştürme! Burada ibne derken bir yumuşaklıktan, bir toz pembelikten, bir çiçek böceklikten bahsediliyor. Sonra gerçekten psikoterapinin ya da yaşam koçluğunun ya da benzeri bir çalışmanın içine girenler bu çalışmaların ne büyük sertlikler (hem de zannederek falan değil, porselen sertliğinde gerçek sertlikler) içerdiğini anlarlar. Zaten bu aşamada gerçekçilik adı altında kötümsermiş gibi görünüp ve ama aslında aptalcasına iyimser olanlar bu sürece dayanamazlar. Genelde çeşitli bahaneler uydururlar ve bu tür süreçlerden kaçarlar.

Zannedişleri ben salt bireysel bazda ele almıyorum. Toplumsal bazda da anormal zannedişlerle yaşıyoruz. Örneğin din alanında, İslam’ın Kuran’a göre yaşanmıyor olduğu gerçeğinin farkında mısınız? Bir örtünmenin, bir kurbanın, bir sadakanın Kuran’ın anlattığı din yerine insanların zannettiği İslam üzerine kurulu olduğunun farkında mısınız? Bu konuda ne kadar gerçekçi, ne kadar iyimser, ne kadar kötümser olduğunuzun farkında mısınız? Neleri gerçeklere göre ve ayaklarınız yere basarak kabul ettiğinizi, neleri aşırı iyimserlik ve zannedişler içinde kabullendiğinizi biliyor musunuz?

Bir doğu felsefesi dendiğinde mesela, aklınıza neler geliyor? Hiçbir şeye zarar vermeyen, kılını kıpırdatmamaya yemin etmiş Budist rahipleri mi hayal ediyorsunuz? Yoksa ikinci dünya savaşında A.B.D. nin donanmasını neredeyse yok etmek üzere saldırıya geçen Japonların da bir savaş tanrıları olduğunun ve tam bir uzak doğu felsefesi sertliğinde saldırdıklarının farkında mısınız?

Bir sonraki yazıya kadar, kendi zannedişlerimiz etrafında düşünmeye davet ediyorum sizi.

İnternet okur yazarlığı semineri 2

25 Nisan 2008 Cuma 12:25, Osman Seyit Börütecene

Aralık Derneği’nde verdiğim internet becerileri konulu eğitimin ilk kısmı dün sona erdi. Şimdi haftaya ikinci kısma başlayacağız. Yine Perşembe 11:00 13:00 saatleri arasında 4 hafta boyunca internet becerilerimizi geliştireceğiz.

İlk seminer toplanan küçük grubun bilgi seviyesi doğrultusunda şekillendi ve programı biraz daha basitleştirdim. Dolayısıyla ileri düzey internet becerileri konusunda bir şey kaçırmış sayılmazsınız.

Hal böyle iken haftaya Perşembe başlayacağımız seminer ve eğitim hem ilkinin devamı niteliğinde olacak hem de ilk planladığım ileri internet becerilerini içeren bir eğitim niteliğinde olacak.

Bu tür konularda herkesin merakını gideren bilgiler vermek zordur hatta bazen imkansızdır o yüzden merak ettiğiniz ve ilgilendiğiniz konularda bana bir mail atmanızı rica edeceğim: osmanborutecene@gmail.com

Atacağınız mailde “ben şu konuyu öğrenmek istiyorum bu eğitim benim işime yarar mı?”, “youtube’a video yüklemek istiyorum beceremiyorum bu eğitimden sonra bunu yapabilir miyim?”, “bu eğitimden sonra kendi web sitemi yapabilecek miyim?” gibi sorular sorabilirsiniz, daha burada benim aklıma gelmeyen sorular da sorabilirsiniz. Adım atmanız önemli :)

Merhaba!

osman

Site İçi Arama

Sayfalar

Arşiv

RSS

Site Map

Sosyal Mevzular

Standartlar