alemlerin aslı hayaldir

Bir Sabah Uyandığımda Köşe Yazarıydım

Bir kısa öykü yazmayı denemeye karar verdim. Aşağıda okuyacaklarınız tamamen kurgudur. Kahramanların gerçek hayatla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Biri hariç…

Üniversitenin son dönemine gelmiştim. Bir an evvel final döneminin de gelip geçmesini bekliyordum. Hazırlıklıydım. Heyecanlıydım. Elime bir kitap alıp uyumak üzere yatağa uzandım. Yorgundum, kısa sürede uykuya dalmış olmalıyım.

Uyandığımda köşe yazarıydım. Bunu nasıl anladım bilemiyorum. İlk aklıma gelen gözlerimi açıp elimi yüzüme götürdüğümde sakallı olduğumu hissetmemdi. Saçlarım da uzamıştı. Ellerime baktım, sanırım yaşım da ilerlemiş, kırklarımın ortalarına gelmişim. Ne kadar korktuğumu anlatamam. Düşünsenize bir gecede değişmek. Hem de öyle hamamböceği olmak falan değil, köşe yazarı olmaktan bahsediyorum.

Ürperti içinde banyoya koştum. Korka korka aynaya baktım. Of! En azından biraz olsun elim yüzüm düzgündü. Sonra aniden aklıma bir telaş düştü. Yarının yazısını yetiştirmek zorunda olduğumu tuhaf bir biçimde farkettim. Sonra ardı ardına sanki onyıllardır gazeteciymiş gibi çalıştığım gazeteyi, adresini, kapıda bekleyen arabamı farkettim. Anlatması zor, gerçekten çok zor…

Soluğu ofiste aldım, beni tanıyan insanları ayırdedemiyordum ama yine de çok da yabancılık çekiyordum. Bir an evvel sorumluluktan kurtulmak için bir sonraki günün yazısını yazmak üzere bilgisayarımın başına oturdum.

Kendime ait bir odam vardı. Demek ki sıradan bir köşe yazarı değildim. Ben daha çok köşe yazarlarının evlerinden yazı yetiştirdiklerini düşündürdüm. Ama bazıları basının baldan tatlı nimetlerinden faydalanmak için orada bir kulübeleri olmasını tercih ediyorlarmış.

Her neyse, masamda bir not buldum. Öğlen yemeği teklifiydi. Reklam koordinatörlerinden birinden gelmiş. Allahım ben şimdi bu kadının kim olduğunu nasıl anlayacağım? Belli ki önceden tanışıyoruz. Zaten daha bir sabah aniden değişmiş olmanın şokunu atlatabilmiş değilim. İyisi mi ne yazacağımı düşünerek devam edeyim.

Hükümete yüklensem? Ama sonra patronlardan zılgıtı yerim. Futbol yazısını daha dün yazmışım, oraya da sığınamıyorum. İyisi mi ben biraz aşk, biraz kadın yazayım.

Bu nereden aklıma geldi şimdi? Ben normalde işi gücü internet peşinde koşturmak olan, boş zamanlarında da okulda derslerine giren biriyim. Hmmm. Dönüşüm böylesine sakat bir şey demek ki.. Düşünceler insanın zihnine doluşuyor.

Kadınlar… hmm evet kadınlar gizemli yaratıklar. Ama bunu zaten herkes biliyor o zaman oradan girmek olmaz. Belki kadınların gizemli olduğunu direkt olarak yazmayıp da başka kelimelerle süslersem o zaman yazıyı uzatma şansım da olur. Yanına da hayatta olmayan az tanınmış ama belli bir çevrenin adını bildiği iki üç ortadoğulu düşünürün lafını eklersem olay tamamdır.

Evet, yazıyorum.

Ayşe, yirmilerinin sonunda hoş bir kadındı. Rüzgarda buruşan mavi elbisesi ve ipek sarısı saçları… hay allah. Buruşan elbise çok rahatsız edici bir tanım oldu.. Orhan’ın kitaplarına mı baksam biraz… evet neyse…

… Bir kaç saat sonra;

Günü atlattık gibi. Yazı da biraz baştan savma oldu sanırım ama neyse. Hiç yoktan iyidir. Şimdi içinde bulunduğum bu tuhaf durumu çaktırmamak için akşam Yakup 2′ye sızmam gerekiyormuş. Bunu da nereden bildiğimi bilmiyorum ama içimdeki ürperten ses böyle söylüyor.

(sürecek)

Benzer yazılar:


Rastgele yazılar:

1 Comment to Bir Sabah Uyandığımda Köşe Yazarıydım

  1. 15 May 2007 at 17:03 | Permalink

    Görünüşe göre Gregor Samsa bu hikayenin kahramanından daha şanslıymış. Hiç olmazsa hamamböceği‘ne dönüşmüş, düşünsenize atom bombası atılsa da yaşamını hiçbir şey olmamış gibi sürdürecek! Bir şansı daha var: Coğrafik olarak konumu da iyiymiş; Türkiye’de bir sabah uyanıp da hamamböceği olduğunu farketse, kafasına her an terlik/sinek kovucu/katlanmış gazete inebilir, ne olduğunu da anlamazdı! :-p

    Yazar tayfasına ait görüşlerimin bir kısmını, yoğunluklu olarak bloğumu yazmaya başladığım dönemin ilk yazılarından birinden okuyabilirsiniz.