alemlerin aslı hayaldir
Türkiye’de çok yanlış anlatılan ve herkesin çok yanlış algıladığı bir konu Avrupa Birliği.
Bunun böyle olmasının iki ana nedeni var. Basında AB’nin ele alınış biçimi ve bizim beceriksiz, kişiliksiz, teslimiyetçi dış politikamız.
Avrupa Birliği sadece Türkiye’ye zorluklar yaşatmak amacıyla kurulmuş bir organizasyon değil. Avrupa Birliği, katılmakta ve uyum sağlamakta bütün üye ülkelerin zorluklar yaşadığı bir birlik. Örnek olarak Romanya’yı, Çek Cumhuriyeti’ni falan örnek vereceğimi sanmayın. Avrupa Birliği birçok açıdan Almanya’yı, Fransa’yı, İtalya’yı, İspanya’yı, İngiltere’yi ve daha birçok ülkeyi zora sokan bir kurum, kavram, birleşme çabası.
Bizde AB’ye dair haberler seçerek veriliyor. Halkın AB’ye “gıcık” olacağı haberler veriliyor sadece. AB konusu objektif bir biçimde ele alınmıyor.
Türkiye’nin üyeliği sürecinde de Türkiye AB’ye bir anne, baba, ağabey, öğretmen; yani lafın kısası bir büyük, bir otorite gözüyle bakıyor. Çocukça bir yaklaşım. Bunun temelinde Türkiye’nin tuhaf eğitim sistemi yatıyor. Türk eğitim sisteminde kanaat notu diye bir şey vardır. Buna göre uslu duran sınıfı geçer. Çocuk “efendiyse”, “usluysa” “çaba gösteriyorsa” hatta çalışkan ama gerizekalıysa öğretmen kanaat notunu kullanır ve çocuk sınıfı geçer. Çocuğun dersten aldığı notun bir önemi yoktur. Konuyu öğrenip öğrenmemesinin de bir önemi yoktur. Hatta bu sistem sayesinde sınıfları geçe geçe üniversiteye girmeyi becerirse bu çocuk, aniden karşılaştığı başarısızlıkla büyük bir bunalıma girer.
Şimdi Türkiye de bir öğretmen, bir büyük olarak gördüğü AB’den kanaat notu bekliyor. Oysa AB Türkiye’den sınıfı geçmesi için dersleri öğrenmesini bekliyor. Demokrasi sınavını vermesini bekliyor, insan hakları sınavını vermesini bekliyor, sosyal adalet ve ekonomi sınavlarını vermesi bekliyor. Türkiye ise “bahsettiğiniz konularda çok çaba sarfettik alın teri döktük hadi artık bize sınıfı geçirtin” diyor. Türkiye için sonuçlar önemli değil çünkü Türkiye kanaat notuna alışmış ortaokuldan liseden. Yani bir derse çalışman önemlidir, çaba sarfet yeter, anlamasan da önemli değil.
Olmuyor tabii ki böyle.
Olmayınca da AB bir Eurovision şarkı yarışması ciddiliğinde değerlendiriliyor Türk basınında. “Hakkımızı yediler” yaklaşımı işte buradan geliyor. Onun tercümesi Avrupa kanaat notu kullanmadı demek. Yani çaba gösterdiğimiz halde bizi almıyor demek. Ama sen dersi öğrenememişsin, sınavlardan geçer not almamışsın ve burada kanaat notu yok.
Avrupa Birliği ile ilgili bir başka rezil ilişki biçimimiz de sergilediğimiz teslimiyetçi ve kişiliksiz politika. Bunun en büyük örneği de Turgut Özal’ın marifeti olan Gümrük Birliği anlaşmasıdır. Bu anlaşmayla üzerinde söz hakkımız olmayan maddelere uymak zorunda kalıyoruz.
Bütün bunlar bir araya gelince Türk halkına da Avrupa Birliği’ne “sinir olmak” kalıyor.
Oysa Avrupa Birliği muhteşem bir şey. Bütün Avrupa ülkelerinin uyum göstermekte zorlandıkları, bütün gün sabah akşam tartıştıkları, anlaşmazlığa düştükleri bir standartlar bütünü ve tek bir bayrak altında birleşmeye doğru giden uzun bir yol.
Büyük resme bakmak ve böyle anlamak gerek bunu.


18 Aralık 2007 23:50
Çok güzel bir yazı bu. Türkiye, AB yoluna adım attığından beri, bunca yıldır basın’dan bir kişi bile çıkıp, böyle sakin, aklıbaşında ve basit cümlelerle anlatamadı konunun özünü. Beynine, eline sağlık
19 Aralık 2007 01:36
son birkaç aydıryazılarını takip ediyorum, hepsinde çıkarıacak birçok sonuç vardı dolayısıyla hepsi yararlı yazılardı ama yaklaşımın ve verdiğin örnek olarak en iyisi bu diyebilirim.
eline sağlık.
19 Aralık 2007 06:07
teşekkür ederim.
20 Aralık 2007 03:03
Gümrük birliği bir başka güzide insan Tansu Çiller’in eseri değil miydi?
Diğer taraftan, AB ile TC arasında hiç bir şans olmadığı için, yapılan ve yazılan herşey, kedilerle köpekleri çiftleştirmeye çalışan bilim adamları hakkında yapılan yorumlar veya haberlerden daha fazla anlam taşımıyor.
27 Aralık 2007 12:36
çoğu fikirlerine katılmamakla berbaer bu düşüncen çok doğru ve haklı bir yaklaşım sergilemişsin.
31 Aralık 2007 10:44
Güzel yazın için teşekkürler.
23 Ocak 2008 12:42
[…] AB’ye dair milletçe duygu ve düşüncelerimizin ve hatta hareket tarzımızın çarpık ve yanlış olduğunu önceki yazılarımdan birinde anlatmıştım. […]