alemlerin aslı hayaldir
Güncelleme: İkinci videoyu yüklerken bir sorun olmuştu bunu düzelttim. Konuyu yorumlarda irdelemeye devam ediyoruz. Buyrun siz de ifade edin fikirlerinizi…
Seriye iki adet videoyla devam etmek istiyorum, önce videolarımızı izleyelim sonra da üzerine konuşacağız.
İlk video “Zorba the Greek”‘ten alıntı:
Bu da “Meet Joe Black”‘den:
Sizce bu insanları tutan nedir? Önceki yazılarda bir arkadaş tanışma fobisinden bahsetmişti. Böyle bir şey midir? Yakınlaşma korkusu mudur? Tam muhabbet ilerleyecekken insanın aklına telefon, elektrik, su faturalarının gelmesi midir? Nedir?
Videoları izleyelim sonra da bu sorulara yanıt, bu durumlara çözüm arayacağız ve bulacağız.


20 Mart 2008 09:44
İlk video şahane de ikinci videoyu Google Video sitesinde, ID’sini kaynaktan alıp açmaya kalktığımda bile “Böyle bir video yok.” diyor. İzleyebilen var mı?
20 Mart 2008 10:24
bende de ikinci video açılmadı, homoloji için aşırdım bile filmi :p
20 Mart 2008 12:05
Ben ıkı vıdeoyuda izleyebildim….İkisinin de de gözlemlediğim şey maalesef insanları KORKUlarının yönlendiriyor olması…..
İlk video tamamen korkuya esir olmuş iki ayrı kişiyi vurgularken,ikinci video korkuları ile cesareti arasında sıkışmış bir yandan da ya karşılıksızsa endişesiyle mücadele eden iki ayrı kişiyi vurgulamış bence….
20 Mart 2008 13:00
@baris, gaykedi: video’nun google’daki adresi:
http://video.google.com/videoplay?docid=7724133579857617901videodan çok şikayet geldi ve yeniden yükledim: http://video.google.com/videoplay?docid=2059548693536606688&hl=en20 Mart 2008 13:06
@Tevhide: korkudan bahsederek bu konuda anlatmak istediğim şeylerden birine gayet iyi yaklaşmışsın. “karşılıksızsa” endişesinde de haklısın ama bu da şu biçimde korkuya bağlanıyor: korkmama gerek yok, bunu hemen unutmalıyım, ne de olsa karşılıksız.
ne demek istediğimi biraz daha açayım: eğer insanlarda yakınlaşma korkusu varsa, bu o kadar rahatsızlık verici bir şeydir ki işin içine savunma mekanizmaları girer. “karşılıksızsa” endişesi, yakınlaşma korkusunu hasır altı eden savunma mekanizmalarından biri olabilir.
ilerleyen yorumlarda bu mekanizmalara dair daha çok örneğimiz olacağını tahmin ediyorum.
20 Mart 2008 14:38
Kesinlikle haklısın ama bişey eklemek istiyorum fazla konudan uzaklaşmadan…..yakınlaşma korkusu yaşayan insan kendi değerini yansıtamaz,ben kiiimmm o kim ,nasıl olur da beni begenır gıbı küçük düşünür…Dolayısıyla kendine savunma mekanizmaları geliştirir…
Mesela ;
Karşılıksızdır zaten = Denemeye bile değmez
:)
Dur önce karşı taraf bi adım atsın,bi görelim = Güven eksikliği
vss vss….
20 Mart 2008 14:50
@tevhide: aynen öyle. ve bu durumda el atılması gereken şey, yani kökten çözüm, kişinin yakınlaşma korkusu nedeniyle uydurabileceği bahanelerin gerçekçiliğini farketmek ve bunlara kanmamak. yani kişinin kendi kendini kandırma yollarını farketmesi ve buna dur demesi.
zaten karşılıksız olsa ne olacak, ama dünyanın sonu olarak algılanıyor çünkü savunma mekanizmasının bir mantığı yok.
20 Mart 2008 14:54
Tamam, ikinci video da çıktı şimdi sayfada.
Konuya gelirsek; bu korku bende de var. Hatta şu girdiğimiz (teknik olarak yarın gireceğimiz) bahar günlerinde yeni tanıştığım bir kızla konuşurken bile her türlü ihtimali hesaplayıp kafa yormaktan başım ağrıyor. Ağrımıyor da etkili olsun diye dedim.
Yani kıza öyle ölümüne aşık falan olmadım iki günde (ki o da sağlıksız olur artık, oha), ama hoşuma gitti işte. Kızla aramızda bir şey olması da pek mümkün, o ihtimalin varlığını hissedebiliyorum kızla olan konuşmalarımda fakat Allah kahretsin ki geçmişteki tecrübelerim beni, ettiğim her kelimeyi ve attığım her adımı düşündürmeye yönlendiriyor. Geçmişteki tecrübelerimde yaptığım bazı akılsızca hareketler veya düşünmeden sarf ettiğim gerzekçe sözler, ilişkimi veya başlamak üzere olan bir ilişkiyi zart diye bitiriverdi.
Yani hesaba katmamız gereken konulara;
- Düşünmeme ve fazla düşünme arasındaki dengeyi kurmak veya akışına bırakmak,
- Geçmiş tecrübelerden edinilen önyargılar sebebiyle oluşan temkin,
başlıklarını da eklememiz gerekir diye düşünüyorum.
Not: Osman, bir tecrübenin üstünde eşzamanlı olarak çalışmak ve hatta deney yapmak istersen yardımcı olabilirim. Cidden bak.
20 Mart 2008 14:54
Maalesef öyle…insanın her durumda %50 şansı vardır ve denemeden kimse bilemez……
Denedim ama olmadı ile bilmiyorum denemedim ki acaba olurmuydu !!!! ya da tuhh keske deseydımınn arasında daglar kadar fark var….
Kökten çözüm yöntemin de doğru …..bahanelerın arkasına sığınarak zaman boşa geçiyor..
20 Mart 2008 14:59
@barış: bunlar zaten bireysel çalışma konuları. nedeni ise basit: bir kişi aynı anda hem kendini kandırıp hem de kendini kandırdığı konudaki sorunu tek başına çözemez. çözebilse bile mevsimler geçer. bu nedenle tarafsızca dinleyip tarafsızca ayna tutabilecek biriyle çalışmak gerekir. işin özündeki mantık da bu.
20 Mart 2008 15:02
@tevhide: bahanelerin arkasına sığınarak zaman boşa geçiyor çünkü çoğumuz sonsuz zamanımız var zannediyoruz ve bir gün ölecek olduğumuz aklımızın ucundan geçmiyor. en iyiyi arama bahanesinin ardında bütün iyileri kaybediyoruz. acıklı tarafı ise gerçekte en iyiyi aradığımız falan yok, yakınlaşma korkularımız ve güvensizlik duygularımız (bazen de deneyimlerimiz) var.
bunlardan yola çıkarak tümevarım yapınca da hiçbir şey yaşanmamalı kararına varabiliyor birçok insan. oysa zamanın durduğu yok. “yaşamazsam ölmem” mantığı pek de doğru değil
20 Mart 2008 15:06
Çok doğru diyorsun ……
Bence iki taraf da istekli olmalı ve aynı risklere sahip olmalı …beklentiler yumağından ziyade karşılıksız ayna olabilmeli birbirlerine…Oysaki bizler senin de dediğin gibi yine en iyiyi bulcaz bahanesiyle birbirmize büyüteç ile bakıp kusurlardan yola cıkarak kendı yolumuza taş koyuyoruz…sonra yeni biri geliyor onda da vah ben hatalıydım bı daha asla öyle yapmam böyle yapmam diyerrek yola cıkıyoruz ve de yarı yolda kalıyoruz
:)
20 Mart 2008 16:47
Ben aslında konunun bir sonraki aşamasının yeterince dikkate alınmadığını düşünüyorum. Konu hep, kaydecek ne var, güven eksikliği, kişinin kendince uyguladığı savunma mekanizmaları üzerinden dönüyor.
Peki bir de şöyle düşünelim: Karşısındakine açılmakta güçlük yaşayan insan, zaten muhtemelen kendi içinde tereddütleri olan, kendine güvenini tam sağlayamamış bir kişidir. Diyelim ki, bu öğütler işe yaradı ve onu açılmaya teşvik etti. Olumlu bir tepki alabilir. Ama ya alamaz ise… Red cevabı alır, yahut daha da kötüsü karşısındaki tarafından terslenir ise ne olacak?
Ben hemen söyleyeyim, kaçınılmaz bir çöküş yaşayacaktır. Kafasında sorularla ve tereddütlerle hayatına devam ederken, bu defa devam edeceği hayatta sorular değil aldığı ve kendine güvenini bir daha tamir edilemeyecek bir noktaya taşıyan olumsuz cevapla yaşamak durumda olacaktır.
Her reddedilen kişi bu çöküşü yaşamayabilir belki ama, zaten bahsettiğimiz normal bir insan değil. Hassas ve kırılmaktan, incinmekten korktuğu için kendini geri planda tutan bir insan. Kendini geri planda tutuyor, çünkü kendinden şüphesi var. Onu açılmaya teşvik ettikten sonra alacağı red yanıtı, kendine olan tereddütütü sabitlemekten başka birşey işe yaramayacaktır. Üstelik bu çöküşle yaşadığı güven kaybı, hayatının iş, aile vs. alanlarına da yansıyacak ve içinden çıkılmaz bir sarmalın kapıları açılacaktır.
Bence işin bu yönü hep göz ardı ediliyor. Ben de bir insanın kendine güveninin zaman içinde gerekli yöntemlerle tedavi edilebileceğine inanıyorum elbette. Ancak aşk ve sevgi konusu çok hassastır. Sadece kendine güven, ne kaybedersin şeklinde bir yaklaşımın sonuçlarının çok ağır olabileceğini düşünüyorum.
Öyle ki, korkarım, zaten tereddütleri olan bir adamın alacağı red yanıt, geri dönüşü çok çok zor bir “kendine güvensizlikten emin olma” süreci başlatır. Ve bunun tedavisi hiç de kolay olmaz.
20 Mart 2008 17:09
Ben nerden bakılıyorsa o şekilde göründüğü inancındayım….Yani red yanıtını alınca yaşayacagı endıseyı hesaplayan kişi nedense olumlu bi tepkiyi hiç hesaba katmıyor.Doğal olarak da odaklandıgı negatif tepkiyi alıyor..Bu benim kişisel gözlemim….Kaldı ki kendi kendine öz eleştiri yaptıgında hıc degılse deneme cesareti gösterdiği için olumsuz yanlarından ders cıkarmamalı…bilakis şanslı saymalı kendini…
20 Mart 2008 17:27
Sayın Tevhide,
Siz olması gerekeni, ideal olanı söylüyorsunuz. Çok da haklısınız. Ben ise olacak olanı söylüyorum.
Güzel bir tartışma oluyor takip ettiğim kadarıyla, ve konunun ideal olan üzerinden değil somut olan üzerinden sürdürülmesinin daha doğru olacağını düşündüm naçizane.
21 Mart 2008 00:37
Merhaba,
Merhaba dedim çünkü aşktan şaşmış ve de aşmış biriyim. İnsan aşktan konuşacaksa ne gerek selama.
-İdeal ve somut- a koyup, başka bir boyut diyorum:
Babam kafası bozulunca ya da çok neşeli olursa ( ki aşk bu mu sevda bu mu ? ) mahallenin çocuklarına gazoz ısmarlardı. Herkese benden gazoz, - şakir- olana yok.
İki film birden:
Kim Ki Duk ?
- Spring, summer, fall, winter and spring
- Bin Jip ( Natasha Atlas - gafsa , dinlenilesi)
Aşık olursanız karşıdan karşıya geçerken dikkat edin. İki kere bakılacak sağa unutmayın.
İyi günner dilerim!
22 Mart 2008 22:19
Hello everybody, my name is Damion, and I’m glad to join your conmunity,
and wish to assit as far as possible.
24 Mart 2008 21:39
@ahkamkusu: söyledikleriniz konusunda farklı fikirde değilim, yani onaylıyorum doğru bir noktadan yaklaşmışsınız. ancak şunu ayırdetmek isterim, bu konuda yapılabilecek bireysel bir çalışmanın içeriği kişiyi gaza getirip harekete geçirmek değil. kişi hayalkırıkılığından kaçtığı için harekete geçmiyorsa o hayalkırıklığı mekanizmasını kırmak amaç.
25 Mart 2008 20:30
hep böyle mi olur?
taş kuyuda kalır
piyer loti oturur.
25 Mart 2008 21:06
Haklısınız ama hayal kırıklıklarını insan gün yüzüne kolay kolay cıkaramıyor…hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz…açılıp açılamama !!!! …Ben de aynı ikilemleri yaşıyorum büyük bi çoşkuyla teşebbüs ediyorum,arkadaslarımın cevremdekılerın (aman ne yapıyorsun bu kadar yüz verıp de sımartma
) tarzındaki eleştirilerine kulak asmadan… karsılık gormeyınce evet üzülüyorum kimi zaman koyveriyorum bazen de çözüm bulmaya çalışıyorum ama öğrendiğim tek şey herşeyin bi bedeli ve bi riski var… hislerini cesurca yaşamanın riski de reddedilmek dolayısıyla da hayal kırıklıgı yaşamak oluyor ….
Hayal kırıklıgı mekanızması nasıl çalışır bilmiyorum ama kırma konusunda kişinin mümkün oldugunca etrafındakılerle paylaşım ve diyalog halinde olmasının faydalı oldugunu düşünüyorum..
26 Mart 2008 14:12
Yine ilginç bir tartışma gelişmiş gelişmekte, red cevabı almanın nesi bu kadar kötü anlayamıyorum. Sonuçta henüz daha ölüp bitip aşık olmuş olmasına imkan yokken red cevabı almak neden insanları bu kadar korkutuyor bilemiyorum. Zaten açıklamadığın zaman da “0″ noktasındasın, red cevabını aldığın zaman da. Kaybedecek olduğun ne? Fazlaca şişirilmiş egon yara alıyor, (toplum, ailen, çevren tarafından şişirilmiş) O da gerçek sen değil, gerçek öz bunlarla yaralanmaz, bunu bir düşünün arkadaşlar. Bu arada sizi mimledim Osman.
27 Mart 2008 11:26
Osman Bey,
Sizin anlattığınız şeylere elbete ititrazım yok,olamaz da. Haklısınız. Ben sadece bu konuda bu tarz genel reçeteler çıkartılamayacağıma olan inancımı dile getirmek istedim. Çünkü bu tarz çekinceler ve güven eksiklikleri, sadece “birini gördüm açılamıyorum”la izah edilemez diye düşünüyorum. Bunun, kişinin geçmiş yalantısına dayanan, belki bilinçaltı belki bilinçsel bazı gelişmelerin sonucu olduğunu kabul eder isek, öncelikle kişinin yaşadığı tereddütün sebeplerini bulup teşhis etmek gerekir.
Dolayısıyla elbette bu konuda harekete geçip, yara alsa bile üstesinden gelebilecek insanlar çıkacaktır içlerinde ama, durum aksi şekilde de gelişebilir. Ben sadece bu konuda genel değil, kişisel reçetelerin işe yarayacağı ve sağlıklı olacağı kanatindeyim.
Düşüncem odur ki, kişi eğer aşk konusunda güven eksikliği yaşıyor ise bu, buzdağının görünen kısmı olabilir. Ve çok dikkatli teşhis edilerek tedavi edilmelidir.
28 Mart 2008 17:40
Merhaba Ahkam Kuşu, size de merhaba
Buz dağına oturmaya gitmezseniz, seyrederseniz korkulacak bir tarafı yoktur. Hem su çürürür, buz da erir.
Bu söylediklerim bilmem sizi ne kadar haklı çıkarır.
27 Nisan 2008 18:15
Osmancım, videoların açılmasında herhangi bir sorun yaşamadım. Bunu bilmeni istiyorum. İkinci videodaki filmi Mr. Pitt aşkına defalarca izlememe rağmen ilk film için hiç bir bilgim yok. Fakat ayakkabının toprakta çıkarttığı seslere bayıldım. Zaten ben sokakta koşan atların çıkarttığı nal seslerini de çok severim. . Ne alaka? Neyse. Konuya dönersem (Söyleyeceklerim sadece kişisel düşünce ve davranış biçmimdir. Kimseyi [kadın-erkek gibi] yargılamıyorum vs…);
1- Yanlış anlaşılmak. Zank!! diye aşık olunduğunda [-ki başıma gelmedi. Ben daha hafif manada hoşlanmak diyeceğim buna] çok hoşlandığınız bir kişi çıktığında ne yapacağınızı şaşırır kalırsınız. Saçmalamanın boyutu kestirilemez o anda… Bir taraftan da beyin sinyaller yollar. “Hööööyyttt! Napıyosun düzgün dur. Ne diyosun topla ağzını, hay salak! mantıklı olsana biraz” gibi şeyler. Benim ki en azından bu üslupta. Bu sebepledir ki; böyle (saçmalamak) bir durumda küçük düşmemek, karşı taraftan yavşak muamelesi görmemek adına ben de aynı davranırdım. Mesela, “Gidip dişlerimi fırçalamam gerekli.” Diyerek toz olmak gibi.. Al sana Amerikan tarzı romantik komedi filmi klişesi
2- Kadercilik. Böyle davranmış kişi(Ben); saçmalamamak adına daha da saçma sapan bir bahane bulup, korktuğu her şey başına gelmişken dönüp bir an önce sıvışmak ister. Ama aklı da ordadır. Bu yüzden döner ardına mal mal bakar. Ha genelde filmlerde her iki kişi aynı anda kafayı çevirmez yoksa büyü bozulur. Ama gerçek hayatta her iki kişi aynı anda kafayı çevirip bir de aptalca birbirine gülümsemek durumunda kalır. İşte o andan sonra aynen şöyle düşünüyorum. “Tüh bu sefer treni kaçırdım. Olmadı. Bişi de diyemedim. Ama olsuuun, kaderde varsa mutlaka tekrar görüşürüz.” Bu da kendi aptallığımı, cesaretsizliğimi hafifletme adına yaptığım bir mekanizmadır. (bkz: kadınlar için savunma sanatları)
İlk paragrafa dönüyoruz şimdi. ikinci videodaki sıska hatun Mr. Pitt’e “ya ne güzel oldu böyle karşılaştık. Gel şurada cafe var oturup kahve içelim, yahut gece dışarı çıkıp bir şeyler içelim mi?” deseydi. Ne kadar da muhteşem bir ilişki başlardı. Evlenirdi bile bunlar bir yıla kalmaz. Fakat ben yada (Türkiye’de ki herhangi bir hatun) aynı durumda olsam ve sıska kızın dediklerini karşımdaki X kişisine söylesem? Erkek şöyle düşünebilirdi (büyük ihtimalle hatta); “Yaa tamam hatun hoş, bakımlı, bişiler yapılabilir. Fakat keşke teklifi benden bekleseydi. Biraz fazla mı serbest ne? yok yok fazla rahat.” İşte bayanların (bağyan-kadın-kız neyse artık) çoğunun bu gibi durumlarda kendilerini açık etmemeleri ne aşkına, ne kendisine duyduğu güvensizlik, ne reddedilme korkusu, ne de ezikliktir. İlişkileri yönlendiren toplum ve toplumun kadın-erkek ilişkilerine bakış açısıdır ve kadın bu açıyı gayet iyi hesaplayabilmektedir. Erkek ve kadın burada çok keskin çizgilerle ayrılır.
Bu kadar..Oh rahatlardım. Uzun zamandır böylesine paldır küldür yazmıyordum. Yine de konu bu muydu emin değilim. Konu dışı bir şeyler söylemişsem okuyup geçiniz ve umursamayınız. Teşekürler, saygılar…