alemlerin aslı hayaldir
Reiki, aikido, bonzai,… bunlar size birşey ifade ediyor mu? Reiki elle iyileştirme sanatı, aikido bir savunma sanatı, bonzai en fazla yarım metrelik minyatür bir ağaçla aklını yeme sanatı vs. vs.
Bunlar hep uzakdoğu kültüründen gelen kavram ve uygulamalar. Ancak biz bunları batıdan öğrendik. Nedeni, batının doğu kültürlerinin sofistike bilgisine tecavüz edip onları kendi mutfak robotlarında rahat yenebilir hale getirme çabaları. Bizim gibi batılılar için yani.
Burada, bu kez, batı deyince ben Amerika Birleşik Devletleri’ni anlıyorum. Avrupa pek bahsettiğim kategoriye girmiyor çünkü bu bağlamda Amerika, Avrupa kültürünün de kanını emdi.
Batının doğu kültürüne tecavüz etme biçimlerinden biri özetlemek. Binlerce yıl içinden gelişe gelişe gelmiş, belli bir kristalizasyona ulaşmış bir bilgeliği özetlemeye kalkıyorlar. Bunu bazen cep kitabı yayınlamak amacıyla yapıyorlar, bazen kısa bir eğitim satabilmek için yapıyorlar. Bazen de salt o öğretileri ortadan kaldırmak için yapıyorlar.
Birşeyi özetlemek, ana hatlarını ortaya çıkarmak, bir ana fikir belirlemek… bunlar bir kavramın özünü naaparım da kaçırırım sorularının en doğru yanıtlarıdır. Çünkü özellikle kavramsal metinlerde, yani öğretiler gibi, romanlar gibi, vs., esaslar satır aralarında gizlidir ve bunlardan bir ya da iki tane değil çok çok sayıda vardır. Üstelik, bunları özetlemeye kalkarsak yorum sokarız işin içine.
Bir başka tecavüz etme biçimi doğu mutfaklarını fast food olarak ele alıp kendilerine benzetmeye çabalamak, benzetememek, rezil olmak.
Bir başka tecavüz etme biçimi doğunun çağdaş yaşamını ele alıp bunu arkaik ve ilkelmiş gibi göstermek; sensin ilkel!
Son zamanlarda yazarken sinirlenmek gibi bir huy geliştirdim, sezgilerim bunun iyi birşey olduğunu söylüyor. Sevgiler.


28 Eylül 2007 01:31
Ne kadar güzel özetlemişsin kültür emperyalizmini. Bu haltlar özellikle Amerika Birleşik Devletleri ya da Avustralya gibi Avrupa’nın ne idüğü belirsiz paçavralarının sürüldüğü, sömürge/koloni topraklarından çıkıyor. Avrupa safralarını buralara yolladı, oralarda da “insanlık ötesi” yaratıklar türedi. Bkz. George W. Bush vb.
Eskileri bilenlerin, araştıranların, öğrenmek isteyenlerin, gerçek bilgeleri okuyanların, anlattığın türde “fast food”, “post-modern”, “new age” zırvalarına ne ihtiyaçları vardır, ne de bunları yerler.
Yeri gelmişken, post-modernizm’den sonra gelmesi muhtemel felsefi ekolü “boktanlık“ olarak tanımlayan ve tarif eden sevgili yevgenizamyatin‘e, buradan bir defa daha saygılarımı sunarım.
29 Eylül 2007 01:16
Sana bunu daha önce de linklemiştim ama, okuyamayan, kaçıranlar için bir defa daha, Perihan Mağden‘den geliyor:
‘The’ Secret
7 Ekim 2007 07:27
Osman Seyyit Börütecene iyi niyetine saygı duyuyorum ama sabah şeriflerin hayırlıolsun dmekten kendimi alamıyorum. Bunlar malumu ilamdan başka bir şey değil.
A. O Börütecene ile bir ilgin var herhalde …
Kolay gelsin.
7 Ekim 2007 11:36
redcrane19: nick’iniz harika! ama yazdıklarınızdan birşey anlamadım.
bunlar zaten oluyor bir de üstüne konuşmaya gerek yok mu diyorsunuz? yani hem düzülüyoruz hem de elaleme açık etmeyelim bari gibi mi?
salt siz ne olup bittiğini anladınız diye bunları anlatmayacak mıyız? bir yerde lafını edince yeni anlamış mı oluyoruz?
Bu arada adım da Seyyit değil Seyit’dir. A. O. Börütecene diye birinin çıkaramadım biraz açmak gerekiyor bu konuyu.
9 Ekim 2007 13:00
Merhaba SEYİT
İyi niyetine hâlâ saygı duyuyorum. Ama bu kadar tehevvüre gerek yok, sakin ol. Bak yazdığını okumuş, değer vermiş, fikrimizi söylemişiz. Değersiz bulduysan, söylenmedi sayarsın olur biter. Tekrar ifade edeyim. Sadece “malumu ilam” etmeyi sana yakıştıramamıştım, o kadar. Hakikaten söylediklerin hiç yeni şeyler değil. Buna karşı ne yapmak, masıl karşı durmak, bu hücumu, tecavüzü, saldırıyı durdurma, önleme, maruz kalmama hususunda söz söylemek daha iyi olmaz mı? Mesele tespit edilmiş, tekrar tekrar tespit ne işe yarar? Tedavi yolunda çaba göstermek daha iyi olmaz mı? Yoksa konuşmanı engellemek, sesini kesmek, söz söyletmemek gibi bir niyet asla söz konusu değil. Buna lüzum da yok. Bu bakımdan tek kelimeyle “ayıpsın” yani. Hele hele senin aklından geçen “hem bir şenî fiile maruz kalıyoruz hem de elaleme açık etmeyelim bari gibi” ibaresi bizim köyümüzden bile geçmiyor. Çünkü bu teşbih buraya uygun değil. Aslolan nerde durduğuna, nerede duracağına, nerede durulması gerektiğine bakmak. Mesela bahsettiğin husustan bu ülkede hiç rahatsız olmayan hatta batılılarla birlikte çalışan insanlara diyecek birşeylerin yok mu? bence vardır, onları dillendir Seyit..
Seyit deyince, “Seyyit” hususunda hassasiyet göstermenden alıgan olduğunu çıkarıyorum. Alınmaya değmez. Çünkü kelimenin aslı “seyyid”… Bizde bazan doğru haliyle seyyid, seyyit, seyid ve seyit şeklinde kullanılıyor. Birleşik yapılarda, “seydali” ve seydosman”da olduğu gibi orta hece ünlüsünün düşmesiyle seyd şeklinde de kullanılmaktadır. “Kurtseyt” şeklinde bir birleşik kullanılışı da eklemek yerinde olur. Hatta doğrudan “seyt” şeklinde kullanıldığını görmek de mümkündür. Bütün bunlar kelimenin aslının seyyid, yahut Türkçe telaffuzla seyyit olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz Seyit. Kelimenin anlamına değişik lügatlerden bakılabilir.
Benim takma adıma gelince bir Keskin türküsünden geliyor:
«Allı turnam bizim ele varırsan
«Şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle».
“Allı turna” ibaresini, yıllar önce New York’ta, amerikan gâvurcasına tercüme ederek oluşturmuştum. Teşekkür ederim, ama harika olduğunu sanmıyorum. Böyle şeyler “harika” sıfatıyla nitelendirilemezler. Harika değil ama güzel, hatta çok güzel. A.O. Börütecene ile ilgin yolmadığı anlaşılıyor, üzerinde konuşmaya gerek yok.
Bilvesile selamlar Seyit.
Redcrane19
9 Ekim 2007 15:49
@redcrane19: tamam eyvallah aldım kabul ettim, benden de selamlar.
sorunlara çözüm getirmek aşamasında şöyle bir engel var. bizim burada konuştuklarımız belki de buzdağının görünen kısmı ve birçok insanın bu kadarından bile haberi yok. şimdi insanlara gerçekte ne olup bittiğini daha açık seçik net biçimde anlatırsak bunu herkes kaldıramaz. midesi kaldırmaz insanların. bazısı palavra der, bazısı hayata küser.
mesela kurtlar vadisini düşün. ben o diziyi enine boyuna izlemedim, toplasan toplasan bir bölümün tamamını ya izlemişimdir ya izlememişimdir. ama konuyu enine boyuna biliyorum. kurtlar vadisini izleyen, orada olup biteni gören anlayan insanlar bile bunu bir dizi olarak kabul etmedikleri sürece çıldırırlar. çoğu insan, “böyle şeyler enteresan şeyler ama heralde bu kadarı ancak dizilerde olur” deyip geçiyor. çünkü ortalama bir insan psikolojisi bu kadar üçkağıdı kaldıramaz.
belki insanları hafife aldığımı düşüneceksin ama değil. durum gerçekten böyle.
böyle bir ortam içerisinde ise kişisel gelişimin çok büyük önem taşıdığını düşünüyorum ve bu nedenle çalışmalarımı bu alanda yoğunlaştırdım hatta farkındaysan kariyer değişikliği içindeyim bunun uğruna.
yani çözüm arıyorsak dünyanın haline, kişisel gelişim, kişisel farkındalık seviyesinin artması çözümün çok çok önemli bir parçası.
şu anda dünyada ne olup bittiğini tamamen farkeden birinin ilk tepkisi büyük ihitmalle öğüre öğüre kusmak olacaktır. o nedenle de ne olup bittiğini yavaş yavaş, kademe kademe anlatmak lazım.
şimdilik böyle. iyi niyetin için teşekkür ederim.
10 Ekim 2007 00:30
Seyit
Madem böyle düşünüyorsun işin biraz zor olacak. Ne diyeyim kılıcın keskin olsun. Ama yine de “Batının savcılarına doğu aleyhine şahitlik eden, deliler oluşturan, hatta ihbarlarda bulunanlar” hakkında biraz pala sallamanın yahut ter dökmenin hepimiz için iyi olacağı hususunda ısrar ediyorum. Ama sen «Bir gamlı hazânın seherinde ısrâra ne hacet yine bülbül?» diye sonuçsuz bir soru sorabilirsin. Çünkü benim söylediklerimin bir bakıma medlûlü yahut mazmûnu böyle birşeydi. Yani bu soryu aslında ben sana sormuştum. Cevabı da içindeydi.
«Bir gamlı hazânın seherinde ısrâra ne hacet yine bülbül?
«Bil kalbimizin bahçelerinde can verdi senin söylediğin gül.»
Yani ben bu filmi çok iyi hatırlıyorum Osman Seyit. Adın da güzel biliyor musun?
Haydi Allah kolaylık versin bakalım.
Bilvesile selamlar.
Redcrane19
10 Ekim 2007 00:31
Seyit
Madem böyle düşünüyorsun işin biraz zor olacak. Ne diyeyim kılıcın keskin olsun. Ama yine de “Batının savcılarına doğu aleyhine şahitlik eden, deliller oluşturan, hatta ihbarlarda bulunanlar” hakkında biraz pala sallamanın yahut ter dökmenin hepimiz için iyi olacağı hususunda ısrar ediyorum. Ama sen «Bir gamlı hazânın seherinde ısrâra ne hacet yine bülbül?» diye sonuçsuz bir soru sorabilirsin. Çünkü benim söylediklerimin bir bakıma medlûlü yahut mazmûnu böyle birşeydi. Yani bu soryu aslında ben sana sormuştum. Cevabı da içindeydi.
«Bir gamlı hazânın seherinde ısrâra ne hacet yine bülbül?
«Bil kalbimizin bahçelerinde can verdi senin söylediğin gül.»
Yani ben bu filmi çok iyi hatırlıyorum Osman Seyit. Adın da güzel biliyor musun?
Haydi Allah kolaylık versin bakalım.
Bilvesile selamlar.
Redcrane19
13 Kasım 2007 19:55
osman harikasın ya.tam dediklerimi dedin.
11 Mart 2008 16:24
Madem eleştirilere açıksınız eleştirdiğiniz şeyi niye yapıyorsunuz.Ne büyük bir ironidirki batının doğu kültürlerine tecavüz etme biçimleri başlığı altında yazı yazıp ve yaşam koçluğu yapıyorsunuz.
1/Yaşam koçluğu ne zamandan beri doğu kültürüyle bağlantılı?
2/Yaşam Koçu sıfatı nerden alınır?Ne cürretle böyle bir sıfatı insan kendine yakıştırır?
3/Siz koçsanız karşı taraf koyunmu oluyor?
Biraz silkelenip kendimize gelelim lütfen.
11 Mart 2008 18:14
@timekeeper: elmalarla portakalları değil filleri karıştırmışsınız. bu yorumunuza başlı başına bir yazıyla cevap verip aydınlatmaya çalışacağım. linki de buraya ve mailinize yollayacağım.
11 Mart 2008 18:46
@timekeeper: yazı yazacağım dedim ama yorumunuzu bir daha okuyunca ona da gerek olmadığını anladım. kestane kebap acele cevap veriyorum:
“madem eleştirilere açıksınız eleştirdiğiniz şeyi niye yapıyorsunuz” demişsiniz. bu ne demek ben anlayamadım? eleştirilere açığım ve dolayısıyla eleştirilecek bir şey yapmayacağım diye anlamsız bir yemin etmiş değilim.
“Ne büyük bir ironidirki batının doğu kültürlerine tecavüz etme biçimleri başlığı altında yazı yazıp ve yaşam koçluğu yapıyorsunuz.” yahu ironi bunun neresinde? nasıl bir bağlantı kurdunuz bir açıklarsanız sevinirim.
sorular sormuşsunuz, sorulara geçiyorum:
1/Yaşam koçluğu ne zamandan beri doğu kültürüyle bağlantılı?
yaşam koçluğu doğu kültürüyle bağlantılı falan değil bunu nereden çıkardınız?
2/Yaşam Koçu sıfatı nerden alınır? Ne cürretle böyle bir sıfatı insan kendine yakıştırır?
yaşam koçu sıfatını insan hiçbir yerden almaz. benimki gibi bir cüretle insan bu sıfatı kendine yakıştırır. bu konuyu birden fazla yazıda analiz edip yazdım, daha da devam ediyorum. derdiniz ne? daha açık söyleyin lütfen.
3/Siz koçsanız karşı taraf koyun mu oluyor?
bu sorunuz pek ciddiye alınacak gibi değil ama ben yine de ciddiye alıyorum, adam yerine koyuyorum: ben koçsam karşı taraf koyun olmuyor. koçluk kelimesi maalesef berbat bir çeviridir. günlük dilde böyle kullanılıyor.
“Biraz silkelenip kendimize gelelim lütfen.” demişsiniz, ben gayet kendimdeyim siz lütfen kendi yorumunuzda kurduğunuz bağlantılara bakarak dehşete düşün ve kendinize gelin.
14 Mart 2008 18:37
1_ Eleştirdiğiniz şeyi niye yapıyorsunuz derken madem batının doğu kültürüne tecavüz ettiğini söyleyen biri olarak kendinize seçmiş olduğunuz sıfattan(Yaşam koçluğu) bahsediyorum.Yani böyle bir eleştiri yaparken kendinizide bu grubun içinde bulmamanız şaşırtıcı doğrusu.Yaşam koçluğunun doğu kültürüyle bağlantılı olmadığını bende biliyorum ,zaten tüm yukarda belirttikleriniz gibi bununda batıdan geldiği için, yazınızı eleştirdim ve ironik buldum.
2_ Yaşam koçluğu sıfatı nerden alınır?Kendinizinde açıkca belirttiği üzere “Berbat bir çeviri” olmasına rağmen ve kesinlikle belirli bir bilinç düzeyine erişmiş bir insanın böyle bir sıfat adı altında ortalıkta dolaşmasıda garip.Danışman olabilirsiniz psikolog olabilirsiniz yada bilginizi paylaştığınız bir ortamda konuşmacı olabilirsiniz ama yaşamda bilir kişi olamazsınız unutmayın yaşamda herkes amatördür .
Kendimize gelelim şahsınıza değil yazınıza yapılan eleştiridir.Lütfen yanlış anlamayınız!Eğer anladıysanızda özür diliyorum.